ZEYD BİN SABİT

Zeyd bin Sabit bin Dahhak bin Zeyd bin Ludan bin Amr bin Abdiavf bin Ganm bin Malik bin Neccar El-Ensarî el-Hazrecî, Benî Neccar Eshab-ı Kiram'ın büyüklerinden.
A- A+

Eshab-ı Kiram'ın büyüklerinden. Yaklaşık 612 senesinde Medine'de doğdu. Hicrî 45 veya 55 senesinde Medine'de vefat etti. Hazreti Zeyd bin Sabit'in nesebi; Zeyd bin Sabit bin Dahhak bin Zeyd bin Ludan bin Amr bin Abdiavf bin Ganm bin Malik bin Neccar El-Ensarî el-Hazrecî, Benî Neccar'dır. Annesi Nevvar binti Malik bin Muaviye bin Adî'dir. Künyesi Ebu Sa'id veya Ebu Sabit'tir. Ayrıca Ebu Harice veya Ebu Abdurrahman da denilmektedir. Lakabı ise el-Kari' veya el-Mukri' veya el-Farzî veyahut da Katibü'l-Vahy Hibrü'l Ümme'dir. Babası Sabit hicretten önce Evs ile Hazrec kabileleri arasında Yevmü'l-Buas adıyla bilinen bir muharebede ölmüştü. Babası öldüğünde Zeyd henüz altı yaşlarında bir çocuk idi. Annesi tarafından büyütüldü, yetiştirildi.

Peygamberimiz İslamiyeti yaymak üzere Eshab-ı Kiram'dan Mus'ab bin Umeyr'i Medine'ye göndermişti. Bu sırada henüz on bir yaşlarında olan Zeyd bin Sabit de Mus'ab bin Umeyr vasıtası ile Müslüman oldu. Müslüman olunca hemen Kur'an-ı Kerim'in vahyolunan ayetlerini ezberlemeye başladı. Bir taraftan ezberliyor, bir taraftan da Benî Neccar kabilesinin çocuklarına öğretiyordu. Kur'an-ı Kerim'e o kadar muhabbeti, sevgisi vardı ki, Peygamberimiz Mekke'den Medine'ye hicret etmeden önce, on yedi sureyi ezberlemişti. Hicretten sonra Peygamberimiz, onun bu halini büyük bir memnuniyetle karşılamıştır.

Bedr Savaşı yapıldığında Zeyd bin Sabit on üç yaşında idi. İslam ordusu hareket etmek üzere iken o da katılmak istedi. Fakat yaşı küçük olduğu için Resulullah Efendimiz ona izin vermedi. Emre itaat edip Medine'de kaldı. Uhud Savaşı'na da, bu sebeple katılamadığı rivayet edilmiştir. Hendek harbine katılmıştır. Harbe hazırlık için önce hendek kazma işinde çalışmış sonra savaşa katılıp, büyük fedakarlıklar göstermişti. Peygamberimiz; “Bu ne güzel bir genç.” diyerek onu taltif buyurmuşlardır. Bu harp, Müslümanların topyekün bir savunmasıydı.

Tebük Gazvesi'nde Malik bin Neccar'ın sancağını Ümare bin Hazm taşıyorken Resul-i Ekrem, sancağı alıp, Zeyd bin Sabit'e vermiş Ümare'nin “Ya Resulallah! Yoksa aleyhimde bir şey mi duydun?” demesi üzerine de; “Hayır! Kur'an-ı Kerim öncedir. Zeyd ise Kur'an-ı Kerim'i senden daha çok bilir.” diye buyurmuştur. Hudeybiye antlaşmasında, Mekke'nin fethinde Huneyn Gazvesi'nde ve Taif muhasarasında ve Veda Haccı'nda bulunmuştur. Resul-i Ekrem'in vefatından sonra Hazreti Ebu Bekr devrinde meydana gelen Yemame harbine de katılmıştı. Bu harpte yalancı peygamberlik iddia edip ortaya çıkan Müseylemetü'l-Kezzab'a karşı savaşırken kendisine bir ok isabet edip yaralanmıştı.

Resul-i Ekrem'in hayatı müddetince, vahiy katipliğinden başka yazışmalarını da o yazardı. Hazreti peygamber, bazı hükümdarlar tarafından gönderilen mektupların hatasız tercüme edilmesi için Zeyd'e Süryani ve İbrani lisanlarını öğrenmesini emir buyurmuşlardı. Çok zeki olan bu zat, kısa bir zamanda, her iki dili de öğrenmeye muvaffak olmuştu. Bundan sonra bu lisanlarla Medine'ye gönderilen hükümdarların mektuplarını tercüme ediyordu. Hazreti Ömer'in ve Hazreti Osman'ın hilafetleri zamanında da onların yazı işlerini ifa ediyordu. Halife Hazreti Osman, onu Beytülmal Emini tayin etmişti.

Bir hadis-i şerifte buyurulduğu gibi, Eshab-ı Kiram arasında feraiz ilmini (miras hukukunu) en iyi bilen zat o idi. Hazreti Ömer, her zaman Hazreti Ali ile beraber Zeyd bin Sabit'i danışma meclisine davet ederdi. Abdullah bin Abbas hazretleri geniş bilgisiyle beraber Zeyd bin Sabit hazretlerinin evine kadar gidip ondan istifade ederdi. Bir defa Zeyd bin Sabit hayvana bineceği zamanda üzengisini tutmuş, Zeyd bin Sabit, kendisini men edince, İbn-i Abbas: Biz âlimlerimize böyle hürmet ederiz.” demiş, Zeyd hazretleri de İbn-i Abbas'ın elini tutarak öpmüş: “Biz de Peygamber Efendimizin Ehl-i beytine böyle hürmet etmekle emrolunduk.” demiştir.

Zeyd bin Sabit hazretleri Sahabe devrinde bile Medine'nin Baş Kadısı idi. Feraiz, Kıraat ve Tefsir ilminde de baş imam idi. İmam-ı Şafiî, feraiz hususunda Zeyd'in kavlini tercih ederdi. Zeyd bin Sabit kıraat ilminde Eshab-ı Kiram'ın en yükseklerindendi. Kur'an-ı Kerim'in tamamını güzelce ezberlemiş, kendisinden İbn-i Abbas, Ebu Abdurrahman es-Sülemî gibi Sahabe-i kiram Kur'an-ı Kerim okumuşlardır. İslam ilimleri içinde en yüksek olan Kıraat ilmiydi. Bu ilim sayesinde, Kur'an-ı Kerim bozulmaktan ve değişmekten korunmuştur. Bu ilmin mütehassıs âlimleri, kelam-ı ilahinin kıraat şekillerini ve tevatür halindeki ihtilafları zapt ve kaydetmişlerdir. Böylece Kur'an-ı Kerim'in okunması hususundaki tereddütler i bertaraf etmişlerdir.

Hazreti Zeyd bin Sabit'in bu ilimdeki üstünlüğü, Eshab-ı Kiram'ın ve Tabiîn'in ileri gelenlerinin itirafı ve takdiri ile sabittir. Eshab-ı Kiram arasında kıraat ilminde imamlık derecesine yükselenler, Hazreti Ebu Bekr-i Sıddîk, Hazreti Ömer bin Hattab, Hazreti Osman bin Affan, Hazreti Ali bin Ebu Talib, Übey bin Ka'b, Zeyd bin Sabit, Abdullah bin Mes'ud, Ebüdderda, Ebu Musa el-Eş'arî'dir. Bunlar Resulullah'tan bizzat kıraat eden sikadırlar, yani sağlam vesikalardır. Zeyd bin Sabit, Resulullah'ın katibi ve vahy emini idi. Kendisi, Resulullah'ın zamanında Kur'an-ı Kerim'i toplayan Medineli Müslümanlardandı ve bununla iftihar ediyordu. Küçük yaşından itibaren Kur'an-ı Kerim ile meşgul olmuş, henüz on bir yaşında iken Kur'an-ı Kerim'in 17 ve 18 suresini ezberlemiş bulunuyordu. Daha sonra bütün Kur'an-ı Kerim'i ezberlemek şerefine nail olanlardan oldu.

Hazreti Ebu Bekr Kur'an-ı Kerim'in toplanması vazifesini, işte bu hususiyetlerinden dolayı Hazreti Zeyd'e vermişti. Hazreti Ömer, Hazreti Zeyd'in kıraati ile Übey bin Ka'b'ın kıraatini karşılaştırır ve Hazreti Zeyd'in kıraatini tercih ederdi. Çünkü o, Kureyş kıraatine tam uygundu. Bu itibarla onun kıraatini diğer kıraatlere tercih etmek icab ederdi. Hazreti Übey bin Ka'b, hayatta bulunduğu müddetçe insanların kıraatta danışma mercii olmuşsa da, vefatından sonra bütün Müslümanlar Medine-i Münevvere'de Hazreti Zeyd'in etrafında toplanmışlar ve kendisi bütün ilim ehlinin danışma mercii olmuştur. Şimdi onun zamanından bu zamana kadar on dört asırdan beri, halen ondan rivayet edildiği şekilde Kur'an-ı Kerim okunmaktadır.

Süleyman bin Yesar diyor ki: “Hazreti Ömer ile Osman, fetva, feraiz ve kıraat hususunda, hiçbir kimseyi Zeyd üzerine takdim etmezlerdi.” Zeyd bin Sabit, tefsir ilminde de çok ilerde idi. Vahiy katibi olmak şerefine sahip, fevkalade zeki, Hulefa-i Raşidin'e yakın olmasından dolayı, birçok ayet-i kerime'nin nüzul sebebini bilir, hakikat ve hikmetlerine vakıf bulunurdu. Kendisinden tefsire dair bir kısım malumat rivayet edilmiştir. Buna misal olanlardan biri şudur: Nisa suresi 88; “Size ne oluyor ki, o münafıklar hakkında iki fırkaya, ayrılmış bulunuyorsunuz.” ayet-i kerimesinin nüzul sebebini şöyle açıklamıştı: “Eshab-ı Kiram arasında bulunan birtakım kimseler, Uhud harbine giderken yolda geri dönmüşlerdi. Bunlar Abdullah bin Ubey bin Selul'e tabi üç yüz kadar münafıktı. İnsanlar, bunların hakkıda iki fırkaya ayrılmış, bir kısmı bunların öldürülmesini bir kısmı da öldürülmemesini Resulullah'tan istiyorlardı. Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu.”

Hadis ilminde, fıkıh ilminde, feraiz, kaza (hüküm verme) ve fetva ilimlerindede son derece bilgili idi. Resul-i Ekrem'in senelerce huzur-ı se'adetinde bulunmuş, o ilahi menbadan kalbine pek çok şeyler akmıştı. Resul-i Ekrem efendimiz'den 92 hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de Ebu Hüreyre, İbn-i Ömer, Ebu Sa'id, Enes bin Malik, Sehl bin Sa'd, oğlu Harice, Ebu Amr gibi Eshab-ı Kiram, Sa'id bin Müseyyib, Kasım bin Muhammed, Süleyman bin Yesar gibi Tabiîn hadis rivayet etmişlerdir. Kendisi hadis ilminin kurucularından sayılır. Hazreti Zeyd, rivayet ettiği hadis-i şerifleri doğrudan doğruya Peygamberimizden işitmiş, O'nun vefatından sonra Hazreti Ebu Bekr, Hazreti Ömer ve Hazreti Osman'dan da hadis-i şerif öğrenmiştir. Hazreti Zeyd bin Sabit, kendi bulunduğu bir mecliste bir sahih hadis söylendiği zaman onu derhal tasdik ve teyit ederdi.

Hazreti Osman'ın halifeliği zamanında Zeyd bin Sabit hazretleri başkanlığında bir heyet tarafından İslam merkezlerine gönderilmek üzere Kur'an-ı Kerim'in 6 nüsha çoğaltıldığı yerde Osmanlılar tarafından, yerin muhafazası maksadıyla yaptırılan Mescid-i Katibiyye. Bugün ibadete kapatılmış, kapıları örülmüş, harap haldedir. Zeyd bin Sabit hazretleri vahiy katiplerinin en meşhurlarındandı. Ayet-i kerimeler nazil oldukça Peygamber Efendimiz okur, onlar yazarlardı. Resimde vahiy katiplerinden biri tarafından ceylan derisi üzerine yazılmış Hümeze suresi görülmektedir.

Nitekim bir gün Ebu Sa'id-i Hudri şu hadis-i şerifi rivayet etmişti: Resul-i Ekrem Nasr suresi nazil olduğu zaman onu okumuş ve şöyle buyurmuştu: “İnsanlar bir tarafta, ben ve eshabım bir taraftayız.” Sonra Resulullah Efendimiz, “Fetihten sonra hicret olmaz, ancak cihat ve niyet vardır.” buyurdu. Orada hazır bulunan Mervan bin Hakem, Ebu Sa'id-i Hudri'ye: “Yalan söylüyorsun.” deyince, Zeyd bin Sabit ve Rafi' bin Hadic “Ebu Sa'id doğru söyledi.” diyerek onun hakkında hüsn-i şehadette bulunmuşlardı. Hazreti Zeyd, Resulullah'ın yaşayışına en çok vakıf olanlardandı. Ondan az hadis-i şerif nakletmekle beraber, onların hepsi, en kuvvetli ve mevsuk olup müttefekaun aleyhtir. Bütün hadis ravileri için en kat'i hüccet, burhandır. Bildirdiği şu hadis-i şerif bu cümledendir: “Namazın efdali, farz namazlar müstesna olmak üzere, insanın hanesinde kıldığın amardır.”

Hazreti Zeyd bin Sabit'in, fıkıh ilminde ve onun bir şubesi olan Feraiz (miras hukuku) ilminde de derin bir vukufiyeti vardı. Medine'de fetva mercii, o idi. Tabiîn'den Sa'id bin Müseyyib'in bütün fetva ve hükümleri, Onun nakil ve rivayetine dayanıyordu. Sa'id bin Müseyyib, yeni bir mesele ortaya çıktığında, bütün Eshab'ın rey ve ictihadını araştırdıktan, Hazreti Zeyd'in ne dediğini tahkik edip, onun hükmünü anladıktan sonra fetva verirdi. Yine o devirde Medine'de büyük bir imam olan Malik bin Enes, fıkıh ve hadiste yüz binlerce insanın mutlak imamıydı. İmam-ı Malik, Hazreti Ömer'den sonra, Hazreti Zeyd bin Sabit'i imam tanırdı. İmam-ı Şafiî feraiz ilmine ait bütün meselelerde, Zeyd bin Sabit'e tabi olmuştur.

Vefat eden kimsenin bıraktığı malın kimlere verileceğini ve nasıl dağıtılacağını öğreten ilme (İlm-i feraiz) denir. Allahütealanın Kur'an-ı Kerim'de en açık ve en geniş bildirdiği şey, ölüden kalan mirasın nasıl dağıtılacağıdır. Burada yapılacak işlerin çoğu farz olarak emir olunduğu için, hepsine (feraiz ilmi) denilmiştir. Bir hadis-i şerifte; “Feraiz ilmini öğrenmeye çalışınız! Bu ilmi gençlere öğretiniz! Feraiz ilmi, din bilgisinin yarısı demektir. Ümmetimin en önce unutacağı, bırakacağı şey, bu ilim olacaktır.” buyuruldu. Bu ilim, Resul-i Ekrem Efendimizin sözleri, fiilleri ve Eshab-ı Kiram'ın içtihat ederek ortaya koydukları fetvalar ile gelişerek, müstakil ve geniş bir ilim dalı olmuştur. Miras ve vasiyet hukukunun en ince meselelerini tedvin etmek şerefi Zeyd bin Sabit hazretlerine nasip olmuştur. Hazreti Ömer, birçok miras davalarında Zeyd bin Sabit'e müracat ederdi. Hazreti Ebu Bekr, Yemame mürtedlerinin katli için içtihadında Hazreti Zeyd'in fetvası ile mutabık kalmıştı. Amuse vebası esnasında Abdullah bin Abbas, vebaya karşı alınacak tedbirleri Hazreti Zeyd'den sormuş ve aldığı cevaplar onu tatmin etmişti. Hazreti İkrime de onun talebelerindendi. Kendisinden her taraftaki Müslümanlar, bizzat gelerek veya mektupla fetva sorarlardı, reyine müracat ederdi. Hazreti Muaviye'nin yazdığı mektuba verdiği cevapta, mirasta dede ile kardeşlere verilecek hisseleri açıklamıştı.

Hazreti Zeyd, daha Hazreti Ömer devrinde iken feraiz ile ilgili meseleleri tertip ederek, bu ilmin esaslarını bizzat yazmış, tedvin etmiştir. Zaten bu ilimdeki üstünlüğünü, Resulullah Efendimiz; “Ümmetimin içinde feraizi en iyi bilen Zeyd bin Sabit'tir.” buyurarak tasdik ve taltif buyurmuştur. Fıkıh ilminin her meselesinde, Eshab-ı Kiram'ın en yüksek müçtehitlerindendi. Daha Resul-i Ekrem zamanında fetva vermek şerefine kavuşmuştu. Daha sonra kendisi Hazreti Ebu Bekr, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali ve Hazreti Muaviye devirlerinde Medine'nin en büyük müftüsüydü. Eshab-ı Kiram'ın fakihlerinin ilk tabakasındandı. Fetvaları toplandığı zaman büyük ciltler ortaya çıkar. Onun fıkha dair içtihat ve kavilleri, Sa'id bin Müseyyib vasıtasıyle, doğudaki ve batıdaki bütün Müslüman memleketlerinde yayılmış ve herkes bunlarla amel etmiştir. Zaten Eshab-ı Kiram arasında dört kişi fıkıh ilminde şöhret bulmuştur. Fıkıh ilminin kaynağı, bu dört büyük Sahabi ve onların içtihatlarını alıp rivayet eden talebeleri kabul edilmiştir.

İslam'ın ilk devirlerinde Medine-i Münevvere ilim merkezi olduğundan. Hazreti Zeyd'in buradaki ilim neşri bütün İslam memleketlerine yayılmıştı. Eshab-ı Kiram devrinde, fıkıh ilmindeki mütalaalar, iki sahabenin meclisinde yapılıyordu. Biri Hazreti Ömer'in, diğeri de Hazreti Ali'nin meclisleri idi. Zeyd bin Sabit, Hazreti Ömer'in ilim meclisine devam edenlerdendi. Burada en zor ve halli güç fıkıh meselelerinin mütalaası yapılıp halledilirdi. Zeyd bin Sabit Mescid-i Nebevi'ye geldiği zaman her müşkülü olan ona gelir, meselesini sorar, cevabını alırdı. Onun namaz, hayvan kesimi ve av hayvanları, hibe (bağış), ziraat ortaklığı meselesine ait fetvaları, fıkıh meselelerinin yazıldığı kitaplarda yer almaktadır. Ayrıca feraiz problemlerinin çözülmesi bir hesap bilgisi istemekteydi. Bu ilimde yüksek bir bilgiye sahipti. En çetin problemleri en kısa zamanda çözme melekesine haizdi. Rasih ilimli, yani ilminin nübüvvet kaynağından almış ve Kur'an-ı Kerim'de “İlimde rasih olanlar.” buyurularak methedilen âlimlerden olmuştur.

Peygamberimiz vefat ettiği sırada Eshab-ı Kiram'an Kur'an-ı Kerim'i tamamen ezberlemiş olan çok hafız vardı. Fakat bunların çoğu Hazreti Ebu Bekr zamanında, dinden dönme olayları sebebiyle çıkan savaşlarda şehit olmuştu. (Yemame Savaşı'nda yetmiş hafız şehit edilmişti.) Böylece hafızların sayıları bir hayli azalmaya başlamıştı. Bu durum karşısında Hazreti Ömer, Halife Hazreti Ebu Bekr'e müracaat edip, o zamanda dağınık sahifelerde yazılı olan Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir kitap halinde toplanmasını rica etti. Hazreti Ebu Bekr, bu iş için Zeyd bin Sabit'i çağırıp; “Ey Zeyd, sen genç ve akıllı birisin, senin ayıplanacak ve seni töhmet altında bırakacak hiçbir halin yoktur. Resul-i Ekrem'in hayatında O'nun vahiy katibi idin. Sen Kur'an-ı Kerim ayetlerini bir araya topla.” buyurdu. Bunun üzerine Hazreti Zeyd bin Sabit bir heyet kurarak büyük bir titizlik ve gayretle Kur'an-ı Kerim ayetlerini bir araya toplayıp mushaf haline getirdi. Bu mushafı Hazreti Ebu Bekr'e teslim etti.

Zeyd bin Sabit, Hazreti Osman'ın halifeliği sırasında da, Onun en başta gelen yardımcılarından olmuştur. Hazreti Ebu Bekr devrinde bir kitap halinde bir araya getirilen Kur'an-ı Kerim'in tek nüshası, Hazreti Osman'ın emri ile yine Zeyd bin Sabit başkanlığında bir heyet tarafından çoğaltılıp altı adet daha mushaf-ı şerif yazılarak, belli merkezlere gönderilmiştir. Böylece bu şerefli vazifeyi de yapmak ona nasip olmuştur. Hazreti Zeyd, 45 (m. 665) senesinde Hazreti Muaviye'nin halifeliği sırasında Medine'de vefat etti. Bu sırada yaşları elli beşin üzerindeydi. Cenazesinde Abdullah bin Abbas, Sa'id bin Müseyyeb ve Ebu Hüreyre de bulundular. Namazını Mervan bin Hakem kıldırdı. İmam-ı Buharî'nin Tarih'inden naklettiğine göre, Abdullah bin Abbas hazretleri: “Bugün ilim hazinesi defnolundu.” diye teessürlerini ifade etmiş ve meşhur şair Hassan bin Sabit de hazin bir mersiye okumuş, herkes üzüntülerini belirtmişlerdi.

Hazreti Zeyd bin Sabit, büyük işler başaran ve büyük hizmetler bırakan bir Sahabidir. Zeyd bin Sabit, Resul-i Ekrem Efendimizin hayatı müddetince yanında bulundu, mektuplarını yazdı, vahiy katipliği yaptı. Sonra Hulefa-i Raşidin'e danışmanlık yaptı ve Hicrî 45 senesinde Hazreti Muaviye zamanında Medine'de vefat etti. Ümmetin ıslahı hususundaki gayretleri yerinde ve zamanında müdahaleleri ile işleri yoluna koyma çalışmaları ile ilmin yayılması hususundaki çalışmaları gibi nice hizmetler yapmıştır. Onun hizmetleri anlatılamayacak kadar çok ve büyüktür. Kur'an-ı Kerim'i tamamen ezberlemesi, emin bir kimse olması, güzel yazı yazması gibi birçok meziyetlere sahiptir. Zaten Resulullah Efendimizin zamanında vahiy katibi olmak şerefine kavuşmuştu.

Bütün Ehl-i Beyt ve Eshab-ı Kiram arasında, o derece üstün bir itibara erişmişti ki, Cuma günleri sokağa çıktıkları vakit, ilim ve irfanına hayran kalan Medine ahalisi kendisini, tam bir iştiyakla karşılarlardı. Halkın bu teveccühünden utanan Zeyd bin Sabit hemen evine giderdi. Bu halini sual edenlere “İnsanlardan hayâ etmeyen, Allah'tan utanmaz.” buyururlardı. Birisi bir mesele sorarsa, soran kimse güzel ahlâka malik değilse cevap vermezdi. Zeyd bin Sabit vefat edince, Ebu Hüreyre “Bu ümmetin âlimi vefat etti. Umulur ki, Allahü teala, Abdullah İbni Abbas'ı ona halef buyurur.” demişti. Zeyd bin Sabit'in oğlu Harice bin Zeyd, Fukaha-i Seb'a denilen yedi büyük âlimden birisidir. İbn-i Ebu Davud; “Zeyd bin Sabit, Eshab-ı Kiram içinde, insanların en âlimi idi. Dini ilimlerde tam bir meleke sahibi idi.” buyururlardı.

Enes bin Malik hazretlerinden rivayet olunur ki: Peygamber Efendimiz; “Ümmetimin en merhametlisi Ebu Bekr, Allah'ın dini hususunda en şiddetlisi, yani sabit kadem olanı Ömer, en ziyade hayaya malik olan Osman ve feraizi (ahkam-ı diniyyeyi) en iyi bileni Zeyd İbni Sabit'tir.” buyurmuşlardır. Eshab-ı Kiram arasında fıkıh ilminde dört sahabe meşhurdur. Bunlar, Zeyd bin Sabit, Abdullah bin Mes'ud, Abdullah bin Ömer ve Abdullah bin Abbas'dır. Bütün dünyaya yayılan fıkıh ilminin kaynağı bu dört büyük Sahabidir. Zeyd bin Sabit'in Peygamberimizden rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:

“Kim İslam dininden başka bir milletin (dinin) yemini üzerine yalan yere, bile bile yemin ederse, o dediği gibi olur. Kim kendini bir şeyle öldürürse, kıyamet günü onunla azapolunur. Bir kişi üzerine, malik olmadığı şeyden nezretmek yoktur. Bir Mümin elanet etmek, onu öldürmek gibidir.”

“Kim dünyalık peşinde olarak sabahlarsa, Allahüteala Onun işini zorlaştırır, malzemesini dağıtır. Kendisini açgözlü kılar, yoksulluğunu gözünün önünde canlandırır. Dünyadan da nasibinden fazla bir şey kendisine verilmez. Ama ahiret düşüncesiyle sabahlayan kimsenin işini Allahüteala kolaylaştırır, varlığını (servetini) korur, kalbini zenginleştirir, kendisi yüz çevirdiği halde dünya kendisine teveccüh eder (yönelir).”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası