Güneydoğuda yetişen âlim ve velîlerden. 1345 (m. 1926) tarihinde Pervari ilçesi Hinuk (Güleçler) köyünde dünyaya gelmiştir. 1428 (m. 19 Mart 2008)'de Mevlid kandili günü Siirt'te hakkın rahmetine kavuşmuştur. Türbesi Siirt'tedir.
13 yaşlarındayken Halenze köyünde (bugünkü adıyla Merkez'e bağlı Bağtepe Mahallesi) Molla Abdülhakim Efendinin yanına okumaya gider. Burada yapmış olduğu ilim tahsilini tamamladıktan sonra hocası Molla Abdülhakim'den icazetini alır. Halenze'de Molla Abdülhakim'in yanında okuduğu yıllarda Tillo'lu Molla Bedreddin Efendi ve kardeşleri Şeyh Münevver ile beraber Şeyh Muhammed Nuri de bulunmaktaydı. Molla Abdülhakim Efendi'nin yanında okurken daha küçük yaşında olmasına rağmen, hocasının kendisine iki şey söylediği anlatılmaktadır. Anlatılana göre Molla Abdülhakim, küçük yaştaki talebesi olan Şeyh Müşerref'e “ben eğer hata yaparsam beni uyar.” Molla Abdülhakim'in diğer sözü ise “Ben kimseye intisab etmedim tasavvuf anlamında. Eğer ben Şeyh Müşerref dönemine yetişirsem ona intisab ederim. Eğer yetişmezsem Allah beni rahmediyle muamele eder.”
Molla Bedreddin Efendi, Şeyh hazretlerinin hayatı boyunca sahip olduğu sükunete o dönemlerden (çocukluk yıllarından) itibaren sahip olduğunu şöyle anlatır. “biz 13-14 yaşlarındayken Molla Abdülhakim Efendi'nin yanına okumaya gittik. O yaşlardaki insanların çoğunda yaşın vermiş olduğu bir heyecan, bir hareketlilik vardı. Ancak, Şeyh Müşerref'te biz hep sükunet görüyorduk. Herkesten daha sakin ve sükunet sahibiydi.”
Seyda Şeyh Müşerref hazretleri, Halenze'de Molla Abdülhakim Efendi'den icazetini aldıktan sonra tasavvuf için Irak'ın Erbil şehrine gider ve orada Şeyh Mustafa Kemaleddin'den ders almaya başlar. Seyda Şeyh Müşerref hazretleri, Hacı Behçet Aydın ile beraber Hac dönüşünde Erbil'e uğrarlar. Erbil'de karşılaştıkları ilgiyi Hacı Behçet Aydın şöyle anlatmaktadır: “Şeyh hazretlerine karşı büyük bir ilgi, muhabbet ve sevgi vardı. Kendisinin Erbil'i ziyaret etmelerine o kadar sevinmişlerdi ki, herkes Şeyh Müşerref'i evinde bir gece misafir etmek için âdeta sıraya girmişlerdi. Oradaki insanlar Şeyh hazretlerine gelip para vermek istediler. Şeyh Müşerref hiçbirini kabul etmedi. Eğer kabul etseydi oradan bir araba alıp gelebilirdik. Biz oradan ayrılacağımız zaman Şeyh Mustafa Kemaleddin'in oğlu olan Irak Diyanet İşleri Başkanı bizi uğurlamaya geldi. Bana Şeyh hazretlerini gerçek mânâda tanımadığımızı, kendisinin değerini, kıymetini bilmemiz gerektiğini söyledi.”
Şeyh Müşerref sonraki yıllarda Pervari'nin Robar köyüne yerleşerek bir yandan ilim tahsiline devam eder, bir yandan da ders okutarak talebe yetiştirmeye başlar. Pervari'de kalan kardeşi Şeyh Münevver vefat edince babasının emri üzerine Pervari'nin Güleçler (Hınuk) köyüne yerleşir ve hayatının kalan kısmını bu köyde tebliğ ve irşad çalışmalarıyla geçirir. Güleçler (Hınuk) köyünde epey talebe yetiştirir. Yaş oldukça ilerleyince güçten düşer ve talebelerine daha az ders vermeye devam eder.
Şeyh Müşerref hazretlerinin gerek Siirt uleması arasında gerekse mensubu olduğu zâtlar arasında büyük bir sevgi ve saygınlığı vardı. Tarikatçılık geleneğinde, Şeyhler müritlerine veya halifelerine o tarikatla ilgili çalışmalarını söylerler. Ancak Irak'taki Kemaleddin hazretleri, Şeyh Müşerref'e hilafet verirken “Sen diğer tarikatların da hatmelerine ve toplantılarına katıl. Onlar istifade etsinler!” demiştir. Rivayete göre Erbil'de Şeyh Mustafa Kemaleddin'in dergahında, Şeyh Abbas adında bir zât, Şeyh Müşerref ile ilgili bir rüya görür. Rüyasında vefat eden abisi Şeyh Abdullah'ı görerek; “Ya Ahi, Cenab-ı Hakk sana o tarafta ne türlü ikramda bulundu?” diye sorar. Kardeşi Şeyh Abdullah cevaben: “Vallahi Cenab-ı Hak burada bana her türlü ikramda ve ihsanda bulundu. Şeyh Müşerref'in mertebesi hariç,” diye cevap verir.
Şeyh Müşerref tevazu sahibiydi. İslamî bir konu için kendisine danışmaya gelenleri bazen mektup yazar ve “Benim bilgim yok, o size cevabınızı verir.” diyerek Molla Bedreddin'e gönderirdi. Şeyh Müşerref'in bu davranışını Molla Bedreddin şöyle açıklamaktadır: “Kendisi bir şey biliyor imajını vermekten kaçındığı için bana mektup gönderiyordu. Oysa gönderdiği mektupta sorunun cevabı da olurdu.”
Ehl-i Beyte müthiş derecede bir sevgisi vardı. Kendisi Pervari Güleçler (Hınuk) köyüne gitmeden önce o civarda bulunan iki köyde seyyidler yaşardı. Seyyidleri orada bulunan vatandaşların çeşitli lakaplar takarak çağırmaları alışkanlık haline gelmişti. Şeyh Müşerref Güleçler'e yerleştikten sonra seyyidlere olan özel ilgi ve sevgisinden dolayı lakap takma işini kaldırtır. Daha sonra oradaki insanların seyyidlere karşı bakış açıları da değişir. Daha çok saygı ifade eden “Şeyh” veya “Seyyid” şeklinde hitap etmeye başlarlar.
Peygamber Efendimizin soyundan gelen Seyyid'lere öyle çok büyük bir hürmeti vardı ki, sokakta belkide bizim birçoğumuzun selam vermeyeceği bir çocuk dahi Şeyh'in bulunduğu mekana gelse ve o çocuğun seyyit olduğunu biliyorsa ayağa kalkar, çocuğu karşılar, yanına oturtur ve çocuğun elini öperdi. Birgün kendisi sohbet verirken seyyit bir çocuk geldi ve yine kalkıp kapıda karşıladı, elini öptü ve yanına oturttu çocuğu. Çocuk heyecanla konuşuyordu. Şeyh, çocukla konuşurken çocuk Şeyh'e “Diğer tarafta sen benim yükümsün” diyerek herkesi şaşırtmıştı. Bu sözün manası “Ahirette seni ben kurtaracağım” şeklinde anlaşılmaktaydı. Bu sözü işiten Şeyh Müşerref'in sevinçten gözleri parlamıştı ve; “Ben bugüne kadar böyle mutlu bir haber, güzel bir söz duymadım.” diyerek duygularını paylaşmıştı.
Dünyaya kıymet vermezdi. Dünya ile ilgili en ufak bir beklentisi, en ufak bir sevgisi yoktu. Dünya malına hiçbir muhabbet beslemiyordu. Ona mensup olan nice zenginler gelirler ve para verirlerdi. Şeyh Müşerref, tabir yerindeyse elini paraya sürmeden, miktarını bilmeden fakirlere dağıttırırdı. Parayı tanımadığı söylenmektedir. Kendisine mensup olanlardan kaldığı yeri betonarme yapmak için teklifler gelirdi, Şeyh Müşerref hiçbir zaman kabul etmez ve “Bana toprak kokusu, beton kokusundan daha güzeldir.” derdi.
Umre'ye gittiklerinde oradaki bazı âlimleri de ziyaret ederdi. Kendisine karşı orada ziyaret ettiği âlimlerin müthiş bir saygısı ve muhabbeti bulunurdu. Bu ziyaretleri sırasında kendisini bir hücreye kapayarak dünyadan elini eteğini çekmiş ve hücresinden hiç ayrılmayan bir zatın Şeyh Müşerref'in umre'ye geldiğini işittiğinde hücresini terk ettiği anlatılmaktadır. Şeyh Müşerref'in ilk umre ziyaretine gitmeden öncesinde görülen bir rüya anlatılmaktadır. Bir zat Medine'deyken rüya görür. Rüyasında Peygamber Efendimiz minberinde duruyor ve cemaat çok kalabalıktır. Peygamber Efendimiz cemaate dönük bir şekilde ve sanki birinin gelmesini bekliyor gibi bir hâli var. Rüyayı gören zât Peygamber Efendimize “Efendim namaza başlamayacak mıyız?” diye sorar. Peygamber Efendimiz ise; “Çok aziz bir misafirimiz gelecek onu bekliyoruz.” buyurur. Sonra bakar ki Şeyh Müşerref camiye girer ve Peygamber Efendimiz; “Hadi namaza başlayalım.” buyurur. Bu rüyanın üzerinden yaklaşık 1 hafta sonra Şeyh Müşerref ilk umre ziyaretini gerçekleştirmiştir.
Toplumsal mutabakatta önemli bir isimdi. Pervari'de kendisine karşı çok büyük bir sevgi vardı. Bu sevgi ve saygıdan dolayı çoğu zaman kan davaları ve kavgalar Seyda hazretlerinin sadece bir mektup göndermesiyle çözülmüştür. Kendisi genelde gitmez, mektup göndererek tarafların barışını sağlardı.
Köyün birinde başlayan kavga büyür ve konu Jandarma'ya intikal eder. Pervari'nin kıdemli subayları o köye giderler ve kavgada bulunan tarafları barıştırmak için uğraşırlar. Ancak barış bir türlü sağlanamaz. Yetkililer çareyi en son Şeyh hazretlerinde ararlar. Konu Şeyh hazretlerine intikal ettirilir ve Şeyh kendileriyle beraber köye gider. Şeyhin gelmesiyle birlikte bir türlü uzlaştırılamayan taraflar arasında sulh sağlanır ve kavganın daha da büyümesi engellenmiş olur.
Vefat etmeden önce hep Hazreti Osman'ın 83 yaşında vefat ettiğini vurgulardı. Hep bunu dile getirirdi. Kendisi de aynı yaşta vefat etti. Peygamber Efendimizin doğum yıldönümlerinde aşık olduğu zâta kavuştular. Bu kesinlikle bir rastlantı değildir. Kendisini o yola adayan bir zata Cenab-ı Hakk'ın hediyesiydi. Peygamber Efendimiz 12 Rebiülevvel'de vefat etti ve vefat etmeden önce 13 gün hasta olarak yatağında yatmıştı. Seyda Şeyh Müşerref hazretleri de çok ama çok sevdiği Peygamberi gibi 13 gün hasta yattı ve 12 Rebiülevvel'de vefat etti vefatından sonra Seyyid olan biri rüya görür. Ben bir yerdeyim ve karşımda da Peygamber Efendimiz var. Bir bakıyorum Şeyh Müşerref hazretleri geliyor. Peygamberimiz iki kez diyor ki: “Hoş geldin Müşerref!” İki kez bu cümleyi kullanmasını şu şekilde yorumlanmaktadır. Birincisi şerefli kılınan, ikincisi ise şeref veren anlamındadır.
Şöhretten uzak bir hayat yaşamaktaydı. Gizli kalıp, bilinmemek istiyordu. Bir seferinde ben Şeyh hazretlerine kendilerini bir arkadaşıma anlattığımı, arkadaşımın da çok hayran kalıp hayırlı dualarını talep ettiğini arz ettim. Şeyh hazretleri bana şu cevabı verdi. “Evladım, beni kimseye anlatma. Beni kimse bilmesin. Molla Bedreddin Efendi beni bilsin yeter.”