Eshab-ı Kiram'dan. İkta rivayeti ile tanınan Sahabi. Nesebi kaynaklarda şu şekilde yer almaktadır: Temim bin Evs bin Harice bin Sevd bin Huzeyme bin Zerra bin Adi bin ed-Dar bin Hani bin Habib bin Enmar bin Lahm bin Adi bin Amr bin Sebe' ed-Darî; künyesi Ebu Rukayye'dir. Rukayye isimli kızından başka evladı olmadığı için bu künye ile anılmıştır. İbn Hibban Temim'in Şam'da vefat ettiğini ve kabrinin Filistin'deki Hebrun (El-Halil) şehrinde olduğunu ifade etmektedir. Denildiğine göre Temim-i Darî'nin kabir taşının üzerinde “Temim kırkıncı yılda öldü.” diye yazı bulmuşlardır. Temim'in mensup olduğu Lahm, bir Arap kabilesidir. Lahmiler, Hicret'ten yaklaşık iki asır önce Yemen'den Beytü'l-Makdis'e gelmişler ve İsa Aleyhisselam'ın doğduğu bu bölgeye yerleşmişlerdir. Müslüman olmadan önce ibadet ettiği Deyr isimli kiliseye izafeten “Deyrî” şeklinde de nisbet almıştır. Darî nisbetinin denizci manasına geldiği de söylenmiştir. Temim, İslam ile şereflenmeden önce Hıristiyandı. Hicret'in dokuzuncu senesinde Müslüman oldu. Ancak daha önce Müslüman olduğunu bildiren kaynaklar da vardır. Temim işi gereği, deniz yolculukları yapıyor, uzak denizleri katediyor, ıssız çölleri geçiyordu. Kara ve deniz yolculukları esnasında gördüğü bir takım harikulade şeyleri, yeni bir semavî dinin zuhurunun işaretleri olarak idrak ediyordu. Bilahare Muhammed Aleyhisselam'ın peygamber olarak gönderildiği haberlerini işitti. Müslüman olmasını kendisi şöyle anlatır:
“Ben Resul-i Ekrem Efendimiz, peygamber olarak gönderildiği zaman Şam'da bulunuyordum. İhtiyaçlarım için bir yere gittim. Yolda iken akşam oldu. Bende; 'Ben şu vadinin büyüğü kim ise, bu gece onun himayesindeyim.' diyerek yattım. Sahibi görünmeyen bir ses; 'Allah'a sığın! Cinler hiç kimseyi Allah'tan koruyamazlar!' dedi. 'Allah için söyle! Dediklerin doğru mudur?' dedim. O ses; 'Evet! Ümmî peygamber ortaya çıktı. Biz Müslüman olup O'na tabi olduk. Hacun denilen yerde onun arkasında namaz kıldık. O peygamber olunca cinlerin hilesi yok oldu. Âlemlerin rabbi olan Allah'ın peygamberi Muhammed'e git ve Müslüman ol!' dedi. Sabah olunca oradaki Eyyüb kilisesine gidip olanları bir rahibe anlattım. Rahip; 'Bunları söyleyen doğru söylemiştir. Harem'den bir peygamber çıkıp yine Harem'e hicret edecektir. Peygamberlerin en hayırlısıdır. Eğer gücün yetiyorsa herkesten önce O'na ulaş!' dedi. Bende hiç vakit kaybetmeden yola çıktım ve Hazreti Peygamber'in yanına varıp Müslüman oldum.”
Temim ticaret için pek çok yeri dolaşmıştır. Çünkü o, büyük deniz tüccarlarından biriydi. Şam yolculuğu örneği bunlardan biridir. Bunun dışında Temim'in deniz savaşlarına katılmak üzere yaptığı seyahatleri görüyoruz. Bunlardan biri Mısır'a yaptığı yolculuktur. Hatta bu askeri seyahat ilmî neticeler de vermiş, Mısır'da kendisinden Ata bin Ebu Rebah ve Musa bin Nusayr hadis rivayet etmişlerdir. Temim'in bunun dışında Hazreti Peygamber ile birlikte gazalara katıldığı da belirtilmektedir. Temim, ibadetlere karşı çok hassas ve dikkatli davranan bir Sahabidir. Nafile ibadetler, özellikle teheccüd namazına hususi bir itina gösterirdi. Bu dikkat ve itinası sebebiyle ona “Asrının rahibi, Filistin'in abidi” nitelemesi uygun görülmüştür. Temim, teheccüd namazını devamlı kılardı. Kılmadığı gece yok denecek kadar azdı. Bir gece uyanamadığı için teheccüd namazını kılamadı. Bunun üzerine kendisine bir ceza verdi ve bir sene süresince geceleri hiç uyumadı. Hadise bize, Temim'in gece namazı kılmaya karşı gösterdiği aşırı arzu ve itinayı anlatmaktadır. Temim'in bazı geceler namazda sabaha kadar bir ayeti tekrar ederek ağladığına dair rivayetler vardır.
IKTA'LI VADİ
Temim-i Darî hazretleri Müslüman olunca Peygamberimize; “Ey Allah'ın Resulü, şüphesiz Allahü teala seni bütün yeryüzüne hakim kılacaktır. Bana Beytülahm'den köyümü hediye eder misin?” dedi. Bunun üzerine Hazreti Peygamber: “Orası senindir.” buyurdu ve ona bir belge hazırlattı. Belgede şöyle yazıyordu: “Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu Muhammed Resulullah'ın Temim ed Darî ve eshabına Hebrun, Mertum, Beyt-i İbrahim ve oralarda bulunanları kesin olarak kendi mülkiyet ve sorumluluklarına verdiğine dair bir yazıdır. Bunları onlara verdim ve teslim ettim. Onlara eziyet edene Allah da eziyet etsin. Onlara eziyet edenlere Allah lanet etsin. Atik bin Ebu Kuhafe (Ebu Bekr), Ömer bin el-Hattab ve Osman bin Affan, Ali bin Ebu Talib ve Muaviye bin Ebu Süfyan şahitlik etti. Ayrıca Muaviye yazdı.” Bir başka rivayette, “Allahü teala Şam'ı fethetmeyi nasip ederse bana, köyümüze komşu olan iki köyü hediye et.” diyerek talebini dile getirmiş, Hazreti Peygamber de bu teklifi kabul etmiştir.
Bilindiği gibi ıkta, kamu otoritesinin, tasarrufundaki arazi ve taşınmaz malların mülkiyet, işletme veya faydalanma hakkını kişilere tahsis etmesidir. Hazreti Peygamber'in Temim ve kardeşine Filistin'de bazı köyleri tahsis etmesi de bir ıkta olmaktadır. Ancak burada dikkat çeken husus, henüz fethedilmemiş olan toprakların ıkta edilmesidir. Bu çeşit ıkta “Iktau va'di” adını almaktadır ki; darülharpteki arazilerin fethin gerçekleşmesi şartına bağlanarak ıkta edilmesi demektir. Bu çeşit ıktanın başka bir örneği daha vardır: O da Peygamber Efendimizin Ebu Sa'lebe el-Huşenî'ye Şam bölgesinde Rumların elinde bulunan bazı yerleri ıkta etmesidir. Hazreti Ebu Bekr halife olunca, Darîlere bir belge vererek, Hazreti Peygamber'in yaptığı ahde sadakat göstereceğini tescil etmiş, ayrıca Suriye'deki ordu komutanı Ebu Ubeyde bin Cerrah'a bir mektup yazarak konu hakkında dikkatli davranmasını tembih etmiştir. Darîlere verilen beldelerden biri Hebrun'dur. Hebrun (Hebron), Hazreti İbrahim'in kabrinin bulunduğu Kudüs yakınında bir köydür. Bu belde, İbrahim Aleyhisselam ve ailesinin yaşadığı bölgedir. Evlatları da buraya defnedilmiştir. Bu sebeple Hebrun, Beyt-i İbrahim adıyla meşhur olmuştur. Sonradan daha çok “El-Halil” adıyla anılır olmuştur. Bu bölgenin fethi Hazreti Ömer devrinde gerçekleşmiştir.
Ellerindeki belgeyi her halife değiştiğinde yenileyen Darîler, halifeye gelerek vesikayı getirmişler; Hazreti Ömer bu köylerle ilgili olarak Temim ve arkadaşlarına bazı tenbihlerde bulunmuş, bu arazileri satmaya yasak koymuştur. Ayrıca halife, bu topraklardan elde edilecek gelirin üçte birini yolculara, üçte birini tesis yapımına, kalan üçte birini de Darîlerin kullanımına tahsis etmiştir. Bu topraklar Temim ve sülalesinin elinde kalmış, onlar, Hazreti İbrahim'in beldesinde kalabalık bir grup olarak oraya sahiplenmişlerdir. Filistin'de bulunan bu araziyi Hicret'in altıncı asrında zamanın valisi Temim'in torunlarının elinden almak istedi. Bunlar da Kudüs kadısı Ebu Hatim el-Herevî huzurunda vali aleyhine dava açıp bu vesikayı delil olarak ibraz ettiler. Kadı, bu belgenin bağlayıcı bulunmadığı; çünkü Hazreti Peygamber'in henüz mülkü olmayan bir yeri ıkta vermiş olduğu yolunda hüküm verdi. Vali fakihlerden fetva istedi. Bu sırada Kudüs civarında bulunan İmam-ı Gazalî ise Kudüs kadısının azledilmesi gerektiğini; çünkü Hazreti Peygamber'in; “Bütün yeryüzü bana mülk olarak verilmiştir.” buyurduğunu söyleyerek bu hükmün yanlış olduğu yönünde fetva verdi. Bunun üzerine arazi Temim'in varislerinin elinde kaldı.
Temim, İslam ile şereflenmeden önce Hıristiyandı. Hicret'in dokuzuncu senesinde Müslüman oldu. Ancak daha önce Müslüman olduğunu bildiren kaynaklar da vardır.
Temim işi gereği, deniz yolculukları yapıyor, uzak denizleri katediyor, ıssız çölleri geçiyordu. Kara ve deniz yolculukları esnasında gördüğü bir takım harikulade şeyleri, yeni bir semavî dinin zuhurunun işaretleri olarak idrak ediyordu. Bilahare Muhammed Aleyhisselam'ın peygamber olarak gönderildiği haberlerini işitti. Müslüman olmasını kendisi şöyle anlatır:
“Ben Resul-i Ekrem Efendimiz, peygamber olarak gönderildiği zaman Şam'da bulunuyordum. İhtiyaçlarım için bir yere gittim. Yolda iken akşam oldu. Bende; 'Ben şu vadinin büyüğü kim ise, bu gece onun himayesindeyim.' diyerek yattım. Sahibi görünmeyen bir ses; 'Allah'a sığın! Cinler hiç kimseyi Allah'tan koruyamazlar!' dedi. 'Allah için söyle! Dediklerindoğru mudur?' dedim. O ses; 'Evet! Ümmî peygamber ortaya çıktı. Biz Müslüman olup O'na tabi olduk. Hacun denilen yerde onun arkasında namaz kıldık. O peygamber olunca cinlerin hilesi yok oldu. Âlemlerin rabbi olan Allah'ın peygamberi Muhammed'e git ve Müslüman ol!' dedi. Sabah olunca oradaki Eyyüb kilisesine gidip olanları bir rahibe anlattım. Rahip; 'Bunları söyleyen doğru söylemiştir. Harem'den bir peygamber çıkıp yine Harem'e hicret edecektir. Peygamberlerin en hayırlısıdır. Eğer gücün yetiyorsa herkesten önce O'na ulaş!' dedi. Bende hiç vakit kaybetmeden yola çıktım ve Hazreti Peygamber'in yanına varıp Müslüman oldum.”
Temim ticaret için pek çok yeri dolaşmıştır. Çünkü o, büyük deniz tüccarlarından biriydi. Şam yolculuğu örneği bunlardan biridir. Bunun dışında Temim'in deniz savaşlarına katılmak üzere yaptığı seyahatleri görüyoruz. Bunlardan biri Mısır'a yaptığı yolculuktur. Hatta bu askeri seyahat ilmî neticeler de vermiş, Mısır'da kendisinden Ata bin Ebu Rebah ve Musa bin Nusayr hadis rivayet etmişlerdir. Temim'in bunun dışında Hazreti Peygamber ile birlikte gazalara katıldığı da belirtilmektedir.
Temim, ibadetlere karşı çok hassas ve dikkatli davranan bir Sahabidir. Nafile ibadetler, özellikle teheccüd namazına hususi bir itina gösterirdi. Bu dikkat ve itinası sebebiyle ona “Asrının rahibi, Filistin'in abidi” nitelemesi uygun görülmüştür. Temim, teheccüd namazını devamlı kılardı. Kılmadığı gece yok denecek kadar azdı. Bir gece uyanamadığı için teheccüd namazını kılamadı. Bunun üzerine kendisine bir ceza verdi ve bir sene süresince geceleri hiç uyumadı. Hadise bize, Temim'in gece namazı kılmaya karşı gösterdiği aşırı arzu ve itinayı anlatmaktadır. Çünkü bu namaz Efendimizin aksatmadan devam ettikleri bir ibadettir.
Temim'in bazı geceler namazda sabaha kadar bir ayeti tekrar ederek ağladığına dair rivayetler vardır. Bu ayetlerden birisinin meali şöyledir: “Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimselerle bir mi tutacağımızı sandılar. Ne kötü hüküm veriyorlar.” (Casiye suresi: 21) Diğeri de Maide suresinden bir ayettir: “Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır. (Dilediğini yaparsın.) Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin, dedi.” (Maide suresi: 118)
Temim, riyadan kaçınmak konusunda da çok dikkatlidir. Şöyle demektedir: “Allah'a yemin ederim ki, bana göre, bir kişinin, üç rekat namaz kılması, bir gecede Kur'an-ı Kerim okuyup sabahleyin de, bu gece Kur'an-ı Kerim'i hatmettim diye konuşmasından daha iyidir.”
Temim, namaz için hususî hazırlık yapar, kıyafetine de dikkat ederdi. Namaz kılarken giymek üzere hususî bir elbise satın almıştır. Arkadaşlarına namaz kıldırırken de bu hususi elbiseyi giyerdi. Ayrıca Kadir gecesi olduğu umut edilen gecede, aldığı bu geceye mahsus kıyafeti giyerdi. Kur'an-ı Kerim'in cem'inde görev alan Temim, onu okumakta gösterdiği muvaffakiyet ile dikkat çekmektedir. Kur'an-ı Kerim'i gür bir sesle ve süratli tilavet ettiği, onunla çok meşgul olduğu haberlerde bildirilmektedir. Hazreti Peygamber zamanında Kur'an-ı Kerim'in tamamını ezberleyen on kişi arasında onunda ismi zikredilmektedir. Kur'an-ı Kerim'i Kâbe'de hatmeden dört kişiden birisi yine Temim'dir. Yedi, sekiz günde bir hatmederdi. Daha kısa sürede hatim yaptığı rivayetleri de vardır.
Medine Mescidi'nde vaaz veren ilk vaizin Temim olduğunu kaynaklar ittifaka varan bir ekseriyetle ifade etmektedir. Temim, Mescid-i Nebi'de vaaz vermek için Halife Ömer'den defalarca izin istedi. Fakat izin çıkmadı. Bu ısrarlı talep karşısında Hazreti Ömer sordu: “Ne anlatacaksın?” Temim şöyle cevap verdi: “Onlara Kur'an-ı Kerim okuyacağım, hayrı, iyiliği emredecek kötülükten nehyedeceğim.” Halife; “Bu hayvan boğazlamak gibi zor ve tehlikeli bir iştir.” dedi ve ilave etti: “Cuma günü ben hutbe iradına başlamadan önce vaaz et.” Temim, haftada sadece bir gün konuşurdu. Hazreti-i Osman halife olunca izni iki güne çıkardı.
Hazreti Ömer, Temim'in vaazlarını zaman zaman dinliyordu. Bir konuşmasında; “Âlimin hatasından (ayağının kaymasından) sakının.” dediğini duymuş, erken ayrılması gerektiği için İbn-i Abbas'a bundan ne kastettiğini Temim'e sormasını tembih etmişti. Temim bu sözü şöyle açıkladı: Âlim, yanlış bir şey söylediği zaman insanlar onu alır ve tatbik eder. Âlim kişinin yanlışını düzeltmesi, günahından tövbe etmesi mümkündür. Ama dinleyen insanlar o yanlış bilgiyi ömür boyu devam ettirirler.
Hazreti Ömer zamanına kadar, Peygamber Mescidi ve diğer mescitlerin aydınlatılması için bir usul yoktu. Mescid-i Nebevî ilk zamanlarda hurma dalları yakılarak aydınlatılıyordu. Bu usulle devamlı ve sağlıklı bir aydınlatmanın yapılamayacağı açıktır. Mescidin aydınlatılması konusunda ilk çalışmayı yapan Sahabi Temim'dir. Temim, Şam'dan Medine'ye yağ, kandiller ve ip getirdi. Medine'ye vardığında Cuma günüydü. Hizmetçilerinden Ebü'l-Berrad, kandilleri iple astı, yağ koyarak fitil taktı. Güneş batınca da tutuşturdu. Resulü Ekrem Efendimiz gelince, mescidin apaydınlık olduğunu gördü. Bunu Temim'in yaptığını öğrenince şöyle buyurdu: “Ey Temim! Sen bizim mescidimizi aydınlattın, Allah da senin kabrini böyle aydınlatsın!”
Bir başka rivayete göre, Hazreti Peygamber Temim'in hizmetçisinin kandilleri yaktığını öğrenince onun “Feth” olan ismini “Sirac” (Işık) olarak değiştirmiştir. Hazreti Peygamber mescitte hutbe irad ederken ayakta duruyor, dikilen bir ağaca dayanıyordu. Ayakta durmanın kendisine zor geldiğini ifade buyurunca Temim, Şam'da gördüğü gibi bir minber yapmayı teklif etti. Efendimiz kabul edince, Abbas bin Abdülmuttalib'in hizmetçisiyle yardımlaşarak iki basamağı ve oturacak yeri olan bir minber yaptı ve bugünkü yerine yerleştirdi.
Temim-i Darî, keramet sahibi bir zat idi. Bu halini Hazreti Ömer yakinen bilirdi. Eshab-ı Kiram ve Tabiîn-i Izam da onun kerametini görmüşlerdir. Harmel'den şöyle naklediliyor:
“Medine'ye geldim ve Mescid-i Nebevi'ye yerleştim. Orada üç gün bir şey yemeden vakit geçirdim. Sonra Hazreti Ömer'e geldim, ve; 'Ey Müminlerin Emiri! Bir şey belirlenmeden bir daha böyle misafir gelmeye tövbeler olsun!' dedim. Bana, 'Sen kimsin?' dedi. 'Muaviye bin Harmel'im.' dedim. 'Haydi git de Müminlerin en hayırlısının evine misafir ol!' dedi.”
Harmele devamla der ki: “Temim-i Darî mescitte namazını kıldığında sağına soluna selam verdikten sonra eliyle sağındaki ve solundaki namaz kılmış olan adamların omuzlarına dokunur ve bu iki kişiyi alır evine götürürdü. Ben de onun yanı başında namaz kıldım. Bana da eliyle dokunup elimden tuttu, evine götürdü. Bize bir yemek getirildi. Çok yedim ama açlığın fazlalığından doymadım. Bir gece Harra mahallinde bir yangın oldu. Hazreti Ömer Temim'e geldi ve; 'Haydi şu ateşi söndürmeye gidelim' dedi. O da; 'Ben kimim, ben neyim!' dediyse de Hazreti Ömer ısrar edince beraber kalktılar. Peşlerine gittim. Ateşe vardılar. Eliyle ateşi öyle bir topladı ki, ateş vadiye doğru çekildi. Sonra ateşin peşinden gidip, vadiye girdi. Hazreti Ömer üç kere; 'Hiç gören, görmeyen gibi olur mu!' dedi.”
Temim-i Darî, Hazreti Ömer devrinde Medine'den Şam'a gitti. Hazreti Osman'ın şehit edilmesine kadar Şam'da kaldı. Bu hadise üzerine fitneye karışmamak için Filistin'e, oradan da Beyt-i Makdis'e geçti. Bir rivayete göre orada, diğer bir rivayete göre de Şam'da vefat etmiştir.
Temim'in evlenmesi de Mescid-i Nebî'nin aydınlatılması ile alakalı olmuştur. Temim Medine Mescidi'ni aydınlatınca Peygamber Efendimiz kimin yaptığını sormuş, öğrenince Temim'e dua etmiş arkasından da; “Eğer bir kızım olsaydı onu seninle evlendirirdim.” buyurmuştur. Bunun üzerine orada bulunan Nevfel bin Haris bin Abdülmuttalib; “Ey Allah'ın Resulü, benim Ümmü'l-Muğire binti Nevfel adında bir kızım var. Arzu ettiğin şeyi ona yapabilirsin.” deyince Hazreti Peygamber hemen orada bu kızı Temim'e nikahlamıştır.
Temim'in bir başka evliliği de Hazreti Ebu Bekr'in kız kardeşi ile olmuştur. Ümmü Ferve adındaki bu hanım, Ezd kabilesinden birisi ile evlenmiş, ondan bir kız çocuğu olmuş ve dul kalmıştı. Sonradan Temim'le evlenmiştir.
Temim'in erkek kardeşleri vardır. Bunlardan biri yukarıda da söz ettiğimiz Adî bin Bedda'dır. Diğer kardeşi Ebu Hind bin Bered-Darî'dir. Üçüncü kardeş ise Darîler heyetiyle birlikte Hazreti Peygamber'e gelerek Müslüman oldukları Nuaym bin Evs'dir. Temim'in neslini kızı ve kardeşleri devam ettirmiştir.
Bazı kaynaklarda Temim-i Darî'nin Rasulullah'tan on sekiz hadis rivayet ettiği belirtilmektedir. Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde “Hadisü Temim” başlığıyla verilen rivayetlerin sayısı on sekizdir. Ancak bu sayıya mükerrerler dahildir. Tekrarlar çıkarılınca yedi tane metin kalmaktadır. Temim'den rivayet edilen hadisler, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî, İbn-i Mace, Darimî ve Taberanî gibi müelliflerin eserlerinde yer almaktadır. Temim'den hadis nakleden ravileri şöylece sıralamak mümkündür: Abdullah bin Abbas, Abdullah bin Ömer, Enes bin Malik, Ebu Hüreyre, Abdullah bin Vehb, Kabisa bin Züeyb, Selim (Süleym, Selam) bin Amir, Şurahbil bin Müslim, Abdurrahman bin Ganem, Ata bin Yezid el-Leysî, Ravh bin Zinba', Kesir bin Mürre, Zürare bin Evfa, Ezher bin Abdullah, Şehr bin Havşeb.
Temim'in rivayet ettiği hadislerden bazıları şunlardır:
“Din, nasihattır.” Biz, “kimlere karşı?” diye sorunca Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Allah'a, Kitabına, Resulüne, Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara karşı.”
“İnsanların, kıyamet gününde ilk hesaba çekilecekleri amel namazdır. Aziz ve Celil olan Rabbimiz, kendisine malum olduğu halde, meleklerine şöyle buyuracak: 'Kulumun namazının tamam mı yoksa eksik mi olduğuna bakın.' Tamam ise öylece kaydedilir. Şayet namazından bir kısmı noksan ise Allahüteala; 'Kulumun nafilelerine bakın, eğer nafile namazı varsa farzlardaki noksanlıkları onlarla tamamlayın.' buyurur.”
Temim anlatıyor: “Resulullah Efendimize sordum: 'Ey Allah'ın Resulü! Müslümanların yanında İslam'ı kabul eden bir gayr-i müslim hakkında sünnet nedir?' 'Yanında İslam'ı kabul ettiği kimse, sağlığında da öldükten sonra da ona insanların en yakınıdır, layığıdır.' buyurdu.”
Temim dedi ki: “Allah'ın Resulü şöyle buyururken işittim: 'Bu iş, gece ve gündüzün ulaştığı yere kadar ulaşacak, Allahüteala, bir güçlünün izzeti veya bir zelilin zilleti ile köy ve şehir halkını bu dine dahil eyleyecektir. Allahüteala İslam'a izzet verecek, küfrü zelil kılacaktır.' ” Temim devamla şöyle dedi: “Ben bu durumu kendi ailemde müşahede ettim. Müslüman olanlar, hayır, şeref ve izzete nail oldular, kafir olanlar ise, hakir ve zelil olarak cizyeyi hak ettiler.”
“Kim Allah yolunda kullanmak için bir at besler, onun yemini bizzat kendi eliyle verirse, verdiği her tane için Allahüteala ona bir sevap verecektir.”
“Her güçleştiren şey haramdır. Dinde hiçbir işkâl (anlaşmazlık, zorluk) yoktur.”
“Kim, on kere 'Allah'tan başka ilah olmadığına, O'nun tek ve bulunmayan, bir başkasına ihtiyacı olmayan, eş ve çocuk edinmemiş, hiçbir dengi olmayan ilah olduğuna şahitlik ederim.' derse, Allahüteala ona kırk milyon sevap verecektir.”
“Kim bir gecede yüz ayet okursa, ona tam bir gece ibadeti sevabı yazılır.”
“Cuma namazı, çocuk, köle ve misafir dışında herkese vaciptir.”
“Kocanın eşi üzerindeki hakları, yatağını terketmemesi, taksimine razı olması, emirlerini yerine getirmesi, izni olmadan dışarıya çıkmaması ve hoşlanmadığı insanları eve almamasıdır.”
“İçki haramdır. Satışı ve bedeli de haramdır.”
Temim-i Darî anlatıyor: Hazreti Ömer zamanında insanlar bina yapımında adeta yarışa girmişti. Bunun üzerine Hazreti Ömer şöyle dedi:
“Ey küçük Arap topluluğu! Dünyadan sakının, dünyadan sakının! Müslümanlık ancak cemaatle yaşanır. Cemaat de ancak otorite ile tesis edilir. Otoriteyi tesis etmek de itaatle mümkündür. Bir kimseyi toplum bilinçli olarak başkan seçerse, bu hem kendisi hem de toplum için dirlik vesilesi olur. Bir kimseyi de toplumu, sorumluluğunu idrak etmeksizin başkan yaparsa bu, hem kendisi hem de toplumu için felaket olur.”