ZEKERİYYA ENSARÎ

Zekeriyya bin Muhammed bin Ahmed bin Zekeriyya Şafiî mezhebi fıkıh âlimi ve evliyanın büyüklerinden.
A- A+

Şafiî mezhebi fıkıh âlimi ve evliyanın büyüklerinden. İsmi Zekeriyya bin Muhammed bin Ahmed bin Zekeriyya'dır. Künyesi Ebu Yahya, nisbeti Ensarî olup lakabı Zeyneddin'dir. 826 (m. 1423) senesinde Senike'de doğdu. 926 (m. 1520)'de Kahire'de vefat etti. Karafe mezarlığında, İmam-ı Şafiî'nin türbesinin içine defnedildi.

Rebî ibni Abdullah, Sülemî'den Zekeriyya Ensarî'nin ilim öğrenmeye başlamasını şöyle anlattı: “Birgün Zekeriyya Ensarî'nin doğum yeri olan Senike'de bulunuyordum. Bu sırada, kendisine yardım edilmesini isteyen bir kadın gördüm. Kocası ölmüş, çocuğu yetim kalmıştı. Şehrin valisi çocuğu yakalayıp saka kuşu avlamaya gönderecekti. Ben, kadının oğlunu, valinin elinden kurtardım ve kadına; “Eğer oğlunun böyle durumlara düşmesinden kurtulmasını istiyorsan, oğlunu bırak Camiu'l-Ezher'de okusun, ilim ile meşgul olsun.” dedim. Kadın, oğlunun bu durumdan kurtulması için onu bana teslim etti.

Zekeriyya Ensarî'nin kabrinin önden görünüşü. Zekeriyya Ensarî'nin kabrinin yandan görünüşü. Onu alıp Camiu'l-Ezher'e götürdüm. Orada ilim ile meşgul olup çok derin bir âlim oldu. Bu çocuk Zekeriyya Ensarî idi. Bu Allahü tealanın dilediğine ihsan buyurduğu bir lütuftur. Allahü teala büyük ihsan sahibidir.”

Zekeriyya Ensarî, bütün ilimleri öğrenip hepsinde mütehassıs oldu. Kıraat ilmini; İmam-ı Rıhle, Zeyneddin Ebu Nuaym Rıdvan bin Muhammed Akabî, Nureddin Ali bin Muhammed, Zeyneddin Tahir bin Muhammed'den öğrendi. Akabî'den, Şatibiyye ve Raiyye adlı eserleri okudu. Fıkıh ilmini; Şeyhülislam İbn-i Hacer-i Askalanî, Şerefeddin Musa bin Ahmed Sübkî, Şemseddin Muhammed bin Ali Bedişî, Şihabeddin Ebu Abbas Ahmed bin Receb el-Kahirî, Kadı Şihabeddin Ahmed bin Muhammed Gazzî, Şemseddin Muhammed bin Muhammed Hicazî ve Şemseddin Muhammed bin İsmail el-Vanî'den öğrendi. Ebu İshak Salihî'den, İmam-ı Nevevî'nin Kitabü't-tibyan fî adabı hamaleti'l-Kur'an isimli eserini okudu. Arabî ilimleri, usul-i fıkh ve çeşitli aklî ilimleri, Şeyhülislam İbn-i Hacer, Muhyiddin Kafiyeci, Takiyyüddin Haskefî ve daha başka âlimlerden tahsil etti. İbn-i Hacer-i Askalanî'den, İbn-i Seyyidi'n-Nas'ın Siret-i Nebiyye isimli eserini, İbn-i Mace'nin Sünen'ini ve birçok eseri dinledi. Ebu Nuaym Rıdvan Akabî'den; İmam-ı Şafiî'nin Müsned'ini, Sahih-i Müslim'i, Nesaî'nin Sünen-i sagîr'ini okudu ve Tahavî'nin Meanü'l-Asar şerhi'ni ve birçok eseri, Ebu İshak İbrahim bin Sadaka'dan Sahih-i Buharî'yi dinledi. Yüzelliden fazla âlimden icazet (diploma) aldı. Ebu Abbas Ahmed bin Ali Enkavî, Ebü'l Feth Muhammed bin Ebu Ahmed Gazzî, Ebu Hafs Ömer bin Ali Nebtitî, Ahmed ibni Fakih Ali Dimyatî, Zeyneddin Ebü'l-Ferec Abdurrahman bin Ali Temimî'den tasavvuf yolunu öğrendi ve icazet aldı. Tasavvufta Muhammed Gamrî'nin sohbetlerinden de çok istifade etti. Yanında kırk gün kalarak Muhammed Gamrî'nin yazmış olduğu Kavaidü's-sûfiyye kitabını tamamen okudu.

Zekeriyya Ensarî; hadis, fıkıh, tefsir, aklî ve naklî ilimleri tahsil ederek çok derin âlim oldu. Bu yüzden her beldeden ilim talipleri, ders almak için onun yanına geldiler. Allahü teala onun ömrünü uzun eyledi. Zekeriyya Ensarî'ye, talebelerinin ve onların talebelerinin şeyhülislam olduğunu görmek nasip oldu. Zekeriyya Ensarî'den ilim öğrenmiş olan büyük âlimlerden bazıları şunlardır: Cemaleddin Abdullah Sûfî, Nureddin Mahallî, İmam Meclî, Fakih Ümeyre Berlisî, Kemaleddin ibni Hamza Dımaşkî, Behaeddin Fasî, Halep bölgesi müftüsü Bedreddin ibni Süyufî, Şihabeddin Hımsî, Bedreddin Alaî el Hanefî, Şemseddin Şiblî, Abdülvehhab-ı Şa'ranî, Şihabeddin Remlî, Şemseddin Remlî, Şihabeddin ibni Hacer Heytemî, Salih Cemaleddin Yusuf, Şemseddin Hatib Şirbinî el-Mısrî, Allame Nureddin Nesefî el-Mısrî ve başka birçok âlim.

İbn-i Hacer-i Heytemî, onun hakkında Mu'cem adlı eserinde şöyle yazmaktadır: “Zekeriyya Ensarî ilmi ile amel eden, Peygamberimize vâris olan ve kendisinden rivayette bulunduğum, istifade ettiğim âlimlerin en büyüklerindendir. Zekeriyya Ensarî, Allahü tealanın insanlara bir lütfudur. Şafiî mezhebinin en büyük âlimlerinden olup ortaya çıkan müşkülleri çok güzel hâllederdi. O, zamanının, kendisine müracaat edilme hususunda bir tanesiydi. Asrında, gerek şifahî, gerek bir vasıta ile ondan ilim almayan hiç kimse yoktur. Onun talebeleri çoktu.”

Talebesi Alaî de onun hakkında şöyle demektedir; “Hocam Zekeriyya Ensarî şerefli olarak yaşadı. Herkesle iyi geçinirdi. Kadılkudat olmadan önce günlük kazancı üçbin dirhem idi. Çok kıymetli kitaplar topladı. Sohbetlerinden ve sözlerinden çok istifade edildi. Gece gündüz ilim ve amelle meşgul oldu. Yaşı çok ilerlemiş olmasına rağmen Sahih-i Buharî'yi şerh edip daha önce yapılmış olan on şerhi de kendi yazdığı şerhte topladı. Beydavî tefsiri'ne haşiye yazdı. Okudukları kitaplardan güzel ve mühim mevzuları yazıp getirenlere mükâfat verirdi. Zekeriyya Ensarî çok hayır yapardı. Kendisinden yaşça ve ilimce küçük olan birisi ona emr-i ma'rûfta bulunsa bile, onu kabul ederdi.

Zekeriyya Ensarî'nin vaaz ve ders verdiği Camiu'l-Ezher. İçinde Zekeriyya Ensarî'nin medfun olduğu İmam-ı Şafiî'nin türbesi iç kapı girişi. Ömrünü asla zayi etmedi. Her fazilet sahibi kimseyi haset eden olduğu gibi, onu da haset edenler vardı.”

Şa'ranî şöyle anlatır: “Zekeriyya Ensarî'nin, salih ve velî bir zat olarak şöhret bulması, Sultan Hoşkadem zamanında olmuştur. Birgün Sultan, Zekeriyya Ensarî'yi ziyaret etti. Bundan sonra herkes Zekeriyya Ensarî'yi ziyarete koştu. Şöhreti her tarafa yayıldı.

Zekeriyya Ensarî'nin de medfun olduğu İmam-ı Şafiî Türbesi dış kapı girişi. Sultan Kayıtbay, Zekeriyya Ensarî'yi Kadılkudat yapmak istedi. O, bu vazifeyi kabul etmedi. Ancak çok fazla ısrarlara dayanamayarak, isteksiz olarak kabul etti. Bir süre sonra sultanın yaptığı bir haksızlığı, açıkça söylediği ve bundan menettiği için bu vazifeden alındı. Zekeriyya Ensarî, Kadılkudat olduğu için çok üzülürdü. Şa'ranî bu durumu şöyle anlattı: Birgün Zekeriyya Ensarî bana; “Hata ettim.” dedi. Ben nede hata ettiğini sorunca; “Kadılığı kabul etmekte. Çünkü ben daha önce herkesin gözünden uzak, kendi hâlimde yaşıyordum.” dedi. Bunun üzerine ben; “Efendim! Evliyadan olan bir zattan işittim, şöyle buyurmuştu: “Velî bir zatın kadılık vazifesine tayin edilmesi, insanlar arasında iyiliği, zühtü, verası, keşif ve kerametleri yayılınca onun hâlini setreder, onu perdeler.” dedim. Bunun üzerine Zekeriyya Ensarî; “Evladım! Elhamdülillah benim bu husustaki üzüntümü hafiflettin.” buyurdu.

AÇILAN GÖZLER

Abdülvehhab-ı Şa'ranî şöyle anlattı: “Ramazan-ı şerifin son on gününde, Zekeriyya Ensarî Camiu'l-Ezher'de itikâfta bulunurdu. Bu sırada Şamlı bir tüccar geldi. Zekeriyya Ensarî'ye; “Gözlerim görmüyor. Herkes, sen dua edersen, Allahü tealanın senin duanı kabul edeceğini, senin duan hürmetine gözlerimin göreceğini söylediler.” dedi. Zekeriyya Ensarî, Allahü tealaya onun gözlerinin görmesi için dua etti. O tüccara da; “Allahü teala duamı kabul etti. Fakat sen buradan ayrıldıktan bir süre sonra gözlerin açılacak.” dedi. Tüccar kalmakta ısrar edince Zekeriyya Ensarî; “Eğer gözlerinin görmesini istiyorsan, buradan gitmen gerekiyor.” dedi. Tüccar bunun üzerine oradan ayrıldı. Gazze'ye gelince gözleri açıldı. Bir mektup yazarak Zekeriyya Ensarî'ye bildirdi. Zekeriyya Ensarî ona cevap olarak; “Eğer Mısır'a gelirsen tekrar gözlerin kapanır.” diye bir mektup yazdı. Tüccar vefat edinceye kadar Kudüs'te kaldı.”

Kendisi şöyle anlattı: “Ben uzak yerden Camiu'l-Ezher'e bir zat tarafından getirilmiştim. Daha çok genç idim. Burada dünya işlerinden uzak olarak, kalbimi mahlukattan birisine bağlamadan, sadece ilim ile meşgul oluyordum. Çok defa acıktığım zaman, bulduğum karpuz, kavun artıklarını yıkayarak yerdim. Senelerce böyle devam ettim. Sonra Allahü teala bana velî kullarından birisini gönderdi. O, benim, yiyecek, içecek ve kitap gibi bütün ihtiyaçlarımı karşılıyordu. Bana; “Ey Zekeriyya! Benden hiçbir şeyini gizleme.” derdi. Birkaç sene böyle devam etti. Bir gece herkes uyurken beni uyandırıp; “Kalk ve benimle gel!” dedi. Beni, Camiu'l-Ezher'deki vikade merdivenine götürdü. Oraya vardığımız zaman bana; “Kürsüye çık.” dedi. Son merdivene kadar çıkıp inmemi istedi. Ben onun isteğini yaptıktan sonra; “Senin akranların vefat edecek, fakat sen yaşayacaksın. Kadrin ve kıymetin çok yüksek olacak. Kadılkudatlık yapacaksın. Daha sen hayatta iken talebelerin şeyhülislam olacak. Sonunda gözlerin görmeyecek.” dedi. Ben ona; “Gözlerim mutlaka görmeyecek mi?” diye sorunca; “Evet görmeyecek.” diyerek ortadan kayboldu. Bir daha o zatı görmedim.”

Medrese-i Zeyniyye açıldığı gün imamlığı Zekeriyya Ensarî'ye teklif edildi. Önce kabul etmedi. Meşhur âlim Kayatî ile istişare ettikten sonra bu vazifeyi kabul etti. Daha sonra Sultan Zahir Hoşkadem, Zekeriyya Ensarî'yi sahrada yaptırdığı bir medreseye, ilk açıldığı gün müderris olarak tayin etti. İbn-i Mülakkın'ın vefatından sonra Sabikıyye Medresesi'nde fıkıh müderrisi oldu.

Abdülvehhab-ı Şa'ranî, Tabakatü'l-Kübra'sında şöyle yazmaktadır: “Zekeriyya Ensarî, ilimde akranları arasında yüksek mertebeye ulaştı. Behçe üzerine yaptığı şerhi, hocasının yanında elliyedi defa okudu. Vaktini ders okutmak, kitap mütalaa etmek, fetva vermek, eser yazmak, kadılık ve mühim vazifelerle meşgul olmak suretiyle geçirirdi. Faydasız işlerle hiç meşgul olmazdı. Vakar sahibiydi. Çok heybetliydi. Yaşı yüze yaklaştığı hâlde çok namaz kılardı. “Hasta bile olsam nefsimi tembelliğe alıştırmam.” derdi. Birisi Zekeriyya Ensarî'ye bir mevzu anlatırken, lüzumsuz yere uzattığı zaman; “Acele et, vaktimi zayi ediyorsun.” derdi. Devamlı Allahü tealanın zikri ile meşgul olurdu. Bir ekmeğin üçte birinden fazla yemezdi. Sadece Sa'idü's-süada dergâhında pişen ekmekten yerdi. “Orayı yaptıran sultan salih olduğu için orasının ekmeğini yiyorum.” derdi.

Zekeriyya Ensarî'nin yazdığı Fethu'r-Rahman adlı risalesinin yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 723/10'da kayıtlıdır. Zekeriyya Ensarî'nin yazdığı Kuşeyrî Risalesi Şerhi'nin Kuşeyri Risalesi ile birlikte basılan nüshasının kapak sayfası (sağda) Ez-Zübedü'r-raika fi şerhi'l-Bürdeti'l-faika adlı eserinin yazma nüshasının ünvan sayfası (ortada) ve Et-Tabsira ve't-Tezkire adlı eserinin kapak sayfası (solda).

Gizli olarak çok sadaka verirdi. Sadakayı gizli olarak vermeye çok dikkat ederdi. Bu yüzden herkes onun az sadaka verdiğini sanırdı. Gözlerine hastalık gelip kapandıktan sonra birisi ondan bir şey istemeye geldiği zaman, yanında kimse olup olmadığını sorar, yanında kimse yoksa sadaka verirdi. Yanında kimse olduğu zaman yanındakine; “Kapıda bir şey isteyene, başka zaman gelmesini söyle.” derdi.

Zekeriyya Ensarî'nin menkıbelerinden bazıları şunlardır: Kendisi anlatır: “Birgün Hızır Aleyhisselam, hocam Ali Darir Nebtitî ile beraber bulunuyorlardı. Hocam Ali Darir, Hızır Aleyhisselam'a asrın âlimlerini ve benim onlardan olup olmadığımı sorunca; “Evet onlardandır. Fakat onda iyi olmayan bir husus var.” dedi. Fakat bunu açıklamadı. Ben hocama Hızır Aleyhisselam'ı bir dahaki sefer gördüğünde, o bende bulunan hoş olmayan şeyin ne olduğunu sormasını, bundan tövbe etmek istediğimi söyledim. Hızır Aleyhisselam hocamın yanına geldiği zaman, hocam Hızır Aleyhisselam'a benim hoşa gitmeyen durumumu sorunca o da şöyle cevap vermiş: “Valilere bir husus için mektup yazdığında, mektubu götüren şahsa, bu mektubun Şeyh Zekeriyya'dan geldiğini söyle diyor. Kendisine Şeyh diyor.” Bunun üzerine o günden sonra bu kelimeyi ağzıma almadım. O günden sonra valilere bir mektup göndereceğim zaman mektubu götürene; “Valiye, size bu mektubu fakirlerin hizmetçisi Zekeriyya gönderdi.” demesini söylerdim.”

Zekeriyya Ensarî'nin yazdığı Şerhu'l-Erbein en-Neveviyye adlı risalesinin Ezher Kütüphanesi No: 41826'da kayıtlı yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda).

Şa'ranî'nin babası şöyle anlattı: “Sultan Gavrî'nin yaptığı hatalı bir iş sebebiyle, Zekeriyya Ensarî saraya gitmek için yola çıktı. Bunu işiten Sultan Gavrî sarayın kapılarını iyice kapattı ve zincirlerle bağlanmasını emretti. Zekeriyya Ensarî bineğine binmiş olarak geldi. Elinde bulunan defteri kapının üzerinde bulunan zincire vurdu. Zincir derhal parçalanarak açıldı. Zekeriyya Ensarî yanındakilerle beraber saraya girdi. Sultana uzun uzun nasihatta bulundu. Sultan yaptıklarına pişman olarak tövbe etti ve Zekeriyya Ensarî'den özür diledi.”

İbn-i Şemma şöyle anlatır: “Hocam Zekeriyya Ensarî ile ilk karşılaştığımda bana ismimi sordu. İsmimin Ömer olduğunu söyledim. Bunun üzerine şöyle dedi: “Efendim ben Ömer bin Hattab'ı çok seviyorum. İsmi Ömer olanları da seviyorum. Bir gece rüyamda Ömer bin Hattab'ı gördüm, uzun boylu idi. Ömer bin Hattab bana iltifat edici sözler söyledi. Uykudan uyanınca bu sözlerin lezzetini kendimde hissettim.”

Kendisi şöyle anlattı: Birgün Muhammed Gamrî'nin yanına girdim. Odada yalnız idi. Odaya girdiğim zaman Muhammed Gamrî'nin yedi gözü olduğunu gördüm. Buna çok şaşırdım. O zaman Muhammed Gamrî bana; “Ey Zekeriyya! İnsan kemale erince dünyadaki kıtaların sayısınca gözü olur.” buyurdu.

Yine kendisi anlatır: “Ben küçüklüğümden beri tasavvuf yolunda bulunanları sever, onların meclislerine giderdim. Akranlarım bana, fıkıh ilminde onlardan sana bir fayda gelmez diyorlardı. Zira ben, fıkha dair eserleri mütalaa ediyordum. İlimle meşgul olup yükselince Allahü tealaya hamdolsun Behçe kitabını şerh ettim. Şerhi tamamlayınca arkadaşlarım kitabın bir nüshasını okudukları zaman, benim tek başıma böyle bir işi yapamayacağımı ifade eden sözler söylediler ve hayretlerini belirttiler.”

RÜYAYI ANLAT

Abdülvehhab-ı Şa'ranî şöyle anlattı: “Birgün ben Buharî Şerhi'ni mütalaa ediyordum. O sırada Zekeriyya Ensarî; “Dur! Bana bu gece gördüğün rüyayı anlat bakalım.” dedi. Ben o gece rüyamda bir gemide bulunuyordum. Geminin yelkenleri, halatları, yaygıları ve koltukları ipektendi. İmam-ı Şafiî bir koltukta oturuyordu. Zekeriyya Ensarî ise İmam-ı Şafiî'nin sol tarafında bulunuyordu. İmam-ı Şafiî'nin elini öptüm. Gemi yoluna devam ediyordu. Gemi nihayet bir adada durdu. Adadaki ağaçların meyveleri denize doğru sarkmıştı. Rüyamı ona anlattığım zaman; “Eğer rüyan doğru ise ben İmam-ı Şafiî'nin kabrinin yakınında bir yerde defnedilirim.” dedi. Zekeriyya Ensarî vefat ettiği zaman Babü'n-nasr denilen yerde onun için kabir hazırlattılar ve oraya götürdüler. Benim bu rüyamdan haberi olan iki kişi, bana rüyan doğru çıkmadı diyorlardı. Biz bu hâlde iken, Mısır'da sultanın vekili Emin Hayri Bey'in bir habercisi geldi. Emirin rahatsız olduğunu, buraya kadar gelemeyeceğini, cenaze namazına iştirak edebilmesi için Zekeriyya Ensarî'nin cenazesinin Remile denilen yere götürülmesini emrettiğini söyledi. Emirin isteği yerine getirildi. Cenaze namazı kılındıktan sonra Emir, Zekeriyya Ensarî'nin Karafe'de defnedilmesini emretti. Burada Necmeddin Cenüşanî'nin yanına defnedildi. Defnedildiği yer İmam-ı Şafiî'nin kabrinin yakınında idi ve onun yüzünün karşısına rastlıyordu.”

Şöyle anlatılır: “Ömer ibni Farıd hakkında, yalan yanlış değişik sözler söylendiği günlerde, sultan bu hususta âlimlerin görüşlerini kendisine bildirmelerini istedi. Zekeriyya Ensarî o sırada görüştüğü İstanbullu Şeyh Muhammed'e şöyle dedi: “Tasavvuf büyüklerinin lehinde yaz. Onlara yardımcı ol. Tasavvuf büyüklerinin söyledikleri kelimelerin, tasavvuf ilminde kullandıkları manaları tadarak bilen kimsenin, onların şanına yakışmayacak şekilde konuşmaları caiz değildir. Çünkü velîlik dairesi, keşif ve keramet üzerine kurulduğu için aklın sahasının ötesindedir.”

Zekeriyya Ensarî'nin yazdığı Dekaikü'l-muhkeme fi şerhi'l-Mukaddime adlı eserinin Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 5/3'de kayıtlı yazma nüshasının ilk iki sayfası (sağda) ve El-Edvau'l-behce fi ibrazi dekaiki'l-münferice adlı eserinin Tokyo Şark Yazmaları Enstitüsü Kütüphanesi No: 1359'da kayıtlı yazma nüshasının ilk sayfası (solda). Ed-Dürrü'n-(El-Lü'lüü'n-) nazim fi revmi't-teallüm ve't-ta'lim adlı eserinin Köprülü Kütüphanesi No: 308/8'de kayıtlı yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve İ'rabü'l-Kur'ani'l-azim adlı risalesi üzerine yapılan master çalışmasının kapak sayfası (solda).

Abdülvehhab-ı Şa'ranî şöyle anlatır: “Birgün şeriflerden olan bir zat Zekeriyya Ensarî'ye geldi ve ona; “Ey Efendim! Başımdan sarığımı çaldılar. Bana sarık parası ver.” dedi. Zekeriyya Ensarî ona çok az para verdi. Şerif olan zat bu parayı almadı ve çıkıp gitti. Ben, Zekeriyya Ensarî'ye; “Bu para bir sarık almaya yeterli değildi.” dedim. Zekeriyya Ensarî; “O, kalabalık bir mecliste iken gelip benden istekte bulundu. Allahü teala sadakalarımı gizli vermemi bana malum etti. Bunu kimseye söylemem ve belli etmem. Şayet bu şerif bana kimsenin olmadığı bir vakitte gelmiş olsaydı, dedesi Resul-i Ekrem'in hatırı için sarık parasıyla birlikte fazladan para da verirdim.” buyurdu. Ben hadiseden sonra fakir şerif ile bir yerde karşılaştım. Zekeriyya Ensarî'nin söylediklerini ona söyledim. Bunun üzerine o şerif; “Şeyhülislam hazretleri geceleyin bana bir sarık gönderdi, işte o da şimdi başımdadır.” dedi.

El-Menahicü'l-kafiye fi şerhi'ş-Şafiiyye adlı eserinin yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Ezher Kütüphanesi No: 501582'de kayıtlıdır.

Abdülvehhab-ı Şa'ranî yine şöyle anlatır: “Şeyhülislam Zekeriyya ile birlikte kitap okurken, bazen başına bir ağrı gelirdi. O zaman gözlerini kapatıp şöyle derdi: “İlimle şifa bulmaya niyet ettim.” Gözünü açar, başındaki ağrı ve sızı derhal geçerdi. Bana da bu duayı okumamı tembihledi. Ben de başım ağrıdığı zaman; “İlimle şifa bulmaya niyet ettim.” deyince anında başımın ağrısı geçerdi.

Zekeriyya Ensarî'nin bir şiirinin tercümesi şöyledir: “İlahî! Günahım çok. Senin kapından başka gidecek kapım yok. İlahî! Ben günahkâr kulunum, ne ilmim var, ne amelim. Senden başka yardımcım yok. İlahî! Hatalarımı azaltmam için bana yardım eyle. İlahî! Ben hata ve kusurlarımdan dolayı senden çok hayâ ediyorum. İlahî! Günahlarım yedi derya gibi pek çoktur. Fakat senin affın yanında onlar azıcık bir damla gibi kalır. İlahî! Eğer senin affının genişliğine ve kerim olduğuna dair ümidim olmasa idi, benden meydana gelen hiçbir hataya sabır ve tahammül edemezdim. İlahî, Haşimî kabilesinden olan habibin Muhammed Aleyhisselam'ın hürmeti için beni azabından kurtar. Çünkü ben senin azabından çok korkuyorum. Lütfunla ve güzel affın ile bana muamele eyle. Son nefeste bana lütuf ve ihsan eyle.”

Zekeriyya Ensarî buyurdu ki: “Dinî hayâ, Allahü tealanın yapılmasını yasakladığı buyrukları içinde bulunur. Kişinin bu yasakları yapmaktan duyacağı utanç, dinî utançtır. Tabiî veya nefsî hayâ ise yapılıp yapılmamasında kişinin kendi reyine bırakılan hususlardır. Mesela kişinin kendisine yakışmayan elbise ile sokağa çıkması, şahsî ve nefsî arzulara dayanan bir çeşit utanç duygusudur.”

“Kelimenin yerini hakkıyla vermeden, o kelimeyi kullanmamalısınız. Zira söz, yaydan çıkan bir oka benzer. İnsandan yerinde olmayan bir söz çıkarsa, insan ona mahkum, söz insana hâkim olur.”

Şerhu'l-İsagucî adlı eserinin yazma nüshasının ilk iki sayfası. Eser Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 223'de kayıtlıdır.

“Ey oğlum! Şunu bil ki eski salih kişiler açlık yoluyla dillerine hâkim olurlardı. Şimdi evliya olan fakirlerin elinde ve yolunda yetişmeyen kimseler, bu yolu da bir çıkmaza soktular. Ey evladım! Bu yolu ehlinden öğrenmelisin.”

“Beni kınayan bir kimse, benim tattığım zevki ve aşkı tatmış olsaydı, benimle birlikte aşık olurdu. Ne yazık ki benim tattığımı tatmamıştır.”

“Ey insan! Dilini tut ve ona kement vur. Seni sokmasın. Çünkü o bir yılandır. Kabir, kendi dillerinin kurbanlarıyla doludur. Bu kurbanlar öyle kimselerdi ki babayiğitler bile kendileriyle karşılaşmaktan çekinirlerdi.”

“Evliyanın sohbetlerine katılmayan ve gitmeyen bir fıkıh âlimi, yenen katıksız ekmeğe benzer.”

Eserleri: Zekeriyya Ensarî çeşitli konulara dair birçok eser yazdı. Bunlardan bazıları şunlardır:

1- Şerhu Muhtasarü'l-Müzenî, 2- Haşiyetün alâ Tefsiri'l-Beydavî, 3- Ed-Dürerü's-seniyye, 4- Şerhu Minhacü'l-vusul ila ilmi'l-usul, 5- Şerhu Sahih-i Müslim, 6- Tuhfetü't-tullab bi şerhi tahriri tenkihi'l-lübab: Şam'da basılmıştır. 7- El-Hududü'lenika ve't-ta'rifati'd-dakika: Usuli fıkha dairdir. 2001 yılında Şam'da basılmıştır. 8- Fethu'r-Rahman bi şerhi Risaleti'l-Veli Rislan, 9- Şerhu'l-Erbein en- Neveviyye, 10- Kuşeyri Risalesi Şerhi, 11- Ez-Zübedü'r-raika fi şerhi'l-Bürdeti'l-faika. 12- Et-Tabsira ve't-Tezkire, 13- Dekaikü'l-muhkeme fi şerhi'l-Mukaddime, 14- El-Edvau'l-behce fi ibrazi dekaiki'l-münferice, 15- El-Menahicü'l-kafiye fi şerhi'ş-Şafiiyye, 16- Şerhu'l-İsagucî, 17- Ed-Dürrü'n-(El-Lü'lüü'n) nazim fi revmi't-teallüm ve't-ta'lim, 18- İ'rabü'l-Kur'ai'l-azim.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası