Erzurum'da iz bırakanlardan. Asıl adı Mustafa Zihni Efendidir. 1289 (m. 1872)'de doğdu.
Aslen Rize'lidir. Rize'nin İkizdere İlçesi'nin Cimil Bucağına bağlı “Aşağı Köy”ünden ve Taşçıoğulları soyundandır. Pek küçük yaşında dayısı “Fetvacı Hoca” denilen Hacı Mehmed Efendi ile Erzurum'a gelmiş, başından sonuna kadar bütün tahsilini orada O'nun himayesi altında yapmıştır. Bu itibarla baba yüzü görmeden büyüyen “Yetim” in babalığı ve ilk hocası Fetvacı Hoca olmuştur. Bunu bilen tahsil arkadaşları, mahalle komşuları, kendisine Fetvacının Yetimi diye ayrı bir isim vermişlerdir. Yetim Hoca, daha sonra Pervizoğlu Medreseleri'nde okumuş, kendisinden en çok istifade ettiği Karslı Büyük Hamid Efendi olmuştur. Ayrıca Tabur imamı Dağıstanlı Mehmed Efendi'den Farisî öğrenmiş, Mesnevî Şerifi de yine O'ndan başlayıp bitirmiştir.
Hocanın Erzurum'da ilk resmi vazifesi Rüşdiye muallimliğidir. Esat Paşa Yokuşu'nda 1875 tarihinde, “Erzurum Mülkiye Rüşdiyesi” ismiyle açılan bu mektebin muallimi saniliğine Yetim Hoca Efendi tayin edilmiştir. İbrahim Selami Efendi ile birlikte burada hayırlı, faydalı işler gördüler. Bir çok kişinin yetişmesine vesile oldular.
Yetim Hoca, on seneden fazla Rüşdiye muallimliğinde kaldıktan sonra kendi medresesinde bir köşeye çekildi ve burada hususî dersler vermeye başladı. Burası, şehrin ve çevrenin taze mollaları, genç aydınları ile dolup taşmıştır. Yetim Hoca'nın bilhassa mektepciliğe ve tedris usulüne getirdiği yeni metodlar ve kolaylık sayesinde burası, Erzurum'un diğer medreselerinden daha köklü, daha kuvvetli tedrisat yapmış, şehrin maarifine az zamanda çok şey kazandırmıştır. Kendisine zaman zaman teklifler yapıldığı halde başka medreselerde resmî müderrislik almamış, okuttuğu, yetiştirdiği kimselerden de ücret veya hediye olarak her hangi bir şey kabul etmemiştir. Öğrenim ve öğretimde çıkar gözetmezdi. Kendisine ait bir işi başkasına gördürmez, talebesinden olanlara bile hiç bir suret veya münasebetle hizmet ettirmezdi. Allah adamlarının kölesi, uşağı olmadığını, zira hayatta en ağır yükün başkasına yük olmak olduğunu söylerdi.
Kazancının alın teri ile olması için şehrin uzağında, tabyalarla yolun arasında gübresi kuvvetli has topraklarda evlek evlek bostan ektirirdi. Yahut ortağı Erçikli Hacı Ömer Efendi ile Erzurum'un köylerinden toplattırdığı koyunları sürü halinde Trabzon'a getirir, oradan deniz yoluyla İstanbul'a gönderir ve sattırırdı. ihtiyaçlarını ve geçimini böylece sağlardı. Zeynel Camii Şerifi'nin kuzeyine rastlayan çıkmaz sokağa girerken, sağ köşenin başında kira ile oturduğu iki katlı, kargir ev, dersten sonra memleketin büyük, küçük ahalisi ile dolar boşalırdı.
Erzurum Memiş Ağa Han, Yetim Hoca Medresesi, Kavaflar çarşısında Memiş Ağa Hanı'nda idi (sağda). Erzurum'da Tefsir dersleri verdiği Caferiye Camii (solda).
Tüccar, memur, talebe, hatta Devlet Adamları başı daralınca Yetim Hoca'ya koşarlardı. Vali ve Kumandanlar da şehrin idari, içtimai işlerine dair bazı meseleleri istişare etmek için Yetim Hoca'nın odasında toplanır; Onunla hemen her konuda istişare ederler, sohbet ve ziyarette bulunmaktan doyulmaz zevk duyarlar, ilim ve feyiz alırlardı. Çünkü Yetim Hoca'nın başka hocalara benzemeyen kıymet ve ziynetlerle yüklü tarafları çoktu. Biraz Fransızca da bilirdi. “En azından Meramını anlatacak, söyleneni anlayacak kadar yabancı dil öğrenmelidir” derdi. Her gün mutlaka gazete okur, günlük hadiseleri dikkatle takip eder, lakin siyasî işlerle uğraşmaz ve onlara karışmazdı. “Ulema bunların dışında kalmalıdır” derdi.
Yetim Hoca, Ehlullah mirası olan tasavvuf ahlâkının mübarek terbiyesi ve kibarlığı içinde, kemale gelmiş, olgunlaşmış nadir bulunur meziyetlere malik bahtiyar ve kıymettar insanlardan biri idi. Gösterişi sevmediğinden baş köşeye geçip kurulmak, el öptürmek gibi, hâlleri yoktu. Bunları yapanları da yaptıranları da hoş görmezdi.
Erzurum'da Yetim Hoca olarak anılan Mustafa Zihni Efendi'nin kabri, Erzurum Asri Mezarlığında Meşhurlar Sofasındadır.
Üç Aylarda Caferiye Camii Şerifi'nde, ikindiden sonra Tefsir okutulurken bile kürsüye çıkmamış, mihrab önüne koydurduğu küçük bir rahlede derslerini takrir eylemiştir. Cübbe, lata hiç giymez, sırtında dizden aşağıya inen, kumaştan düz bir hırka, yahut bir pardüsü bulunurdu. Kışın yünden geniş kollu kahve rengi bir maşlah veya harmaniye giyerdi. Kendisi orta boylu ve sakallı idi. Hattatlığı da vardı. Hele ta'lik ve rik'a yazıları pek güzeldi. Kısaca söylemek lazım gelirse, Yetim Hoca, ilmi de ahlâkı da biri birinden üstün, kıymeti ölçülmez bir insandı. Erzurum Maarif tarihinde şahsiyeti her zaman saygı ile alınacak, asla unutulmayacak mübarek simalarından biri de muhakkak ki Yetim Hoca'dır.
Yetim Hoca; 1328 (m. 29 Şubat 1912)'de 85 yaşında olduğu halde vefat eyledi. Gez Mahallesi altında, Gürcü Kapısı Kabristanı'nda yatıyordu. Daha sonra Asri Mezarlıkta “Meşhurlar Sulfası”na (sofa) nakledildi. Yetim Hoca, Erzurum'da hocaların da hocasıdır. Hoca Raif Efendi (Dinç), Zırnıklı Cazim Hoca, Solakzade Sadık Efendi, Aşağı Habib Efendi imamı Maksut Efendi vb. talebelerinden bazılarıdır.