YANYALI MUSTAFA İSMET EFENDİ

Muhammed Mustafa İsmet Garibullah El-Yanyavî İstanbul evliyâsından.
A- A+

İstanbul evliyâsından. İsmi Muhammed Mustafa İsmet Garibullah El-Yanyavî, Nakşibendî El-Halidî El-Müceddidî'dir. 1289 (m. 1872)'de İstanbul'da vefat etti. Kabri Fatih Çarşamba'daki dergahının bahçesindedir. Mustafa İsmet Efendi bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Yanya'da doğup gençlik yıllarında Yanya Mahkeme-i Şer'iyyesi katipliğinde bulunmuştur. Doğum tarihi belli değildir. Risale-i Kudsiyye adlı eserinde bu konuda şöyle buyururlar:

İlahî Mustafa İsmet ki ismim,

Zuhuru Yanya'da oldu bu cismim,

Aman garket visal-i bahre resmim,

Bu resmim mahvolup Hakk'a gidelim,

Cemal-i bakemale seyredelim.

Daha sonra Tasavvuf yoluna girmek arzusu ağır basınca Yanya'dan ayrılarak Mekke-i Mükerreme'ye gitmişler; Mevlana Halid-i Bağdadî'nin halifelelerinden Abdullah-ı Mekkî'ye intisap ile Halidiyye yoluna girmişlerdir. Abdullah-ı Mekkî, Mekke-i Mükerreme'de, Ebu Kubeys Dağı'ndaki tekkelerinde irşat ile meşgul olurlarmış. İsmet Efendi, yedi sene içerisinde seyr-ü süluklarını tamamlayarak hilafeti hak etmiştir.

Daha sonra şeyhinden izin alarak Süleyman Efendi isminde bir zatın refakatinde Taif cihetine doğru yola çıkar. Çölde giderlerken devesinin çöküp yürümemesi üzerine Süleyman Efendi önde ilerlemekte olan İsmet Efendi'ye hitaben: “İsmet, İsmet! Şeyhimiz vefat etti. Vazifesi de bu fakire verildi. Geri dönelim.” buyurur ve dönerler. Gerçekten de Mekke-i Mükerreme'ye vasıl olduklarında Abdullah-ı Mekkî'nin vefat haberiyle karşılaşırlar. Bunun üzerine Şeyh Süleyman Efendi Mekke-i Mükerreme'deki dergahta irşat postuna cülus eder. Risale-i Kudsiyye'de bu zatın ismi şerifi şöyle geçer:

Hususa Mekke'de Eş-Şeyh Süleyman,

Oluptur naib-i menab-ı gavs-ı İrfan,

Bu gavsın tut elin Hakk'a gidelim,

Cemal-i bakemale seyredelim.

Risale-i Kudsiyye isimli eserlerini burada iken ilham ile kaleme almıştır. Bu eseri ne niyetle ve nasıl yazdıkları eserin baş ve son kısımlarında gayet açık ifade olunmuştur. Yanyalı Mustafa İsmet Efendi Camii'nin mihrap ve minberi (sağda) ve müftülük tarafından asılan tanıtım levhası (solda).

İsmet Efendi ilk olarak Edirne'de irşad ile vazifelendirildi. Burada iken sevgili ihvanlardan ve halifelerinden Hüseyin Kudsî Efendi'nin kerimesi ile izdivaç buyurmuşlardır. Bu evlilikten Nimetullah, Hafız, Ferdi, Behaeddin isimlerinde dört oğlu; Nakşiye ve Sıddika isimlerinde iki kızı dünyaya gelmiştir. Cennetmekan Abdülmecîd Han devrinde İstanbul'a göçerek bir müddet kayınpederlerinin Kocamustafapaşa civarında satın aldıkları evde irşat ile meşgul olmuştur. İsmet Efendi bu esnada Sultan Abdülmecid Han'la görüşmüş ve sultan kendisine çok itibar etmiştir. Hatta Sultan Selim Camii yanındaki türbesinde Yanyalı İsmet Efendi'nin hatm-i hace yapmasını vasiyyet etmiştir. Bu vasiyet uzun seneler devam etmiştir. İsmet Efendi ayrıca o zaman şehzade olan ikinci Abdülhamid Han ile de sık sık sohbet ederdi.

İsmet Efendi 1270 (m. 1853) yılında şimdi dergahlarının bulunduğu yeri almak için sahibiyle anlaşmıştır. Bu arada Fener Patrikhanesi'nden “Kırmızı Kilise” denilen Rum okulunu buraya yaptırmak için çok yüksek paralar teklif edilmişse de yer sahibi: “Ben malımı kiliseye vereceğime bedava olarak tekkeye veririm. Kıyamete kadar Cenab-ı Hakk'ın şerefli ismi zikredilir.” diyerek ehven fiyatla İsmet Efendi'ye satmıştır. Tekkenin inşasından sonra İsmet Yanyavî hazretleri; “Tekkeyi buldunuz galiba şeyhi kaybedeceksiniz.” buyurmuştur. Hakikaten de altı ay geçmeden arkalarında birçok ihvan ve altmış kadar halife bırakarak âlem-i cemale intikal etmişlerdir.

Mustafa İsmet Efendi Peygamber Efendimizin bildirdiği esaslara harfiyyen uymuş ve dinimizin emirlerine uymadan tarikatın mümkün olamayacağını üzerine basa basa anlatmıştır. İlme, irfana büyük ehemmiyyet vermiştir. Eserlerinden kendisinin de dinî ilimlere ve Arap diline mükemmelen vâkıf olduğu anlaşılmaktadır. Yegane gayesi kendisini yoktan var eden Rabbini tanımak, bilmek, layıkı vechile ona kulluk yapabilmek olmuştur. Yanyalı Mustafa İsmet Efendi'nin irşat vazifesi gördüğü ve bahçesinde medfun olduğu Fatih'deki Yanyalı Mustafa İsmet Efendi Camii.

Dünya malı ve mevkiine zerrece itibar etmemiş, gönlünde fanî zevklere yer vermemiştir. İsmet Efendi bir gün berberde tıraş oluyormuş. O esnada bir Beyoğlu işlemeli koşumlar koşulmuş doru atıyla çıkagelmiş. Beyoğlunun teşrifi üzerine orada bulunanların hepsi ayağa kalkıp selamlamışlar. İsmet Efendi ise gelen gidenle alâkasız bir hâlde gözleri kapalı oturuyorlarmış. Beyoğlu bir dervişin karşısında pervasızca oturuşundan son derece hiddetlenmiş. Yanına gelmiş. Eliyle tık tık diye kafasına vurup berbere hitaben; “Bu kabağı mı tıraş ediyorsun?” demiş. Zavallı berber Şeyh Efendi'yi tanıdığından kızarmış bozarmışsa da sükut etmek mecburiyetinde kalmış. İsmet Efendi ise bu yapılan hakaret kendisine değilmişcesine hiç oralı olmamış. Beyoğlu hışımla geri dönüp atına binmek için zıplamış. Zıplamasıyla birlikte atın öbür tarafından tepesi üstü yere çakılması bir olmuş. Korkudan yuvasından fırlayacakmış gibi irileşmiş gözleriyle bakıp bağırmış: “Aman berber. Ne oluyor?” Berber eliyle İsmet Efendi'yi işaret edip cevaplamış: “Kabağa sor, kabağa.”

Hakikat-i Muhammediyye'ye mazhar olan bu gibi zatların vücutları gerçekte aleme rahmettir. Belaya sebebiyet vermezler. Fakat Beyoğlu gibi bela arayanlar onlara çarpıp kendi kendilerini yaralarlar. Yoksa onların yanına bir nebze muhabbetle varanlar, yollarında çok cüz'i gayret sarfedenler dahi tarifsiz kazançlara nail olurlar. Nitekim İsmet Efendi: “Allah'ım bana vadetti. Dergahımın kapısından bir defacık muhabbetle bakanı bile unutmayacak. Kıyamet gününde ona şefaat edeceğim” buyurmuş. Bunun tezahür etmiş bir örneğini de şöyle hikaye ederler: Vaktiyle Ortaköy'de oturan bir Arnavut her gün kalkar, yaya olarak tekkeye gelir, bahçede meşgul olur, akşam üzeri gene yaya olarak geri dönermiş. Ömrü tamama erip ecel vaki olduğunda kızı bu zatı rüyasında görüp hâlini sormuş. “Merak etme kızım”, diye cevaplamış. Arnavut: “Burada şeyh efendiler beni yanlarına aldılar. Rahatım gayet iyidir.”

Mevlana İsmet Garibullah, Peygamber Efendimizin sünnet-i seniyyelerine uyarak halifelerinden her birine hâllerine uygun birer lakap vermişler. Mesela Halil Efendi'ye Nurullah, Mehmed Efendi'ye Bahrullah, Hüseyin ve Şerif Efendilere Kudsî demişler; kendilerine de Garibullah (Allah'ın Garibi) ismini layık görmüşlerdi. İsmet Efendi orta boylu, zayıf vücutlu, uzuna yakın yuvarlak ve gayet güzel yüzlü, siyah gözlü, nuranî, buğday tenli idi. Burnu gayet güzel olup, orta yeri bir miktar yüksekçe idi. Vefatlarında henüz beyazlamaya başlamış olan saç ve sakalları siyah ve gür idi. Kaş ve kirpikleri de keza siyah, a'zalar ve tenasüp mükemmel idi. Mustafa İsmet Efendi, Ali Sırrı Efendi'nin şahsında bütün ihvanları için kaleme aldıkları bir mektuplarında dine ve tasavvufa dair çok hikmetli bilgiler vermektedir. Mustafa İsmet Efendi Hazretlerinin kendi hulefasından Ali Sırrı Efendi'ye Mektubundan bir bölüm:

“Bu abd-i miskin ve zelîl Es-Seyyid İsmet Garîbullah'dan Habib necip Ehlullah olan halim, kerim, selim, rahim ve salik-i ilallah kardeşimiz Ali Sırrı Şem'î Efendi'ye: Cenâb-ı Hak kendisini Sivallah'dan (Allah'dan gayriden) tathîr (temizlemesini) ve bizimle beraber Rabb-i Zülcelâl'in itaatinde berdevam olması ve Cenab-ı Barî'yi ve sevdiği kullarını ve Allah'ın sevgisine hepimizi yaklaştıracak Salih amellere muhabbet bağlamasını nasip ve müyesser eylesin. Yanyalı Mustafa İsmet Efendi Dergah'ının yukardan görünüşü. Allahümme İnneke Afüvvün tuhibbu'l-afve fa'fu anna Ya Allah. Ve'men aleyna bi'l-ikbali ileyke Ve'l-i'rad sivallah. Ya Rabb! Sen muhakkak af ve kerem sahibisin, bizi Affet ve sana teveccüh ve senden başkasından yüz çevirmemizde bize inayet (yardım) bahşet! Ya ilahelalemin. Ya Rabbî! Kalbimiz seninle beraber İken hatm-i enfâs eylememizi (can vermemizi) nasîb ve müyesser kıl. Vaktaki, kalbimi mahabbetiniz istila ve Allah'a teveccüh ile hayr-ı akibetinizi kemal-i iştiyakla intizar ettiğini hissettim. O anda sırr-ı Hubbullah ile meşbu' (dolu) olan gönlüm cemalinizden cüdâ (ayrı) düştüğü için alam-ı firak (ayrılık elemleri) içinde taşmaya başladı. Ansızın Cenâb-ı Hakk'ın bir rahmet ve inayet cilvesi olarak bugün mektubunuz zuhur edip (gelip) onda varid olanı nur-ı ilmillah ile anladıktan sonra son derece memnun ve mesrur olduk. Ve sıhhat ve afiyette olduğunuza Cenâb-ı Rabbilâlemîn'in izzet ve azametine şükrederek kemal-i huşu' ve hudu' ile Zat-ı Kibriyası'na teveccüh etmekle sizin istikamet ve etemm-i fena ve beka billah'da bulunmanız ve uzun ömürlü olmanızı ve kudret ve tevfîki sayesinde her muradınızın husul ve muvaffakiyetle neticelenmesini duada bulundum. Sual etmek bizim için müşkildir. Yanyalı Mustafa İsmet Efendi'nin kendi camisinin bahçesindeki kabri. Her hâl u kârda Hasbiyellah ve her nimet ve şiddet karşısında “Elhamdu lillah la havle ve la kuvvete illa billah tevekkeltu alellah, i'tasamtu bihablillah, fevvaztü emrî ilallah vemâ tevfîkî illa billah ve mennasru illa min indellah” dememiz lâzımdır. Hepimiz, Cenâb-ı Hakk'ın lutf u inâyeti sayesinde sıhhat ve âfiyette ve hatm-i hacegan-ı ehlillah'a devâm ettiğinizden son derece mesrur ve bütün ihvanımızla vasıl-ı ilallah olmanız için duada bulunuruz.”

Bu risaleyi sizin için yazmış bulunuyorum. Sebebi şu ki, ben miskin-i ilallah kalbimde size karşı müthiş bir iştiyakın zahir olduğunu hissettim. Kalbim ise kerem-i ilahî sayesinde Allahü tealaya ve nihâyet süluka tenbih olunmuştur. Evvela, kısaca şunu biliniz ki, ben muhabbet yoluyla kardeşlerimin hizmetçisi olup, hizmetim sırlar ve nurlar kapısı olan şeyhimiz Es-Seyyid Eş-Şeyh Abdullah Hazretleri'nin bize vermiş olduğu emir iktizasıdır, gereğidir. Zikr-i ilahi'ye devamla Hakk'ın itaatında bulununuz. Resulullah Efendimizin nehyettiği fena bidatlerden sakınınız. Ehl-i bidatten, tarikat ehli bile olsa uzak kalınız. Allahü tealanın emri üzere halis niyetle istikamette bulunup Allahü tealadan başka her şeyi terk ederek O'na rucu' ile emân-i ilâhî'de tam bir iflasla müflis (iflas eden) olunuz. Her günahtan kaçınıp Hablullah'a (Allah'ın ipine) sarılınız. Her zaman ve her lahzada Ehlullah olan büyüklerden yardım isteyiniz. Kitap, sünnet ve Resulullah'ın ümmetinin icmâından (söz birliğinden) ayrılmayınız. Kendinizi dünyada garip addediniz, sayınız. Allah'a tam bir teslimiyetle kalblerinizi ve sırlarınızı O'ndan gayrisinin muhabbetinden temizleyiniz. Kendinizi kabir ehli sayınız. Peygamber Efendimiz; “Ölmeden önce ölünüz!” buyurmuştur. Bu sözün sırrını epeyce anlamaya çalışınız. Yine Efendimiz aleyhissalâtu vesselâm buyuruyor ki: “Kim Allahü tealaya kavuşmayı severse Allahü teala da ona kavuşmayı sever.” Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Mübin'inde mealen; “Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler.” (Zümer Suresi: 30) buyurmaktadır. Ehlullah'ın en kamillerinden olmak itibariyle sözü huccet, delil, senet sayılan İbrahim Hakkı Erzurumî hazretleri de “ Kimin kalbinde Allahü teala varsa onun iki cihanda yardımcısı da Allah'dır. Kimin kalbinde Allah'dan başkası varsa onun iki cihanda hasmı da Allah'dır.” buyurmuştur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de mealen; “Allah, bir adamın içinde iki kalb yaratmadığı gibi…” (Ahzab suresi: 4) ve mealen; “O halde Allah'a koşun.” (Zariyat suresi: 50) ve mealen; “Ey îman edenler! Hep birden barışa girin..” (Bakara suresi: 208) ayetleri Allahü tealaya kavuşmaya mazhar olmak isteyenler için bir büyük delildir.

Bundan anlaşılıyor ki, bize düşen vazife, daima ibadette bulunmak ve Rabbimiz'e karşı olan kulluk vazifemizi yerine getirmek için bütün gücümüzle çalışmaktır. Çünkü her Allah'ın dostu için Hakk'ın hakikî yardımı çalışmaya bağlıdır. Gayret ve çalışma ise tevekküle mani olmayıp, bilakis, tevekkül hükm-i İlahî'ye koşup onu yerine getirmektir. Darr, Nafi', Bedî' ve Hadî ancak Cenab-ı Hakk'dır. Her kim ki, Hakk'a tevekkül edip teslim olursa o İlâhî yardımı talep etmekle muvaffakiyete erişmeye çalışır. “Allahü teala her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı hayır kendine, yapacağı şer de kendinedir.” (Bakara suresi: 286) ayet-i celilenin mealini anlayıp Cebriye ve Kaderiye'den sakınınız. Çünkü, Cehennem'e gideceği bildirilen 72 bozuk fırkadan olan bu iki fırka Cenab-ı Hakk'ı marifetten uzaktırlar. Eğer siz Allah'ın yolunda sâlik iseniz O'ndan başka her şeyden yüz çevirmeniz lâzımdır. Bunun mânâsı daha açık bir tabirle bedenlerinizle dünyada, kalblerinizde ahirette bulunmanız lâzımdır. Böyle bir hâl kalbi Allah'dan başka şeylerin sevgisinden temizlemekle hasıl olur. Peygamber Efendimiz; “Dünya mel'undur ve onda Allah'ın zikrinden başka her şey mel'undur.” buyurmuştur. Ehli indinde zikirden maksat, Allah'a teveccüh edip Zat-ı İlâhî'yi benzerinin olmadığını ve künhüne varılamayacağını mülahaza ederek (düşünerek) kalbi O'ndan başka her şeyin sevgisinden uzaklaştıracaktır. Bunun için çalışınız.

Ve yine bunun için süluku terk etmeyesiniz taki, Cenab-ı Hak size hikmet sırlarını aça. Eğer siz ebedî saltanatı isterseniz Allah'ın emirlerini dinleyiniz ve ehl-i zikri sorup onlarla daima danışınız. Ve mealen; “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hud suresi: 112) emr-i İlahîsinin işaretini anlayınız. Ve Lillah (Allah için), Maallah (Allahü tealayla) ve İlallah (Allahü tealaya) düsturlarını kendiniz için bir hareket düsturu kabul ediniz. Şunu da bilmeniz lazımdır ki, Allah'a kavuşmak ancak öyle mümkündür. Ehlullah'ın usulü sa'y-i tamm (tam bir gayret) ve tevfîk-i etemm (Allah'ın yardımı) iledir ki, bu sayede onlar Allahü tealanın ihsanına kavuşurlar. Allah'a vusul (kavuşma) ancak Peygamber Efendimiz'e ittibâ (uyma) ile mümkündür. Cenab-ı Hak; mealen; “Allahü tealaya ulaşmaya vesile arayın!” (Maide suresi: 35) buyurmuştur. Yine Cenâb-ı Hak mealen; “İyi kullarımın arasına gir. Cennetime gir!” (Fecr suresi: 29-30) buyurmaktadır. Bunun için ilahî iradeye teslim olarak istikamette bulununuz.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası