Mevlevî büyüklerinden, meşhur şair. İsmi Mehmed'dir. Es'ad ve Galib lakaplarıyla tanınmıştır. 1171 (m. 1757) senesinde İstanbul'da Yenikapı semtinde doğdu. 1213 (m. 1799) senesinde İstanbul'da vefat etti. Türbesi, Galata Mevlevîhanesi'ndedir. Babası Mevlevî yolunda yetişmiş arif ve şair bir zat olan Mustafa Reşid Efendi'dir. Annesi Emine Hatun da Mevlevî yolunda tasavvuf ehliydi.
İlk tahsilini yalnız babasından almıştır. Galata Mevlevîhanesi Şeyhi Hüseyin Efendi'den din ve tasavvuf; şair Hoca Neş'et'ten de edebiyat dersi almış olduğu Dîvân'ındaki manzumelerinden anlaşılmaktadır. Sonra tasavvufa yöneldi. Bir müddet Divan-ı Hümayun kalemlerinden birinde çalıştı. 1197 (m. 1784) senesinde Konya'da bir müddet Mevlana Dergahı'nda kaldı. Seyyid Ebu Bekr Dede'ye talebe olup, Mevlevî yolunda yetişmek için çalıştı. Sonra İstanbul'da Yenikapı Mevlevîhanesinde tasavvuftaki çalışmalarını tamamlayıp Mevlevî yolunda yetişti. Seyyid Ali Nutki Dede Efendi'den hilafet aldı.
Sütlüce'de aldığı bir evde anne ve babasıyla bir süre inziva hayatı yaşadıktan sonra Galata Mevlevîhanesi'ne şeyh oldu ve ömrünün sonuna kadar bu hizmeti yürüttü. Sultan Üçüncü Selim Han ile de dost olup, saraya sık sık gidip sohbet ederlerdi. Önce Es'ad, sonra da Galib mahlasıyla yazdığı şiirleri toplayarak 24 yaşında Divan'ını tertip etti (1194/m. 1780); iki yıl sonra Hüsn ü Aşk'ı yazdı (1196/m. 1782). Üçüncü Selim Han için söylediği güzel kasîdeleri vardır. Gazelleri sofiyâne heyecanlarla doludur. Şeyh Galib'in yıllarca hizmet ettiği ve kabrinin bulunduğu Galata Mevlevihanesi'nin girişi. Şeyh Galib'in medfun olduğu Galata Mevlevihanesi'nen dışardan görünüşü. Şeyh Galib, şiirlerinde halk deyimlerine, İstanbul konuşmasının özelliklerine değer vermiş, hatta hece vezniyle şiirler yazmıştır. Şeyh Galib'in, çok süslü, çok renkli, zengin mecazlar ve istiarelerle dolu yüksek bir şiir dili vardır. O da bütün divan şâirleri gibi, kelime hünerlerine yer vermiş; hattâ zengin hayallerini ve hayal oyunlarını, dilimize Arapça ve Farsçadan yeni kelimeler getirerek söylemiş; o zamana kadar her çeşit sözün söylendiği sanılan bu edebiyatta yeni bir hamle yapmıştır.
Eserleri:
1- Divan: Divan şiirinin çeşitli nazım şekilleriyle söylenmiş şiirleri vardır. Eser Mısır'da 1836'da basılmıştır.
2- Hüsn ü Aşk: Şeyh Galib'in ve edebiyatımızın ünlü mesnevîsidir. Hüsn ü Aşk, zengin bir duyuş ve düşünüşle söylenmiş, hikayeden çok, şiir diliyle ve yine ilahî aşk yolunda katlanılması gereken zorlukları belirtmek gayesiyle yazılmış bir eserdir. Kendi türündeki mesnevîlerin hiçbirinde rastlanmayan bir tasvir, hayal, kompozisyon güzelliğine sahiptir. Yazar bir mecliste Nabî'nin Hayrabad isimli mesnevîsinden daha güzel bir eser yazabileceği iddiasında bulunmuş ve eserini bu iddiayı ispat maksadıyla yazmıştır. Böylelikle 26 yaşındayken meydana koyduğu Hüsn ü Aşk, yalnız Nabî'nin eserinden üstün olmakla kalmamış, aynı zamanda bütün divan edebiyatımızın en güzel ve son mesnevîlerinden biri olmuştur. Şeyh Galib, Hüsn ü Aşk'ı yazarken Mevlana'nın Mesnevî'sinden ilham aldığını söylemiştir. Eser'de Nizamî'nin ve Fuzulî'nin Leyla ve Mecnun'undan da izler vardır. Yapı ve şekil bakımından diğer mesnevîlerden farklı değildir. Tek ayrılık öncekilerde arada bir yer alan gazellere karşılık Şeyh Galib'in “tardiyye” ismini verdiği muhammeslerin bulunuşudur.
Tardiyyeler mesnevînin en güzel parçalarıdır. Bunlar bağımsız birer manzume olarak da kabul edilebilir. Şeyh Galib'in “Bir şu'lesi var ki şem'i canın, fanusa sığmaz asumanın.” beytinin yazılı olduğu levha. Eserin konusu: Benî Mahabbet isimli fakir bir Arap kabilesinde aynı gecede dünyâya gelen Hüsn ile Aşk, kabilenin ileri gelenlerince birbirlerine nişanlanırlar. Büyüdüklerinde aynı okula Mekteb-i Aşk'a gidip; aynı hoca Molla-yı Cünun'dan ders alırlar. Hüsn, Aşk'ı sever. Kabilenin büyüğü Hayret, onların görüşmelerini engeller. Aşk ise, Molla-yı Cünun'un tavsiyesine uyarak Hüsn'ü ister. Hüsn'ü alabilmesi için Aşk'ın “Kalb” ülkesine gidip, “Kimya”yı bulup getirmesi şart koşulur. Bu meşakkatli yolda Gayret ve Suhan, Aşk'a arkadaşlık ederler. Karşılaştığı engelleri birer birer aşan Aşk, sûretlerle bezenmiş olan Varlık şehrine girer. Nefy aleminde kendi hayallerine kapılan Aşk, cezbe ateşiyle bu şehri yakar, bu sûretlerden ve hayallerden kurtulur; böylece Hüsn'ün de Aşk'ın da aynı şey olduğunu anlayan Aşk, “vahdet” (birlik) sırrına erişir.
Şeyh Galib'in Türbesi içinden bir başka görünüş (üstte) ve Şeyh Galib'in günümüzdeki kabir levhası (solda).
Şeyh Galib'in “Saye-i lütfunda neler gördüğüm, Ben bilirim ellere efsanedir, Galib eğer eylese da'vay-ı ışk, Kim inanır kuluna divanedir.” dörtlüğünün yazılı olduğu levha. 2101 beyitten meydana gelen Hüsn ü Aşk Divan'ın sonunda Mısır'da basılmıştır.
3- Şerh-i Cezire-i Mesnevî: Yusuf Sineçak Efendi'nin Cezire-i Mesnevî'si üzerine yazdığı şerhtir. Eserde Farsça kelimelerin karşılıkları verilip sonra açıklaması yapılmıştır. Bir nüshası İstanbul Üniversite Kütüphanesi Türkçe Yazmalar No: 1388'de kayıtlıdır.
4- Es-Sohbetü's-Safiyye: Kösec Ahmed Dede'nin Et-Tuhfetü'l-behiyye fi't-tarikati'l-Mevleviyye adlı eserine yazdığı talikattır. Bir nüshası İstanbul Üniversite Kütüphanesi Arapça Yazmalar No: 3408'de kayıtlıdır.
Şeyh Galib'in Türbesi içindeki kabirler. Sağdaki kabir Şeyh Galib'indir.
Şeyh Galib'in Divan'ının Milli Kütüphane Yazmaları A. 3828'de kayıtlı yazma nüshasının ilk sayfası (sağda) ve matbu ilk sayfası (ortada) ve Divan'ının Gazel Kısmı'nın ilk sayfası (solda).
Şeyh Galib Dede'nin Peygamber Efendimiz için yazdığı bir şiiri:
Hutben okunur minber-i iklim-i bekada
Hükmün tutulur mahkeme-i ruz-i cezada
Gülbank-i kudumün çekilir arş-ı Hüdada
Esma-i şerifin anılır arz u semada
Sen Ahmed ü Mahmud ü Muhammedsin efendim.
Haktan bize Sultan-ı müeyyedsin efendim.
ŞARKI
Ey nihâl-i işve, bir nevres fidanımsın benim
Gördüğüm günden beri hâtır-nişânımsın benim
Ben, ne hâcet kim diyem “rûh-ı revânımsın benim Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim
Eygül-i bâğ-ı vefâ, ma'lûmun olsunbu senin”
Hâr-ı cevr ile sakın, terk eylemem pîrâhenin
Ölme var, ayrılma yoktur, öyle tuttum dâmenin
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim
Şeyh Galib'in meşhur eseri Hüsn ü Aşk'ın ilk sayfası (sağda), ve matbu Hüsn ü aşk'ın kapak sayfası (solda).
TARDİYYE (Hüsnü Aşk'tan alınmıştır)
Hoş geldin eyâ berîd-i cânân,
Bahş-et bana bir nüvid-i cânân,
Can ola fedâ-yı ıyd-ı cânân,
Bîsûd ola mı ümid-i cânân,
Yârin bize bir selâmı yok mu.
Ey Hızr-ı fütâdegân söyle,
Bu sırrı edüb iyân söyle.
Ol sen bana tercemân söyle,
Ketm-etme yegân yegân söyle,
Gam defterinin temâmı yok mu.
Yâ Rabb ne intizârdır bu,
Geçmez nice rüzgârdır bu,
Hep gussa vü hârhârdır bu,
Duysam ki ne şîvekârdır bu,
Vuslat gibi bir merâmı yok mu.
Kâm aldı bu çerhden gedâlar,
Ferdâlara kaldı âşinâlar,
Durmaz mı ahdler, vefâlar,
Geçmez mi bu etdiğim duâlar,
Hâl-i dilin intizâmı yok mu.
Dil hayret-i gamla lâl kaldı,
Gâlib gibi bi-mecâl kaldı,
Gönderdiğim arz-ı hâl kaldı,
El'ân bir ihtimâl kaldı,
İnsâfın o yerde namı yok mu.
GAZEL
Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâra düştü,
Dayanır mı şişedir bu, reh-i sengsâre düştü.
O zaman ki bezm-i canda bölüşüldü kâle-i kâm,
Bize hisse-i muhabbet, dil-i pâre-pâre düştü.
Gehî zîr-i serde desti, geh ayağı koltuğunda,
Düşe kalka haste-i gam, der-i lutf-i yâre düştü.
Erişip bahara bülbül, yenilendi sohbet-i gül,
Yine nevbet-i tahammül dil-i bikarâre düştü.
Meh-i bürc-i ârızında gönül oldu hâle mâil,
Bana kendi tâliimden bu siyeh sitâre düştü.
Süzülüp o çeşm-i âhû, dedi zevk-i vasla yâhû,
Bu değildi n'eyleyim bu, yolum intizâra düştü.
Reh-i Mevlevîde Gâlib bu sıfatla kaldı hayrân,
Kimi terk-i nâm ü şâna kimi îtibâra düştü.