ÜMMÜ SÜLEYM, Rumeysa

Rumaysâ bint Milhân el-Ensâriyye Sahabilerin meşhurlarından
A- A+

Sahabilerin meşhurlarından. Peygamber Efendimize on yıl devamlı hizmet etmekle şereflenen Enes bin Malik'in annesi ve Eshab-ı Kiram'ın meşhurlarından Hazreti Ebu Talha'nın hanımıdır. Esas adının Sehle, Rümeysa, Gumeyra, Rumeyle, Uneyfe veya Rumeyse isimlerinden birinin olduğu bildirilmektedir. Ümmü Süleym künyesi ile meşhur olmuştur. Medine'deki Hazreç kabilesinin Necranoğullarından Milhan bin Hâlid'in kızıdır. Annesinin adı, Melîke (Müleyke) binti Malik'tir. Peygamberimizin uğrunda şehit olan meşhur Sahabi Haram bin Milhan Onun erkek kardeşi ve Kıbrıs Adası'nın fethi sırasında şehit olan Ümmü Hiram da kız kardeşiydi. Hazreti Ümmü Süleym'in Medine'de kaç tarihinde doğduğu ve kaç yaşında vefat ettiği kesin olarak bilinememektedir.

Müslüman olmadan önce, kendi kabilesinden Malik bin Nadr ile evlenmiş ve Ondan Enes isminde bir oğlu olmuştur. Eshab-ı Kiram'ın meşhurlarından Enes bin Malik bu zattır. Ümmü Süleym, Medine'de İslamiyet yayılmaya başladığı zaman ilk olarak imana gelenlerdendir. Fakat kocası Malik Müslüman olmamıştı. Ümmü Süleym, Müslümanlığı kabul edip, Peygamberimize biat ettiği sırada kocası Malik yanında yoktu. Eve gelip, hanımının Müslüman olduğunu öğrenince ona: “Sen dininden çıktın mı? Sapıttın mı?” dedi. Ümmü Süleym; “Hayır, ben dinden çıkmadım ve sapıtmadım. Fakat şu şehrimize gelen zata (Muhammed Aleyhisselam'a) iman ettim.” diye cevap verdi ve oğlu Enes'e de İslam dinini telkin etmeye başladı. Yaşı küçük olan oğluna Kelime-i şehadeti öğretiyor, Allahütealadan başka ilah olmadığına ve Muhammed Aleyhisselam'ın da Onun peygamberi olduğuna inanmasını telkin ediyordu. Kocası Malik, bunu görünce kızarak: “Benim çocuğumu dinsiz yapıyor, onu bozuyorsun. Vazgeç bundan!” dedi. O da: “Ben Onu bozmuyorum.” dedi. Malik, Ümmü Süleym'in dininden vazgeçmediğini anlayınca, kendisine darılıp Şam tarafına doğru çekip gitti. Yolda bir düşmanı ile karşılaşıp öldürüldü. Böylece Ümmü Süleym dul kalmış oldu. Kocası Malik'ten çok iyilik görmüştü. Oğlu Enes'i büyütüp, buluğ çağına girip, meclislerde söz sahibi oluncaya kadar kimseyle evlenmeyeceğine dair kendi kendine söz verdi. Bir süre dul kaldı.

Hazreti Ümmü Süleym'in kocası ölünce, Medine'de kabilesinin reisi olup, okçuluğu ile meşhur olan Ebu Talha, kendisi ile evlenmek için teklifte bulundu. Ebu Talha zengin ve hatırı sayılı bir kimse olmakla beraber henüz Müslüman değildi. O da, kabilesi gibi putlara tapıyordu. Bu yüzden, Hazreti Ümmü Süleym, ona cevap olarak: “Ben, seni istememezlik etmem. Senin gibisi reddolunmaz. Fakat sen müşriksin. Ben ise Müslümanım, elhamdülillah! Ey Ebu Talha! Sen, bilmez misin ki, bu putların sana bir faydası ve zararı yoktur. Sana zararı ve faydası olmayan bir taşa tapmayı nasıl uygun görürsün? Senin, ilah diye taptığın bu ağaçlar, yerden biter, sonra onu bir marangoz yontar. Bu halde sen, bir tahta parçasına tapmaktan utanmıyor musun?” dedi. Hazreti Ümmü Süleym'in bu sözü, Ebu Talha'nın kalbine tesir etti. Hazreti Ümmü Süleym: “Eğer Müslüman olup, Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed Aleyhisselam'ın da Onun kulu ve peygamberi olduğuna şehadet etsen de seninle evlensem olmaz mı? Bunun için bir mehir (karşılık, bedel) de istemiyorum.” deyince, Ebu Talha, ondan mühlet istedi. Düşünüp karar vermek için yanından ayrıldı. İslamiyetin gerçek bir din olduğunu ve putlara tapınmanın manasızlığını kavrayarak Müslüman olmaya karar verdi. Kısa bir zaman sonra geldi ve “Bana yaptığın teklifi kabul ettim. Allah'tan başka ilah bulunmadığına ve Hazreti Muhammed'in de Onun peygamberi olduğuna şehadet ederim.” dedi. Hazreti Ümmü Süleym kendisinin telkini ile Müslüman olan Ebu Talha ile evlenmeyi kabul ederek, yanında bulunan ve buluğ çağına giren oğluna: “Kalk, ey Enes! Ebu Talha'yı benimle evlendirmek için gereğini yap!” dedi. Böylece Hazreti Ümmü Süleym ile Hazreti Ebu Talha nikahlandılar.

Hazreti Ebu Talha ile olan bu evliliklerinden Ebu Umeyr adında bir erkek çocukları oldu. Babası buna çok sevinmişti. Bu çocuğun, kafeste bir serçe kuşu vardı. Serçenin ölmesi üzerine Peygamber Efendimiz çocuğa; “Ey Ebu Umeyr serçen ne oldu?” diye latife etmiştir. Hazreti Ümmü Süleym'in, oğlu ağır hastalanıp babası Ebu Talha'nın evde bulunmadığı bir sırada ölmüştü. Ümmü Süleym, onu yıkayıp kefenledi ve evin bir köşesine koydu. Buhurlayıp üzerini örttü. Ev halkına da; “Ebu Talha'ya oğlunun öldüğünü, ben söylemedikçe, hiçbiriniz söylemeyiniz!” diye tenbih etti. Akşam olunca, Ebu Talha eve geldi. “Çocuk nasıldır?” diye sordu. Ümmü Süleym de; “Çocuğun ızdırabı dindi. Rahatlaştığını sanıyorum!” dedi. Hazreti Ebu Talha, onun sözünden, çocuğun gerçekten iyileştiğini sandı. Ümmü Süleym akşam yemeğini hazırladı. Kocası oruçluydu. Ona yemeğini yedirdi, içirdi. O güne kadar hiç yapmadığı şekilde özenerek süslendi. Ona karşı neşeli görünmeye çalıştı. Sonra yattılar. Gecenin sonuna doğru Ebu Talha mescide çıkmak isteyince, Hazreti Ümmü Süleym; “Ey Ebu Talha! Şu komşumuzun yaptığına baksana.” dedi. O da; “Ne oldu?” diye sorunca; “Benden emanet bir şey aldılar. Onu geri aldım diye ağlamaya başladılar.” dedi. Hazreti Ebu Talha; “Hiç öyle şey olur mu?” deyince, hanımı; “İşte, Allahüteala bize verdiği emanetini geri aldı.” diyerek çocuğun öldüğünü kendisine bildirdi. O da bunun üzerine; “İnnalillahi ve inna ileyhi raciun.” dedi. Sonra sabah namazını kılmak için mescide gitti. Namazdan sonra çocuğunun öldüğünü ve hanımı ile arasında geçen durumu Resulullah Efendimize haber verince her ikisi içinde; “Cenab-ı Hak, bu gecenizi hakkınızda mübarek eylesin!” diye dua etti. O gece, Ümmü Süleym oğlu Abdullah'a hamile kalmıştı. Bu çocuk, Ümmü Süleym'in, Resulullah ile beraber katıldığı bir harpte dünyaya gelmiş, Peygamberimiz ona Abdullah ismini koyup, hakkında hayır dua etmişti. Bu duanın bereketiyle Abdullah bin Ebu Talha'nın yedi veya dokuz oğlu olmuştu ki, hepsi de Kur'an-ı Kerim'i ezberleyip, hafız olmuşlardı.

Eshab-ı Kiram'ın hanımlarından Ümmü Atıyye diyor ki: “Resulullah biz kadınlardan Müslüman olduğumuzda, ölüye ağlayıp feryat figan etmeyeceğimize de söz almıştı. Beş kadından başka kimse bu sözünde duramadı. Resulullah'a verdiği sözü aynen yerine getirenlerden biri de Ümmü Süleym'dir.”

Ümmü Süleym dinine son derece bağlı ve sabırlı bir kadındı. Resulullah'ı çok severdi. Evinde pişirdiği yemekten, mutlaka ona ayırırdı. Daha Resulullah Efendimiz, Medine'ye yeni hicret etmişlerdi. O sırada Hazreti Ebu Eyyub el-Ensa rî'nin evinde, kalıyordu. Bir hizmetçisi de yoktu. Müslümanlardan her biri, gücü yettiği miktarda, Resulullah'a hediyeler takdim etmişlerdi. Ümmü Süleym de o sırada elinde hediye edecek bir şey bulunmadığı için henüz 12 yaşlarında olan oğlu Enes'i Ebu Talha ile beraber elinden tutarak, Resulullah'ın huzuruna getirdi ve; “Ya Resulallah! Enes, terbiyeli bir çocuktur, zekidir. Müsaade ederseniz, size hizmet etsin! Haddim olmayarak size hediye ettim. Benim oğlum ve Sizin de hizmetkarınızdır.” dedi.

Hazreti Enes bin Malik buyurdu ki: “Peygamberimiz Medine'ye gelişlerinden vefatlarına kadar, hazarda ve seferde kendilerine hizmet ettim. Yaptığım herhangi bir işten dolayı bana; “Bunu neden böyle yapmadın? veya yapmadığım bir iş için de, bunu böyle yapmasaydın!” demedi.” Hatta bir gün Enes bin Malik'i, Resulullah Efendimiz bir yere gönderdiğinde eve geç gelmişti. Annesi Ümmü Süleym; “Eve niçin geç geldin?” dedi. Hazreti Enes de; “Peygamberimiz beni bir işe gönderdi.” dedi. Annesi; “Nedir o iş?” deyince; “O, aramızda gizli sırdır.” diye cevap verdi. Bunun üzerine annesi; “Resulullah'ın sırrını iyi muhafaza et!” dedi.

Hazreti Ümmü Süleym, Eshab-ı Kiram'ın diğer hanımları gibi harplerin çoğuna iştirak edip, icabında bizzat dövüşmüştür. Bu harplerin her birinde önemli hizmetler görmüştür. Uhud harbine katılıp, müşrik ordusuyla harp eden askerlere hizmet etti. Kocası Hazreti Ebu Talha, iyi bir okçu ve cesur bir asker olduğundan hep Resulullah'ı korumakla meşguldü. Oğlu Enes, yaşı küçük olduğu halde, bu harbe o da gelmişti. Su tulumlarını doldurup annesi Ümmü Süleym'e ve Hazreti Aişe'ye veriyordu. Bu harbin en şiddetli bir zamanıydı. Bir ara askerler arasında panik başgöstermiş, Resulullah'ın yanından ayrılmışlardı. Resulullah Efendimiz, yanındaki 12 kişi ile hiç yerinden ayrılmamış, sebat göstermişti. Bu çok tehlikeli harp gününde, Hazreti Aişe ile Hazreti Ümmü Süleym, asker arasında, durmadan arkalarındaki kırbalarla su taşıyorlar ve yaralıların ağzına su veriyorlardı. Su kapları (kırbaları) boşalınca hemen geri dönüp kırbaları dolduruyorlar, sonra yine acele edip yaralılara su veriyorlar, onların yaralarını sarıyorlardı.

Hendek Harbi'nde ise, bütün çocuklarla birlikte kale gibi bir evde mahfuz kalmışlardı. Harbe katılamamıştı. Hicretin yedinci (m. 629) senesinde Hayber Savaşı'nda, Resulullah'ın maiyetinde bulunuyordu. Fetihten sonra esirler arasındaki Hazreti Safiyye, Peygamberimizin hanımı olmak şerefine kavuşmuştu. O zaman, gelin oluncaya kadar Hazreti Safiyye'yi, Ümmü Süleym'in evine tevdibuyurdular. Resulullah ile birlikte Mekke'nin fethinde de bulunmuştur. Bunun arkasından Hazreti Ümmü Süleym, Huneyn Savaşı'na da bizzat iştirak etmiştir. Bu sırada oğlu Abdullah'a hamileydi. Buna rağmen eline bir hançer geçirmiş hazır vaziyette bekliyordu. Bu harp esnasında kocası Hazreti Ebu Talha, tebessüm ederek, Resulullah'ın yanına geldi ve; “Ya Resulallah! Ümmü Süleym'in hançerini gördün mü?” diye sordu. Resul-i Ekrem, Ümmü Süleym'e dönerek; “Ey Ümmü Süleym! Bu hançer ile ne yapacaksın?” buyurunca, o da dedi ki: “Ben bunu, bugünler için hazırlamıştım. Hele müşriklerden birisi bir kere yanıma yaklaşsın!.. Bununla karnını deşerim.”

Harp meydanında en cesaretli kahraman mücahitlerden bile öne geçerdi. Huneyn Harbi'nde, bir ara Müslüman saflarında bir dağılma baş gösterdiği sırada, Ümmü Süleym hançerini çekip, sebat göstermiş, arslanlar gibi düşmana saldırmıştı. Eli hançerli Ümmü Süleym, Resulullah'a gelerek; “Eğer, izin verirseniz, paniğe uğrayıp, senin yanından ayrılanları da öldüreyim!” dedi. Peygamberimiz, ona cevabında; “Ey Ümmü Süleym! Allahüteala bize yetişti ve zafer ihsan etti.” buyurdu.

Hazreti Ümmü Süleym'in faziletleri çoktur. Peygamberimize ve onun hanımlarına çok hizmet etmiştir. Peygamberimiz, onun hakkında buyurdu ki: “Rüyamda Cennet'e girdim. Bir de baktım ki, Ebu Talha'nın hanımı Rumeysa (Ümmü Süleym) da oradaydı.” O, Resulullah'ı çok sevdiği gibi, Resulullah da onu ve bütün ailesini severdi. Hanımlarından başka kimsenin evine gidip istirahat etmediği halde, Hazreti Ümmü Süleym'in evine giderdi. Orada adetleri üzere kaylule yaparlar, öğleden evvel biraz uyurlardı. Namaz vakti gelince, hasırdan seccadeleri serip, onun çocukları ile beraber namaz kılardı.

Hazreti Ümmü Süleym'in oğlu Enes bin Malik şöyle anlatıyor: Resulullah Efendimiz Medine'ye geldiği zaman ben küçüktüm. Annem Hazreti Ebu Talha ile evlenmişti. Ebu Talha çok fakir kalmıştı. Çünkü malının tamamını Resulullah'a hediye etmiş, O da fakirlere sadaka olarak dağıtmasını istemişti. Bir iki gün hiç yemek yemeden geçirdiğimiz zamanlar olurdu. Bir gün annemin eline bir az arpa geçmişti. Onu un yaptı ve iki ekmek pişirdi. Komşudan azıcık süt istedi. Ebu Talha'yı da çağır, beraber yiyelim dedi. Ben de sevinerek çıktım. Resulullah Efendimiz Eshab-ı Kiram ile oturuyorlardı. Ya Resulallah! Annem sizi çağırıyor dedim. Kalktılar, Eshab-ı Kiram'a da; “Kalkınız!” buyurdular. Eve yaklaştık. Ebu Talha'ya; “Hiçbir şey hazırladın mı ki, bizi davet ediyorsun?” buyurdular. “Ya Resulallah, dünden beri bir şey yememişim, evde bir şey olacağını zannetmiyorum.” dedi. “Peki, Ümmü Süleym bizi niçin davet etti, eve bir bak!” buyurdular. Ebu Talha içeri girdi. Ümmü Süleym; “İki arpa ekmeği pişirdim, komşudan da biraz süt istedim. Enes'i seni çağırması için gönderdim.” dedi. Ebu Talha dışarı çıkıp Ümmü Süleym'in dediklerini söyledi. Peygamberimiz; “Zararı yok, içeri girelim.” buyurdular. Kendileri, Ebu Talha ve ben içeri girdik. “Ekmekleri getirin.” buyurdular. Mübarek ellerini ekmeklerin üzerine koydular, parmaklarını açtılar ve on kişi çağırın buyurdular. Çağırdım; “Oturunuz, bismillah deyip, parmaklarımın arasından yiyiniz!” buyurdular. Bu on kişi, bu şekilde yeyip doydular. “On kişi daha çağırın.” buyurdular. Çağırdım. Onlar da aynı şekilde doydular. Böylece Eshab-ı Kiram'dan yetmiş üç kişi yeyip doydular. Sonra üçümüz yedik, doyduk. Sonra ekmekleri annem Ümmü Süleym'e verdiler. “Al, ye ve kime istersen yedir.” buyurdular.

Resulullah Efendimiz, çok kere Hazreti Ümmü Süleym'in evine teşrif eder ve orada istirahat ederlerdi. Bir gün, istirahat için uyudukları bir sırada, mübarek alınları terlemişti. Ümmü Süleym mübarek alınlarının terini silmeye başladıkları zaman uyandılar ve ona sordular: “Ya Ümmü Süleym! Ne yapıyorsun?” Cevabında; “Ya Resulallah, bereket için alnınızın terini mendille alıyorum, bunu saklayacağım.” Hazreti Ümmü Süleym, Resulullah'ın mübarek terini, böyle mendil ile toplar ve bunu bir şişe içinde saklardı.

Yine bir ara Resul-i Ekrem Efendimiz, Hazreti Ümmü Süleym'in evinde bir su tulumunun ağzından su içmişlerdi. Ümmü Süleym bu tuluma, Peygamberimizin mübarek ağızları dokundu diye bereketlenmek için sakladı ve bir daha kullanmadı.

Ümmü Süleym'in bir koyunu vardı. Onun sütünden biriktirerek bir yağ tulumu doldurdu. Onu hizmetçisi Rübeybe ile Peygamberimize gönderdi. Rübeybe Peygamberimize giderek; “Ya Resulallah! Bu yağı Ümmü Süleym size gönderdi. Boşaltsınlar da tulumu geri götüreyim.” dedi. Hane-i Saadettekiler tulumu boşaltıp Rübeybe'ye geri verdiler. Rübeybe geri döndüğünde Ümmü Süleym evde yoktu. Tulumu bir çiviye astı. Ümmü Süleym eve geldiğinde tulumun yağ ile dolu olduğunu gördü. Çok şaşırdı. Hemen Rübeybe'yi çağırdı. “Ben sana bu yağı Resulullah'a götür dememiş miydim?” dedi. Rübeybe; “Ben yağı götürdim. İsterseniz gidip sorunuz.” dedi. İkisi birlikte Hane-i Saadete gittiler. Ümmü Süleym; “Ya Resulallah! Ben Rübeybe ile size bir tulum yağ göndermiştim. Aldınız mı?” diye sordu. Resulullah Efendimiz; “Evet, getirdi.” buyurunca, Ümmü Süleym; “Yemin ederim ki tulum yağ ile dolu olup altından akmaktadır.” dedi. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Ey Süleym! Allah'ın kendi Resulüne ikramda bulunduğu gibi, sana da ikram etmiş olmasına şaşıyor musun? Ye ve Allah'a şükret.” buyurdu.

Hazreti Ümmü Süleym'in Resulullah'a sevgisi, saygısı ve hizmeti çoktu. Resulullah Efendimiz de Ümmü Süleym'e iltifat gösterirlerdi. Ona çok dua etmişlerdi. Kendisine, ailesine ve çocuklarına hayır ve bereket istemişlerdi. Nitekim Ümmü Süleym, Resulullah'a hizmet etmesi için oğlu Enes bin Malik'i götürüp teslim ettiklerinde, ona dua etmelerini istedi. Peygamberimiz de Hazreti Enes hakkında, ömrünün uzun ve hayırlı olması, mal ve evladının çok olması ve sahip olduğu her şeyin feyizli ve bereketli olması için dua etmişti. Resulullah'ın duası bereketiyle Enes bin Malik, 103 yaşına kadar yaşayarak, 80 evladı, bunlardan; 78'i erkek, yalnızca ikisi kız olmuştur. Malı da sayılamayacak kadar çoktu. Hazreti Ömer'in halifeliğinde halka fıkıh ilmi öğretmek için Basra'ya gidip 91 (m. 710) tarihinde orada vefat etti.

Hazreti Ümmü Süleym'in erkek kardeşi Haram bin Milhan ve kız kardeşi Ümmü Hiram da, Resulullah'ın iltifatına mazhar olmuştur. Hazreti Ümmü Süleym'in evine sık sık gitmesi Resulullah'a sorulduğunda, buyurdu ki: “Ben, Ümmü Süleym'e acıyorum. Çünkü onun erkek kardeşi (Haram bin Milhan) bana yardım ederken şehit olmuştur.” Ümmü Süleym'in kız kardeşi Ümmü Hiram'ın evi de Resulullah'ın ziyaret ederek şereflendirdiği yerlerdendi. Bazen kaylule için oraya gider, uyurlardı. Bir gün uykudan kalktıklarında tebessüm ederek Ümmü Hiram'a buyurdular ki: “Ümmetimden bir kısmını gemilere binip, kafirlerle gazaya giderler gördüm.” Ümmü Hiram bu müjdeyi duyunca; “Ya Resulallah! Dua et, ben de onlardan olayım.” dedi. “Ya Rabbî! Bunu da, onlardan eyle!” buyurdu. Hazreti Muaviye zamanında Ümmü Hiram, kocası ile gemilere binip Kıbrıs'a cihat etmeye gitti. Orada attan düşüp şehit oldu. (Bkz. Ümmü Hiram)

Bir ara Resulullah hac için Mekke'ye gidiyorlardı. Ümmü Süleym'e buyurdular ki: “Ey Ümmü Süleym! Bu sene bizimle hacca gelir misiniz?” O da; “Ya Resulallah! Kocamın iki bineği vardı. Bunlardan birini kendisi, birini de oğlu için alıp, hacca gidiyor. Bana bir binecek kalmadı.” dedi. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz, Ümmü Süleym'i mübarek hanımlarının develerine bindirip hacca götürdüler. Yolda kadınların develeri, arkadan geliyordu. Bunların hizmetinde de, Resulullah'ın kölesi Enceşe vardı. Hazreti Enceşe develeri yürütmek için nağmeli sözler söylüyordu. Resulullah bunu işitince; “Enceşe, Enceşe!. Yavaş söyle, yavaş söyle! Kadınlar rahatsız olmasınlar.” buyurdu.

Hazreti Ümmü Süleym, çocuk terbiyesi bakımından üstün bir bilgi sahibiydi. Çocukları çok güzel terbiye eder ve yetiştirirdi. Oğlu Hazreti Enes, bu hususta şöyle bildiriyor: “Allahüteala anneme iyi karşılıklar versin! Bana çok iyi bakıp, çok iyi yetiştirdi.”

Hazreti Ümmü Süleym, hadis ilminde çok bilgi sahibiydi. O da, birçok dini meseleleri halleder, Eshab-ı Kiram'ın çözemediği birçok mahrem meselelere cevap verirdi. Kendisinden Hazreti Ebu Hüreyre, oğlu Enes bin Malik, Hazreti Zeyd bin Sabit, Hazreti Ebu Seleme ve Hazreti Amr bin As gibi bazı Eshab-ı Kiram, hadis-i şerif rivayet etmiştir. Toplam on dört hadis nakledilmiştir. Bir ara Eshab-ı Kiram'dan Hazreti Zeyd bin Sabit ve Hazreti Abdullah bin Abbas, bir mesele hakkında ihtilafa düşmüşlerdi. Gelip kendisine sordular. O da meseleyi halletti ve ikisinin de ikna olacağı cevaplar verdi. Ümmü Süleym mahrem meseleleri Resulullah'a sormaktan çekinmezdi. Çünkü Peygamberimizin süt teyzesi idi.

Ümmü Süleym'in rivayet ettiği bir hadis'te Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Bir Müslüman kadının üç çocuğu büluğ çağına gelmeden ölürse, cenab-ı Hak fadl ve rahmetiyle onu Cennet'e koyar.” Resulullah'a; “İki çocuğu da ölse böyle midir?” diye soruldu. “Evet, iki çocuğu da ölse.” cevabını verdiler.

Resul-i Ekrem Efendimiz davetlere icabet eder ve verilen ziyafetin sadaka olup olmadığını sormazdı. Çünkü adet olarak ziyafetler sadaka olarak değil, hediye olarak verilirdi. Bunun gibi Hazreti Enes'in annesi Ümmü Süleym ve yine Enes'in rivayet ettiği üzere, bir terzi Resul-i Ekrem'i davet etmiş ve Resul-i Ekrem'e kabak yemeği ikram etmiştir. Ayrıca İranlı bir zat Resul-i Ekrem'i davet etti. Resul-i Ekrem; “Aişe de beraber mi?” diye sordu. O ise; “Hayır.” deyince, Resul-i Ekrem; “Ben de gelemem!” buyurduktan sonra, adamın tekrar daveti üzerine Hazreti Aişe ile davete icabet ettiler. Davet eden kendilerine, yemek olarak erimiş kuyruk yedirdi. Resul-i Ekrem, hepsinin yemeğini yedi ve kendilerine bir şey sormadı.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası