SAVÎ, Ahmedbin Muhammed

Ahmed bin Muhammed el-Halvetî Malikî mezhebi fıkıh âlimlerinden
A- A+

Malikî mezhebi fıkıh âlimlerinden. İsmi Ahmed bin Muhammed el-Halvetî'dir. Savî nisbetiyle meşhur olmuştur. 1175 (m. 1761) senesinde Mısır'da Nil Nehri'nin batı tarafında, “Saü'l-Hacer” denilen yerde doğdu. Babasının nesebi Muhammed bin Hanefiyye vasıtasıyla hazreti Ali'ye ulaşır. Annesi Buharalı seyyid bir ailenin kızıdır. Doğduğu yerde Kur'an-ı Kerim'i ezberledi. Sonra Ezher'e girdi ve burada ilim öğrendi.

Ardından Halvetî-Hifniyye tarikatının Derdiriyye kolunun kurucusu Ahmed ed-Derdir'e intisap etti. Ezher'de sonraları Mısır müftüsü olan mürşidi Ahmed ed-Derdir ile başta Şâzeliyye olmak üzere birçok tarikattan kendisine icâzet veren el-Emîrü'l-Kebîr es-Sünbâvî ve Muhammed Arefe ed-Desûkî'den Mâlikî fıkhı okudu. Şâfiî fıkhını Halvetî-Hifniyye şeyhi Abdullah eş-Şerkavî, Şeyh Hifnî'nin müridi Süleyman el-Cemel ve Şeyh el-Cennâdî'den tahsil etti.

1201 (m. 1786) yılında seyrü sülûkünü tamamlayıp hilâfet aldı. Sâvî, irşad faaliyetinde bulunduğu yıllarda bir yandan da Ezher'de ve Hazreti Hüseyin Camii'nde belâgat, fıkıh ve akait dersleri verdi. Üç sefer hacca gitti. 1241 (m. 1825)'te Medine-i Münevvere'de vefat etti. Hayatı hakkındaki bilgiler, beş Sâviyye müntesibi tarafından yazılan "Nurü'l-vüdde fî menakıbi ve keramati umdeti'l-evliya Seyyidî Ahmed es-Savî" adlı menakıbnâmeye dayanmaktadır.

Şâzeliyye ve Halvetiyye'yi kendisinde birleştiren Sâvî bir Halvetî şeyhi olarak faaliyet göstermiş, Şâzelî silsilesi Muhammed el-Kutubî ve Abdülhâfız bin Ali tarafından sürdürülmüştür.

Eserleri: Fıkıh, tefsir, kelam ve tasavvuf ilimlerinde derin âlim olup yazdığı kıymetli eserlerinin bazıları şunlardır:

1- Haşiyetün alâ Tefsiri'l-Celaleyn: Celaleyn tefsiri üzerine yazmış olduğu haşiyesidir. 1295'te Bulak'ta dört cilt hâlinde basılmıştır. 2- El-Feraidü's-seniyye ve'z-zehairu'l-aliyye şerhu'l-Hemziyye, hicrî 1303 Kahire'de basılmıştır. 3- Bülgatü's-salik li akrabi'l-mesalik: Malikî mezhebi fıkhının füruuna dair iki cilt hâlinde yazdığı eseridir. 1995'de Beyrut'ta basılmıştır. 4- Haşiyetün alâ (İthafi'l-mürid Şerhu) Cevheretü't-tevhid li'l-Lakanî, hicrî 1308 hicri de Kahire'de basılmıştır. 5- Haşiyetün li şerhi Tuhfatü'l-ihvan fî ilmi'l-beyan: Mısır'da basılmıştır. 6- El-Esrarü'r-Rabbaniyye ve'l-füyuzati'r-Rahmaniyye: Salavatü'd-Derdiriyye adlı eserin şerhidir. 1305'te Kahire'de basılmıştır. 7- Haşiyetün alâ Envarü't-tenzil li'l-Beydavî, 8- Haşiyetün ale'l-Harideti'l-behiyye li'd-Derdir fi'l-kelam: 1285'te Kahire'de basılmıştır. 9- Haşiyetün alâ Şerhi'd-Derdir li Muhtasarihi, 10- Şerhü'l-manzumeti Esmaillahilhüsna li'd-Derdir: Mısır'da tarihsiz olarak basılmıştır.

Celaleyn Tefsiri üzerine yazdığı dört ciltlik haşiyesinden bazı kısımlar:

Lokman suresinin; "Zat-ı uluhiyetime yemin ederim ki biz Lokman'a hikmet verdik ve Allah'a şükret dedik." mealindeki 12. ayet-i kerimenin tefsirinde buyuruyor ki: Lokman Aleyhisselam, Taruh bin Nahur bin Fahur'un oğludur. İbrahim Aleyhisselam'ın kardeşinin, oğlunun oğludur. Eyyub Aleyhisselam'ın kız kardeşinin oğlu olduğu da rivayet edilir. Eyyub Aleyhisselam'ın halasının oğlu olduğu, bin sene kadar yaşadığı ve Davud Aleyhisselam'a ulaştığı söylenir. Tefsir âlimleri onun hakîm (hikmet sahibi, vaaz edici) olduğu, peygamber olmadığı hususunda ittifak ettiler. Ancak İkrime ve Şa'bî peygamber olduğunu bildirdiler. Lokman Aleyhisselam'ın peygamberlikle, hakîmlik arasında serbest bırakıldığı ve hakîmliği tercih ettiği de rivayet edilir.

Rivayet edilir ki: Lokman Aleyhisselam gün ortasında uyuduğu sırada kendisine şöyle bir nida geldi: "Ya Lokman! Seni yeryüzüne halife kılmamızı, insanlar arasında hak ve adaletle hükmetmeyi ister misin?" Lokman Aleyhisselam o sese cevap verdi ve dedi ki: "Eğer Rabbim beni serbest bırakırsa, afiyet ve sıhhat isterim. Bela ve musibetten de muhafaza etmesini dilerim. Eğer sıkıntı ve bela da verirse, seve seve kabul ederim. Çünkü biliyorum ki Allahü teala bana bela ve musibet verirse, bana yardım eder ve beni onlardan korur." Bunun üzerine melekler, nereden geldiğini bilmediği bir sesle; "Niçin ya Lokman" dediler. Lokman Aleyhisselam buyurdu ki: "Hakîmlik, rütbelerin en sıkıntılısı ve en yükseğidir. Her tarafta mazlum kimseler olsa da adil olursan rahat ederler ve kurtulurlar. Eğer yoldan saparsan Cennet yolundan saparsın. Bir kimsenin dünyada zelil ve sıkıntılı olması, şerefli ve sıkıntısız olmasından hayırlıdır. Kim ahiret üzerine dünyayı tercih ederse, dünya ona fitne olur ve ahiret üstünlüklerine kavuşamaz." Bu sözlerine melekler şaştılar. Lokman Aleyhisselam, tekrar uyuyup uyandığı zaman, kendisine hikmet verildiğini anladı. Hikmetli sözler konuşmaya başladı.

Bundan sonra Davud Aleyhisselam'a hikmetli sözleriyle yardımcı oldu. Lokman Aleyhisselam'ın terzilik yaptığı veya koyun çobanı olduğu da nakledilir. Rivayet olunur ki: Lokman Aleyhisselam yolda giderken bir kimseyle karşılaştı. Lokman hikmetli sözler konuşuyordu. O kimse; "Sen filan çoban değil misin?" deyince Lokman Aleyhisselam; "Evet." dedi. O kimse; "Bu dereceye nasıl ulaştın?" diye sorunca; "Doğru söz söylemek, emanete riayet etmek ve malayaniyi (lüzumsuz işleri ve sözleri) terk etmekle ulaştım." buyurdu.

Hikmet: İlim ve ameldir. Bu ikisini birleştirmedikten sonra bir kimseye hakîm denilmez. Hikmet; emanete riayet etmek, marifet mânâlarına da gelir. Hikmet; "İnsanın gözüyle gördüğü gibi, eşyayı idrak etmesini sağlayan ve kalbde bulunan bir nurdur." da denildi. Lokman Aleyhisselam'ın onikibin tane hikmetli söz konuştuğu ve insanların o sözleri kendi sözleri arasına aldıkları söylenir.

Lokman Aleyhisselam, Davud Aleyhisselam'ın peygamber olmasından önce insanlar arasında hikmetli sözleriyle vaaz eder, fetva verirdi. Davud Aleyhisselam peygamber olarak gönderilince fetvayı terk edip ona ümmet oldu ve ondan ilim öğrendi. Allahü teala; "Lokman'a (Aleyhisselam) hikmet verdik ve hikmetten ihsan ettiğimiz şeye şükretmesini emrettik. Kim Allahü tealanın verdiği nimete şükrederse şükrünün faydası kendinedir." buyurdu.

Zira şükürle, nail olduğu nimetin hakkını eda ettiği gibi, nimetin devamına ve artmasına sebep olur. Çünkü şükürden istifade edecek kimse şükreden kimsedir. Eğer bir kimse küfran-ı nimetle Rabbine küfür eder, verdiği nimetin hakkını eda etmezse, küfran-ı nimetin zararı da kendinedir. Çünkü Allahü tealanın hiç kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur. Kullarından hiçbir kimse şükretmese, zat-ı uluhiyetine hiçbir zarar gelmez.

Allahü teala, Lokman'a hikmet verdiğini buyurduktan sonra Lokman'ın hikmetlerinden bazılarını şöyle beyan etti: "Habibim zikret şol zamanı ki; o zaman Lokman oğluna nasihat ederek şöyle demişti: Ey oğulcuğum! Allah'a şirk koşma! Zira şirk, büyük günahtır."

Lokman'ın oğlunun ismi; "En'am", "Meşkem" veya "Saran" olduğu söylenir. Denildi ki: Oğlu ve hanımı küfürde idi. Uzun müddet vaaz ve nasihattan sonra Müslüman oldular.

Rivayet edilir ki: Lokman Aleyhisselam, bir torba içine bir miktar hardal tanesi koydu ve yanına aldı. Oğluna mev'ıze mev'ıze (konu konu) nasihat etmeye başladı. Her bir nasihatından sonra bir hardal tanesini torbadan çıkardı. Nihayet torbadaki hardal taneleri bitti. Bunun üzerine oğluna dedi ki: "Ey oğulcuğum! Sana uzun müddettir vaaz-ü nasihat ettim. Eğer bu vaaz-ü nasihati dağa etseydim dağ parçalanırdı." Oğlu, nasihatları üzerine şirkten vazgeçip onun dinine döndü ve Müslüman olduktan sonra vefat etti.

Lokman Aleyhisselam'ın hikmetli nasihatlarından bazıları:

"Ey oğlum! Takvayı kendin için ahiret sermayesi edin. Çünkü takva, mal ve mülk ile olmayan bir ticarettir." "Ey oğlum! Cenazede hazır bulun, düğüne gitme. Çünkü cenaze sana ahireti hatırlatır. Düğün ise senin dünyaya karşı meylini arttırır." "Ey oğlum! Horoz senden daha akıllı olmasın. O her sabah zikir ve tesbih ediyor. Sen ise uyuyorsun." "Ey oğlum! Tövbeyi geciktirme. Çünkü ölüm ansızın gelip yakalar." "Ey oğlum! Cahil kimselerin sevgisine rağbet etme. Çünkü o, yaptığı kötü işlerine senin razı olduğunu zanneder." "Ey oğlum! Allahü tealadan kork. Kalbinle korkmadığın hâlde insanların sana ikram etmeleri sebebiyle Allah'tan korkuyor görünme." "Ey oğlum! Ben hayatta sustuğuma hiç pişman olmadım. Sükut etmekten pişman olmazsın. Söz gümüş ise sükut altındır." "Ey oğlum! Âlimlerin meclisinde bulun. Hikmet sahiplerinin (Allah adamlarının) sohbetinde bulun. Bahar yağmuruyla yeryüzünü yeşillendiren Allahü teala, âlimlerin meclisindeki hikmet nuru ile de Müminlerin kalbini aydınlatır. Yalan söyleyen kimsenin yüzünün nuru gider, kötü huylu olan kimsenin gam ve kederi çoğalır. Anlayışsız kimseye bir meseleyi anlatmaktan bir kayayı yerinden oynatmak daha kolaydır." "Ey oğlum! Cahili bir yere elçi olarak gönderme. Eğer akıllı ve hikmet sahibi birini bulamazsan kendin git." "Ey oğlum! Allahü tealayı anan (hatırlayan) insanlar görürsen onlarla otur. Âlim olsan da ilminin faydasını görürsün ve ilmin artar. İlmin yok ise sana öğretirler. Allahü teala onlara olan rahmetinden seni de faydalandırır." "Ey oğlum! Allahü tealanın isminin zikredilmediği meclise rastlarsan orada oturma. Sen âlim olsan da ilmin sana fayda vermez. Eğer ilmin yok ise cahilliğin fazlalaşır. Onlarla bulunman sebebiyle Allahü tealanın gazabı sana isabet eder." "Ey oğlum! Dünya derin deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Takva gemin, iman yükün, tevekkül hâlin olsun. Umulur ki kurtulursun." "Ey oğlum! Ben nice ağır yükler taşıdım. Kötü komşudan ağırını görmedim. Nice acılar tattım, fakat fakirlik kadar acı bir şey tatmadım." "Ey oğlum! Bilmediğin şeyi tam öğren. Bir kişiyle kardeşlik (dostluk) kurmak istediğin zaman önce onu gazaplandır. Eğer kızgınlığı anında sana adaletle davranırsa ona yaklaş, yoksa ondan sakın." "Ey oğlum! Dilini “Allahümmağfirli” demeye alıştır. Çünkü Allahü tealanın reddetmeyeceği saatler vardır." "Ey oğlum! Borçlu olmaktan sakın. Çünkü gündüz zillet içinde, gece gam ve keder içinde olursun." "Ey oğlum! Allahü teala mâsiyetimden dolayı beni cezalandırmaz diye ümitli olmadığın gibi, rahmetinden de ümidini kesici olma." "Ey oğlum! Âlimlere karşı övünmek, akılsızlarla inatlaşmak, meclislerde ve toplantılarda gösteriş yapmak için ilim öğrenme. İhtiyacım yok diyerek ilmi de terk etme." "Ey oğlum! Yalandan çok sakın. Çünkü dinini bozar ve insanlar yanında mürüvvetini azaltır. Bununla hayânı, değerini ve makamını kaybedersin." "Ey oğlum! Kötü huylardan, gönül dağınıklığından sakın. Sabırsız olma, yoksa arkadaş bulamazsan. İşini severek yap. Sıkıntılara katlan. Bütün insanlara karşı iyi huylu ol." "Ey oğlum! Hep üzüntülü olma, kalbini dertli kılma, insanların elinde olana tamah etmekten sakın. Kazaya razı ol ve Allahü tealanın sana verdiği rızka kanaat et." "Ey oğlum! Helal lokma ye ve işlerinde âlimlere danış. İşlerini nasıl yapacağını onlara sor." “Ey oğlum! Bir hata işlediğinde hemen tövbe et ve sadaka ver.”“Ey oğlum! Ölümden şüphe ediyorsan uyku uyuma. Uyuduğun ve uyumak mecburiyetinde olduğun gibi ölüme de mahkumsun. Dirilmekten de şüphe ediyorsan uykudan uyanma. Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin." “Ey oğlum! Helal kazanç ile fakirlikten korun. Fakir düşen kimse şu üç musibetle karşılaşır. Din zayıflığı, akıl zayıflığı ve mürüvvetin yok olması.” “Ey oğlum! Merhamet eden merhamet bulur. Sükut eden selamete erer. Hayır söyleyen kâr eder. Kötü konuşan günahkâr olur. Diline hâkim olmayan pişman olur.”

Lokman Suresi 16. ayet-i kerimesinde buyurulduğu üzere, Lokman Aleyhisselam oğluna vasiyete devam ederek dedi ki: “Ey oğlum, yapılan iyi veya kötü iş bir hardal tanesi kadar olsa da bir kaya içinde yahut göklerde veya yerin dibinde gizlense Allahü teala o işi huzuruna getirir ve onu senden sual eder. Zira Allahü teala, gizli, aşikâr her şeye muttali', latif ve habirdir.”

“Ey oğlum! Namazı dosdoğru kıl. Şartlarına, rükünlerine, edeplerine riayet ederek kıl. Çünkü namaz, dinin direğidir ve Allahü tealaya münacattır.”

“Dinin hayır ve iyilik olarak bildirdiği bütün hususları emret. El ile dil ile ve kalb ile gücün yettiği kadar insanları kötülükten sakındır. İbadetlerinde ve insanlara nasihatin esnasında karşılaşacağın güçlük ve musibetlere sabret. İnsanlara iyilikleri emr ve nasihat edip kendini unutma. Yoksa mum gibi olursun. Mum insanları aydınlatır. Fakat kendini yakıp eritir.”

“Ey oğlum! Sen insanlardan yüz çevirme. Onlara karşı kibirlenerek hakir ve küçük görme. İnsanlara karşı övünme. Onlar sana konuştukları zaman onlardan yüz çevirme. Tevazu ile sözlerini dinle. Onlar konuşurken ehemmiyet vermeyerek başka şeyle meşgul olma. Çünkü insanlara karşı hüsn-ü muamele gereklidir.”

“Ey oğlum! Yeryüzünde insanlara karşı kibirlenerek yürüme. Allahü tealanın verdiği nimetin sadece sana ait olduğunu zannederek insanlara mağrur olma.”

Ahmed bin Muhammed Savî, Celaleyn Tefsiri haşiyesinde, Kevser suresinin tefsirinde şöyle buyuruyor: Bu sureye Nahr suresi ismi de verilir. Bu sure As bin Vail ile ilgili olarak nazil olmuştur. Çünkü As bin Vail, birgün mescidin kapısından girerken, Resulullah Efendimiz çıkıyordu. O esnada karşılıklı konuştular. As daha sonra çıkınca Kureyş'in ileri gelenleri ne konuştuklarını ve kiminle konuştuklarını sordular. As bin Vail de; “Şu ebterle konuştum.” deyince bu sure nazil oldu.

“Ey Muhammed! Biz sana Kevser'i ihsan ettik.” Kevser, birçok suretlerde tefsir edilmiştir.

Birincisi; Kevser, Cennet'te bulunan bir nehrin ismidir. Resulullah Efendimizin şu hadis-i şerifi bunu bildirmektedir. Buyurdu ki: “Kevser; Cennet'te bir nehirdir. Onun iki tarafı altındandır. Mecrası (aktığı, yer) inci ve yakuttandır. Toprağı misk kokusundan daha güzeldir. Şerbeti baldan tatlı ve kardan beyazdır.”

Enes bin Malik şöyle rivayet eder: Bir gün Resulullah aramızdaydı. Hafif uykudan sonra başını gülerek kaldırdı. Biz; “Ya Resulallah! Sizi güldüren nedir?” diye sorduk. “Biraz önce Kevser suresi inzal oldu.” buyurdu ve sureyi okudu. Sonra; “Kevser nedir biliyor musunuz?” buyurdu. Biz de; “Allah ve Resulü daha iyi bilir.” dedik. Buyurdu ki: “Kevser bir nehirdir. Rabbim bana pek çok hayır ve iyilikler vaat etti. Ümmetim kıyamet günü o nehre getirilir. O nehrin kapları (bardakları) gökteki yıldızlar adedincedir. Ümmetimden birisi o nehirden menedilir. Ben; “Ya Rabbî! O benim ümmetimdendir derim. Allahü teala; “Onun senden sonra ne yaptığını (dinde ne bidatler ihdas ettiğini) biliyor musun?” buyurur.”

İkincisi; Cennet'teki bir havuzun ismidir. Birçok hadis-i şeriflerde Kevser havuzunun sıfatları açıklanmıştır. Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu: “Havuzumun uzunluğu bir aylık mesafedir. Suyu sütten beyaz, kokusu miskten daha güzel, bardaklarının sayısı gökteki yıldızlar adedincedir. Kim o havuzdan içerse, ebedî olarak susamaz.” Daha birçok rivayetler vardır.

Üçüncüsü; peygamberlik, dördüncüsü; Kur'an-ı Kerim, beşincisi; İslam dini, altıncısı; Kur'an-ı Kerim'in kolay okunup ezberlenmesi ve İslam dininin kolaylığı, yedincisi; Peygamber Efendimizin Eshabının ve ümmetinin çokluğu, sekizincisi; Peygamber Efendimizin zikrinin ve makamının yüksekliği, dokuzuncusu; kalbindeki nur ve masivadan kesilmek, onuncusu; şefaat, onbirincisi; mucizeler, onikincisi; Kelime-i tevhit, onüçüncüsü; dindeki derin ilmi, ondördüncüsü; beş vakit namaz, onbeşincisi; büyük işler, onaltıncısı; dünyevî ve uhrevî pek çok hayırlardır. Bu hususların her birisi Resulullah Efendimizde mevcuttur.

Aynı surenin tefsirinde buyuruyor ki: “Havz, sırattan önce midir yoksa sonra mıdır veya mizandan sonra mıdır, önce midir hususunda âlimler ihtilaf ettiler. Doğru olanı, Havz-ı Kevser sırattan ve mizandan önce olmasıdır. Çünkü insanlar, kabirlerinden susuz olarak çıkacaklar, o Kevser havzından ebedî olarak bir daha susamamak üzere içeceklerdir.”

İbn-i Abbas, Peygamber Efendimizden; “Kıyamet gününde Allahü tealanın huzurunda durduğumuz zaman orada su var mıdır?” diye sordu. Peygamber Efendimiz; “Evet, nefsim yed-i kudretinde olan Allahü tealaya yemin olsun ki orada su vardır. Allahü tealanın sevgili kulları Peygamberlerin havuzları başına getirilir. Allahü teala ellerinde ateşten değnekler bulunan yetmişbin melek gönderir. O melekler kâfirleri o havuzlardan uzaklaştırırlar.” buyurdu. Bu uzaklaştırma sırattan sonra değildir. Çünkü sırattan, Müslümanlardan başkası geçemeyecektir. Kâfirlerin sırattan sonra olması mümkün değildir. Bu sebeple havuz, sırattan öncedir.

Savî hazretleri, aynı surenin tefsirine devam ederek buyurdu ki: “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!” mealindeki ayet-i kerimedeki namaz kıl lafzından Kurban bayramı namazı anlaşıldığını; İkrime, Ata ve Katade bildiriyorlar. Surenin Medine-i Münevvere'de nazil olması bunu kuvvetlendiriyor.

Kurban kes lafzından; deve, sığır ve koyun hayvanlarının boğazlanması anlaşılıyor. Peygamber Efendimiz veda haccında, malının en iyisinden yüz tane dişi deve kurban etti. Bunlardan yetmiş tanesini kendi eliyle kesti. Otuz tanesini de Hazreti Ali kesti. Namaz ve kurban kesmek birlikte zikredildi. Çünkü namazda bütün ibadetler toplanmıştır ve dinin direğidir. Kurban kesmekte ise fakir ve ihtayaç sahiplerine yemek yedirmek ve kul hakkına riayet etmek vardır. Bu iki haslet Allahü tealaya karşı ibadet etmektir.

Kevser suresindeki; “Ey Muhammed! Muhakkak ki sana buğz eden kimse, ancak ebterdir (nesli kesiktir).” mealindeki ayet-i kerimenin tefsirinde de şöyle buyuruyor: Resulullah Efendimize buğz eden kimseler, oğlu Hazreti Kasım vefat edince ebter dedikleri zaman, Allahü teala teselli ve müjdelemek için bu ayet-i kerimeyi indirdi. Hazreti Kasım, Peygamber Efendimizin ilk evladıdır. İki sene veya 17 ay yaşadı. Peygamberlik bildirilmeden önce vefat etti. Peygamberlik gönderildikten sonra da vefat ettiği rivayet edilir. Ancak ilk vefat eden evladıdır. Yedi tane evladı vardır. Bunlar; Kasım, Abdullah (Tayyib ve Tahir diye de bilinir), İbrahim, Zeyneb, Rukıyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma'dır. İbrahim, Mısırlı Mariye validemizden olup diğerlerinin hepsi Hazreti Hatice'dendir. Hazreti Fatıma haricinde diğerleri Peygamber Efendimizin sağlığında vefat ettiler. Hazreti Fatıma da Peygamber Efendimizin vefatından altı ay sonra vefat etmiştir. Peygamber Efendimizin, zürriyeti, Hazreti Fatıma'nın neslinden kıyamete kadar devam edecektir.

İhlas suresinin faziletiyle ilgili birçok hadis-i şerifler vardır. Bunlardan bazıları:

Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Bir kimse, uyumak istediği zaman sağ tarafı üzerine yatsın. Sonra yüz defa; “Kul hu vallahü ehad” suresini okusun. Kıyamet günü o kimseye Allahü teala; “Ey kulum sağ tarafın ile Cennet'e gir.” buyurur.” ve; “Kim; “Kul hu vallahü ehad” suresini elli defa okursa, elli senelik günahı bağışlanır.” ve; “Kim; “Kul hu vallahü ehad” suresini on defa okursa, onun için Cennet'te bir köşk bina olunur, yirmi defa okursa, iki köşk, otuz defa okursa üç tane köşk bina olunur.” ve; “Kim; “Kul hu vallahü ehad” suresini ölüm hastalığında okursa, kabir fitnesinden kurtulur ve kabir sıkmasından emin olur. Kıyamet günü melekler onu Sırattan kurtulup Cennet'le mükâfatlandırılıncaya kadar taşırlar.” ve; “Bir kimse evine girdiği zaman “Kul hu vallahü ehad” suresini okursa, bu evin halkından ve komşularından fakirlik gider.” ve; “Kim; “Kul hu vallahü ehad” suresini bir defa okursa onun bereketine kavuşur, iki defa okursa kendisi ve ailesi bereketine kavuşur, üç defa okursa kendisi ve bütün komşuları bereketine kavuşur. Oniki defa okursa, Allahü teala onun için Cennet'te oniki tane köşk bina eder. Yüz defa okursa, Allahü teala onun adam öldürme ve kul hakları haricinde olan elli senelik günahını bağışlar. İkiyüz defa okursa, Allahü teala yüz senelik günahını bağışlar. Bin defa okursa, vefat etmeden önce Cennet'teki makamını görür veya gösterilir.”

Bir kimse, Resulullah Efendimize fakirlikten ve geçim sıkıntısından şikayet etti. Resulullah Efendimiz; “Eve girdiğin zaman evde bir kimse olsun veya olmasın selam ver ve; “Kul hu vallahü ehad” suresini bir defa oku.” buyurdu. O kimse bu şekilde yaptı. Allahü teala ona o kadar mal verdi ki komşularına bile dağıttı.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası