Büyük velilerden. Şarkın büyük evliyası adıyla şöhret buldu. İsmi, Süveyd Sincarî'dir. Nasrullah diyenler de vardır. Diyarbakır'da doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. Abdülkadir Geylanî hazretlerinin akranıdır.
Altıncı asırda yaşamıştır. Musul'un yetmiş kilometre batısında bir kaza merkezi olan Sincar'da vefat etti. Kabr-i şerifi orada olup, ziyaret mahallidir. Süveyd Sincarî hazretleri, Allahü tealanın, kulları arasından seçtiği, dilinden hikmetli sözler söylettiği ve harikulade hallere kavuşturduğu veli bir kuluydu. Herkes tarafından sevilip saygı ve hürmet gördü. İlim, amel, ihlas, züht sahibi olup, dünya ve dünyalık olan şeylerden uzak durmakta emsalsizdi. Ömrünün çoğunu Sincar ve civarında geçirdi. Çok talebe yetiştirdi. Şeyh Hasan Telaferî, Osman bin Aşur Sincarî ve başka âlimler ona severek talebe olmuşlar ve sohbeti ile şereflenmişlerdir.
Süveyd Sincarî hazretleri hikmetli sözleriyle güzel hal ve kerametleriyle tanınıp meşhur oldu. Seyyid Abdülkadir Geylanî hazretleri de sık sık Süveyd Sincarî'yi anıp, methederdi. Ebü'l-Mecd Sâlim anlatır: “Sincarlı bir adam durmadan veli ve âlimleri kötülerdi. Bir ara hastalandı. Ölüm halleri görülmeye başladı. Ona; Kelime-i şehadeti söyle! dediklerinde; Söyleyemiyorum. dedi. Hemen Süveyd Sincarî hazretlerine koşup durumunu anlattılar. O da merhamet edip yanına geldi. Bir müddet düşündükten sonra başını kaldırıp; Şimdi söyle! buyurdu. Adamın dili çözüldü ve rahatça Kelime-i şehadeti söyledi. Sonra Sincarî hazretleri; Bu kişi Allahü tealanın sevgili kullarına dil uzattığı, onları kötülediği için böyle bir akıbete maruz kaldı. Biz de Rabbimize onun hakkında şefaatte bulunduk. Bana ilham edilip; Evliyam razı olursa şefaatini kabul eder, affederim. denildi. Bunun üzerine Ma'ruf-i Kerhî, Sırrî-yi Sekatî, Cüneyd-i Bağdadî, Ebu Bekr Şiblî ve Bayezid-i Bistamî hazretlerine onu arz edip bağışlamalarını rica ettim. Hepsi affettiler. Ancak, ondan sonra dili çözülüp şehadet kelimesini söyleyebildi. buyurdu.”
Osman Sincarî anlatır: “Hocam Süveyd Sincarî ile Sincar'da bir sokakta gidiyorduk. Hocam bir adamın bir kadına dikkatli bir şekilde baktığını gördü. Adam gözü ve gönlü ile ona yönelmişti. Hocam ona yaklaşıp haram olan bu işi yapmamasını bildirdi. Lakin adam bundan vazgeçmedi. Hocam o zaman; Ya Rabbî! Bunun bakışını al. Ta ki bir daha namahreme, yabancı kadınlara bakmasın. buyurdu. O sırada adamın gözleri görmez oldu. Aradan bir hafta geçtikten sonra o kişi Süveyd hazretlerinin dergahına gelip tövbe ve istiğfar ederek günah işlediğine pişman oldu.”
Gözlerinin açılması için dua rica etti. Süveyd hazretleri ellerini açıp; “Ya Rabbî! Bunun görür hale gelmesini nasib eyle. Zira o, tövbe ve istiğfar etti. Zatına karşı özür diledi.” buyurdu. Bunun üzerine o kişinin gözleri görmeye başladı. Sonradan o kişinin gözü harama değse derhal gözleri görmez olur, haramdan uzak dursa görür hale gelirdi.
Süveyd Sincarî hazretleri bir mescidde ibadetle meşguldü. O sırada içeri bir âmâ girdi. Kıbleyi bilemeyip ters yöne namaza durdu. O zaman Sincarî hazretleri; “Ya Rabbî! Bu kulunun gözünü nurun ile aydınlat.” buyurdu. Allahü teala bu halis duayı kabul edip derhal o kişinin gözleri görmeye başladı. O kişi, gözlerinin açıldığını anlayınca çok sevindi ve yirmi sene daha yaşadı. Gözlerine hiç zarar gelmedi.
Birgün Süveyd hazretleri hasta birini ziyaret etti. Doktorlar onun derdine çare olacak bir ilaç bulamamışlardı. Süveyd hazretleri; “Ya Rabbî! Sen bu kuluna lutfedip şifa ihsan eyle.” diye dua etti. Derhal o kişi hastalıktan kurtuldu. Sonra da şifa nimetine şükredip hak yola hizmet etti.
Abdullah bin Ahmed anlatır: “Sincar valisine Şeyh Süveyd hazretlerini gammazlayıp, aleyhinde konuştular. Bunun üzerine vali onun huzuruna getirilmesini emretti. Süveyd hazretlerinin talebeleri bunu duyunca çok korktular. Valinin ona bir zarar vermesinden çekindiler. Süveyd hazretleri talebelerine; Korkmayın. O bize zarar veremez. buyurdu. Hazırlığını yapıp Doğruca valinin kapısına vardı. O sırada vali şiddetli bir kulunca tutuldu. Valinin bu rahatsızlıktan aklı başından gidecek şekildeydi. Benzi solmuştu. Onun bu halini görenler; Bu bela değildir. Ancak Süveyd hazretlerinin bedduası olsa gerektir. dediler. Hemen Süveyd hazretlerini karşılayıp durumu bildirdiler ve valinin şifa bulması için dua temenni ettiler. Süveyd hazretleri de Allahü tealaya dua etti. Ellerini yüzüne sürdüğünde valinin kuluncu bıçak gibi kesilip, ağrıları yok oldu. Vali durumu anlayınca, Süveyd hazretleri hakkındaki kötü zandan vazgeçip kendisinden af diledi ve sevenlerinden oldu.”
Ahmed bin Hamid Sincarî anlatır: Süveyd Sincarî hazretleriyle bir yıl hacca gittik. Çölde giderken su bulamadık. Çok şiddetli susuzlukla karşı karşıya kaldık. Ölmeye az bir şey kalmıştı. Süveyd hazretleri yanımızdan biraz ayrılıp az ileride iki rekat namaz kıldı. Ben de onun gibi yaptım. Namazdan sonra ellerini açıp dua etti. Sonra yanında bulunan sert bir kaya parçasına ellerini dokundurdu. Hemen ondan bir su fışkırdı. Çok lezzetliydi. Mübarek elleriyle bana su verdi. İçtim, susuzluğum tamamen geçti. Süveyd hazretleri de içti. Sonra elleriyle yine o taşa mesh edip dokundular. Hemen önceki hale döndü. Ondan sonra tam yedi gün hiçbir şey yemedik. Hiç açlık hissi duymadık.