Meşhur Türkçe “Mevlid” kasidesinin yazarı. Bursa'da doğdu. Kaynaklarda Süleyman Çelebi'nin doğum tarihine dair bir kayda tesadüf edilmedi. Ancak Süleyman Çelebi'nin Mevlid'i 60 yaşında yazdığı ve eserin 812 (m. 1409) senesinde bittiği, en eski olarak bilinen nüshasında mevcut bir beyte istinat etmektedir. 825 (m. 1422) senesinde vefat ettiği bilindiğine göre onun 752 (m. 1351) senesinde doğduğu neticesi çıkmaktadır. Sultan Birinci Murad Han'ın vezirlerinden Ahmed Paşa'nın oğlu, Şeyh Mahmud Efendi'nin torunudur. Mahmud Bey, 738 (m. 1338) senesinde Sadrazam Süleyman Paşa ile Rumeli'ye sal ile geçenlerdendir. Süleyman Çelebi, Bursa'da asrının ileri gelen âlimlerinden ilim tahsil etti. Büyük bir âlim olarak, Sultan Yıldırım Bayezid zamanında Divan-ı hümayun imamı, sonra da Bursa'da onun inşa ve ihya ettiği caminin imamı oldu. Resulullah Efendimize olan muhabbeti, Vesiletü'n-necat isimli Mevlit kasidesini yazmasına vesile oldu. Eserini yazmasının sebebi olarak gösterilen hadise hakkında; Künhü'l-ahbar, Güldeste, Tezkire-i Latifî ve başka kaynaklarda geniş bilgi vardır. Süleyman Çelebi'nin vefatı için düşürülen tarih, **“rahat-ı ervah”**tır. Mezarı, Bursa'da Çekirge yolu üzerindedir.
İyi bir tahsil gören Süleyman Çelebi, Bursa'daki Ulu Cami'nin baş imamlığına getirildi. Bu camideki imamlığı sırasında, birgün İranlı bir vaiz, vaaz ve nasihat ederken, Bakara suresinin 285. ayet-i kerimesinin meal-i şerifini; “Biz Allahü tealanın Peygamberlerinden hiçbirinin arasını ayırt etmeyiz (hepsine inanırız). Duyduk ve itaat ettik.” tefsir ederken de; “Hazreti Muhammed ile Hazreti İsa arasında hiçbir farklılık, üstünlük yoktur.” diye, kendi kafasına, bozuk inanışına göre tefsir etti. Cemaat arasında bulunan bir kimse dayanamayıp ayağa kalktı ve; “Ey cahil! Kendi kafana göre nasıl tefsir edebilirsin? Sen bu ilimde çok gerilerdesin. Hiç Peygamberler “aleyhimüsselam” arasında üstünlük farkı olmaz olur mu? Elbette Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam, bütün Peygamberlerden daha üstündür. Burada fark yoktur demek, nübüvvet ve risalet yönünden fark yoktur demektir, üstünlükler, mertebeler yönünden değildir. Burada; “Birinin peygamberliğini kabul edip diğerini kabul etmeyerek aralarında bir ayrılık gütmeyiz. Her birini kendi derecelerine göre peygamber olarak kabul ederiz.” buyurulmaktadır. Bundan, derece ve faziletleri aynıdır anlamı çıkmaz. Bunun isbatı ise yine Bakara suresinin 253. ayet-i kerimesidir. Burada mealen; “Bu (surede sözü geçen) Peygamberlerin bir kısmını, kendilerine verilen özelliklerle diğerlerinden üstün kıldık.” buyurulmaktadır. Görüldüğü gibi, bu iki ayet-i kerime, bizim âlimlerimizin tefsir ettiği gibi birbirlerini doğrulamaktadır. Hâlbuki senin bozuk düşüncene göre birbirlerini tekzip etmektedir ki hâşâ bu olamaz!” gibi pek çok sözler söyledi, pek çok deliller getirdi. Neticede İranlı vaiz, yanlış düşündüğünü kabul etti. Bütün bunlara şahit olan Ulu Cami baş imamı Süleyman Çelebi, bu hadiseden dolayı çok duygulanmış ve meşhur Mevlid-i şerifini yazmıştır. Mevlid-i şerifinde, hep Ehl-i Sünnet itikadını anlatmıştır. Bu bozuk itikatlı vaizin sözüne cevap olarak:
“Ölmeyüb İsa göğe bulduğu yol, Ümmetinden olmak içindi, ol.”
beytini söyledikten sonra Resulullah Efendimizin faziletlerini şöyle izah etmiştir:
“Dahi hem Musa elindeki asa, Oldu O'nun izzetine ejderha. Çok temenni kıldılar Haktan bunlar, Kim Muhammed ümmetinden olalar. Gerçi kim bunlar dahi mürsel durur, Lakin Ahmed efdal-ü ekmel durur. Zira efdalliğe ol elyak durur, Anı öyle bilmeyen ahmak durur.”
Süleyman Çelebi, Mevlid'inde; Allahü tealanın mutlak iradesini, yoktan var ettiğini ve Hazreti Muhammed'in hiçbir mahlukta bulunmayan üstün, yüksek ve emsalsiz vasıflarını anlatır. Her kelimesinde, gönlü Resulullah aşkı ile yanan bir Müminin engin aşk ve muhabbet kokuları vardır. Hazreti Muhammed'in diğer peygamberlere olan bütün üstünlükleri, en uygun kelimeler ve en veciz ifadelerle anlatılmıştır. Mevlid; münacat (Allahü tealaya yalvarma), velâdet (Hazreti Peygamber'in doğumu), risalet (Peygamberliğin bildirilişi), miraç (Göklere çıkışı. Cennet'i ve Cehennem'i görmesi), rıhlet (Peygamberimizin vefatı) ve dua bölümlerinden ibarettir.
Söze Allahü tealanın ism-i şerifi ile başlayan Süleyman Çelebi, Âdem Aleyhisselam'dan Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam'a kadar bütün dedeleri olan Peygamberlerin alınlarında nur parladığını ve bu nurun Muhammed Aleyhisselam'a intikal ettiğini anlatır. Peygamber Efendimizin doğuşuna geniş bir yer ayırarak, O doğarken annesinin neler duyup neler gördüğünü, bu anda bütün varlıkların engin bir neşe içinde kaldıklarını, bütün zerrelerin O'nu büyük neşe içinde karşıladığını söyler. Mevlid'de bundan sonra Muhammed Aleyhisselam'a peygamberliğinin nasıl bildirildiğini ve miraç hadisesinin nasıl olduğunu anlatır. Derin üzüntü içinde yazdığı rıhlet ve daha sonra dua ile Mevlid'ini bitirir. Peygamber Efendimizin; her varlığın yaratılış sebebi, bütün yaratılmışların en şereflisi ve Onu bütün Peygamberlere üstün kılan Allahü tealaya şükürler etmektedir.
Eserde çok olgun fikirler ve ifade bütünlüğü vardır. Mevlid, mesnevî şeklinden ziyade, kaside şeklinde tertiplenmiştir. Bazı yerlere gazel parçaları da ilave edilmiştir. Aruz vezni ile yazılmış, (failatün, failatün, failün) kalıbı kullanılmıştır. Yalnız bir yerde (Mefulü, failatü mefailü failün) kalıbına yer verilmiştir. Kafiyeler güzel ve sağlamdır. Süleyman Çelebi, Mevlid'in mısralarının mükemmel olması için çok titizlik göstermiş, bu sebeple Mevlid, üstün sanat sahibi divan şairlerince dahi sevilip beğenilmiştir. Mevlid'de hem hadiselerin, hem de düşüncelerin anlatıldığı yerlerde, en kısa, en uygun ve mümkün olan en sade anlatım şekli kullanılmıştır. Mevlid'de, hemen her türlü söz ve ifade sanatına rastlanır. En çok cinas, teşbih ve tekrir gibi sanatlara önem verilmiştir. Bölümlerin ve kitabın bütünlüğüne titizlik gösterildiği kadar, her mısrasının ayrı ayrı güzelliği de gözden kaçmamaktadır.
Mevlid, lirizm (içlilik) ve öğreticiliği (didaktizmi) iyice kaynaştırmış bir şiir kitabıdır. Kuruluktan uzak olduğu gibi, sırf coşkunluktan da ibaret değildir. Görünüşte kolay, fakat denendiğinde benzerinin yazılmasının çok zor olduğu görülür. İran edebiyatında Mevlid türünde bir eser yazılmamıştır. Mevlid, Hazreti Muhammed'i meth ve sena ederek, Müslümanların gönlünde O'nun sevgisini harekete geçirdiğinden ve dine bağlılıklarını arttırdığından, bunu okumak ve dinlemek nafile ibadet olup çok sevaptır. Ancak İslamiyetin haram ve yasak ettiği şekillerde ve şarkı söyler gibi veya çalgı aletleriyle beraber okunması yasaklanmıştır.
Mevlid gecesi, dinimizin kıymet verdiği bir gecedir. Mevlid, Arapçada doğum zamanı demektir. Kamerî takvimdeki aylardan Rebiulevvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki geceye Mevlid gecesi denir. Çünkü bu gece, dünyadaki bütün insanlara en son Peygamber olarak gönderilen Hazreti Muhammed Mustafa'nın doğduğu gecedir. İslamiyette bu gece, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir.
Peygamberimiz, nübüvvetten (peygamberliğinin bildirilmesinden) sonra her yıl bu geceye ehemmiyet verirdi. Her peygamberin ümmeti, kendi Peygamberlerinin doğum gününü bayram yaparlardı. Bu gün de bütün Müslümanların bayramı, neşe ve sevinç günüdür. Dünyanın her yerindeki Müslümanlar, bu mübarek gecede, Kur'an-ı Kerim okuyarak, ibadet ederek, mevlid okuyarak Allahü tealaya yalvarırlar. Birbirlerini ziyaret ederek hediyeleşirler. Bu gece, Peygamber Efendimiz doğduğu için sevinenler affolur. Bu gecede, Resulullah'ın doğum zamanı görülen hâlleri okumak, dinlemek, öğrenmek, dinimizce makbul ve muteber olur. Peygamberimiz kendileri de bunları anlatırlardı. Eshab-ı Kiram da bir yerde toplanıp okurlar, bu hâlleri anlatırlardı.
Allame Zahirüddin bin Ca'fer diyor ki: “Mevlid cem'iyyeti yapmak, dinimizin güzel saydığı şeylerden dir. Salihleri toplayıp; salavat okumak, fakirleri doyurmak, her zaman sevaptır. Fakat bunlara haram karıştırmak, çalgı, şarkı, raks gibi şeyler yapmak büyük günah olur.”
Büyük âlim allame İbn-i Battah, el yazısı ile olan fetvasında diyor ki: “Mevlid gecesinde sadaka vermek, Müslümanları toplayıp caiz olan şeyleri yedirmek ve caiz olan şeyleri okutup dinletmek ve salih kimseleri giydirmek, bu geceye hürmet etmek olur. Bunları Allah rızası için yapmak caizdir ve çok sevap olur. Bunları yalnız fakirler için yapmak şart değildir. Fakat muhtaç olanları sevindirmek daha sevap olur.”
“MUHAMMED ALEYHİSSELAM'I SEVMEK”
Süleyman Çelebi hazretleri, Vesiletü'n-necat ismini verdiği mevlidine Arabî olarak bir önsöz yazarak, şöyle buyurmaktadır: “Rahman ve Rahim olan Allahü tealanın ismiyle başlarım. Muhammed Aleyhisselam'ı bütün yaratılmışların sebebi, en şereflisi ve en azizi yapan, makam-ı Mahmud ile şefaat hakkını vererek O'nu bütün peygamberlerden üstün kılan, İsmini onun ismiyle yan yana yazarak, hasetçi şeytanın burnunu sürtüp O'nun şanını yücelten Allahü tealaya hamd-ü senalar olsun. Muhammed Aleyhisselam, Allahü tealanın indinde çok makbuldür. Allahü tealanın melekleri O'nun yardımcılarıdır. Ağaçlar, toprak ve taşlar, O'nunla konuştular. O'nu sevenler dünyada ve ahirette sevilip kurtulurlar. O'na, düşman olanlar kovulup Cehennem'e atılırlar. Bizi Muhammed Aleyhisselam'ın ümmeti yapmakla şereflendiren Allahü tealaya hamd ederim. Şeriki ve benzeri olmayan, mekandan münezzeh bulunan Allahü tealanın bir olduğuna şehadet ederim. O, herkesin kendisine muhtaç olduğu, ibadet ettiği ve yöneldiği Allahü tealadır. O, şanı yüce, kullarını merhametle bağışlayandır. Güzel ahlâk ve cömertlik gibi pek çok meziyetleri ortaya çıkaran, vaat edilen kıyamet gününde, her tarafta şefaati kabul edilir bir şefaatçi olan Muhammed Aleyhisselam'ın, Allahü tealanın kulu, resulü ve habibi olduğuna şehadet ederim. Allahü teala, O'na seçilmişlerin en üstünleri olan temiz âline ve Eshab-ı Kiram'ına sonsuz rahmet etsin.”
İmam-ı Celaleddin Abdurrahman bin Abdülmelik Kettanî diyor ki: “Mevlid günü ve gecesi, mübecceldir, mukaddestir, mükerremdir. Şerefi, kıymeti çoktur. Resulullah'ın varlığı, vefatından sonra O'na tâbi olanlar için kurtuluş vesilesidir. O'nun doğumu için sevinmek. Cehennem azabının azalmasına sebep olur. Bu geceye hürmet etmek, sevinmek, bütün senenin bereketli olmasına sebep olur. Mevlid gününün fazileti, Cuma günü gibidir. Cuma günü Cehennem azabının durdurulduğu hadis-i şerifte bildirildi. Bunun gibi, mevlid gününde de azap yapılmaz. Mevlit geceleri sevindiğini göstermeli, çok sadaka, hediye vermeli, davet olunan ziyafetlere gitmelidir.”
Mevlid merasimi, daha anâevi hâle gelmeden önce Mekke-i Mükerreme'de Resulullah Efendimizin doğduğu ev ziyaret edilirdi. Mevlid merasimlerini ilk defa uygulayan tes'id eden hükümdar, Selahaddin-i Eyyubî'nin eniştesi olan Erbil Sultanı Ebu Sa'id el-Muzaffer Kükburî'dir. Merasim başlamadan önce hazırlıklar yapılırdı. İslam ülkelerinden pek çok âlimler davet edilir, Rebiulevvel ayı başlarında Sultan'ın huzurunda toplanmış olurlardı. Şehrin sokakları süslenir, her taraftan gelen insanlarla şehir dolup taşardı. Herkese günlerce Sultan tarafından yemekler yedirilir, fakirlere sadakalar dağıtılırdı. Öksüzler, yetimler, evlendirilirdi. Mevlid gecesi akşam namazından sonra Sultan'ın da bulunduğu büyük fener alayları düzenlenir, büyük bir kürsünün önünde toplanırlar, zamanın en büyük âlimleri vaazü nasihat eder ve Resulullah Efendimizi anlatırlardı. Sonra Sultan Ebu Sa'id Muzaffer, âlimleri, şanlarına uygun giydirir, çok kıymetli hediyeler verirdi. Sultan, bu gece için binlerce kese altın harcardı. Herkes bu gece bayram yapardı.
Osmanlılarda da mevlid gecesine çok hürmet gösterilir, kıymet verilirdi. O gün Sultan Ahmed Camii'nde okunacak mevlid-i şerife, daha önceki günlerde başta padişah, sadrazam, vezirler, şeyhülislam, İstanbul kadısı, devletin ileri gelen erkanı, âlimler, evliya davet edilirdi. Mevlid gününde devlet erkanı resmî kıyafetlerle camide toplanırlar ve kendileri için ayrılan yerlere otururlardı. Diğer vazifeli devlet erkanı da atlarına binerek, sarayın büyük kapısında bir düzen içinde bekleyip padişahı karşılarlar ve camiye kadar refakat ederlerdi. Şeyhülislam ve sadrazamın önlerine, teşrifatçıbaşı ve kesedar, getirdikleri buhurdanlıkları koyarlar, bu sırada camide Kur'anı Kerim tilavet edilirdi (okunurdu). Padişah gelirken, hünkâr mahfilinin penceresi açılır. Bunu gören herkes ayağa kalkar, hürmetle eğilirlerdi. Sonra herkes yerine oturunca âlimler kürsüye çıkıp vaaz ve nasihat ederler, bu arada buhurlar ikram edilir, cemaatin önlerine şekerler bırakılırdı. Vaaz bitince vaiz efendiye samur kürkler, kıymetli elbiseler giydirilir, sonra bir mevlidhan kürsüye çıkardı. O da bir miktar okuyup iner ve ona da hilatlar, kıymetli elbiseler ihsan edilir, ikinci mevlidhan da bir miktar okurdu. Sonra Hicaz'dan Resulullah Efendimizin torunlarından gelen mektup, müjdecibaşı tarafından sadrazama takdim edilir, o da reisülküttaba verir ve padişaha arz edilirdi. Mektup huzurda okunur ve müjdecibaşına, reisülküttaba hilatlar giydirilirdi. Sonra Medine-i Münevvere'den gelen hurmalar dağıtılır, hurmayı getiren ağaya ihsanlarda bulunulurdu. Üçüncü mevlidhan da kürsüye çıkınca sadrazamın, şeyhülislamın, vezirlerin, ulemanın önlerine şeker dolu tabaklar koyulur, mevlid bittikten sonra tabaklar kaldırılır, padişah saraya dönerdi. Bunun arkasından cemaat de önlerine bırakılan şekerleri alarak dağılırdı.
Süleyman Çelebi hazretlerinin Vesiletü'n-necat isimli mevlid kitabı, muhtelif nüshaları karşılaştırılıp mümkün olduğu kadar sadeleştirilerek ve bazı bölümleri de kısaltılmak suretiyle aşağıya yazılmıştır.
I. BÖLÜM MÜNACAT
Allah adın zikredelim evvela, Vacip oldur cümle işte her kula.
Allah adın her kim ol evvel ana, Her işi âsân ede Allah ona.
Allah adı olsa her işin önü, Hergiz ebter olmaya anın sonu.
Her nefeste Allah adın de müdam. Allah adıyla olur her iş temam.
Bir kez Allah dese aşk ile lisan, Dökülür cümle günah misl-i hazan.
İsm-i pakin pak olur zikreyleyen, Her murada erişir Allah diyen.
Aşk ile gel imdi Allah diyelim, Dert ile gözyaş ile ah edelim.
Ola kim rahmet kıla ol padişah, Ol Kerimü ol Rahimü ol ilah.
Birdir ol birliğine şek yokdurur, Gerçi yanlış söyleyenler çokturur.
Cümle âlem yok iken ol var idi, Yaratılmıştan ganî cebbar idi.
Var iken ol, yoktu ins ü melek, Arş ü ferş ü ay ü gün hem nuh felek.
Sun' ile bunları ol var eyledi, Birliğine cümle ikrar eyledi.
Kudretin izhar edip hem ol celil, Birliğine bunları kıldı delil.
Ol dedi bir kere, var oldu cihan, Olma derse mahvolur ol dem heman.
Bari ne hacet kılavuz sözü çok, Birdir Allah andan gayri tanrı yok.
Haşra dek ger denilirse bu kelam, Nice haşr ola ki olmaya temam.
Ger dilersiz bulasız oddan necat, Aşk ile dert ile es-salat.
KİTABI YAZANA DUA
Ey azizler işte başlarız söze, Bir vasiyet kılarız illa size.
Ol vasiyyet kim direm her kim tuta, Misk gibi kokusu canlarda tüte.
Hak teala rahmet eyleye ona. Kim beni ol bir dua ile ana.
Her ki diler bu duada buluna, Fatiha ihsan ede ben kuluna.
PEYGAMBER EFENDİMİZİN NURUNUN YARATILMASI:
Evvel andık anı kim evveldir ol, Evveline bulmadı hiç akıl yol.
Evvelin ol evvelidir bi güman, Ahirin hem ahiridir cavidan.
Çünkü Hak evvelliğin bildin ayan, Dinle imdi kılayım sun'ın beyan.
Hak teala ne yarattı evvela, Cümle mahluktan, kim ol evvel ola.
Mustafa nurunu evvel kıldı var, Sevdi anı, ol Kerim-ü Kirdgar.
Her ne dürlü kim saadet vardurur, Yahşi huy u görklü adet vardurur.
Hak ana verdi mükemmel eyledi, Yaratılmıştan mufaddal eyledi.
Andan oldu her nihan ü aşikâr, Arş ü ferş ü yerde gökte ne ki var.
Ger Muhammed olmaya idi, ayan, Olmayacaktı zemin ü asuman.
Hem vesile olduğuıyçün ol Resul, Âdem'in Hak tövbesin kıldı kabul.
Ger Muhammed gelmeyeydi âleme, Tac-i izzet ermez idi Âdem'e.
Nuh anınçün garktan buldu necat, Dahi doğmadan göründü mucizat.
Cümle anın dostluğuna adına, Bunca izzet kıldı Hak ecdadına.
Ceddi olduğuıyçün anın hem Halil, Narı Cennet kıldı ona ol Celil.
Hem dahi Musa elindeki asa, Oldu anın hürmetine ejderha.
Ölmeyip İsa göğe bulduğu yol, Ümmetinden olmak için idi, ol.
Çok temenni kıldılar Haktan bunlar, Kim Muhammed ümmetinden olalar.
Enbiyanın şeksiz ol sultanıdır, Cümlesinin canı içre canıdır.
Gerçi kim bunlar dahi mürsel-durur, Lakin Ahmed ekmel-ü efdal-durur.
Zira efdalliğe ol elyak-durur, Anı öyle bilmeyen ahmak-durur.
Pes Muhammed'dir bu varlığa sebep, Cehd edip O'nun rızasın kıl talep.
Şer'ini tut ümmetî ol ümmetî, Ta nasip ola sana Hak rahmeti.
PEYGAMBER EFENDİMİZİN NURUNUN ÂDEM ALEYHİSSELAM'DAN İTİBAREN İNTİKALİ
Hak teala çün yarattı Âdem'i, Kıldı Âdem'le müzeyyen âlemi.
Âdem'e kıldı feriştehler sücûd, Hem ona çok kıldı ol lutf ıssı cud.
Mustafa nurunu alnında kodu, Bil, Habibim nurudur, bu nur dedi.
Kıldı ol nur anın alnında karar, Kaldı anın ile nice rüzigâr.
Sonra Havva alnına nakletti bil, Durdu anda dahi nice ay ve yıl.
Şis doğdu ona nakletti bu nur, Anın alnında tecelli kıldı nur.
İrdi İbrahim ve İsmail'e hem, Söz uzanır ger kalanın der isem.
İşbu resm ile müselsel, muttasıl, Ta olunca Mustafa'ya müntekıl.
Geldi çün ol Rahmeten li'l-alemin, Vardı nur anda karar kıldı hemin.
Ger dilersiz bulasız oddan necat, Aşk ile şevk ile edin es-salat.
II. BÖLÜM
VELÂDET
Âmine Hatun Muhammed anesi, Ol sadeften doğdu ol dür danesi.
Çünkü Abdullah'tan oldu hamile, Vakt erişti hefte vü eyyam ile.
Hem Muhammed gelmesi oldu yakın, Çok alametler belirdi gelmedin.
Ol Rebiulevvel ayın nicesi, Onikinci gece isneyn gecesi.
Ol gece kim doğdu ol Hayrü'l-beşer, Anası anda neler gördü neler.
Dedi gördüm ol Habibin anesi, Bir aceb nur kim güneş pervanesi.
Berk urup çıktı evimden nagehan, Göklere dek nur ile doldu cihan.
Gökler açıldı ve feth oldu zulem, Üç melek gördüm elinde üç alem.
Biri Meşrık, biri Mağrib'de anın, Biri damında dikildi Kâbe'nin.
İndiler gökten melekler saff-u saf, Kâbe gibi kıldılar evim tavaf.
Geldi huriler bölük bölük buğur, Yüzleri nurundan evim doldu nur.
Hem hava üzre döşendi bir döşek, Adı Sündüs döşeyen anı melek.
Çün göründü bana bu işler ayan, Hayret içre kalmış idim ben heman.
Yarılıp divar çıktı nagehan, Üç bile huri bana oldu ayan.
Bazıları der ki ol üç dilberin, Asiye'ydi biri ol mahpeykerin.
Biri Meryem Hatun idi, aşikâr, Birisi hem hurilerden bir nigar.
Geldiler lutf ile ol üç mah-cebin, Verdiler bana selam ol dem hemin.
Çevre yanıma gelip oturdular, Mustafa'yı birbirine muştular.
Dediler oğlun gibi hiçbir oğul, Yaratılalı cihan gelmiş değil.
Bu senin oğlun gibi kadri cemil, Bir anaya vermemiştir ol Celil.
Ulu devlet buldun ey dildarı sen, Doğacaktır senden ol hulkı hasen.
Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır, Bu gelen tevhid-ü irfan kanıdır.
Bu gelen aşkına devr eyler felek, Yüzüne müştaktır ins-ü melek.
Bu gece, ol gecedir kim ol şerif, Nur ile âlemleri, eyler latif.
Bu gece dünyayı ol Cennet kılar, Bu gece eşyaya Hak rahmet kılar.
Bu gece şadan olur erbab-ı dil, Bu geceye can verir eshab-ı dil.
Rahmeten li'l-âlemindir Mustafa, Hem şefiü'l-müznibindir Mustafa.
Vasfını bu resme tertib ettiler, Ol mübarek nura tergib ettiler.
Âmine eydür çü vakt oldu temam, Kim vücuda gele ol Hayrü'l-enam.
Susadım gayet hararetten kat'i, Sundular bir cam dolusu şerbeti.
Kardan ak idi ve hem soğuk idi, Lezzeti dahi şekerde yok idi.
İçtim anı oldu cismim nura gark, Edemezdim nurdan kendimi fark.
Geldi bir ak kuş kanadıyla revan, Arkamı sığadı kuvvetle heman.
Doğdu ol saatte ol Sultan-ı din, Nura gark oldu semavat-ü zemin.
Yaratılmış cümle oldu şadıman, Gam gidip âlem yeniden buldu can.
Cümle zerratı cihan edip nida, Çağrışarak dediler kim merhaba.
Merhaba ey âli Sultan merhaba, Merhaba ey kan-i irfan merhaba.
Merhaba ey sırr-ı furkan merhaba, Merhaba ey derde derman merhaba.
Merhaba ey bülbül-i bag-ı Cemal, Merhaba ey aşina-yı Zül-celal.
Merhaba ey mah-ü hurşid-i Hüda, Merhaba ey Haktan olmayan cüda.
Merhaba ey asi ümmet melcei, Merhaba ey çaresizler mencei.
Merhaba ey can-ı baki merhaba, Merhaba uşşaka saki merhaba.
Merhaba ey kurretü'l-ayn-ı Halil, Merhaba ey has-ı mahbub-i Celil.
Merhaba ey rahmeten li'l-âlemin, Merhaba sensin şefiü'l-müznibin.
Merhaba ey padişah-ı dü cihan. Senin için oldu kevn ile mekan.
Ey cemali gün yüzü bedr-i münir, Ey kamu düşmüşlere sen destegir.
Ey gönüller derdinin dermanı sen, Ey yaratılmışların sultanı sen.
Sensin ol sultan-ı cümle enbiya, Nur-ı çeşmi evliya vü asfiya.
Ey risalet tahtının sen hatemi, Ey nübüvvet mührünün sen hatemi.
Çünkü nurun ruşen etti âlemi, Gül cemalin gülşen etti âlemi.
Oldu zail zulmet-i cehl-ü dalal, Buldu bag-ı marifet ayn-ı kemal.
Ya Habiballah bize imdat kıl, Son nefes didarın ile şad kıl.
Ger dilersiz bulasız oddan necat, Aşk ile dert ile edin es-salat.
Çünkü ol mahbub-i Rahman-ü Rahim, Kıldı dünyayı cemalinden naim.
Birbirine muştulayı her melek, Raksa girdi şevk ü şadiden felek.
İşbu heybetten Âmine hub-ru, Bir zaman aklı gidip geldi geru.
Gördü gitmiş huriler hiç kimse yok. Görmedi oğlun tazarru' kıldı çok.
Huriler aldı tasavvur kıldı ol, Hayret içre çok tefekkür kıldı ol.
Çevre yanın isteyu kıldı nazar, Gördü kim bir köşede Hayrü'l-beşer.
Şöyle Beytullah'a karşı ol Resul, Yüz yere sürmüş ve secde kılmış ol.
Secdede başı dili tahmid eder, Hem getirmiş parmağın tevhit eder.
Der ki, ey Mevla yüzüm tuttum sana, Ya İlahî! Ümmetin vergil bana.
Çünkü ben bu işleri gördüm ayan, Kalmadı sabrım heman düştüm revan.
Geldi aklım gördüm ol sahib-vefa, Gözlerimin nuru oğlum Mustafa.
Sürmelenmiş gözleri gör hikmeti, Göbeği kesilmiş olmuş sünneti.
Yüzü nuru gün gibi hoş berk urur, Çünkü gördüm gönlüme geldi sürur.
Kaynadıp nar-ı muhabbet kanımı, Alarak bağrıma bastım canımı.
Debrenür dudakları söyler kelam, Anlayamadım ne derdi ol hümam.
Kulağım ağzına verdim dinledim, Söylediği sözü ol dem anladım.
Hakka bağlayıp gönülden himmeti, Der idi, kim ümmetî va ümmetî.
Tıfl iken ol diler idi ümmetin, Sen kocaldın terk edersin sünnetin.
Ümmetim dedi sana çün Mustafa Ver salavat sen de âna bul safa.
Ger dilersiz bulasız oddan necat, Aşk ile şevk ile edin es-salat.
FASL
Mekke kavmi uluları bi hilaf, Kâbe'yi ol gece kılarken tavaf.
Secde kıldı Kâbe gördü has-ü âm, Düşmedi bir taşı hoş kıldı kıyam.
Rükni, rükne Kâbe'nin verdi selam, Dediler kim doğdu ol Hayrü'l-enam.
Kâbe bir savt etti ol dem nagehan, Dedi, doğdu bu gece Şems-i cihan.
Pak edip küfr ile putlardan Resul, Kurtarır beni müşriklerden ol.
Yalın ayak baş açarak saff-u saf, Eyleyecek ümmeti beni tavaf.
Ol gece tabl-ı nübüvvet vurdular, Ol gece şeytanı gökten sürdüler.
Nice puthane nice deyr-ü sanem, Yıkılıp küfr ehline verdi elem.
III. BÖLÜM
PEYGAMBER EFENDİMİZİN RİSALETİ VE MUCİZELERİ
Fahr-i Âlem erdi çün kırk yaşına, Kondu pes tac-ı risalet başına.
Dem be dem avaz gelirdi ya Emin, Seni kıldım rahmeten li'l-alemin.
İndi Kur'an-ı Kerim ayet ayet beyyinat, Zahir oldu nice dürlü mucizat.
Gerçi cümle nur idi, ol pak zat, İlle her uzvunda vardı mucizat.
Evvela ol kim mübarek cisminin, Gölgesi düşmezdi yere resminin.
Nur idi baştan ayağa gövdesi, Bu ayandır nurun olmaz gölgesi.
Hem mübarek başı üzre her zaman, Bir bölük bulut olurdu sayeban.
Her nere varsa bile varırdı ol, Başı üzre daima dururdu ol.
Ol mübarek gözlerinde mucize, Nicedir ol dahi diyeyim size.
Nice kim önünde görürdü ayan, Öyle ardında görürdü ol heman.
İşitin hem ol mübarek burnunun, Mucize nicedir onda bir görün.
Vahy için indikte Cibril-i Emin, Gökten ayrıldığı saatte hemin.
Cebrail'in kokusun alırdı ol, Vahy için indiğini bilirdi ol.
Debredecek dudağın ol mah-veş, Debrenirdi gökte hem kürs-i güneş.
Dokunacak saçına bad-ı saba, Misk-ü anberden dolar idi hava.
İnci dişleri şuasından gece, İğne düşse bulunurdu ey hoca.
Sadr-ı nurundan karanlık geceler, Yolda yürürdü yiğitler kocalar.
Çün işaret kıldı ol mahbub-ı Hak, Parmağıyla aya, oldu iki şak.
Terlese güller olurdu her teri, Hoş dererlerdi terinden gülleri.
Dikti hurmayı hem ol şah-ı cihan, Diktiği saat yemiş verdi heman.
Mucizatı haşra dek dense müdam, Nice haşr olsa buna gelmez hitam.
Ger dilersiz bulasız oddan necat, Aşk ile dert ile edin es-salat.
IV. BÖLÜM
PEYGAMBER EFENDİMİZİN MİRACI
Gel beri ey aşk oduna yanıcı, Kendisi ma'şuka aşık sanıcı.
Dinle gel miracın ol Şahın ayan, Aşık isen aşk oduna durma yan.
Bir düşenbih gecesi tahkik haber, Leyle-i Kadr idi, ol gece meğer.
Ol hümayun-baht u ol kadri yüce, Ümmü Hanî hanesindeydi gece.
Anda iken nagehan ol yazı ak, Cennet var dedi. Cebrail'e Hak.
Bir murassa taç al hulle kemer, Hem dahi al bir Burak-ı muteber.
Ol habibime ilet binsin anı, Arşımı seyreylesin görsün beni.
Cebrail çün Cennet'e vardı revan, Gördü kim bi-had burak otlar heman.
İçlerinde bir burak ağlar katı, Yimez içmez kalmamış hiç takatı.
Gözlerinden yaşı Ceyhun eylemiş. Ciğerini dert ile hun eylemiş,
Dedi Cebrail nedir ağladığın, Hüzn ile can-ü ciğer dağladığın?
Baki yoldaşın yiyip içip gezer, Sen inilersin de canın ne sezer.
Dedi, kırkbin yıldurur kim ya Emin, Aşkıdır bana yemek içmek hemin.
Nagehan bir ün işitti kulağım, Gitti aklım bilmezem solum sağım.
Ya Muhammed diyerek çağırdılar, Bir sada birle ki yürekler deler.
Ol zamandan bilmezem kim n'olmışam, Ol adın ıssına âşık olmışam.
Yüreğim içinde eridi, yağım. Âşık oldu görmeden bu kulağım.
Cennet'i başıma aşkı dar eder, Gece gündüz işim ah-ü zar eder.
Gerçi zahir Cennet içre dururum, Manada hasret azabın görürüm.
Ger iremezsem visaline anın, İdiserim terkini can-ü tenin.
Cebrail dedi Burak'a, ey Burak, Verdi Hak maksudumu kılma firak.
Kimde kim aşkın nişanı vardurur, Akıbet ma'şuka anı irdürür.
Gel beru ma'şukuna irdüreyim, Yüreğin zahmına merhem süreyim.
Aldı Cebrail Burak'ı ol zeman, Ta Cenab-ı Ahmed'e geldi heman.
Hak selam etti sana ya Mustafa, Kim mübarek hatırın bulsun safa.
Dedi kim gelsin konuklarım anı, Arş'ımı seyreylesin görsün beni.
Daim ister hazretimden her melek, Arş ü Kürsi Sidre çarh-i nüh felek.
Cümlesi anın yüzün görmek diler, Ayağına yüzlerin sürmek diler.
İşbu gece bir gecedir ey Emin, Olacak ayne'l-yakîn hakki'l-yakîn.
Bu gece zahir olur esrar-ı Hak, Gösterecektir sana didar-ı Hak.
Zemzemiyle doldu kevn ile mekan, Arş'a vardı dediler, Fahr-i cihan.
Hem sekiz Cennet kapısın açtılar, Yolun üstüne cevahir saçtılar.
Gel gidelim hazrete ya Mustafa, Muntazırdır anda eshab-ı safa.
Sana Cennet'ten getirdim bir Burak, Davet-i Rahmandır ey nur-ı Hak.
İşidip anı Resul oldu ferah, Şadlık geldi ve gamı gitti terah.
Durdu yerinde heman-dem Mustafa, Koydu tacı başına ol pür safa.
Çekti ol demde Burak'ı Cebrail, Önüne düştü âna oldu delil.
Hoş Süvar oldu âna şah-ı cihan, Açtı perrini Burak uçtu heman.
Tarfetü'l-ayn içre Sultan-ı ümem, Geldi Kuds'e erdi ve bastı kadem.
Enbiya ervahı karşı geldiler, Mustafa'ya cümle ikram kıldılar.
Erdi ol dem Haktan ervaha nida, Kim kılalar Mustafa'ya iktida.
Pes geçüp mihraba ol Hayrü'l-enam, Enbiya ervahına oldu imam.
İki rekat kıldı Aksa'da, namaz, Öyle emretmişti, ol bi niyaz.
Gördüler nurdan kurulmuş merdivan, Merdivandan oldular göğe revan.
Erdiler evvel göğe bi'l-ihtiram, Kapı açıldı ve girdi ol hümam.
Gördü gök ehli ibadette kamu, Her biri bir dürlü taatte kamu.
Kimi tesbih ü kimi tahmid okur, Kimi tehlil ü kimi temcid okur.
Kim kıyam içre kimi kılmış rüku, Kimi Hakka secde etmiş ba-huşu.
Kimisini aşk-ı Hak almış-durur, Valih-ü hayran-ü mest kalmış-durur.
Hep gök ehli cümle karşı geldiler, Mustafa'ya izzet ikram kıldılar.
Merhaben bik ya Muhammed dediler, Ey şefaat kânı Ahmed dediler.
Her biri kutluladı miracını, Dediler giydin saadet tacını.
Bu kerametler ki Hak ve rdi sana, Vermedi hiç kimseye önden sona.
Ermedi evvel gelen bu devlete, Kimse layık olmadı bu rif'ate.
Her ne haceti dilesen makbuldür, Cümle maksudun da senin mahsuldür.
Ol gece durmadı cevlan eyledi, Öyle kim eflakı seyran eyledi.
Her birinde türlü hikmet gördü ol, Takî vardı Sidre'ye erişti yol.
Cebrail'in durağıdır ol makam, Nuh felek ta kim tutalıdan nizam.
Kaldı Cebrail makamında hemin, Dedi âna Rahmeten li'l-âlemîn.
Bilmezem bu yolları ben nideyim, Kim garibem bunda kande gideyim?
Cebrail dedi Resule ey Habib, Sanma ki bu yerde sen seni garip.
Senin için yaratıldı nüh felek, İns-ü cinn-ü hur-ü Cennet hem melek.
Bunda hatm oldu benim cev'angehim, Maverasından dahi yok agehim.
Bana böyle emretmiştir Zü'l-celal, Açmayın ben bundan öte perrü bal.
Ger geçem bir zerre kadar ilerü, Yanarım baştan ayağa ey ulu.
Dedi Cebrail'e ol Fahr-i cihan; Pes makamında dur imdi sen heman.
Çün ezelden bana aşk oldu delil, Yanar isem yanayım ben ey Halil.
Li ma'allah vakti benimdir heman, Ta ki kurban eyleyem baş ile can.
Rah-ı aşkta kim sakınır canını, Ol kaçan görse gerek cananını.
Rah-ı aşkı sanma gafil serseri, Belki kemter nesnedir vermek seri.
REFREF'İN BELİRMESİ
Söylenirken Cebrail ile kelam, Geldi Refref önüne verdi selam.
Aldı ol şah-ı cihanı ol zaman, Sidre'den götürdü ve gitti heman.
Bir feza oldu o dem deru-nüma, Ne mekan var anda ne arz-ü sema.
Kim ne hâlidir ne mâli ol mahal, Akl ü fikr etmez o hâli fehm-ü hâl.
Ref' olup ol Şaha yetmişbin hicap, Nur-i tevhit açtı vechinden nikab.
Her birisinden geçerken ileri, Emrolurdu ya Muhammed gel beri.
Çün kamusını görüp geçti öte, Vardı erişti ol ulu Hazrete.
Şeş cihetten ol münezzeh Zü'l-Celal, Bi kem-ü keyf âna gösterdi cemal.
Zaten ol Sultan-ı Ma zagal-basar, Eylemişti Hakka tahsis-i nazar.
Aşikâre gördü Rabbü'l-izzeti, Ahirette öyle görür ümmeti.
Bi huruf-ü lafz-ü savt ol padişah, Mustafa'ya söyledi bi iştibah.
Dedi kim matlub-ü maksudun benim, Sevdiğin can ile mâbudun benim.
Gece gündüz durmayıp istediğin, N'ola kim görsem cemalin dediğin.
Gel Habibim sana âşık olmışam, Cümle halkı sana bende kılmışam.
Ne muradın var ise edem reva, Eyleyem bir derde bin türlü deva.
Mustafa dedi, eya Rabbi rahim, Ey hata puş-ü atası çok kerim.
Ol zayıf ümmetlerim hâli n'ola, Hazretine nice anlar yol bula.
Gece gündüz işleri isyan kamu, Korkarım ki yerleri ola tamu.
Ya İlahî hazretinden hacetim, Budurur kim ola makbul ümmetim.
Hak tealadan erişti bir nida, Ya Muhammed ben sana kıldım atâ.
Ümmetini sana verdim ey Habib, Cennetimi onlara kıldım nasip.
Ya Habibim nedir ol kim diledin, Bir avuç toprağa minnet mi eyledin?
Ben sana âşık olunca ey şerif, Senin olmaz mı dü âlem ey latif.
Zatıma mir'at edindim zatını, Bile yazdım adım ile adını.
Hem dedi kim ya Muhammed ben seni, Bilirim görmeye doymazsın beni.
Lîk din emri tamam olmak içün, Ümmetin de bana yol bulmak içün.
Avdet edip davet et kullarımı, Ta gelerek göreler didarımı.
Sen ki miraç eyleyip ettin niyaz, Ümmetin miracını kıldım namaz.
Her kaçan kim bu namazı kılalar, Cümle gök ehli sevabın bulalar.
Çünkü her türlü ibadet bundadır, Hakka her türlü ibadet bundadır,
Sıdk ile beş vakt olundukça eda, Elli vaktin ecrin eyler Hak atâ.
Ma hasal ol anda doksanbin kelam, Edip buldukta encam-ü hitam.
Tarfetü'l-ayn içre ol Fahr-i cihan, Ümmü Hanî evine geldi heman.
Her ne vaki' oldu ise serteser, Cümlesin eshabına verdi haber.
Dediler ey kıble-i İslam-ü din, Kutlu olsun sana mirac-ı güzin.
Biz kamumuz kullarız sen şahsın, Gönlümüz içinde ruşen mahsın.
Ümmetin olduğumuz devlet yeter, Hizmetin kıldığımız izzet yeter.
DUA
Ya İlahî ol Muhammed hakkı çün, Ol şefaat kanı Ahmed hakkı çün.
Sidre vü Arş-ı mualla hakkı çün, Ol süluk-ü seyr-i a'lâ hakkı çün.
Ol gece söyleşilen söz hakkı çün, Ol gece Hakkı gören göz hakkı çün.
Sırr-ı furkan nur-i a'zam hakkı çün, Kuds ü Kâbe Merve Zemzem hakkı çün.
Gözü yaşı hakkı çün âşıkların, Bağrı başı hakkı çün sadıkların.
Aşk odundan ciğeri biryan içün, Dert ile kan ağlayan giryan içün.
Sıdk ile yolunda kaim kul içün, Hazretine doğru varan yol içün.
Şol zaman kim müddet-i ömr-ü hayat, Âhır ola ire hengam-ı memat.
Biz günahkâr asi mücrim kulları,
"Süleyman Çelebi'nin Mevlid'inin Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 444'de kayıtlı yazma nüshasını ilk iki sayfası."
Yarlıgayıp kıl günahlardan berî.
Affedip isyanımız kıl rahmeti, Ol Habibin yüzü suyu hürmeti.
Sana layık kullar ile hemdem et, Ehl-i derdin sohbetine mahrem et.
PEYGAMBER EFENDİMİZİN AHLÂKI
İşid imdi nice vermiş ol Celil, Mustafa'ya hulk-ı evsafı cemil.
Hulk idi daim işi bu halk ile, Halkı hod kul kılmış idi hulk ile.
Rabbinin adını zakirdi müdam, Her ne Haktan gelse şakirdi müdam.
Her kaçan yatsaydı ol Fahr-i cihan, Bir hasır üzre yatardı ol heman.
Hak dedi dağları altın eyleyem, Dürlü nimetlere seni doyuram.
Ol Habibullah dedi, ya zin-niam, Ümmetim çün ben bu hâle razıyam.
Katlanırım onların çün zahmete, Ümmetimi eyle layık rahmete.
Her kemalat ile kâmil şah idi, Anın içün ol Habibullah idi.
Halk içinde adımız has eyledik, Lakin halvette gönlümüz pas eyledik.
Ümmet oldur sünnetin terk etmeye, Dimediği yere hergiz gitmeye.
Bu gün anın sünnetin terk ideriz, Yarın anda varıcağız n'ideriz.
Ya İlahî saklagıl imanımız, Verelim iman ile ta canımız.
Kabrimiz iman ile pür nur kıl, Munis-i gılman ile hem hur kıl.
Hem dahi mizanımız eyle sakil, Cennet'e girmeye lütfun kıl delil.
Mustafa'ya hem-civar et ya Kerim, Cennet-i Firdevs içinde ya Rahim.
Lutf ile göster bu didarını, Nimetinle toylagıl kullarını.
Nur-i Ahmed izzetine ey Hüda, Eyleme bizi Muhammed'den cüda.
Bu kemalat ile gör ol pak zat, Bulmadı mevtten bu âlemde necat.
Âşık isen eğer ey nig-nam, Aşk ile de es salatü ve's-selam.
"Süleyman Çelebi'nin Mevlid'inin matbu nüshasının ilk sayfası."
V. BÖLÜM
PEYGAMBER EFENDİMİZİN VEFATI
Gel beru eshab-ü ihvan-ı safa, Gel beru erbab-ı irfan-u vefa.
İşbu göynüklü sözü guş edelim, Dert ile ah ederek cuş edelim.
Akıtalım gözümüzden yaşları, Tazelensin bağrımızın başları.
Her ki ol Sultan içün yaş indire, Yaşı anın tamuyu söyündüre.
Gel beru sen dahi aşkın kıl beyan, Vaktidir ger var ise göster nişan.
Pes bu nakl ile rivayettir haber, Kim bu fani mülkte ol Hayrü'l-beşer.
Bir zaman kıldı nübüvvet pak zat, Küfr mahvoldu ve din buldu hayat.
Altmış üç yaşına erdi çün Habib, Ol Şerif ü ol Hasib ü ol Nesib.
Vakt erişti dünyadan kıla sefer, Ol güneş yüzlü ve ol alnı kamer.
Mescit içre bir gün ol Şah-ı cihan, Oturup olmuştu hoş gevher-fişan.
Feth edip sırr-ı meani sözlerin, Bahr-ı tevhidin saçardı dürlerin.
Geldi Cebrail de Haktan emr ile, Söyledi anda Resule lutf ile.
Dedi sana Zü'l-Celal etti selam, Der ki şöyle bilsin ol Hayrü'l-enam.
Kim ana ben katı müştak olmuşam, Cümle halkı ona bende kılmışam.
Bu sözü çün kim işitti el-Emin, Kalbi mahzun oldu ol Şahın hemin.
Ol mükahhal gözlerinden döktü yaş, Cuş edip ağladı yer gök dağ-u taş.
Cebrail gitti ve ol sahib-vefa, Eyledi eve azimet Mustafa.
Hüzn ile girdi içeri evine, Fatıma andaydı geldi yanına.
Dedi ey canım baba hâlin nedir? Hasta mı oldun vücudun nicedir?
Dedi kim, ya Fatıma yanar tenim, Dosta ulaşmak diler canım benim.
Ol Habibin gün gün arttı zahmeti, Düştü eshaba gam-u gussa katı.
Hastalıktan soldu ol bağ-ı cemal, Ol kemalde bedr iken oldu hilal.
Hücreyi, eshab ederlerdi tavaf, Ağlaşırlardı durmadan saff-u saf.
Çün namaz vakti erişti nagehan, Okudu cümle müezzinler ezan.
Ol ezanı işitip ol mah-ru, Durdu ve aldı namaz içün vuzu.
Katına geldi anın ol dem Bilal, Dedi kim, ferman nedir ya zü'l cemal.
Ol Habib dedi Bilal'e ey latif, Bil ki oldum ben bu gün gayet zayıf.
Ben varmaz isem ikamet eylesin, Yerime Ebu Bekr imamet eylesin.
Ağlayı ağlayı ol dertli Bilal, Vardı eshab katına hem çün hilal.
"Hüseyin Vassaf'ın Mevlid'e yazdığı şerhin kapak sayfası."
Dedi ey yâran bilin bedr-i temam, Cümlenize eyledi çok çok selam.
Hem dahi Ebu Bekr imam olsun dedi, Tâbi' olsun ona eshabım dedi.
Çün işittiler Bilal'in bu sözün, Her birisi toprağa vurdu yüzün.
Zar-u figan ederek ağladılar, Kanı ya ol servetimiz dediler.
Böyle çün emretti Ebu Bekr'e Resul, Mustafa emrini ol kıldı kabul.
Geçti mihraba Ebu Bekr-i hümam, İktida kıldı sahabe-i Kiram.
Çünkü tekbir etti ve el bağladı, Durmadı çözdü elini ağladı.
Cümle-i eshab bile ağladılar. Mescide gözyaşlarını saçtılar.
Gözyaşını yenemeyip ol hümam, Olamadı anda eshaba imam.
Ebu Bekr dedi imam ol ya Ömer, Kim özümden olmuşum ben bi haber.
Sordu bildi anı ol Hayrü'l-enam. K'olmadı Ebu Bekr eshaba imam.
Aynı gördü Mustafa sabretmedi. Hem eser kıldı ol ayrılık odı.
Mustafa dedi ki tutun durayım, Ol yaranlarım katına varayım.
Göreyim bir dahi ol yâranları, Kim dahi görmek isterim onları.
Hem beni onlar dahi görmek ister, Sohbetime dünyada ermek ister.
Geliniz kim mescidime varalım, Birbirimizi doyunca görelim.
Kim ölüm ayırırsa sizden bizi, Dedi, dahi yaş ile doldu gözü.
Bu söz ile oda yaktı bunları, Kıldılar çok zari ve figanları.
Ol Habibin sağ elin tuttu Ali, Sol elini İbn-i Abbas ol veli.
Mescide geldi ve buldu hoş safa, İktida Ebu Bekr'e kıldı Mustafa.
Çün sahabe hoş temam etti namaz, Kıldılar ol bi niyaza çok niyaz.
Hoş namazı kıldı ol Hayrü'l-enam, Döndü eshaba yönün verdi selam.
Hâlık'ı zikretti evvel ol şefi, Dedi, oldur padişah olun mutî.
Hem bilin kim masiva fani durur, Daim Allah'tır kim ol baki durur.
Ol gidenler bize yeter itibar, Kim bu yerde edemediler karar.
Hangi dil bu evde biryan olmadı. Hangi göz bu derde giryan olmadı.
Bu sözü çün kim Sahabi dinledi. Her biri figan ederek inledi.
Ol şefaat ıssı ol sahib-vefa, Ahiret şahı Muhammed Mustafa.
Anda Eshaba nasihat eyledi, Hulkı lutfiyle onları toyladı.
Elveda olsun size dedi, dahi, Eyledi eve azimet ol sahi.
Tutarak geri Ali Abbas ile, Geldi eve cümle eshabı bile.
Eve girdi gördü ol Şah-ı cihan, Dolmuş evin içi ah ile figan.
Fatıma ah eyleyerek ağladı, Babasının boynuna el bağladı.
Dedi, dertli yüreğimin çaresi, Gitti onulmaz bu bağrım yaresi.
Ağlayarak dedi ey canım baba, Gönlümün şadisi cananım baba.
Ölme sen, senin için ben öleyim, Sen sağ ol, ben sana kurban olayım.
Bir onulmaz derde uğrattın beni, Vereyim ben yoluna can-u teni.
"Mevlid'in başka matbu bir baskısının ilk iki sayfası."
Dedi kim ya Fatıma dinle sözüm, Kokula boynumu bir dem ey kızım.
Dünyayı terk etmeği kayırmazam, Bilirim kim bunda baki kalmazam.
Lakin seni n'ideyim kaldın garip, Aşıkun hâli n'olur gitse habib.
Bu yetimlik kutlu olsun başına, Dahi hasret eşine yoldaşına.
Böyle deyip yaş ile doldu gözü, Dedi, kanı ol iki körpe kuzu.
Yanıma gelsin Hüseyin ile Hasan, Kim bu gönlüm gamın onlardır kesen.
Ol iki mahı varıp getirdiler, Mustafa'nın yanına yetirdiler.
Dediler kim ey dede n'oldun bu gün, Yüreğimize bizim vurdun düğüm.
Ey n'olaydı böyle görecek sizi, Anamız doğurmamış olsa bizi,
İşbu hâl içreyken erdi Cebrail, Dedi kim sana selam etti Celil.
Sordu hâlini dahi hem ol Çalab, Sor Habibim ne kılar dedi, talep.
Ümmetimi dilerem Haktan dedi, Dileğim Haktan budur çoktan dedi.
Gece gündüz budur hem himmetim, Kim bağışlaya bana Hak ümmetim.
Geri Hakka vardı geldi Cebrail, Dedi kim geri selam etti Celil.
Hak teala sana çok lutf işledi, Ol günahkâr ümmetin bağışladı.
Dedi, maksudum, bu idi Haktan uş, Hatırım şimdi ziyade oldu hoş.
Olduğunca ömrünün hem müddeti, Der idi kim ümmetî va ümmetî.
Hem kıyamette cemi'-i enbiya, Çağrışıp nefsî vü va nefsî diye.
İlle yüz urup Muhammed Hazrete, Eyde kim va ümmetâ va ümmetâ.
Hem diye ey rahmeti çok rahmeti, Bana ümmetsiz gerekmez Cennet'i.
Ümmet isen hizmeti eyle temam, Aşk ile de es salatü ve's-selam.
Ger dilersiz bulasız oddan necat, Aşk ile dert ile edin es-salat.
Tezkire-i Latifî; sh. 55 Sefinetü'l-evliya; cilt-5, sh. 144 Künhü'l-ahbar; cilt-5, sh. 115 A History of the Ottoman Poetry; cilt 1, sh. 232 Tam İlmihâl Se'adet-i Ebediyye (Hâl tercemeleri bahsi)