Osmanlı âlimlerinin büyüklerinden. Âlimlerin öncüsü, asrının incisi olan Taşköprüzade Efendi, Osmanlı Devleti'nin yetiştirdiği en büyük âlimlerdendir. Babası Muslihuddin Mustafa Efendi, Yavuz Sultan Selim'in hocası olup 935 (m. 1528)'de vefat etti.
İsmi, Ahmed bin Mustafa bin Halil'dir. Lakabı Üsameddin, künyesi Ebü'l-Hayr'dır. Dedeleri Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinden olduklarından Taşköprüzade diye meşhur olmuştur. 901 (m. 1495)'de Bursa'da doğdu. 968 (m. 1561)'de İstanbul'da vefat etti. Aşıkpaşa Mahallesi'nde, Seyyid Velâyet türbesi civarında defnolundu. Mezarı duvar ile çevrilidir. "Ümmetimin çoğunun ömrü altmışla yetmiş arasıdır." hadis-i şerifinin sırrına nail oldu.
Taşköprüzade Ahmed Efendi, âlim bir babanın oğlu olduğu için küçük yaşından itibaren ilim öğrenmeye başladı. İlk tahsilini babasından yaptıktan sonra medreseye Arapça öğrenmekle ve lügat ezberlemekle başladı. Sonra Molla Alaeddin Yetim'den sarf ilmine dair; Maksud, Merah ve İzzî, nahiv ilmine dair; Avamil, Misbah ve Kafiye ile bunun şerhlerinden Vafiye, Haruniye ve Elfiye adlı eserleri okudu. Daha sonra amcası Kıyamüddin Kasım'dan; sarf, nahiv, lügat ve bunların kaidelerinden bahseden Davü'l-Misbah, mantıktan; İsagucî, Hüsam ve Şemsiyye şerhini okudu. Akait ve kelam ilmine dair Haşiye-i Tecrid adlı eseri dayısından okudu. Miftah Şerhi'ni Fenarîzade Muhyiddin Çelebi'den, Mevakıf Şerhi'ni Seydî Muhyiddin Efendi'den okudu. Tunuslu Şeyh Mehmed Meguşî'den; Sahih-i Buharî ve yine hadis ilmine dair Kadı Iyad'ın Şifa'sını okudu. Münazara ilmini öğrenip bu âlimlerden icazet aldı. Bu ilimlerin yanında, diğer aklî ve naklî ilimleri de tahsil edip bitirdikten sonra her fende değerli bir âlim oldu. Tasavvufta ise Nakşibendiyye yüksek yoluna girip bu yolun büyüklerinden feyiz alıp marifetullaha kavuştu.
Yavuz Sultan Selim Han zamanında Anadolu kazaskeri olan Serdefter Efadıl Seyyidî Efendi'nin yanında mülazim (stajyer) olarak vazife yaptı. İcazet alıp 925 (m. 1519) senesinde, Dimetoka'da Oruç Paşa Medresesi'ne müderris olarak tayin olundu. 933 (m. 1526)'da İstanbul'da Hacı Hüseyinzade Medresesi'ne naklolundu. 936 (m. 1529)'da Üsküp'te İshak Bey Medresesi'ne müderris oldu. 942 (m. 1535)'te Kalenderhane Medresesi'nde müderris olarak vazifelendirildi. 944 (m. 1537)'de Paşazade yerine Atik Mustafa Paşa Medresesi'ne nakledildi. 945 (m. 1538)'de Edirne Üçşerefeli Medresesi'nde ilim tedrisiyle vazifelendirildi. 946 (m. 1539)'da Sahn-ı seman medreselerinden birine terfi ettirilip 951 (m. 1544)'te Arapzade Abdülbakî Efendi yerine Edirne Bayezidiyye Medresesi müderrisliğine, 952 (m. 1545)'te Bursa kadılığına tayin edildi. Bu vazifede iki yıl kadar kaldıktan sonra 954 (m. 1547)'de tekrar Sahn-ı seman Medresesi müderrisliğine iade edildi.
İlim tedrisi esnasında uzun müddet; kelam ilmine dair; Haşiye-i Tecrid ve Şerh-i Mevakıf, belagat ilmine dair; Mutavvel ve Miftah Şerhi'ni, Feraiz ilmine dair; Seyyid Şerif Cürcanî'nin feraiz şerhini, usul-i fıkhla ilgili; Tenkih, Tavzih ve Telvih adlı eserleri, fıkıh ilmine dair, Hidaye'yi, hadis'ten; Mesabih, Meşarik ve Sahih-i Buharî'yi, tefsirden; Kadı Beydavî Tefsiri'ni okuttu. 958 (m. 1551) senesinde İstanbul kadılığına tayin olundu. Bu vazifeyi üç sene müddetle şerefle, adalet ve doğrulukla yürütürken, 961 (m. 1554)'te gözleri görmez olduğundan kadılık vazifesinden emekli oldu. Kendi evine çekilip; ibadet ve taatle, yazdığı eserlerini temize çektirmekle meşgul olduğu sırada vefat etti.
Taşköprüzade Ahmed Efendi, Osmanlılar zamanında Anadolu'da yetişen âlimlerin büyüklerinden olup; tefsir, hadis, fıkıh ve bunların usullerinde, bütün naklî ilimlerde engin bir deniz, aklî ilimlerde insanlara yol gösteren parlak bir yıldız, ilim ve irfan güneşi, hakikat ve yakîn vadisi, Arabî ilimlerin fışkıran pınarı, edebî ilimlerde zirvede bulunan, ilim ve marifet mecmuası, doğruluk ve adaletten ayrılmayan, Allahü tealanın dininin emirlerine ve Sevgili Peygamberimizin sünnetine bağlı, şüpheli ve haramlardan şiddetle kaçınan, güzel ahlâk ve iyi huyların kendinde toplandığı, tevazu sahibi, kanaatkâr, kibir ve riya'dan uzak, geniş ilim sahibi bir zattı. Cömert ve kerem sahibi olup yazısı matbaa yazısı gibi düzgündü.
Nakledilir ki: Müderrislik yaptığı zamanlarda, her sene el yazısıyla Kadı Beydavî Tefsiri'ni yazar, aldığı para ile Ramazan akşamlarında ilim talebesini davet eder, bunlara ve âlimlere ziyafet verirdi. Gözleri âmâ olduğu zaman bile, ilim öğretmekten ve eser yazdırmaktan geri kalmadı. Taşköprüzade vefatına yakın hasta olunca helalleşmek üzere gelen akrabasına şu vasiyette bulundu:
"Alemlerin Rabbine hamd olsun. Peygamber Efendimize, âline ve eshabına salat ve selam olsun. Müçtehit din imamlarına, tefsir ve hadis âlimlerine zahit (dünyadan yüz çeviren) evliya-i kirama, ilmi ile âmil olan âlimlere, sabreden fakirlere, şükreden zenginlere, kıyamete kadar iyilikler hayırlar dilerim. Ya Rabbî, İslam dini ve Ehl-i Sünnet itikadı üzere yaşadığıma ve bidatlerden sakındığıma, seni ve meleklerini şahit tutarım. Evladım ve akrabam, üzerlerinde bulunan hakkım olduğunu söyleyip benden helallik isterler. Üzerlerinde bulunan haklarımı onlara helal ettim. Vesselam alâ Seyyidi'l-Enam ve Sahibihi'l-Kiram." dedi ve canını canana teslim eyledi.
Altı oğlu ve bir kızı vardı. Oğullarından biri Muhyiddin Mehmed'dir. Ege Denizi'ndeki adaların birinde kadı iken vefat etti. Biri Şemseddin Mehmed'dir. Şam taraflarında kadı iken vefat etti. Biri Ahmed Çelebi olup Osmanlı âlimlerindendir. Biri Zeyneddin Mehmed'dir. 968 (m. 1561)'de vefat etti. Biri de âlim Kemaleddin Mehmed Efendi'dir. Menkıbeleri uzun zaman dillerde söylenirdi. Babasının Miftahü's-se'ade kitabını Osmanlıcaya tercüme etmiş ve Mevduatü'l-ulum ismini vermiştir. Biri Ebu Hamid Muhammed'dir. Osmanlı âlimlerindendir.
Eserleri: Hayatını ilim öğrenmek, öğretmek ve eser yazmakla geçiren Taşköprüzade Ahmed Efendi'nin birçok kıymetli eseri vardır. Eserlerinin başlıcaları şunlardır:
1- Şakayık-ı Nu'maniyye: Osman Gazi'den başlayarak, Kanunî Sultan Süleyman devrinde 965 (m. 1558) yılına kadar yetişen âlimlerin ve evliyanın hâl tercümelerinden meydana gelmiş kıymetli bir eserdir. Eser, padişahların sayısına göre 10 tabakaya ayrılmış ve her tabakada, o padişah zamanında yetişenler anlatılmıştır. Eserde, 371 âlim ve 150 evliya olmak üzere, toplam 521 kişinin bibliyografyası yer almaktadır. Bu kıymetli esere birçok zeyller yapılmıştır. Şakayık-ı Nu'maniyye, Osmanlılar devrinde bu konuda yazılan ilk eserdir. Şakayık-ı Nu'maniyye'nin başlıca tercümeleri şunlardır: Hadaikü'r-Reyhan: Muhtesibzade Belgratlı Mehmed Havî'nin Türkçeye tercümesi. Hakaikü'l-beyan fî tercümeti Şakaikı'n-Nu'man: Hem tercüme hem zeyldir. Aşık Çelebi'nindir. Hadaikü'ş-Şakaik: Edirneli Mehmed Mecdî Efendi'nin tercümesidir. En meşhuru bu tercümedir. El-Hadaik: Amasyalı İbrahim bin Ahmed tarafından yapılan tercümedir.
Zeylleri: Tetimmetü'ş-Şakaiki'n-Nu'maniyye: Aşık Çelebi tarafından yazılmıştır. 42 kişinin bibliyografyası vardır. El-Ikdü'l-manzum fî zikri Efadıli'r-rum: Arapçadır. Ali bin Balî tarafından yazılmıştır. Eserde, 968 (m. 1560) ile 991 (m. 1583) seneleri arasında Üçüncü Murad devrine kadar yetişenlerin hâl tercümesi vardır. Eser Vefeyatü'l-a'yan kenarında basılmıştır. Hadaikü'l-Hakaik fî Tekmileti'ş-Şakayık: Nev'îzade Ataî tarafından yazılmıştır. Taşköprüzade'nin bıraktığı yerden başlayıp 1044 (m. 1634) senesine kadar yetişenleri almıştır. Uşşakîzade zeyli: Yazarı Uşşakîzade İbrahim Hasib Efendi'dir. Ataî'nin bıraktığı 1043 (m. 1633) senesinden başlamış, 1160 (m. 1747) senesine kadar almıştır. Eseri beş tabakaya ayırmıştır. Âlimler, şeyhler, kadılar, vezirler ve zamanının büyüklerini alarak yazmıştır. Vakayiu'l-Fudala: Şeyhî Mehmed Efendi tarafından yazılmıştır. Ataî'nin zeylinin zeylidir. Ataî'nin bıraktığı 1043 (m. 1633)'ten, 1143 (m. 1730) senesine kadar almıştır. Üç cilttir. Padişahlara göre düzenlemiştir. Tekmiletü'ş-Şakayik fî Ahvali'l-Hakayık: Fındıklılı İsmet Efendi yazmıştır. Şeyhî Zeyli'nin zeylidir. 1143 (m. 1730)'dan 1314 (m. 1896)'ya kadar almıştır.
2- Miftahü's-se'ade ve Misbah es-Siyade fî Mevduatü'l-ulum: Birçok ilim ve fen kollarını ve her ilimde yazılmış eserleri açıklayan kıymetli bir eserdir. Oğlu Kemaleddin Mehmed Efendi tarafından bazı ilaveler yapılarak, yine Mevduatü'l-ulum adıyla Türkçeye tercüme edilmiştir. Bu eser üç cilttir ve 1968'de Kahire'de basılmıştır. Miftahü's-se'ade'nin Medinetü'l-ulum adını taşıyan bir muhtasarı vardır.
3- Nevadirü'l-ahbar fî menakıbi'l-ahyar: Üç fasıl hâlinde telif edilmiş bir eserdir. Birinci fasılda Sahabe ve abidlerden, ikinci fasılda müçtehitlerden, üçüncü fasılda fen âlimlerinden bahseder. 4- Risaletün fi'l-ilmi adabü'l-bahs: Münazara ve mübahase ilminden bahseden bir eserdir. 5- Haşiyetün alâ haşiyeti Seyyid Şerif alâ Şerhi't-Tecrid: Kelam ilmine dair bir eserdir. 6- Şerhü'l-Ahlâk el-Adudiyye: Ahlâk ilmine dairdir. 7- Risaletün fi'l-feraiz, 8- Şerh-i Mukaddimeti's-salat: Molla Fenarî'nin namaza dair yazdığı risalenin şerhidir. 9- Miftahü'l-i'rab, 10- Suretü'l-halas fi'l-ihlas. 11- Risaletün fî hikmeti'l-ameliyye, 12- Er-Risaletü'l-Cami'a li vasfi'l-ulumü'n-nafia, 13- Risaletün fi'l-kazai ve'l-kader, 14- Mesalikü'l-halas fî mehalıkü'l-havass, 15- El-Cami' fi'l-mantık, 16- Şerh-i hadis-i erbaîn, diğer adı Letaifü'n-nebî mea eshabihi'dir. Bir nüshası Bayezid Devlet Kütüphanesi Veliyyüddin Kısmı No: 556'da vardır. Eser neşredilmiştir. 17- Haşiyetün min evvel-i şerhi'l-Miftah li Seyyid Şerif Cürcanî, 18- Şerhü'l-fevaidü'l-Gıyasiyye, 19- Risaletün fî tefsir-i ayati'l-Vudu', 20- Risaletü'ş-şifa fî devai'l-veba, 21- El-Mualim fî ilmi'l-kelam, 22- Tabakatü'l-fukaha, 23- Şerhü'l-Avamil fi'l-Muhtasarat, 24- Şerhu Dibacetü'l-Hidaye ve Dibacetü't-Tavali', 25- Muhtasarun fî ilmi'n-nahv, 26- Ecellü'l-Mevahib fî marifet-i Vücubi'l-vacip, 27- Ravdü'd-dekaik fî hadarati'l-hakaik, 28- El-Kavaidü'l-celiyyat fî tahkik-i mebahisi'l-külliyat, 29- El-İnsaf fî müşacereti'l-eslaf, 30- Şerhü'l-Cezerî fî ilmi'l-kıraat. 31- Risale fi ma'na itlaki'l-Kitab ve'l-Kur'an. 32- Münyetü'ş-şübban fi muaşereti'n-nisvan. 33- Ucaletü'l-Beyan fi şerhi'l-Mizan.
Taşköprüzade'nin yazmış olduğu çok kıymetli ve her ilimde ihtisas sahibi olan kimselerin dahi istifade ettiği Miftahü's-se'ade adlı eserinden alınan bazı bölümler:
İlmin faziletini ve ilim öğrenmenin ehemmiyetini anlatırken diyor ki: Allahü teala, Zümer suresi 9. ayetinde; "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" buyuruyor. Peygamber Efendimiz de; "Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir." buyurdu. Bilinen bir hakikattir ki peygamberlik derecesi, yüksek derecelerin en üstünü ve en olgunudur. O hâlde o dereceye vâris olmanın üstünde derece olmadığını, aklı ve firaseti olanlar anlar ve bilir. Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu: "Kıyamette âlimlerin kaleminden çıkan mürekkep, şehitlerin ve mücahitlerin kanıyla tartılır." ve; "Kıyamette üç seçkin zümre, Allahü teala katında şefaat makamına nail olurlar. Bunlar; Peygamberler, âlimler ve şehitlerdir."
İlim sahibi olmak ne büyük bir derece ve üstün makamdır ki Peygamberliğin altında, şehitlik mertebesinin üstünde bulunuyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: "İlim öğrenmek için yola çıkıp zorluk ve tehlikelere katlananı, Allahü teala, Cennet'e götüren yola kavuşturur." "İlim öğrenmek, kadın-erkek her Mümine farzdır." "İlim Çin'de de olsa gidip öğreniniz." yani ilim öğrenmek için çalışınız.
Hazreti Ebu Derda; "İlimden bir mesele öğrenmeyi, gece sabaha kadar ibadet etmekten çok severim." ve; "Sen, ya âlim ol, ya ilim talebesi ol, yahut da dinleyici ol. Bu üç sınıfın dışında, dördüncü sınıftan olma ki helak olursun." buyurdu. Abdullah bin Abbas buyurdu: "Hayr öğretenler için her şey istiğfar eder. Hatta denizdeki balık bile."
İlim öğrenmenin şartları ve ilim ehlinin vazifelerini anlatırken: Çocukları ilim öğrenmeye, özellikle Kur'an-ı Kerim'i ezberlemeye teşvik etmelidir. Çünkü küçük yaşta ezberlemek, taş üzerindeki yazı gibidir. Gençlik geçtikten sonraki gayret ve çalışma, su üzerindeki yazı gibidir. Küçüklere, akıllarının alabileceği kadar ders vermelidir. Bunların ötesinde çok ince ve derin bilgiler de vardır diye onlara söylememelidir. Çünkü böyle sözler, onların anlayışlarını bozar. Onlara, sizin öğrendiğiniz ilimler, gaye ve maksadın kendisidir anlayışını vermelidir.
Kur'an-ı Kerim okurken şu edeplere dikkat etmelidir:
-
1Hürmetle okumalıdır. Önce abdest almalı, yüzünü kıbleye dönmeli ve mütevazi bir şekilde oturmalıdır. Hazreti Ali buyuruyor ki: "Namazda, ayakta Kur'an-ı Kerim okuyana her harfi için yüz sevap, oturarak okuyana elli sevap yazılır. Abdesti olup namazın dışında okuyana yirmi beş sevap, abdestsiz okuyana on sevap yazılır."
-
2Yavaş okumalıdır. Manâlarını düşünerek okumalı, çabuk hatmetme arzusunda olmamalıdır.
-
3Okurken ağlamalıdır. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: "Kur'an-ı Kerim'i okuyunuz ve ağlayınız. Ağlayamazsanız, kendinizi zorla ağlatınız."
-
4Her ayeti, hakkını vererek okumalıdır. Peygamber Efendimiz, azap bildiren ayet gelince Allahü tealaya sığınır, rahmet ayeti gelince o rahmeti isterdi. Tenzih ayetinde tesbih ederdi. Başlarken Euzü okurdu. Onu bitirince; "Ya Rabbî! Ondan unuttuğumu bana hatırlat. Ondan bilmediklerimi bana bildir. Gece gündüz onu okumayı bana nasip et ve onu bana delil ve hüccet eyle." buyururdu.
-
5Eğer gösteriş yapıyor şeklinde düşünülecekse veya başkasının namazını şaşırtacaksa, alçak sesle okumalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Yavaş, yani sessizce Kur'an-ı Kerim okumanın sesli okumaya üstünlüğü, gizli verilen sadakanın aşikâre verilen sadakaya üstünlüğü gibidir." Riyadan emin ise sesli okuyup başkalarının da dinlemekten nasip almalarını sağlamak daha iyi olur. Ezberden değil, mushaftan okursa daha iyi olur, gözler de ibadet etmiş olur.
-
6Güzel sesle okumaya gayret etmelidir. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Kur'an-ı Kerim'i güzel sesle süsleyiniz." Ses ne kadar güzel olursa, Kur'an-ı Kerim'in kalbdeki tesirinin çok olmasına sebep olur. Sünnet olan, tecvid üzere okumaktır. Kur'an-ı Kerim'i teganni ile kelimeleri değiştirip nağmeye uydurarak okumak haramdır.
Zengin olan kimsenin, kazandığı mal hususunda gözeteceği hususlar beş tanedir:
-
1Maldan maksadın ne olduğu bilinmelidir. Ancak böylece kendine yetecek kadar bulundurur.
-
2Malın nereden geldiğini gözetmelidir. Haramlardan ve mürüvveti bozan şeylerden sakınmalıdır.
-
3Vacip olan miktardan çok bulundurmamalıdır. Bu miktarda da güzel niyet ve itidali gözetmelidir.
-
4Harcama tarafını gözetip tasadduk etmede de iktisat etmeli, yerine ve ehline vermelidir.
-
5Alırken, verirken, tasadduk ederken ve saklarken, niyetini düzeltmelidir.
Bu sebeptendir ki Hazreti Ali şöyle buyurdu: "Eğer bir kimse, yeryüzündeki malın hepsini alsa, onunla Allahü tealanın rızasını murad etse, o zahittir. Bir kimse, Allah rızasını gözetmeden hepsini sarf etse, zahit (dünyadan yüz çeviren) değildir." Bazıları dedi ki: "Bütün hareket ve işlerin ibadet olmaktan en uzak olanı, yemek yemek ve kaza-i hacet etmektir. Onlar da ibadet için ve ibadete hazırlık niyetiyle olursa, ibadet olurlar."
Açlığın faydaları hususunda, Peygamber Efendimiz buyurdu ki: "Çok yemek ve içmekle kalbi öldürmeyin. Çünkü kalb, ekine ve tohuma benzer. Su çok olursa çürür." Yine buyurdu: "İnsanoğlu, midesinden kötü ve bozuk bir kap doldurmamıştır. İnsana yemek için birkaç lokma yetişir. Bu da sulbünü devam ettirir. Eğer bunu yapamıyorsa, midesinin üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini hava ile doldurmalıdır."
Açlıkta on fayda vardır:
-
1Kalbin temizlenmesine ve basiretin açılmasına sebep olur. Çünkü tokluk, ağırlık ve durgunluk verir, kalbi kör eder.
-
2Kalb, ibadetin ve zikrin lezzetini duymaya hazır olur.
-
3Açlık, Allahü tealanın bela ve azabını unutturmaz.
-
4Bütün günahlara sebep olan; şehvet, istek ve arzuları kırar. Çünkü bütün günahların kaynağı şehvetlerdir.
-
5Açlık, az uyumayı ve gece uyanık bulunmayı kolaylaştırır. Çünkü bir kimse tok olunca çok su içer. Çok su içenin, uykusu da çok olur. Uykusu çok olanın, ömrü zayi olur.
-
6Açlık, ibadete devam etmeyi kolaylaştırır. Çünkü yemek ve içmek ibadete mânidir.
-
7Açlık, bedene sıhhattir. Çünkü hastalıkların sebebi, çok yemektir. Hastalık ise; rahatsız, huzursuz ve dirliksiz olmaya sebep olur. Bunun için de zikre ve fikre mâni olur.
-
8Açlık, hafif yüklü olmaktır. Zira tokluğa ve çok yemeye alışanın midesi bunları arayıp bugün neler yesem der. Böylece, şüpheli ve haram olan şeyler de karışabilir.
-
9Açlığı tercih eden kişi, fazla gelen yemekleri fakirlere ve yetimlere yedirmek suretiyle sevap alır.
-
10Açlık, insanı taşkınlıktan ve Allahü tealayı zikredememekten alıkoyar.
Ticaret adabını anlatırken diyor ki: Mal satan kişi, şu hususlara dikkat etmelidir:
-
1Malını övmemelidir. Zira dediği gibi değilse, yalan söylemiş olur. Övdüğü şey, sattığı malda var ise ve müşteri biliyorsa, boşuna konuşmuş olur. Bu ise Müslümana yakışmaz.
-
2Ticarette yemin etmemelidir. Yalan yere ise büyük günah işlemiş olur. Yemini doğru ise Allahü tealanın yüce ismini, basit dünya işlerine alet etmiş olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "O tacire yazıklar ve korkular olsun ki; “Evet vallahi, hayır vallahi.” der. Yarın gel, öbür gün gel diye işini geciktirip müşteriyi geri gönderen sanatkâra da korku ve yazıklar olsun."
-
3Gizli veya açık, malının her ayıbını bildirmelidir. Bu vaciptir. Bildirmezse hıyanet etmiş olur. Hıyanet ise haramdır. Kumaşı karanlık yerde satışa çıkarmamalıdır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"Doğru tüccar, kıyamette sıddîklar ve şehitler ile haşr olur." "Dünyada helal mal kazanıp maksadı da kimseye muhtaç olmamak, çoluk çocuğuna nafaka temin etmek, hatta komşu ve cariyelerine iyilik etmek olan Müslüman, ahirette Allahü tealanın huzuruna varınca yüzü, on dördüncü gecedeki ay gibi parlar."
Yemek yemekten önceki edepler yedi tanedir:
-
1Yemek, helalden kazanılmış olmalıdır.
-
2Yemekten önce ve sonra ellerini yıkamalıdır. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: "Yemekten önce elini yıkamak fakirliği giderir, yemekten sonra elini yıkamak küçük günahları yok eder."
-
3Yemeği sofra üzerine koymalıdır. Yerde yemek yemek tevazua yakın ve sünnete uygundur.
-
4Gerektiği şekilde (edebe uygun) oturmalıdır. Sağ dizini dikip sol uyluğu üzere oturmalıdır. Hazreti Resulullah; "Ben kulum. Kullar gibi, yere oturup yerim." buyurdu. Bir yere dayanarak ve ayakta yemek mekruhtur.
-
5Yemek yerken, ibadet ve taat için kuvvet elde etmeye niyet etmelidir. Böylece, yemesi de ibadet olur. Elden geldiği kadar az yemeye gayret etmelidir.
-
6Hazır olan yemeğe razı olup kanaat etmelidir.
-
7Yemekten çok kişinin yemesine, yemeğe çok el uzanmasına gayret etmelidir. Çünkü yemeğe çok el uzanmasında bereket vardır. Resulullah Efendimiz de yalnız yemezdi.