Tunus'ta yetişen fıkıh ve hadis âlimlerinden. İsmi, İbrahim bin Hasan bin İshak el-Kayrevanî'dir. Tunus'un Kayrevan şehrinde doğup yetişen âlimlerdendir. Künyesi Ebu İshak'tır. Birçok âlimden kelam (akait), fıkıh ve hadis ilimlerini öğrendi. Afrika'da kendisinden pek çok kimseler fıkıh ilmini aldılar. 443 (m. 1051) senesinde Kayrevan'da vefat etti.
Kelam, fıkıh ve hadis ilimlerinde büyük bir âlim olan Tunusî, ayrıca yüksek bir ahlâka sahipti. Fazilet bakımından da en önde bulunuyordu. Fıkıh ilmini Ebu Bekr bin Abdurrahman ve Ebu İmran el-Fasî'den öğrendi. Usul-i din adı verilen kelam ilmini, iman bilgilerine ait meseleleri, Hüseyin bin Abdullah bin Hatim el-Ezdî'den okuyup öğrendi, ilim öğrendiği başka hocaları da vardır. Abdülhamid bin Sa'dun, Abdülhamid bin Saig gibi Afrika'da bulunan bazı âlimler, fıkıh ilmini ondan öğrendiler. O, pek çok esere kıymetli şerhler de yapmıştır. İbnü'l-Mevaz'ın kitabına yaptığı Ta'lik'i, herkes tarafından çok istifade edilen ve benzerini yazmak için yarış edilen çok kıymetli bir eserdir. Ayrıca kendisinin tedvin ettiği (topladığı, yazdığı), eserleri de vardır.
Abdülcelil ed-Dibacî, onun hakkında diyor ki: “O, ilim ve amel şerefini kendisinde toplamıştı. Yani ilmiyle âmil olan bir âlimdi. Kendisine ilim ve amelin birlikte verildiği nadir kimselerden oldu.”
Tunusî, Bagaye şehrinde iken, kendisinden Resulullah'ın, dört halifesinin ve Eshab-ı Kiram'ın büyüklüğünü, derecelerinin yüksekliğini bildiren bir fetva sorulduğunda buyurdu ki: “Resulullah'ı görüp, O'na iman etmekle şereflenen Eshab-ı Kiram'ın her birini sevmemiz, hürmet etmemiz, hepsine saygı göstermemiz lazımdır. Dört halifenin fazileti, hilafet sırasına göredir. Yani birincisi Hazreti Ebu Bekr, ikincisi Hazreti Ömer, üçüncüsü Hazreti Osman ve dördüncüsü de Hazreti Ali'dir. Hazreti Ali'yi hepsinden üstün bilmek, Ehl-i Sünnet âlimlerinin bildirdiği doğru yoldan ayrılmaktır. Böyle inanmakla beraber, Eshab-ı Kiram'ın diğerlerini kötülemeyip, onları da sevenler imansız olmaz. Bunlar Mümindirler. Fakat Müslümanların söz birliğinden ayrılmış oluyorlar. Ancak, Hazreti Ali'yi Eshab'ın en üstünü kabul edip, altı kişinin dışındakilere dil uzatan, onlara söven, İslamiyetten ayrıldıklarını iddia edenin imanı gider. Bunlar, İslam dininden çıkmış, mürted olmuşlardır. Çünkü Allahü teala, Kur'an-ı Kerim'de birçok ayet-i kerimede ve Resulullah Efendimiz de hadis-i şeriflerde, Eshab-ı Kiram'ın faziletini, üstünlüğünü bildirmektedir. Allahü teala, Kur'an-ı Kerim'de mealen buyurdu ki: “Sizler, bütün insanlar içinde en iyi ümmetsiniz, cemaatsiniz! (Âl-i İmran suresi: 110. Yani peygamberlerden sonra bütün insanların en iyisiniz!)” “Mekke-i Mükerreme ahâlisinden olup, Medine-i Münevvere'ye hicret eden Sahabe-i Kiram'dan ve iyilikte onların izinden gidenlerden, Allahü teala razıdır. Onlar da, Allahü tealadan razıdırlar. Allahü teala onlara Cennetler hazırlamıştır.” (Tevbe suresi: 100) “Muhammed Allahü tealanın peygamberidir. Ve O'nunla birlikte bulunanların, (yani Eshab-ı Kiram'ın) hepsi kâfirlere karşı şiddetlidir. Fakat birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktırlar. Bunları çok zaman rükuda ve secdede görürsünüz. Herkese dünyada ve ahirette her iyiliği, üstünlüğü, Allahü tealadan isterler. Rıdvanı, yani Allahü tealanın kendilerini beğenmesini de isterler. Çok secde ettikleri yüzlerinden belli olur. Onların hâlleri, şerefleri böylece Tevrat'ta ve İncil'de bildirilmiştir. İncil'de de bildirildiği gibi, onlar ekine benzer. İnce bir filiz yerden çıkıp kalınlaştığı, yükseldiği gibi, az ve kuvvetsiz oldukları hâlde, etrafa yayıldılar. Her tarafı iman ile doldurdular. Herkesin, filizin hâlini görüp az zamanda nasıl büyüdü diyerek, şaşırdığı gibi, onların hâl ve şanları dünyaya yayılıp, görenler hayret etti ve kâfirler kızdılar.” (Feth suresi: 29) Bu ayet-i kerime, yalnız indiği zamanda bulunan Eshab'ın değil, sonra imana gelecek olanların da şanını bildirmektedir. Peygamber Efendimiz de buyurdu ki: “Eshabımın hiçbirine dil uzatmayınız! Onların şanlarına yakışmayan bir şey söylemeyiniz! Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü tealaya yemin ederim ki, sizden biriniz Uhud Dağı kadar altın sadaka verse, Eshabımdan birinin bir müd (875 gr.) arpası kadar sevap alamaz.” Çünkü sadaka vermek ibadettir, ibadetlerin sevabı, niyetin temizliğine göredir. Bu hadis-i şerif, Eshab-ı Kiram'ın kalblerinin ne kadar temiz olduğunu göstermektedir. “Eshabımın her biri, gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, Allahü tealanın sevgisine kavuşursunuz.” Yani hangisinin sözü ile hareket ederseniz, doğru yolda yürürsünüz. Denizlerde, çöllerde yıldızlarla cihet bulunduğu, yol alındığı gibi, bunların sözleriyle hareket edenler, doğru yolda giderler.”
“Eshabıma dil uzatmakta, Allah'tan korkunuz! Benden sonra onları kötü niyetlerinize hedef tutmayınız! Nefsinize uyup, kin bağlamayınız! Onları sevenler, beni sevdikleri için severler. Onları sevmeyenler, beni sevmedikleri için sevmezler. Onlara el ile, dil ile eziyet edenler, gücendirenler, Allahü tealaya eziyet etmiş olurlar ki, bunun da muahezesi, ibret cezası gecikmez, verilir.”
“Beni gören veya beni görenleri gören bir Müslümanı Cehennem ateşi yakmaz.”
“Zamanlar, asırlar ahâlisinin en hayırlısı, en iyisi, benim asrımın ahâlisidir. (Yani Sahabe-i kiramın hepsidir.) Ondan sonra ikinci asrın, ondan sonra üçüncü asrın Müminleridir.”
“Allahü teala, beni insanların en asilzadesi olan Kureyş kabilesinden seçti ve bana insanlar arasından en iyileri arkadaş, sahip olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezirler olarak ve din-i İslam'ı insanlara bildirmekte yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da eshar, yani zevce tarafından akraba olarak ayırdı. Bunları sebbedenlere, iftira edip sövenlere, Allahü tealanın ve bütün meleklerin ve insanların laneti olsun! Allahü teala kıyamet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez.” Hazreti Ebu Bekr ve Hazreti Ömer, Peygamberimizin, hem vezirleri, hem de esharı idi. Çünkü birisi ezvac-ı mutahharattan Hazreti Aişe'nin, ikincisi de, Hazreti Hafsa'nın babası idi. Peygamberimizin mübarek zevcesi Ümmü Habibe annemizin erkek kardeşi olan Hazreti Muaviye ve babası Ebu Süfyan ve anası Hind de Eshar'dan olup, bu hadis-i şerife dahildirler.
“Eshabımın ve akrabamın ve bana yardım eden, gösterdiğim yolda gidenlerin sevgisinde benim hakkımı koruyunuz! Onları sevmek suretiyle, benim peygamberlik hakkımı koruyanları Allahü teala, dünyada ve ahirette belalardan, zararlardan korur. Benim peygamberlik hakkımı düşünmeyerek, onları incitenleri, Allahü teala sevmez. Allahü tealanın sevmediği kimselere azap etmesi pek yakındır.”
“Eshabımın ismini işitince, susunuz! Şanlarına yakışmayan sözleri söylemeyiniz.”
İbrahim-i Tunusî'nin bu fetvasını, bütün âlimler çok beğenip doğruluğunu tasdik ettiler. Bu tarihlerde Mısır ve Kuzey Afrika, Eshab-ı Kiram'a karşı bozuk bir itikada sahip olan, onların bir kısmına söven Fatımî Devleti'nin elinde bulunuyordu. Fatımîlerin Tunus emiri (valisi) Muaz bin Badis de, bu bozuk itikadı yaymaktan vazgeçip, İbrahim-i Tunusî'nin ve bütün Ehl-i Sünnet âlimlerinin bildirdiği yukardaki fetvaya uyarak, Fatımîlerden bağlılığını kesip, doğru itikadın öğretilmesini emretti. Müslümanların arasında yayılan bu bozuk inancın ortadan kaldırılmasına çalıştı. Herkese, Eshab-ı Kiram'ın her birinin çok sevilmesi, onlara dil uzatılmaması lazım geldiğini bildirdi. Onun bu hizmetinden sonra, Ehl-i Sünnet itikadında olan Malikî mezhebindeki Müslümanlarla, Eshab-ı Kiram'ın bir kısmını kötüleyen sapık yoldakiler arasında uzun bir mücadele sürdü. Sapık yoldakilerin taşkınlıkları, birçok Müslüman kanı dökülmesine sebep oldu. Bu sırada, İbrahim-i Tunusî de Kayrevan'a döndü. Bir müddet sonra orada vefat etti.