TAÎ

Muhammed bin Muhammed bin Ali bin Muhammed Hadis âlimi
A- A+

Hadis âlimi. Künyesi, Ebü'l-Fütuh olup; ismi, Muhammed bin Muhammed bin Ali bin Muhammed'dir. Taî kabilesine mensuptur. 475 (m. 1082) yılında Hemedan'da doğdu. Çeşitli memleketlerde ilim tahsil eden Ebü'l-Fütuh, 555 (m. 1160) yılında Hemedan'da vefat etmiştir.

Mısır, Irak ve Horasan'da ilim tahsili yapan Muhammed bin Muhammed, Ferd bin Abdurrahman eş-Şa'ranî, Abdurrahman bin Hamd ed-Dunî, Tarif bin Muhammed, Abdülgaffar en-Nahrirî, er-Ruyanî, Tacü'l-İslam Ebu Bekr bin es-Sem'anî, Sirviyye ed-Deylemî, İbn-i Tahir el-Makdisî, Ebü'l-Kasım bin Beyan er-Rezzaz'dan ilim öğrenmiş ve hadis-i şerif işitmiştir.

Muhammed bin Muhammed'in kendisinden ise; Muhammed bin Abdullah bin el-Benna es-Sufî, Husayn bin ez-Zeydî ve pek çok âlim ilim öğrenmiş ve hadis-i şerif dinlemiştir.

İbn-i Sem'anî, onun hakkında; “Muhammed bin Muhammed, Mısır'a gidip, fıkıh, hadis ve ahlâk ilmini öğrendi. Babamdan da fıkıh okuyan Muhammed bin Muhammed'den istifade ettim ve ondan, Hemedan'a dönüşünde kıymetli bilgiler kaydettim.” demektedir.

Kitabü'l-erbaîn fî irşadi's-sairin ila menazili'l-müttekîn, Muhammed bin Muhammed hazretlerinin yazmış olduğu bir eserdir. Bundan başka eserleri de vardır.

Ebü'l-Fütuh Muhammed'in yazmış olduğu Kitabü'l-erbaîn fî irşadi's-sairin ila menazili'l-müttekîn'den bazı bölümler:

Resulullah Efendimiz hadis-i şeriflerde buyurdu ki: “Kim ümmetimin din işlerinde fayda verecek kırk hadis-i şerif ezberlerse, kıyamet günü ona şefaatçi olurum.” Diğer bir rivayette ise; “Kim delil olarak kullanacağı kırk hadis-i şerifi ezberlerse, onu Allahü teala fakih ve âlim olarak yazar.” buyuruldu.

Hâl böyle olunca, Allahü tealadan, beni böyle kimselerden kılmasını, onlarla beraber haşretmesini ümit ederek, duymuş olduğum hadislerden kırk adedini, kırk ayrı hadis âliminden ve her bir hadis-i şerifi de ayrı Sahabiden olmak üzere yazdım. Her bir Sahabinin künyesine, nesebine, ismine, ömrüne, vefat tarihine, bazı faziletlerine ve her hadis-i şerifin akabinde de bazı faydalı bilgilere işaret ettim. Hadis-i şeriflerde geçen Arapça yönünden bazı müşkül yerleri açıkladım. Hadis-i şerife uygun hikayeler ve burada zikredilmesi uygun ayet-i kerimeler zikrettim. Böylece okuyanlara bir nasihat, kalblere bir ferahlık olarak yazdım. Kitabın ismini Kitabü'l-erbaîn koydum. Kitabıma; “Ameller, niyete göredir.” hadis-i şerifi ile başlamak, böylece geçmiş ulemaya ittiba etmek istedim. Fakat Kitap ve Sünnete uyarak, Hazreti Ebu Bekr'in bildirdiği hadis-i şerifle başlamak arzusu buna mâni oldu. Allahü teala yardımcımızdır. O her şeye kâdirdir.

Hazreti Aişe buyuruyor ki: “İlmin hazinelerini, Resulullah'ın (mübarek) sözlerinin altında arayınız.”

Birinci hadis-i şerif: Müslim, Hazreti Ebu Bekr'den rivayet etmiştir. Hazreti Ebu Bekr birgün Resul-i Ekrem'e; “Ya Resulallah! Bana bir dua öğretin de, (evimde) o duayı namazdan sonra okuyayım.” dedi. Resul-i Ekrem buyurdu ki: “(Ey Ebu Bekr!) De ki: Ey Rabbim, nefsime çok zulmettim. Günahları ancak sen mağfiret edersin. Katından olan mağfiretinle beni mağfiret et. Bana merhamet et. Sen Gafur'sun. Rahim'sin.” Bu hadis-i şerif sahih olup, hadis imamlarının doğruluğunda ittifak ettikleri hadis-i şeriflerdendir. Çeşitli rivayetleri bildirilmiştir.

Sahabenin en üstünü, hilafete en layık olanı ve en önde geleni Allahü tealanın seçtiği vakar menbaı, Muhammed Aleyhisselam'ın mağaradaki arkadaşı, Muhacirînin ve Ensar'ın efendisi, Sıddîk lakaplı Hazreti Ebu Bekr'dir. Cehennem'e hiç girmeyeceği bildirildiği için Atik lakabı ile de tanınır. Fil vakasından iki sene dört ay sonra doğdu. Erkeklerin ilk Müslüman olanı, hakkı en önce kabul edenidir. Canını bu uğurda vakfetmiş, malını bu yolda harcamış, izzet ve makamı terk etmiştir. Zira İslam'dan önce Mekke'de, mevki, makam ve mal sahibi, hesap ve neseb ilimlerinde âlim, rüya tabir eden, sözü makbul bir zattı. Müslüman olunca, bütün bu mevki ve makamları terk etti. Anne ve babası, kendisinden sonra Müslüman olarak Eshab-ı Kiram'dan oldular.

Peygamber Efendimiz, Hazreti Ebu Bekr hakkında buyurdu ki: “Hiç kimsenin malı, Ebu Bekr'in malı gibi bana fayda vermedi.”

Hazreti Ebu Bekr, hicretin onbirinci senesinin Rebiulevvel ayında halife oldu. Resul-i Ekrem'in vefatından iki sene dört ay sonra, altmışüç yaşında vefat etti. Cenaze namazını Hazreti Ömer kıldırdı. Resulullah Efendimizin yanına defnedildi. Yüzünün güzelliğinden veya Resulullah'ın; “Sen, Allahü tealanın Cehennem'den atikisin (azatlısısın).” hadis-i şerifinden dolayı, Atik ismi verildi.

Hazreti Ebu Bekr'in bildirdiği bu birinci hadis-i şerif, duanın faziletine delalet etmekte ve duanın çok yapılmasına işaret etmekte, sadece namazda değil, hariçte de dua edilmesini bildirmektedir. Ayet-i kerimede mealen buyuruldu ki: “Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin. Muhakkak ki Allah, bağırıp çağırarak haddi aşanları sevmez.” (A'raf suresi: 55) Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerde buyurdular ki: “Dua ibadettir.” “Allahü tealaya duadan daha sevgili bir şey yoktur.”

Dua, Mâbud'un zikrini, O'na senayı (övmeyi), kulun O'na yöneldiğinde günahını (ve aczini) itirafını ihtiva etmelidir. Böylece, talep edilen ve vaat edilen elde edilmiş olur. Kur'an-ı Kerim'de, Gafir suresi 60. ayet-i kerimede mealen; “Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, size karşılığını vereyim. Bana ibadet etmekten büyüklenip yüz çevirenler, muhakkak ki küçülmüş kimseler olarak Cehennem'e gireceklerdir.” buyuruluyor.

Zikirde kalbin itminanı, duada da Rabb'e teslimiyet vardır. Hadis-i şerifte; “Allahü teala, kendisine ellerini kaldırarak dua eden kulunun ellerini boş çevirmekten hayâ eder.” buyuruldu.

Duanın şartlarından bazıları şunlardır: Kalbin huzur ve sükun içinde olması, ellerin kaldırılması, avuç içlerinin semaya döndürülmesi, din ve dünya salahı için dua edilmesi, günah ve sıla-i rahmi terk ettirici şeylerle dua edilmemesi... gibi. Bir hadis-i kutside; “Allahü teala buyuruyor ki: Sabır senden (kulumdan), sevap vermek benden, dua senden, duayı kabul etmek bendendir.”

İkinci hadis-i şerif: Buharî'nin Hazreti Ömer'den rivayet ettiği hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz; “Ameller(in kıymeti), ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise, eline geçecek olan ancak odur. Artık, nail olacağı bir dünya veya nikâh edeceği bir kadından dolayı hicret etmiş kimse varsa, hicreti (Allah'ın ve Resulünün rızası için değil) hicret etmiş olduğu şey içindir.” buyurdu. İmam-ı Şafiî hazretleri buyurdu ki: “Bu hadis-i şerif, ilmin üçte biridir.” Ebu Davud Sicistanî ise; “İlim, şu dört hadis-i şerif üzerinedir: “Helal bellidir. Haram bellidir.” “Ameller niyete göredir.” “Sizi neden nehy etmişsem, ondan sakınınız. Neyi emretmişsem, onu gücünüzün yettiği kadar yapınız.” “İslam'da zarar vermek ve zarara zarar ile mukabelede bulunmak yoktur.”

Bu hadis-i şerifin ravisi, Eshab-ı Kiram'ın en üstünlerinden ve hak ile batılı ayırıcı (Faruk) olan Hazreti Ömer'in annesi, Hantebe binti Hişam bin Mugire'dir. Hazreti Ömer'in babası, Hattab bin Tufeyl bin Abdüluzza'dır. Peygamber Efendimiz, Hazreti Ömer'i Cennet'le müjdelemiş ve buyurmuştur ki: “Allahü teala doğruyu, Ömer'in dili ve kalbi üzerine koymuştur.”

Onun rızası izzet, kızması adalet idi. Şeytan ondan kaçardı. Allahü teala, onunla İslamiyeti kuvvetlendirdi. Semadaki melekler, onun Müslüman olduğunu birbirlerine müjdelediler. Hadis-i şerifte; “Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer peygamber olurdu.” buyuruldu. Hazreti Ömer, Cemaziyelahir ayının yirmiyedisinde, hicretten onüç sene sonra halife oldu. Mugire bin Şu'be'nin kölesi Ebü'l-Lü'lü tarafından, Zilhicce'nin yirmiikisinde Çarşamba günü, hicretin yirmiüçüncü senesinde şehit edildi. Namazını Süheyb-i Rumî kıldırdı. Resulullah ile Hazreti Ebu Bekr'in yanına defnedildi. Hilafeti, on sene yedi ay beş gündür. Hazreti Ali buyurdu ki: “Ayıbı az, tek olan Ömer vefat etti. Ömer, muhkem bir kale idi. O, Müslüman olmasından itibaren bizleri kuvvetlendirdi.”

Bu hadis-i şerif, şer'î amellerin; farz olan, nafile olan amellerin hepsinin niyetle sahih olduğunu göstermektedir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte; “Müminin niyeti, amelinden hayırlıdır.” buyurdu. Çünkü amele riya karışır. Niyete ise riya girmez. Böylece ameli düzeltir ve amelleri daha hayırlı olur. Niyet, lügatte mutlak kasd'den ibarettir. Bazı âlimler ise; “Niyetin aslı taleptir.” buyurdular.

[Dünya kelimesi ise, ilk hayat için kullanılan bir kelimedir. Dünya, edna kelimesinin müennesidir. Yani ism-i tafdildir. Mastarı, dünüv veya denaettir. Birinci mastara gelince çok yakın demektir. “Biz en yakın olan göğü, çırağlarla süsledik.” (Mülk suresi: 5) mealindeki ayet-i kerimede dünya kelimesi böyledir. Bazı yerlerde de ikinci mana ile kullanılmıştır. Mesela; “Denî, alçak şeyler melundur.” hadis-i şerifinde böyledir. Yani (Dünya melundur) demektir. Alçak şeyler, Cenab-ı Hakk'ın nehy-i iktizaî ve nehy-i gayr-i iktizaîsidir. Yani haram ile mekruhlardır. Şu hâlde Kur'an-ı Kerim'de zemmedilen, kötü denilen dünya, haramlar ve mekruhlardır. Mal kötülenmemiştir. Çünkü Cenab-ı Hak, mala hayr adını vermektedir. Bu sözümüzü isbat eden vesika, varlığın ve insanlığın üstünlükte ikincisi olan İbrahim Halilü'r-Rahman'ın malıdır. Yalnız yarım milyonu sığır olmak üzere, davarları ova ve vadileri dolduruyordu.]

Ca'fer-i Sadık hazretleri buyurdu ki: “Mihnete şükretmeyen, nimete şükretmez.”

Üçüncü hadis-i şerif: Buharî'nin, Talha bin Ubeydullah'tan rivayeti şöyledir: “Necd ehlinden, saçı darmadağın olmuş fakir birisi, Resulullah'ın huzuruna geldi. Uzaktan sesini işitiyor, fakat ne söylediğini anlamıyorduk. Nihayet yaklaştı. Meğer İslam'ın ne olduğunu soruyormuş. (Bu sorusuna karşılık) Resulullah Efendimiz; “(İman ettikten sonra) bir gün bir gece içinde beş vakit namazdır.” buyurdu. O kişi; “Üzerimde bu namazlardan başkası da olacak mı?” diye sorunca, Resulullah Efendimiz; “Hayır! Ancak tatavvu' edersin (nafile namaz kılarsın).” buyurdu. Bundan sonra Resulullah; “Bir de Ramazan orucudur.” buyurdu. O kişi yine; “Üzerime bundan başkası da olacak mı?” diye sordu. Resulullah; “Hayır! Ancak nafile oruç tutarsın.” buyurdu. Talha der ki, Resulullah ona zekatı da söyledi. O kişi yine; “Üzerimde bundan başkası da olacak mı?” diye sorunca, Resulullah Efendimiz; “Hayır! Ancak nafile olarak sadaka verirsin.” buyurdu. Bunun üzerine o kişi; “Vallahi bundan ne fazla, ne de eksik bir şey yapacak değilim.” diyerek ve arkasını dönerek gitti. Resulullah Efendimiz; “Eğer doğru söylüyorsa, felah buldu.” buyurdu.”

Hazreti Talha, Cennet'le müjdelenen on kişiden biridir. Hazreti Osman'ı halife seçen şûradaki altı kişiden biriydi. Resulullah Efendimiz ona; “Talhatü'l-hayr (Hayırlı Talha), Talhatü'l-cûd ( Cömert Talha), Talhatü'l-feyyaz (Feyizli Talha).” isimlerini vermişti. O Muhacirlerin ilklerinden idi. Uhud Savaşı'nda, Resulullah Efendimizin yanından ayrılmadı. Resulullah'a gelen darbeyi eliyle karşıladı. Eli yaralandı. Uhud Savaşı'nın sonunda, üzerinde doksandan fazla kılıç yarası vardı. Resulullah onu Sa'd bin Ebu Vakkas ile kardeş yapmış idi. Hicrî otuz senesine rastlayan Cemel vakasında, boğazına bir ok geldi. Bismillah diyerek vefat etti. Vefat ettiğinde altmışdört yaşındaydı. Ellidört yaşında vefat ettiği de söylenmiştir. Basra'ya defnedildi.

Bu hadis-i şerif, İslam isminin amellere de şamil olduğunu; zira soranın İslam'ı sorduğunu, Resulullah'ın da amellerle cevap verdiğini göstermektedir. Ameller imanı kuvvetlendirir. İman, kalb ile tasdik, dil ile ikrar, azalarla da amel etmektir. Eğer, Resulullah burada niçin haccı zikretmedi? denilirse, mümkündür ki, bu soru henüz hac farz olmadan önce sorulmuştur. Burada Peygamber Efendimiz, o zata itikat edileceğini bilmediği dinî hükümleri açıklamaktadır. Hac ise, Araplar tarafından bilinmekte ve İbrahim Aleyhisselam'dan beri devamlı yapılmakta idi.

Yine bu hadis-i şerifte anlaşılmaktadır ki, farz olan şeyleri Allahü teala bildirir. Kul, kendi kendine bir şeyi farz kılamaz. Yine bu hadis-i şeriften anlaşılmaktadır ki, bir kimse farzları şartlarına uygun olarak yaparsa ve bunun üzerine başka (nafile) bir ibadet yapmazsa, kurtulacağı umulur. Nafileler; muhabbetin, derecelerin artmasına ve farzlarda meydana gelen noksanlıkların tamamlanmasına vesile olur.

Dokuzuncu hadis-i şerif: Abdurrahman bin Avf şöyle rivayet ediyor: Resulullah Efendimiz Mescitten çıktılar. Ben de arkasından O'na tâbi oldum. O yürüyor, ben de yürüyordum. Sonra bir hurmalığa girdiler. Kıbleye yöneldiler ve secdeye kapandılar. Secdeleri o kadar uzadı ki, Resulullah'ın mübarek ruhunun kabz edildiğinden korktum. Bakmak için yaklaştım ve oturdum. Mübarek başlarını secdeden kaldırdılar ve; “Kim o?” diye sordular. Ben de; “Abdurrahman bin Avf” dedim. “Ne oldu?” diye sorduklarında; “Ya Resulallah! Secdeniz o kadar çok uzadı ki, Allahü tealanın ruhunuzu kabz ettiğini zannettim.” dedim. O zaman Resul-i Ekrem; “Cebrail geldi ve beni müjdeledi ve Allahü tealanın şöyle buyurduğunu bildirdi: “Kim, sana salat getirirse, ben de ona rahmet ederim. Kim sana selam getirirse, ben de ona eman veririm.” Bunun için şükür secdesi yaptım.” buyurdu.

Bu hadis-i şerifi rivayet eden Abdurrahman bin Avf, Fil vakasından on sene sonra doğdu. Hicretin otuzikinci senesinde, Hazreti Osman'ın hilafeti zamanında, yetmişbeş yaşında iken vefat etti. Hazreti Osman onu, Bakî kabristanına defnetti. Abdurrahman bin Avf, sağlığında bir günde otuz köle birden azat ederdi. Aşere-i Mübeşşere'den ve Hazreti Osman'ı halife seçen altı kişiden biriydi.

Bu hadis-i şeriften anlaşıldığına göre, Resulullah Efendimize salat ve selam getirmek, en efdal amellerden ve en üstün zikirlerdendir. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Kim bana bir defa salat ve selam getirirse, Allahü teala ona on rahmet eder.” Diğer bir rivayette ise; “Dua, sema ile yer arasında mevkuf kalır. Ancak bana salat ve selam getirilirse tekrar yükselir.” buyuruldu. Diğer bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Dört şey kötülüktür (cefadır). Ayakta bevl etmek, namazdan ayrılmadan alnını silmek, müezzinle beraber ezan okumamak, yanında ismim zikredildiğinde, bana salat ve selam getirmemek.” Salat; Allahü tealadan rahmet, meleklerden istiğfar, insanlardan duadır.

Malik bin Enes buyurdu ki: “İslamiyet ağacı, Muhammed Aleyhisselam ile Mekke'de yetişti. Eshab-ı Kiram ile Medine'de dallarını verdi. Tabiîn ile Irak'ta yapraklarını, Horasan'da Horasan zahitleri ile meyvelerini verdi.”

Onikinci hadis-i şerif: Abdullah bin Mes'ud rivayet etti: Birgün Resulullah Efendimize; “Ya Resulallah! Allah'a en sevgili gelen amel hangisidir?” diye sordum. O da buyurdu ki: “Vaktinde kılınan namaz.” “Sonra hangisi?” diye sordum. “Ana-babaya iyilik.” buyurdu. “Sonra hangisi?” dedim. “Allah yolunda cihattır.” buyurdu.

Bu hadis-i şerifi rivayet eden Abdullah bin Mes'ud, Eshab-ı Kiram'ın ileri gelenlerindendi. Bedr Gazası'nda ve Biat-ı Rıdvan'da bulundu. Resul-i Ekrem'in mübarek eşyalarını taşırdı. Çok zayıftı. Hazreti Ömer'in halifeliği devrinde Kûfe kadılığı yaptı. Hazreti Osman devrinde Medine'ye geldi. Hicretin otuzikinci yılında vefat etti. Vefat ettiğinde altmışiki yaşındaydı. Cenaze namazını Zübeyr bin Avvam kıldırdı. Cenazesi Bakî kabristanına defnedildi.

Bu hadis-i şerif, beş vakit namazı ilk vaktinde kılmanın faziletine delalet etmektedir. Hazreti Ebu Bekr şöyle buyurdu: “Namazın ilk vakti Allahü tealanın rızası, son vakti ise Allahü tealanın affıdır.”

İmam-ı Şafiî buyurdu ki: “Rızaya kavuşan ile affedilen bir değildir. Zira affedilen bir kusurdan affedilmiştir. Rızaya kavuşan ise, bir faziletten rızaya kavuşmuştur.”

İbrahim bin Edhem şöyle anlatır: “Abidlerden biri hastalanmıştı. Bazı dostlarla onu ziyarete gittik. Abid üzüntülü ve kederli idi. “Allahü teala sana merhamet etsin, niye üzülüyorsun?” diye sorduğumda; “Bu dünyadan ayrılıp, kaybettiğim fırsatlardan dolayı ahirette gam, keder, üzüntü çekeceğime üzülüyorum. Üzüntüm, bu dünyada gafletle uyuduğum gecelerime, oruç tutmadığım günlerime ve Allahü tealanın zikrinden gafil olduğum saatleredir.” dedi.”

Ebü'l-Fütuh Muhammed Taî hazretlerinin Kitabü'l-erbaîn fî irşadi's-sairin ila menazili'l-müttekîn adlı eserinde bildirdiği, Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği, “Bir kimse Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazife bilir ve orucun sevabını Allahü tealadan beklerse, geçmiş günahları affolur.” mealindeki hadis-i şerifin yazılı olduğu levha.

Onbeşinci hadis-i şerif: Tirmizî'nin Irbaz bin Sariye'den bildirdiği hadis-i şerifte, Irbaz bin Sariye diyor ki: “Resulullah Efendimiz birgün namazdan sonra bize vaazda bulundu (hutbe okudu). Öyle beliğ bir vaazda bulundular ki, gözler yaşlarla doldu, kalbler inceldi (ürperdi). (Bu bir veda vaazı idi.) Bir kişi; “Bize ne tavsiye edersin ya Resulallah?” dedi. Resul-i Ekrem buyurdu ki: “Allah'tan korkmayı, başınızdaki bir köle bile olsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira benden sonra yaşayacaklar çok ihtilaflar görecekler. Benden sonra ortaya çıkan bidatlerden sakınınız. Zira bidatlerin hepsi dalalettir. Sizden her kim buna (bu ihtilaflara) yetişirse, sünnetime ve benden sonra raşid halife olan halifelerimin sünnetine sımsıkı sarılsın.” Bu hadis-i şerifi, Ebu Davud ve Ahmed bin Hanbel de rivayet etmişlerdir.

Bu hadisin ravisi Irbaz bin Sariye, Benî Süleym kabilesindendir. İbn-i Zübeyr vakası esnasında, hicretin yetmişbeşinci senesinde vefat etti. Eshab-ı Suffa'dan sayılırdı. Haklarında ayet-i kerime inen ve çok ağlayanlardan idi. “Bir de, kendilerini bindirip sevk etmen için ne zaman sana geldiklerinde; “Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum.” dediğin vakit, cihat uğruna harcedecek bir şey bulamadıkları için, kederlerinden gözyaşı döke döke dönenlere de hiçbir günah yoktur.” mealindeki Tevbe suresi 92. ayet-i kerimesi, Irbaz bin Sariye ve onun gibiler için inmiştir. Irbaz bin Sariye, Allahü tealaya kavuşmaya müştak, ruhunun kabz edilmesine her an hazır idi. Yaşlandığında; “Ey Allah'ım! Yaşım ilerledi. Kemiklerim inceldi. Beni sana kavuştur.” diye dua ederdi.

Peygamber Efendimiz, bu hadis-i şerifte takvayı emretmektedir. Takva da ancak ilimle olur. Başımıza geçen kimse Habeşli siyahî bir köle bile olsa, ona itaati emretmektedir. Yine bu hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz, ileride insanlar arasında birçok ihtilaf olacağını, böyle bir ihtilaf ile karşılaşan kimselere sünnetine ve Eshabının sünnetine uymalarını (yani Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat'e uymalarını) emretmekte ve sünnete sımsıkı sarılmayı, ondan ayrılmamayı tavsiye etmektedir. Yine bu hadis-i şerifin manasında, Allahü tealanın yolunda gelen sıkıntılara, yaranın acısına sabredildiği gibi sabredilmelidir manası vardır. Yine bu hadis-i şerifte, bidatlerden kaçınılmasını, zira bidatlerin hepsinin sapıklık olduğu açıklanmaktadır. Allahü tealanın kitabına, Resulullah'ın ve Eshabının sünnetine uymayan her amel, her iş bidattir, sapıklıktır menedilmiştir.

Irbaz bin Sariye; “Resulullah bize vaaz ettiğinde gözlerimizden yaşlar aktı, kalblerimiz inceldi, ürperdi.” diyor. Burada da bir ölçü bildirilmektedir. Zamanımızda vaaz dinleyen cahillerin yaptığı gibi, saçlarımızı yolduk, göğüslerimize vurduk, bağırıp feryat ettik dememiştir. Böyle yapmak, şeytandandır. Bunun delili şudur ki: Resulullah Efendimiz, insanların en doğru konuşanı, ümmetine en çok nasihat edeni, kalbi en rikkatli olanı idi. Eğer böyle bağırmak, saç yolmak caiz olsaydı, Resulullah'ın sohbetinde bulunan Eshab-ı Kiram böyle yapardı. Halbuki böyle yapmak kötüdür ve batıldır.

Yine bu hadis-i şerif, Resulullah Efendimizin, kendisinden sonra ümmetinden ihtilaflar çıkacağını bildirmesi yönüyle bir mucizesidir. Ayrıca dört halifenin üstünlüğüne delalet etmektedir. Zira bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz, onların rüşt ve hidayet yolunda olduklarını bildirmiştir.

Onyedinci hadis-i şerif: Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resul-i Ekrem; “Bir kimse Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazife bilir ve orucun sevabını Allahü tealadan beklerse, geçmiş günahları affolur.” buyuruyor.

Bu hadis-i şerifi, Resulullah Efendimizden, Eshabın en çok hadis-i şerif rivayet edeni ve bu hususta en çok gayret göstereni olan Ebu Hüreyre Abdurrahman bin Sahr ed-Devsî rivayet etti. Eshab-ı Suffa'dan olup gece ve gündüz devamlı Peygamber Efendimizle beraber bulunurdu. Onu bu işten, ne mal, ne de şiddetli fakirlik alıkoyuyordu. Birgün Ebu Hüreyre, Peygamber Efendimize şöyle demiştir: “Ya Resulallah! Senden işittiklerimi hafızamda fazla tutamıyorum”. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz; “Örtünü (bana) uzat.” buyurdu. O da ridasını uzattı. Resulullah ona dua etti. İki mübarek eliyle üç defa ona doğru nur saçtı ve; “Örtünü göğsüne sür.” buyurdu. O da sürdü. Böylece, Allahü teala ona öyle bir hafıza ihsan etti ki, işittiği hiçbir şeyi unutmadı. Ömrü de uzun oldu. Böylece çok hadis-i şerif rivayet etti. Ahmed bin Hanbel, bir gece Resulullah Efendimizi rüyasında gördü. “Ya Resulallah! Ebu Hüreyre'nin sizden rivayet ettikleri doğru mudur?” diye sordu. Resulullah da; “Evet doğrudur.” buyurdu.

Ebu Büreyde el-Medenî şöyle anlatıyor: “Birgün Ebu Hüreyre, Mescid-i Nebevî'de minbere çıktı ve; “Ebu Hüreyre'ye doğru yolu gösteren, ona Kur'an-ı Kerim'i öğreten ve ona Muhammed Aleyhisselam'ın yanında bulunma nimetini ihsan eden Allahü tealaya hamd olsun...” buyurdu.”

Bu hadis-i şerif de, Ramazan ayının faziletine ve bu ayda oruç tutanların geçmiş günahlarının bağışlandığına delil olmaktadır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “Allahü teala, Ramazan'ın son gecesinde kullarını bağışlar.”

“Allahü teala, bu ayda (Ramazan-ı şerifte) meleklere, Ümmet-i Muhammed'e istiğfarda bulunmalarını emreder.” Hadis-i kutside de; “Allahü teala buyurdu ki: Oruç benim içindir. Onun karşılığını ben veririm.” Bu hadis-i kutsi de delildir ki, oruç sevabı, Allahü tealanın ilmine aittir. Bunun nasıl olduğu insan aklına sığmaz.

Yine bu hadis-i şerif, imanın tasdik olduğuna delildir. Zira inanmak, sevaba kavuşmanın birinci şartıdır. Ramazan'da orucu hâlis bir niyetle tutmalı, Allahü tealanın emirlerine uymalı ve yasaklarından sakınmalı, O'nun vaadine teslim olmalı, açlıktan, susuzluktan gelen eziyetlere sabretmelidir. Orucu lezzet bilmeli, bir an önce iftar edeyim dememelidir. Böyle yapmazsa, şu hadis-i şerifte bildirildiği gibi olur: “Nice oruç tutanlar vardır ki, tuttukları oruç, aç ve susuz kalmaktan başka bir şey değildir. Nice gece kaim olanlar vardır ki, onun gece kaim olması (kalkması), uykusuzluktan başka bir şey değildir.”

Muaze el-Adeviyye gece olunca; “Bu gece benim öleceğim gece.” der. Sabaha kadar uyumaz, gündüz ise; “Bu gün öleceğim gündür.” deyip, akşama kadar ibadet ederdi. Tekrar gece olunca, böyle devam ederdi.

İbn-i Şübrime buyurdu ki: “Hastalık korkusuyla yemekten perhiz edip de, Cehennem korkusuyla günahtan perhiz etmeyen kimseye çok şaşarım.”

Yirmidördüncü hadis-i şerif: “Bir kimse Müslüman kardeşine arkasından dua ederse, melekler âmin derler ve aynısı sana da diye ilave ederler.”

Bu hadis-i şerifi, Sahabenin âlimi, faziletler ve hikmetler sahibi Ebüdderda rivayet etmiştir. Ebüdderda, Şam'da ikamet etti ve hicretin otuzikinci yılında Hazreti Osman'ın hilafeti zamanında vefat etti. İslam'dan önce ticaret yapardı. Ebüdderda buyurdu ki: “Bir saatlik tefekkür, bütün geceyi kaim olarak geçirmekten hayırlıdır.” Ebüdderda çok tefekkürde bulunurdu. Yine buyurdu ki: “İyi kimseleri sevdiğiniz müddetçe hayırda bulunursunuz.”

Bu hadis-i şerif, Müslümanın, Müslüman kardeşinin arkasından ancak hayırla yad edeceğine delil olmaktadır. Aynı zamanda, gıybetin yasak olduğunu bildirmektedir. Zira bir şeyin yapılmasını emr, aksinin de yapılmasını nehydir. Burada dua edilmesini emr, aksi olan gıybet edilmesini yasaklamaktadır. Bu hadis-i şerifte dillerin doğru ve güzel konuşması, kadın-erkek her Müslümana dua etmesi, böylece onların isteklerine kavuşmalarında vesile olunması emredilmektedir.

Yirmiyedinci hadis-i şerif: “Ya Eba Zer! Yemek pişirdiğinde suyunu çoğalt. Böylece komşularına da dağıt.”

Bu hadis-i şerifi, Resulullah'ın dostu, dünyadan yüz çevirmiş, ahirete yönelmiş, Ebu Zer Cündeb bin Cünade rivayet etmiştir. Kinaneoğullarının Gıfar kabilesinden idi. Mekke'de Müslüman oldu. Bedr, Uhud ve Hendek gazalarında bulunmamıştır. Çünkü Müslüman olunca Resulullah'ın emri ile kabilesine dönmüş, bu savaşlardan sonra Medine'ye gelmiştir. Hazreti Osman zamanında Rebeze'ye gitti. Orada, 32 (m. 652) senesinde vefat etti.

Bu hadis-i şerif, dostlara iyiliğin, ihsanının güzel olduğuna delildir. Aynı zamanda, komşu hakkının ehemmiyetini göstermektedir. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Cebrail bana komşudan o kadar çok bahsetti ki, komşuyu komşuya vâris kılacak zannettim.” Yine bu hadis-i şerif, yemek yedirmenin faziletine delil olmaktadır. Bu konu hakkında Kur'an-ı Kerim'de ayet-i kerimeler ve Peygamberimizin hadis-i şerifleri vardır. Ayet-i kerimede mealen buyuruldu ki: “(Cennetlik olan iyi insanlar, o kimselerdir ki, dünyada) adakları yerine getirirler ve azabı salgın olan bir günden korkarlar. Yoksula, yetime, esire seve seve yemek yedirirler. (Sonra onlara şöyle derler:) Size ancak Allah rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir hediye isteriz ne de bir teşekkür.” (İnsan suresi: 7-9) Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Yanı başındaki komşusu aç iken doyan kimse (kâmil) Mümin değildir.” Yemek yedirmek Peygamberlerin sünnetlerindendir. Bunun için ziyafet vermek, misafirlere, komşulara, ikramda bulunmak müstehaptır. Bazı âlimler buyurmuşlardır ki: “Müslümanların en güzel siyeri (cihadı) üçtür: Misafire ikram, yazın oruç tutmak ve Allah yolunda harp etmek.”

Yirmisekizinci hadis-i şerif: “Allahü teala, ilmi âlimlerden çekip almaz. Ancak âlimi, ilmiyle beraber çekip alır. Yeryüzünde âlim kalmayınca insanlar cahilleri önder edinirler. Onlara sorarlar onlar da ilimsiz olarak fetva verirler. Dalalete düşerler ve başkalarını da saptırırlar.”

Bu hadis-i şerifi, çok oruç tutan, geceleri ibadetle geçiren, fakirlere yemek yediren, tevazu sahibi Ebu Muhammed Abdullah bin Amr bin As rivayet etmiştir. Abdullah, babası Amr bin As'tan önce Müslüman olmuştur. Babası ile beraber Sıffin Vakası'nda bulunmuş, iki kılıçla savaşmıştır. Mekke'de oturdu. Sonra Şam'a giderek, Yezid bin Muaviye vefat edene kadar orada kaldı. Sonra tekrar Mekke'ye döndü ve burada, 65 (m. 684) senesinde yetmişiki yaşında iken vefat etti. Abdullah bin Amr, bir gece rüyasında, bir parmağını balda, bir parmağını da yağda görür. Ertesi gün Resulullah Efendimize bu rüyasını sordu. Resul-i Ekrem; “Bal, Kur'an-ı Kerim, yağ ise Tevrat'tır. Sen her ikisini de okuyacaksın.” buyurdu.

Bu hadis-i şerif, onu ilim talebine teşvik etmiştir. Hazreti Ömer buyurdu ki: “Her kim kavmini ilme, fıkha yöneltirse, onlara hayat kazandırır. Kim onları fıkhın dışına götürürse, onların helakine sebep olur.”

Ziyad bin Cübeyr'e; “İslam'ı yıkan bir şey biliyor musun?” dendiğinde; “Hayır.” dedi. Soran şahıs dedi ki: “Âlimin zellesi (yanılması) münafıkların Kur'an-ı Kerim'in hükümlerine karşı gelmesi, sapık din adamlarının hüküm vermesidir.”

Otuzdokuzuncu hadis-i şerif: “Allahü teala size annelere isyanı, kız çocuklarını diri diri gömmeyi, verilecek borcun verilmemesini, verilmeyen bir şeyin alınmasını haram kıldı. Yine Allahü teala sizin için çok sual sormayı, çok konuşmayı, malı sebepsiz ve lüzumsuz yere harcamayı kerih gördü.”

Bu hadis-i şerifi, Resulullah Efendimizden rivayet eden Mugire bin Şu'be, Biat-ı Rıdvan'da, Yemame Gazası'nda, Şam'ın fethinde, Yermük'te, Kadisiye'de hazır bulundu. Hazreti Ömer zamanında Basra valiliği yaptı. 50 (m. 670) yılında Kûfe'de vefat etti.

Bu hadis-i şerifte anne-baba hakkına riayetten bahsedilmekte ve onların hakkına riayet etmemenin büyük günahlardan olduğu bildirilmektedir. Hadis-i şerifte sadece annelerin hakkı zikredilmesi, anne hakkı daha büyük olduğu içindir. Anneler zikredilerek, babalar da kastedilmiştir. Yine cahiliye devrinde, erkek çocuğu olan onu kabul ediyor, kız çocuğu olan ise, onu diri diri toprağa gömüyordu. Kız çocuğunu bir ayıp olarak görüyorlardı. İslamiyet, bu kötü âdeti ortadan kaldırdı. Yine bu hadis-i şerifte, kendine lazım olmayan şeyleri sormayı, onlarla meşgul olmayı yasaklamaktadır. Yine bu hadis-i şerif, malı günah olan yerlere sarf etmeyi de yasaklamaktadır. Denildi ki: “Bu hadis-i şerif, fayda gelmeyecek yerlere harcetmeyi yasaklamaktadır.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası