Hindistan'ın büyük velilerinden. İsmi, Mir Evhadüddin Eşref Seyyid Emir Cihangir bin Sultan İbrahim es-Semnanî'dir. Annesi Hace Ahmed Yesevî'nin soyundan gelen Bibi Hadice Begüm'dür. Seyyiddir. 708 (m. 1309) yılında İran'ın Semnan şehrinde doğdu. 808 (m. 1405) senesinde Hindistan'da vefat etti. Kabri Cavnpur'un Kichhauchha köyündedir.
Eşref Semnanî'nin babası İbrahim Nurbahşî, Semnan valisi olup yirmi sene adaletle idare etmişti. Annesi Bibi Hadice Begüm ise saliha bir hanım olup zamanını Kur'an-ı Kerim okumakla, ibadetle geçirirdi. Teheccüd namazını hiç kaçırmazdı. İbrahim Nurbahşî, yirmi beş yaşında Bibi Hadice hanımlla evlenmişti. Önce iki bir rivayette üç kızı olmuş, sekiz sene çocukları olmamıştı. Sekiz sene sonra Eşref Cihangir Semnanî, doğmuştur. Doğmadan önce Resulullah Efendimiz, rüyasında İbrahim Nurbahşî'ye, "Senin bu evinde bir velî çocuk doğacak ve ismi Seyyid Eşref olacak." buyurmuştu.
İHSAN-I İLAHÎ
Eşref Semnanî, dört yaşında iken babasından Kur'an-ı Kerim okumasını öğrendi. Yedi yaşında iken Kıraat-ı seb'a'ya göre Kur'an-ı Kerim'i ezberledi. On dört yaşına kadar fıkıh tefsir, hadis, kelam vb. ilimleri okudu. Bu ilimlerde derinleşti ve her tarafta tanındı. Hocaları arasında İmadeddin Tebrizî, Abdullah Yafii; Necmeddin Kübra'nın talebelerinde Baba Müfrah, Mevlana Ahmed Hakkanî tanınmış hocalarından bazılarıdır. Mısır, Hicaz, Yemen, Irak gibi ilim beldelerini dolaştı. Üstün zekası ve ilmî derinliği ile buralarda tanındı. 15 yaşında iken babası vefat etti. Onun yerine Semnan valisi oldu. Adalet ve hakkaniyetle idare etti. Adil ve dürüst idareciler tayin etti. Tam on iki yıl böyle idarecilik yaptı. Ancak onun gönlü bunlardan rahat değildi. O manevî sultanlık arıyordu. Yirmi üç yaşında iken rüyasında Veysel Karanî hazretlerini gördü. O manevi bir rehber bulmasını tavsiye ediyordu. Yirmi beş yaşında yine gördü. Yirmi yedi yaşında Hızır Aleyhisselamın tavsiyesi ile idareciliği bırakıp Hindistan tarafına gitmesi işaret edildi. O da valilikten ayrıldı ve annesi Hadice Begüm'den izin istedi. O da senin büyük bir velî olacağın bana rüyamda büyük dedem Ahmed Yesevî haber vermişti diyerek ona izin verdi. Böylece Hindistan yoluna koyuldu.
Semnanî hazretleri, Şihabüddin Devletabadi'ye yazdığı bir mektubunda buyurdu ki: "Aziz, olgun ve âlim kardeşim, Kadı Şihabüddin! Allahü teala kalbinizi yakin nurları ile ışıklandırsın. Bu derviş Eşref'in fakirane duaları kabul buyrulsun. Bazı sözleri ihtiva eden mektubunuz geldi. Allahü tealadan ilahî bir inayet, nihayetsiz bir himaye ile ve bu büyüklerin iltifat ve teveccühleri ile, tasavvuf pınarından bir yudum, kalbe ait çeşmelerden bir içim tadan kimseye müjdeler olsun. Bunu en yüce bir devlet, en yüksek bir saadet bilmelidir. Zira ezelî bir inayet, yardım olmazsa, bu şerefe kavuşulamaz. Bu, Allahü tealanın büyük bir ihsanıdır. Bu bir yudumun derecesi, İmam-ı Gazalî hazretlerinin şu sözünden bir parça anlaşılabilir. O buyuruyor ki: “Bu ilimden nasibi olmayanın akıbetinin kötü olmasından, yani imansız gitmesinden korkarım. Nasibin en azı; hakikat ehlini tasdik ve tasavvuf ehlinin büyüklüğünü teslim etmektir.” Gizli şirk denizinin korkunç felaketlerinden kurtulmak, bu akidenin yardımı olmaksızın ele geçmez. Çeştiyye büyüklerinin yapageldikleri zikirlere devam ediniz. İnşaallah böylece ilerlemek nasib olur. Bu mektubumu size getiren Şeyh Radi'nin, Sultan İbrahim ile görülecek bir işi vardır. İyi ahlâkınızdan dolayı ona yardım edeceğinizi ümid ederiz. “Bir müminin kalbini sevindirmek deniz gibi, diğer ibadetler ise damla gibidir.” ve “Allah yolunda ayakları tozlananın cesedini, Allahü teala Cehennem'e haram kılar.” müjdeleri gereğince, elinizden gelen yardımı yapacağınızı ümid ederiz. Zaman zaman kıymetli vakitlerinizi alan baş ağrıtıcı mektuplar yazıyorum, kusurumu bağışlayınız."
Semnanî, Emir Seyyid Ali Hemedanî ile beraber seyahat ederlerdi. Sonunda yolu Mültan'a düştü. Orada Mahdum Celaleddin Cihaniyan ile karşılaştılar. Celaleddin Cihaniyan; "Acele edin Mevlana Alaülhak sizi bekliyor!" dedi. Yolda Çeştî büyüklerinin kabirlerini de ziyaret etti. Nihayet Pendava şehrinde Alaülhak'ın huzuruna kavuştu. Şeyh Alaülhak'ın talebeleri arasına katıldı. Dört sene bu zatın yanında, sohbet ve hizmetinde bulunmakla, daha yüksek makam ve hallere kavuştu. Sonra onun emri ile Pendava'dan ayrıldı. Cavnpur'a gitti. İrşat hizmeti ile meşgul oldu. Hakikat ve tevhid ilmine dair çok yüksek mânâlı sözleri vardır. Kadı Şihabüddin Devletabadî ile aynı zamanda yaşamıştır. Aralarında mektuplaşırlardı.
Buyurdu ki:
- İlim parlak bir güneş, marifet de onun ışıklarıdır.
- İmandan sonra kula ilk farz olan itikadını Ehli sünnet âlimlerinin bildirdiği şekilde düzeltmek ve dinin emir ve yasaklarını öğrenmektir.
- İslam âlimi ile sözde âlim arasındaki fark saf ipek ile sunî ipek arasındaki fark gibidir.
- Nefsine aldanan okumuş kimse kayığı ve içindekileri suya batıran kimse gibidir.
- Amelsiz ilim sırsız bardağa benzer. Amelsiz ilim insanı kurtarmaz.
- Evliyaların hayatlarını ve sözlerini okumak karanlıkta yol gösteren fener gibidir.
- İlim şeriattır. Onu yapmak tarikattır. Her ikisini başarmak hakikattir.
- Şeriate uymayan tarikat yolcusu yolun feyizlerinden istifade edemez.
- Şeriate tam uyan kimseye tasavvuf kapıları açılır. İkisini elde eden kimsenin yolu da hakikat ışıkları ile aydınlanır.
- Evliya olmanın birinci şartı Resulullah Efendimize sözünde, amelinde ve itikadında tam tabi olmaktır.
Eşref Cihangir Semnanî hazretlerinin Hindistan'ın Cavnpur'un Kichhavchha köyünde bulunan dergahı. Kabri de dergahın içindedir.
Eserleri: Eserlerinden bazıları şunlardır: 1- Beşaratü'l-müridîn, 2- Süluku'l-aşıkîn ve Sekinetü'l-müştakîn, 3- Letaifü Eşrefî, 4- Mektubat, 5- Melfuzat, 6- Kenzü'l-esrar, 7- Şerh-i İskendername, 8- Sırru'l-esrar, 9- Şerhu Avarifu'l-mearif, 10- Şerhu Fususü'l-hikem, 11- Bahrü'l-ezkar, 12- Fevaid-i Eşrefî, 13- Tenbihu'l-ihvan, 14- Menakıb-ı hulefa-i raşidîn, 15- Fetava, 16- İrşadü'l-ihvan, 17- Risale-i Vahdet-i vücud, 18- Bahrü'l-hakaik, 19- Kenzü'd-dekaik, 20- Divan-ı Eşrefî, 21- Tefsir-i Nur Behiyye, 22- Kavaidü'l-akaid.