Osmanlılar zamanında yetişen velîlerden. Zamanındaki, Kadiriyye yolu büyüklerindendir. İsmi İsmail olup Rumî nisbesiyle meşhur olmuştur. Babası, Çoban Ali isminde bir kimsedir. Kastamonu'nun Tosya ilçesine bağlı Bansa (Babsa) köyünde dünyaya geldi. 945(m. 1538)'de doğduğu rivayet edilmektedir. 1041 (m. 1631) senesinde İstanbul'da vefat etti. Vefatını 1053 (m. 1643) olarak veren kaynaklar da vardır.
İsmail Rumî'nin şeyhlik yaptığı Kadirî Tekkesi (sağda) ve bahçesi (solda).
Şeyh İsmail Rumî'nin şeyhlik yaptığı Tophane'den Taksim'e çıkan yokuş üzerindeki Kadirî Tekke'sinin girişi ve kitabeleri (solda) ve Tekke binasının merdivenlerden görünüşü (sağda).
İstanbul Tophane'deki dergahının yanında defnedildi. Türbesinin üzeri açıktır. Sevenleri tarafından ziyaret edilip manevî feyz ve bereketlerinden istifade edilmektedir. İlk tahsilini Tosya'da gören İsmail Rumî, aklî ve naklî ilimleri öğrendi. Tasavvuf yoluna yönelip Halvetiyye yolu mensuplarından Şeyh Ahmed Efendi'den feyz aldı. Bu yolda ilerledikten sonra Abdülkadir-i Geylanî hazretlerinin manevî daveti üzerine Bağdat'a gitti. O zaman Abdülkadir-i Geylanî hazretlerinin dergahında şeyhlik yapan Feyzullah Efendi hazretlerinin sohbetlerinde ve hizmetinde bulundu. Tasavvuf yolunda ilerleyip evliyalık derecesine ulaştı. Ayrıca Ahmed bin Süleyman Rumî'den de istifade etti. Abdülkadir-i Geylanî hazretlerinin manevî âlemde; “Ya Rumî, Rum'a (Anadolu'ya) git, tarikımı neşret!” emri ve işareti üzerine, Anadolu'ya gelmek üzere Bağdat'tan ayrıldı. “Pir-i Sanî” künyesiyle Anadolu ve Rumeli taraflarını gezerek, gittiği yerlerde İslamiyetin emir ve yasaklarını insanlara anlattı. Böylece onların dünya ve ahirette seadete, mutluluğa kavuşmaları için gayret ettiği gibi Tosya, Kastamonu, Edirne, Tekirdağ, Bursa, Mısır, Siroz gibi kırk yere gitti. Gittiği bu kırk yerde Kadirî dergahı inşa ettirdi ve her birine birer halife tayin ederek Kadirîliğin Osmanlı coğrafyasında yayılmasına vesile oldu.
Senelerce böyle seyahat ettikten sonra 1020 (m. 1611) senesinde İstanbul'a geldi. Fatih'te bulunan Sofular Camii'nde irşat faaliyetine başladı. Bir müddet sonra bağlılarından Hacı Pirî isimli zengin bir zatın, İstanbul'da Tophane'de Boğazkesen mahallesindeki arsayı satın alıp üzerine hocası adına bir tekke yaptırmasıyla irşat faaliyetlerini buraya kaydırdı. Kadirhane diye bilinen bu tekke Kadirîliğin Bağdat'tan sonra ikinci merkezi sayılmıştır. Burada pek çok kimse İsmail Rumî'nin sohbetlerinin bereketiyle Allahü tealanın rızasına kavuştu. Sultanahmed Cami-i Şerifinin açılış merasiminde Aziz Mahmud Hüdayî hazretleri hutbe okuduğu, Abdülmecid Sivasî hazretleri vaaz u nasihatte bulunduğu gibi Şeyh İsmail Rumî hazretleri de Kadiriyye yolu usulüne göre zikir meclisini idare etti. Sultan Dördüncü Murad; İsmail Rumî'yi severdi. Bir gün ziyarete gelip zamanın kutbunun kim olduğunu sorar. İsmail Efendi hemen cevap vermeyip Cuma günü Cuma Namazı için Tophane'deki Kılıç Ali Paşa Camii'ne gelmesini ister.
Şeyh İsmail Rumî'nin Tekkenin bahçesinde bulunan kabrinin sokaktan görünüşü.
Şeyh İsmail Rumî'nin Tekkenin bahçesinde bulunan kabir taşı.
Cuma gecesi talebelerini toplayıp gerekli emanetleri yerli yerine ulaştırdıktan sonra İsmail Rumî hazretleri vefat eder. Ertesi gün cenaze Kılıç Ali Paşa camiine getirilir. Sultan da camiye gelmiş ve Cuma namazından sonra cenazeye iştirak edecektir. Bu sırada Kadirî yoluna ait eşya tabutun üzerine konur. Bunu gören Sultan durumu anlar. Zamanın Kutbu İsmail Rumî'dir ve bunu kendisi söylemek istememiştir. Riyazet (nefsin isteklerini yapmamak) ve mücahede (nefsin istemediklerini yapmak) hususunda son derece dikkatli hareket eden Şeyh İsmail Rumî hazretlerinden sonra da birçok velî yetişti.
Şeyh İsmail Rumî'nin erkek evladı olmamıştır. Kızını, İstanbul'a gelip misafir olan Bağdat'taki Abdülkadir-i Geylanî hazretlerinin dergahının şeyhi Seyyid Feyzullah Efendi'nin oğlu Şerif Şeyh Halil Efendi'yle evlendirdi. Şerif Şeyh Halil Efendi İstanbul'da kalarak kayınpederinin ihtiyarlığı sırasında vekili oldu. Vefatından sonra da makamına geçerek vazifesini devam ettirdi. Kadiriyye yolunun İsmailiyye kolu olarak devam eden onun yolu son devire kadar devam etti.