Eshab-ı Kiramdan ve Ku reyş'in hatiplerinden. İsmi Süheyl bin Amr bin Abdi şems el-Kure şî el-Ami rî'dir. Annesi Ümmü Hubbi binti Kays bin Dabis'dir. Künyesi Ebu Yezid'dir. Lüeyoğullarındandır. Cahiliye devrinde Kureyşin ileri gelenlerinden ve hatibi idi. İlk zamanlar iman etmedi. Hatta iman eden çocuklarına işkence bile yaptı. Bedr Savaşı'nda müşriklerin safında idi ve Malik bin Dühşum'a esir düştü. Resulullah'ın huzuruna getirildi. Onu gören Hazreti Ömer, Resulullah'a yaklaşıp: “Ya Resulallah! Bırak, Süheyl bin Amr'ın ön dişlerinden ikisini sökeyim de, bir daha senin karşına dikilen bir hatip olamasın!” dedi. Peygamber Efendimiz; “Hayır, ya Ömer! Umulur ki Süheyl, yarın seni memnun edecek bir duruma gelir!” buyurdu. Süheyl bin Amr fidyesini vererek Mekke'ye döndü.
Hicretin 6. yılının sonlarında Resulullah Efendimiz Eshabıyla birlikte Ka'be'yi ziyaret etmek, bir umre yapmak için Mekke'ye doğru yola çıktılar. Ku reyş onların Mekke'ye doğru hareket ettiklerini öğrenince yollarını kesmek ve yönlerini değiştirmek için yola çıktı. Durum gerginleşti, sinirler bozuldu. Ku reyş elçi ve delegelerini Peygamber Efendimize gönderiyorlar, Peygamber Efendimiz de onlara savaş için gelmediğini, sadece Kâ be'yi ziyarete geldiğini söylüyordu... Delegelerden birisi Ku reyş'e dönüyor, ama arkasından daha inatçı ve ikna gücü daha fazla birisini gönderiyorlardı. Nihayet Urve bin Mes'ud es-Sekafi'yi seçtiler. Urve onların en güçlüsü ve en akıllısıydı. Ku reyş, Urve'nin Peygamber Efendimizi geri dönmeye ikna edebileceğini zannediyordu. Fakat o da hemen dönüp onlara şunu söylüyordu: “Ey Ku reyş topluluğu! Ben Kisra'nın, Kayser'in ve Necaşi'nin saraylarına gittim. Nice hükümdarlar gördüm. Muhammed'e Eshabının hürmet ettiği gibi, milleti tarafından hürmet edilen hiçbir hükümdar görmedim. Ben onun etrafında Muhammed'i asla teslim etmeyecek bir topluluk gördüm. Bu konuda düşünseniz iyi olur!”
O zaman Ku reyş, çabalarının fayda vermediğine kanaat getirip durumu karşılıklı olarak görüşmeye ve anlaşma yapmaya karar verdi. Bu önemli mesele için en uygun liderlerinden birini seçti. Bu Süheyl bin Amr'dı. Müslümanlar, Süheyl'in geldiğini görüp onu tanıdılar. En sonunda Süheyl'i gönderdiklerine göre, Ku reyş'in anlaşma ve barış yolunu tercih ettiğini anladılar. Süheyl, Resulullah'ın önüne oturdu. Barışla son bulan uzun bir konuşma cereyan etti. Süheyl Ku reyş lehine çok şey kazanmaya çalıştı. Bu konuda ona, Resulullah'ın karşılıklı görüşme ve barışı sağlayan asil ve şerefli toleransı yardımcı oldu. Onunla şu şartlar kaleme alındı.
Birinci Şart: Müslümanlardan kim dininden yüz çevirerek Ku reyş'e gidecek olursa, Ku reyş onu kabul edecek. Fakat kim kafirlerden Müslüman olarak gelirse Resulullah Efendimiz onu kabul etmeyecek.
İkinci Şart: Kabilelerden kim Resulullah Efendimiz'e dahil olmak isterse ve kim de Ku reyş'e dahil olmak isterse dahil olacaktı. Huzaa kabilesi Resulullah Efendimizle, Bekr kabilesi de Ku reyş'le beraber olmuştu.
Üçüncü Şart: İki taraf arasında on yıl süreyle savaş olmayacaktı.
Dördüncü Şart: Bu yıl Resulullah Efendimiz umre yapmaksızın geri dönecek, ikinci yıl ise kılıcı kınında olarak umre yapacaktı.
Bu şartlardan dolayı Müslümanlar üzüntüye kapıldı. Hazreti Ömer bunu Müslümanlar için bir musibet zannederek öfkelendi ve Rasulullah Efendimiz'e gelerek; “Ey Allah'ın Resulü! Hak üzere olan biz değil miyiz?” dedi. Peygamber Efendimizde; “Evet.” diye buyurdu. Bunun üzerine Hazreti Ömer: “Batıl üzere olanlar onlar değil mi?” diye sordu. Rasulullah yine; “Evet.” diye buyurdu. Hazreti Ömer: “Dinimizde neden bunu kabul ediyoruz?” diye sorunca Resulullah Efendimiz; “Şüphesiz O, benim Rabbimdir ve beni darda bırakmayacaktır ve bu Rabbimin emridir. O'na kesinlikle isyan edemem.” buyurdu. Evet, Resulullah hükmü bildirmişti. Deveyi hareketsiz bırakıp hapseden, fil vakasında filleri hareketsiz kılıp hapsedendir ve deve Allah'ın emriyle çökmüştü.
Resulullah Efendimizin akdi; “Bismillahirrahmanirrahim'le başlayarak yaz.” buyruğuna Süheyl bin Amr; “ben Bismillahirrahmanirrahim'i tanımıyorum.” diye cevap veriyor ve Resulullah Efendimiz “Allah'ın ismiyle.” veya “Ey Allah'ım senin adınla.” ifadesine de karşı çıkıyordu. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz: “Bu Allah Resulü Muhammed'in üzerinde ahitleştiği akittir.” diye yaz deyince. Süheyl bin Amr buna da itiraz ederek; “Ben senin Allah Resulü olduğunu kabul etmiyorum. Eğer bunu itiraf etseydim sana tabi olurdum.” der ve; “Bu Muhammed bin Abdullah'ın üzerinde ahitleştiği akiddir.” diye yazılır. Durum bu haldeyken, Ebu Cendel kelepçelerle ayağı bağlı bir halde çıkar gelir. Süheyl oğlunu orada görünce, Ebu Cendel'i boynundan tutup dedi ki: “Ya Muhammed! Antlaşmamız üzerine bana geri çevireceğin insanların ilki budur!” Resulullah Efendimiz, onu teslim etmek istememişti. Bunun üzerine Süheyl diretti: “O zaman antlaşmayı imzalamam!” Ancak Resulullah bu antlaşmanın yapılmasını, birçok sebepten dolayı istiyorlardı. Bütün taleplere rağmen, müşrikler tekliflerinden vazgeçmedi. Ebu Cendel'in, babasına teslim edilirken söylediği sözler, bütün Müslümanların gözlerini yaşartmıştı. Başlangıcı Müslümanların aleyhine gibi görünen Hudeybiye antlaşması, daha sonra, Müslümanların lehine netîce vermiş, Allahü teala Kur'an-ı Kerim'de bu antlaşmayı, Feth-i Mübîn diye vasıflandırmıştır. Ebu Cendel hazretleri de, bilahare kurtulmuş, sağ sâlim Medine'ye dönmüştür.
Hudeybiye antlaşmasından iki sene sonra, Mekke fethedilmiş, öldürülecek olanların listesi yapılmıştı. Bunların arasında, Süheyl bin Amr da vardı. Oğlu Abdullah bin Amr dayanamamıştı. Babasının öldürülmemesi için teşebbüste bulundu. Durum Resulullah'a arz edildi. Resulullah Efendimiz Abdullah'ın bu istirhamını kabul etti. Babasına bir emanname verildi. Daha sonra babası Süheyl bin Amr Müslüman oldu. Sahabelik şerefine kavuştu. Mekke'nin fethi günü Müslüman olanlara Tuleka adı verilmiştir. Yani Peygamberimizin affının onları müşriklikten İslam'a naklettiği kimselere bu ad verilmiştir. Çünkü Peygamber Efendimiz onlar hakkında şöyle demişti: “Gidiniz, siz tulekasınız (serbestsiniz).” Süheyl, Mekke'nin fethedildiği gün Müslüman olup imanın tadını alınca kendi kendine şu sözü verdi: “Vallahi, müşriklerle birlikte yaptıklarımın aynısını Müslümanlarla da yapacağım. Müşriklerle birlikteyken yaptığım harcamaların aynısını Müslümanlarla birlikteyken de yapacağım. Umulur ki, bu durumum birbirini takip eder!”
O, müşriklerle birlikte uzun zaman putlarının önünde durmuştu. Şimdi de müminlerle birlikte tek olan Allah'ın huzurunda saatlerce duruyordu. Böylece namaz üstüne namaz kılıyordu. Oruç tutuyordu. Ruhunu yücelten, Rabbinden gelen bütün ibadetlerden tam bir haz duyuyordu. Onun için; “Cömert, namazı, orucu, sadakası, Kur'an-ı Kerim okuması ve Allah korkusundan ağlaması çok olan!” diye söylenirdi. Peygamber Efendimizin vefat haberi Mekke'ye ulaşır ulaşmaz, Medine'deki Müslümanları saran karışıklık ve şaşkınlık oradaki Müslümanları da sarmıştı. Medine'nin şaşkınlığını Hazreti Ebu Bekr hemen şu kesin sözleriyle dağıtmıştı: “Kim Muhammed'e tapıyorsa, bilsin ki Muhammed Aleyhisselam ölmüştür. Kim Allah'a tapıyorsa, şüphesiz Allah Hayy'dır diridir. O, ölmez.”
Süheyl bin Amr da Mekke'de, Hazreti Ebu Bekr'in Medine'de takındığı tavrın aynısını takındı ve orada bütün Müslümanları toplayıp dedi ki: “Muhammed Aleyhisselam kimin ilahı idiyse, Muhammed (Aleyhisselam) ölmüş bulunmaktadır. Allah ise, Diridir ve hiç ölmez! Ey Ku reyş cemaati! Sizler, Müslüman olanların en sonuncusu olmuş bulunduğunuz halde, irtidad edenlerin en öncüsü olmayın! Vallahi, ben iyi biliyorum ki; bu din, güneşle ayın doğuşu ve batışı devam ettikçe, devam edecektir! Şu kendinizden olan kişi, sakın sizi aldatmasın! Muhakkak ki, benim bu iş hakkındaki bildiklerimi o da biliyor. Fakat, kendisinin Haşimoğullarına olan kıskançlığı göğsünü, kalbini kaplamıştır! Ey insanlar! Ben Ku reyşlilerin mal bakımından en varlıklı olanıyım. Siz emîrinizi büyük tanıyınız! Ona zekatlarınızı ödeyiniz! Eğer İslamiyet işi sonuna kadar devam etmezse, ben sizin ödemiş olduğunuz zekatlarınızı size geri vermeyi tekeffül ediyorum!” dedi ve ağladı. Süheyl'in bu tavrı, doğru sözleri ve sağlam imanıyla, Peygamberimizin vefat haberi gelince Mekke'deki bazı kimselerin imanını sökmek üzere olan fitne ortadan kalktı.
Hazreti Ebu Bekr döneminde Müslüman ordularıyla birlikte, savaşlara katılmak üzere Suriye'ye gitti. Yermük Savaşı'na katıldı. Suriye'de Müslümanlar galip geldikten sonra vatanına dönmek istemedi. Şöyle dedi: “Resulullah'ın şöyle dediğini duydum: “Sizden birinizin Allah yolunda bir saat durması, onun için ömrü boyunca amel etmesinden daha hayırlıdır.” Ben ölünceye kadar Allah rızası için sınırlarda bekçilik yapacağım. Mekke'ye asla dönmeyeceğim.” Süheyl sözünü yerine getirdi. Hayatının geri kalanını, göç zamanı gelinceye kadar sınır bekçisi olarak geçirdi. 18 (m. 639) tarihinde Şam'da taundan vefat etti.