İstanbul velilerinden. Yanya'da doğdu. İsmi Sinan olup babası Şeyh Yakub Germiyanî Efendi'dir. Bazı kaynaklarda isminin Yusuf olup lakabının Sinan olduğu belirtilmiş ise de Tezkire-i Halvetiyye'de Yusuf'un kardeşi olduğu belirtilmektedir. 942- 44 (m. 1535-37 ) yılları arasında Yanya'da doğmuştur. 989 (m. 1581)'de Medine'de vefat etti. Tahsilini İstanbul'da yaptı. Semaniye müderrislerinden Şah Efendi'nin derslerine devam etti. Tahsili sırasında akranları ile oyun ve eğlenceye meyledip canı ne isterse yapardı. Babası her ne kadar ona tasavvuf ehlinin ve hallerinin tadını, hoşluğunu anlatıp buna yönelmeye teşvik etse de dinlemezdi. Kendi bildiğine giderdi. Her iş zamanı gelince olur hükmünce babası bir gün vaaz ederken cemaate şöyle dedi: “Kardeşlerim! Bu fakirin sizlerden bir istirhamım var. Ben dua edeyim sizler de can u gönülden amin deyin. Ola ki siz kardeşlerimin amin demesi ve duası bereketiyle Allahü teala bu duamızı kabul buyurur. Gönül meyvem olan evladım Sinan'a rahmet nazarıyla bakar da ona tövbe nasip edip abidler ve salihler arasına katılmasını ihsan eder.” dedi. Sonra gönülden dua etti. Cemaat de içli bir sada ile amin dedi. Şartları ile yapılan bu dua kabul olunmuştu. O sırada Sinan Efendi oraya geldi. Tövbe edip tasavvufa yöneldi. Bu hususta çok gayret gösterdi. Babasının terbiyesinde yetişip kemale erdi. Hilafet verildi. İstanbul'da Balat'ta Ferruh Kethüda'nın yaptırdığı zaviyeye tayin edilip insanları irşad etmekle, doğru yolu anlatmakla vazifelendirildi.
Sinan Efendi küçük çocukken babası hayır duasını almak için onu, evliyanın meşhurlarından Merkez Efendi'ye götürdü. O sırada Merkez Efendi tebessüm ederek babasına; “Senin bu çocuğun istikbali güzeldir. İyi bir kişi olacaktır. Hatta şeyhlik makamına otursa gerektir.” buyurdu. İşaret ettiği gibi gerçekleşti.
Sinan Efendi'nin şeyhlik yaptığı Merkez Efendi Tekkesinin restorasyondan sonraki hâli.
Sinan Efendi babasının vefatından sonra yerinde altı sene irşad faaliyetinde bulundu. Sonra Medine-i Münevvere'ye gitti. Şöyle ki Merkez Efendi'nin damadı ve halifesi Seyyid Muslihiddin Efendi'nin vefatından sonra Sinan Efendi, Merkez Efendi'nin dergahında vaaz ediyordu. O gün Sultan Murad da Merkez Efendi'nin türbesini ziyarete gitmişti. Bu ziyaret sırasında Sinan Efendi ile tanıştılar. Sinan Efendi hem âlim hem de hafızdı. Gayet hoş bir sesi vardı. Padişahın huzurunda Kur'an-ı Kerim okudu ve okuduğu ayet-i kerimelerin tefsirini yaptı. Padişah hem kıraatına hem de tefsirine hayran kaldı. Kendisini imam tayin etmek istedi. Ancak önceki imamını bırakması uygun görülmedi. Sinan Efendi'ye bir arzusu olup olmadığını sordu. Sonra da Harem-i şerif şeyhliği vazifesine tayin olundu. Bu sebeple Medine-i Münevvere'ye gitti. Orada vefat etti. Hazreti Abbas'ın türbesi yakınında defnedildi.
Eserleri:
1- Tenbihü'l-gabi fî Rü'yeti'n-Nebi: Muhyiddin İbn-i Arabî hazretlerini müdafaa eden bu eserin yazma bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi Kısmı No: 1010'da kayıtlıdır.
2- Menasik-ı Hac: Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Nuri Arlasez Kısmı No: 42'de kayıtlıdır.
3-Tadlilü't-te'vil,
4- Risaletü'l-hakika li talibi'likan: Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Muhammed Murad Kısmı No: 221'de kayıtlıdır.
Bir şiiri
“Beni benlikden al kurtar ilahi,
Ki gide bendeden benlik günahı.
Kaçam bundan göçem olam müsafir,
Cemalin kâbesinde kıl mücavir.”