SEYYİD ABDÜLGAFUR HAS

Seyyif Abdülgafur Has Son devir din âlimlerinden.
A- A+

Son devir din âlimlerinden. 1355 (m.1936) yılında Erzurum'un Çat İlçesine bağlı Şeyh Hasan köyünde dünyaya geldi. Soyu silsile-i tahireden olup, 35. dedesi Hazreti Hüseyin Efendimizdir. Anne ve babası tarafından Seyyid olan Hoca Efendi; dedesi Seyyid Molla Resul Efendi (1251- 1369/1835–1950), babası Seyyid Ahmed Efendi ve Annesi Seyyide Hazime Hanımdır.

O dönemde Babaderesi, Ağaköy, Hacı Yusuf Bey gibi köylerde medreseler çok iyi faaliyette idiler. Bu medreseler bölge bölge ayrı olarak bir yerden idare ediliyordu.

Hoca Efendi okurken Babası Efe Hazretleri talebesi olan Hafız Ahmed Aslan Hoca Efendiye; Abdülgafur'a ders ver tâlimatı verdi. Birkaç gün ders verdikten sonra Hafız Ahmed Efendi, Efe Hazretlerine giderek; “Hocam ben Abdülgafur'a ders veremiyorum.” demiş. Neden sorusuna: ”Beraber okuduğumuz dersleri bir sonraki gün bütün metinleriyle beraber ezberliyor. Ben karşısında etkisiz kalıyorum. Diğer talebelerden büyük bir farklılık gösteriyor. Ancak siz ona ders verebilirsiniz. Hem talebeler hem de dışarıdan ders dinlemeye gelen yakınlar o küçük çocuk sana ders mi veriyor diye tepkilerini alıyorum. Bunda ilahî bir zeka var hocam benim fikrimi sorarsanız, müsaade edin de talebeleri O okutsun” diye cevap verdi.

Erzurum'un maneviyat önderlerinden Abdülgafur Has Efendi.

Abdülgafur Has Efendi'nin yıllarca imamlık yaptığı Güzelova Köyü Camii (sağda) ve caminin içinden bir görünüş (solda).

O zaman Efe hazretleri dedi ki: “Hacı Yusuf Bey köyündeki talebelerin derslerini Abdülgafur versin.” Ve o günden sonra o medresedeki talebelerin derslerini Hoca Efendi vermiştir. Yol ve ulaşım çok zordu, elektriğin olmadığı evlerde su da yoktu. Fiske fitili denilen lambalarla çok zor şartlarda okuyorlardı. O dönemlerde evlerde kurulan sofralar için, ekmek tahtası vardı. Akşamları bu tahta odanın ortasına konur, etrafına okunacak kitaplar getirilir, tahtanın ortasındaki lambanın aydınlığında da saatlerce konuşmadan mütalaa yapardılar.

Her ev bir talebeye bakıyor, onun yemesi içmesi gibi mesuliyeti üstleniyordu. O günün medreselerini ders verilen günlere göre tayin edilen evler oluşturuyordu. Perşembe günleri tatil günü idi. Abdülgafur Hoca Efendi o günleri şöyle anlatıyor: “Sahabe hayatı gibi yaşıyorduk. Gelecekten kaygımız, yarınlardan endişemiz yoktu, sessiz bir gemi misali yolumuza devam ediyorduk. Yasaklı günlerdi o günler. Rahle-i tedrisat yasaktı. Çevre köylerin o zamanki ileri gelenleri, devlette sözü geçen komşularımız, bize destek veriyorlardı. O günün şatları ile tahsil görüyorduk. Ve bu şartlardan dolayı, Ağaköy ve diğer köylerde bulunan her medresenin, köyün girişinde bekleyen bir nöbetçisi olurdu. Köylere yabancı birileri geldiği zaman işaret ederlerdi. Bunun üzerine kitapları saklardık ve talebeler köye dağılırdı. Ta ki o yabancı köyden çıkana kadar”.

Abdülgafur Hoca Efendinin ağabeyi Seyyid Zeki Efendi, kardeşleri; Seyyid Abdülcelil Efendi, Seyyid Cevat Efendi, Seyyid Mazhar Efendi, Seyyid Said Efendi, Seyyid Muhammed Efendilerle beraber icazet alan müderrislik makamında yüzlerce talebe yetişmiştir. Bingöl, Elazığ, Diyarbakır, Konya, Tercan, Kiğı, Tekman'da da o dönem medreseleri devam etmiştir.

Abdülgafur Hoca, tekrar Babaderesi köyüne çağrıldığında 18 yaşındaydı ve artık babasından icazet almıştı.

1381 (m.1961)'de Çat'a bağlı Taşağıl köyüne imamlık için gönderilmişti. Bu köyde de hem imamlık hem de müderrislik görevini yüklenerek dört noktada medrese açtı. Çevre köyler ve diğer illerden çok sayıda talebeleri oldu. 16 yıl boyunca ilim ışığını yaymak, insan yetiştirmek ve cemiyete kazandırmak için büyük bir çaba harcadı. Tekrar uzun ince bir yolun başlangıcı sanki onu bekliyordu. 1396 (m.1976) yılına kadar imamlık, müderrislik yaparak çok sayıda âlim yetiştirdi. Taşağıl köyündeki vazifesi bitince 1396 (m.1976)'da Erzurum merkeze bağlı Güzelova köyüne imam olarak gitti. Güzelova (Tufanç)'da 16 yıl boyunca irşad ve ilim ışığını yaymaya devam etti. Ve tam bir yıl sonra 1397 (m.1977) de babası Seyyid Ahmed Efendi Darül-finadan Darül-bekaya irtihal etmişti.

Abdülgafur Has Efendi'nin yaşlılık hâlindeki bir resmi.

1416 (m.1995)'de Erzurum'a gelerek aynı yıl “Babadereli Ahmed Efendi Kültür ve Eğitim Vakfını" kurdu. Okuma, okutma, sosyal yardımlaşma ağırlıklı olarak hizmet veren vakıf hizmete hâlen (2015) devam etmektedir. Erzurum'da kaldığı süre içerisinde babası Seyyid Ahmed Efendi adına Abdurrahman Gazi mahallesinde bir camii (Babadereli Ahmed Efendi camii) yaptırdı. Daha sonra dedesi Seyyid Molla Resul Hoca Efendi adına Çat ilçesi Şeyh Hasan köyünde cami yaptırdı. Dedesinin de medfun olduğu köyde türbe ve külliyesini yaptırdı. Daha sonra Erzurum Yenişehir semtine bağlı Mehmed Akif Ersoy mahallesinde yukarıda bahsettiğimiz vakıf binasını inşa ettirdi.

İlimde bir derya olduğunu çevresindekiler daha küçük yaşlardayken fark etmişlerdi. Arapça; Fıkıh, Tefsir, Hadis, Nahiv, Sarf, Mantık, Usul, Tasavvuf, tarih ve bu ilimleri destekler mahiyette diğer eserlerden dersler vererek çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Ayrıca Arapça dili başta olmak üzere Osmanlıca, Farsça ve Türkçeyi iyi düzeyde gramer ölçülerinde kullanmaktaydı. Maddî manevî sıkıntıda olan tanıdığı tanımadığı insanların yüzüne bakarak meselelerini çözerdi. Herkesin sıkıntısını giderene kadar rahat etmezdi, asla ilgisiz kalmazdı. Abdülgafur Hoca Efendinin ilmiyle sehaveti birleştirmesi de dillere destandı.

Abdülgafur Has Efendi'nin cenaze merasimi (sağda) ve Erzurum'un Dutçu Köyündeki kabri (solda).

Bir gün en küçük kardeşi Seyyid Muhammed Efendiyi kitap almak için Erzurum'a göndermiştir. Kütüphanede kitabı araştırırken Solakzade Sadık Efendi ve Osman Bektaş Hoca'da orda bulunmaktaydılar. Küçük bir çocuğun tefsir kitabını incelediğini gördüklerinde onun yanına giderler ve bu kitabı ne yapacağını sorarlar. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Efendi Hocam bana bu kitabı okutacak. Orada bulunan Solakzade Sadık Efendi şaşırır ve bu kitabı sen nasıl okursun der. İsterseniz okuyabilirim diye cevap verir. Osman Bektaş Hoca kitabın bir bölümünü rastgele açar hadi bakalım oku der. Açılan o sayfayı hatasız bir şekilde okur ve bitirir. Hayretler içerisinde kalan Sadık Efendi ve Osman Bektaş Hoca bir süre sessiz kalırlar. Daha sonra Solakzade Hoca Efendi: “Maşallah maşallah sen talebeyken bu durumdasın seni okutan hoca nasıldır kim bilir” der ve hemen sorar: Kimdir senin hocan? Bunun üzerine cevap verir: Ben Babadereli Ahmed Efendi'nin oğluyum, hocam da ağabeyim Abdülgafur Hoca Efendidir. Solakzade Hoca Efendi : “Tamam şimdi oldu, hiç şaşırmadım” der.

Nasihatlerinden bazıları şöyledir: Kalbinden dünya düşüncelerini çıkar, çünkü yakında dünyadan alınacak ahirete götürüleceksin. Dünyada rahat bir hayat arama. Gerçek hayat ahiret hayatıdır. Kişiler hakkında iyi zanlı ol. Müslümanlar hakkında iyi zan sahibi ol. Onlar hakkında niyetini düzelt ve hayır işi yapmaya koş. Bilmediğin hususlarda ahreti düşün, âlimlere sor.

Abdülgafur Has Efendi'nin Erzurum da babası Seyyid Ahmed Efendi adına Abdurrahman Gazi mahallesinde yaptırdığı Babadereli Ahmed Efendi Camii (sağda) ve caminin içinden bir görünüş (solda).

Sakın ben istiyorum fakat Allahü teala vermiyor, bende bundan sonra istemeyeceğim deme, duaya devam et. Eğer istediğin şey ezelde senin için takdir edilmişse Allahü teala istedikten sonra onu sana gönderir. Ahireti sermayen dünyayı da bu sermayenin kazancı yap. Zamanını önce ahreti elde etmen için sarf et. Kaza namazını kılmaya fırsat bulamayan yorgunluktan ölü gibi yatar, gündüzü de faydasız olur. Kardeşinin sana yaptığı nasihati kabul et. Ona muhalefet etme, o senin kendinde görmediğini görür. Bunun için Peygamber Efendimiz: “Mümin müminin aynasıdır” buyurmuştur. Mümin din kardeşine yapmış olduğu nasihatlerinde samimidir. Onun görmediği şeyleri bildirir. Ona iyilikler arasındaki farkı gösterir. Acele etme, acele eden ya hata yapar ya da hatalı duruma yakın olur. Ağır ve temkinli olmak o işte isabet kaydeder. Ağır ve temkinli hareket etmek Allahü tealadandır.

Allah rızası için yapılmayan işler: Senin dinin güzel, güzel ve tatlı, yüzün ise kötülüklerden kurtulmuş gibi gülüyor. Ya kalbinin hâli nasıl, cemaat içinde iyi görünüyorsun. Ya yalnız kaldığın zaman yanında kimse yokken nasılsın. Göründüğün gibi değilsin. Sen namaz kıldığın, oruç tuttuğun, hayır işleri yaptığın zaman eğer bunları Allahü tealanın rızası için yapmıyorsan yaptığın işlerin, söylediğin sözlerin için tövbe et. Abdülgafur Efendi yaşadığı hayatı boyunca her gün Peygamber Efendimizin âline, Ehli Beyt'e, ashabına, tüm üstâtlarına, büyüklerine, dünyadaki Allah dostlarına isimlerini zikrederek, dostlarına, yakın tarihte yitirdiği dostlarına, sevdiklerine her gün Kur'an-ı Kerim okur, ruhlarına hediye eylerdi.

Abdülgafur Efendi sünneti seniyeyi bütün hayatına nakşetmiş âdeta bütünleşmiş bir zattı. Bu dünyadan ahrete irtihal etmeden bir ay önce talebelerine ders vermekteydi. 21 Ocak 2007 Pazar günü yatsı namazının vitr-i vacibini kılarken vefat etti. Vefatı büyük bir üzüntüyle karşılandı. Cenaze namazını kılmak üzere görülmemiş bir kalabalık toplandı. Cenaze namazını kardeşi Seyyid Muhammed Hoca Efendi kıldırdı. O kadar insan toplanmıştı ki araçlar şehre giremiyordu. Ancak akşama doğru Dutçu Köyünde defnedilebildi. İnsanlar büyük kalabalıklar hâlinde ziyaretine geldiler. Bu ziyaret aylarca devam etti.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası