ZÜBEYR BİN AVVAM

Nesebi; Huveylid bin Esed bin Abdüluzza bin Kusey Sağlığında "Cennet ile müjdelenen" Eshab-ı Kiram'dan.
A- A+

Sağlığında "Cennet ile müjdelenen" Eshab-ı Kiram'dan. Nesebi; Huveylid bin Esed bin Abdüluzza bin Kusey'dir. Eshab-ı Kiram'ın büyüklerindendir. Hazreti Hadice'nin erkek kardeşinin ve Resulullah'ın halası olan Hazreti Safiyye'nin oğludur. Dördüncü olarak imana geldi. Annesi de Resulullah'ın halalarından yegâne iman edendir. Hazreti Ebu Bekr'in kızı Esma ile evliydi. Bütün gazalarda bulundu. Çok yaralandı. Mısır'ın fethinde de bulundu. Zengin olup, bütün malını Allah için dağıttı. Eshab-ı Kiram şehit olunca yetimlerine vasi olur, onları beslerdi. Deve Vakası'nda 36 (m. 656) yılında, altmış yedi yaşında şehit oldu. Hazreti Ali, Zübeyr, Talha ve Sa'd bin Ebu Vakkas aynı yılda doğmuşlardır.

İman ettiği zaman, amcası çok kızmıştı. Bu yüzden onu, bir hasıra sarar, ateşe sokar çıkarır ve küfre dönmesini putlara tapmasını isterdi. O ise; “Asla küfre dönmem (La ilahe illallah Muhammedün Resulullah)” derdi. Yapılan bütün işkencelere büyük bir sabır ve metanetle tahammül ederdi. Zübeyr bin Avvam, Allah yolunda kılıç sıyıranların ilki idi. Bir gün, durup dururken “Resulullah yaralandı, öldürüldü!” diye içine bir his doğdu ve hemen kılıcını sıyırıp, Mekke'nin yukarı taraflarında bulunan, Peygamberimizin yanına koşarak geldi. Peygamber Efendimiz Onu görünce; “Ey Zübeyr! Ne var?” diye sordular. Oda “Seni yakaladılar, bir zarar yaptılar diye içime doğdu” dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, ona ve kılıcına dua buyurdular.

İman edenler arttıkça Mekke'de müşriklerin Müslümanlara yaptıkları işkenceler çok şiddetlendi. Peygamber Efendimiz Sahabilerinin işkenceler altında kıvrandıklarını görünce; “Siz, bari yeryüzüne dağılın!... Yüce Allah, sizi yine toplar!” buyurdu. Eshab-ı Kiram da; “Ya Resulallah! Nereye gidelim?” dediler. Peygamber Efendimiz mübarek eliyle Habeş ülkesinin bulunduğu tarafa işaret ederek; “İşte oraya Habeş ülkesine gitseniz iyi olur. Habeş hükümdarının yurdunda hiç kimse zulme uğramaz. Orası doğruluk yurdudur. Allahüteala, sizi belki orada ferahlığa kavuşturur!” buyurdu. Bunun üzerine bi'setin 5. yılında Recep ayında, aralarında Hazreti Zübeyr bin Avvam'ın da bulunduğu 15 kişilik ilk muhacir kafilesi, müşriklere duyurmadan Mekke'den ayrıldılar. Habeşistan hükümdarı (Necaşî), gelen muhacirlere çok iyi davrandı. Rahat ve huzurlarını sağladı. Eshab-ı Kiram'a sorduğu suallere olgun cevaplar alınca Müslüman oldu.

Hazreti Ümmü Seleme diyor ki: “Biz Habeşistan'da huzur içinde yaşarken Necaşî'nin üzerine Habeş'ten bir adam geldi. Saltanatını elinden almak istedi. O adamın, Necaşî'ye üstün gelmesinden korkuyorduk ve çok üzüldük. Çünkü o hükümdar olsaydı bize hayat hakkı tanımazdı. Necaşî de onun, üzerine yürüdü. Savaş Nil nehrinin öbür tarafında oluyordu. Durum çok kritikti. Necaşî'nin galip gelmesini istiyorduk. Eshabdan bazıları: “Kim savaş cephesine gidip bize haber getirecek.” deyince; Hazreti Zübeyr bin Avvam; “Ben giderim!” deyince; “Peki, sen git.” dediler. O, Müslümanların yaşı en genç olanı idi. Hazreti Zübeyr bin Avvam'a bir su tulumu şişirdiler ve göğsüne bağladılar. Sonra Nil'in üzerinde yüzdü ve orduların karşılaştığı Nil'in öteki tarafına geçti. Onların yanında hazır bulundu. Biz ise Allahütealaya, Necaşî için düşmana galip gelmesi ve ona memleketinde kalması için kudret vermesine dua ettik. Biz durumun ne olacağını beklerken Zübeyr uzaktan göründü. Koşuyordu. O elbisesiyle işaret ediyor ve şöyle sesleniyordu: “Müjde, Necaşî zafere erişti ve Allahüteala onun düşmanını helak etti ve ona memleketinde kalmaya kudret verdi.” Şimdiye kadar onun gibi sevindiğimizi bilmiyorum. Necaşî, Allahütealanın izniyle o kafiri mağlup ederek sağ salim sarayına döndü. Mekke'ye, Resulullah'ın yanına gelene kadar biz onun yanında refah içinde bir hayat sürdük. Sonra Eshab-ı Kiram, Mekke'den Medine'ye hicret edince biz de Habeşistan'dan hicret ettik.”

Peygamber Efendimiz, Medine'ye hicret ettiği zaman, Hazreti Zübeyr bin Avvam'ı, Ensar'dan Ka'b bin Malik ile kardeş yaptı. Hicretten iki yıl sonra Mekkeli müşriklerle Bedr Savaşı yapıldı. Bu savaşta Müslümanlar 313 kişi Mekkeli müşrikler 1.500 kişi idi. Peygamber Efendimiz, Bedr muharebesinde Hazreti Zübeyr bin Avvam'ı, sağ kanat kumandan tayin etti ve; “Melekler, alametli ve nişanlıdırlar, siz de kendinize birer alamet ve nişan yapınız!” buyurdular. Bunun üzerine Zübeyr bin Avvam başına sarı bir sarık sardı. Her iki taraf bütün güçleriyle saldırıya geçti.

Zübeyr bin Avvam buyurdu ki: “Bedr günü ben müşriklerden Ubeyde bin Sa'id'le karşılaştım. O baştan ayağa kadar zırha bürünmüş, gözlerinden başka bir yeri görünmüyor ve at üzerinde bulunuyordu. Çocukluktan beri büyük karınlı olduğu için kendisine (Ebu zati'l-keriş = karın babası) denirdi. O “Ben Ebu Zati'l-Keriş'im. Ben Ebu Zati'l-Keriş'im.” diye meydan okuyordu. Elimdeki mızrağımı hemen onun gözüne sapladım. Ubeyde yıkılıp öldü. Ayağımı yanağına bastım olanca kuvvetimle mızrağımı çekip çıkardım. Fakat mızrağımın iki tarafı eğilmişti.”

Mekkelilerin de katıldığı bu savaş çok şiddetli geçiyordu. Peygamber Efendimiz; “Allah'ım! Şu bir avuç İslam cemaati helak olursa, artık sana yeryüzünde hiç ibadet olunmaz.” diyor, durmadan Allahüteala'dan yardım diliyor ve O'na yalvarıyordu. Hazreti Zübeyr'in Bedr Harbi esnasında gösterdiği kahramanlık çok büyüktü. Vücudunda yaralanmadık bir yer kalmamıştı. Hazreti Zübeyr'in oğlu Urve der ki: “Hazreti Zübeyr bilhassa üç kılıç darbesi almıştı. Bunlardan biri boynunda idi. Yara o kadar derin bir iz bırakmıştı ki, içine parmağımı sokabiliyordum.” Bedr muharebesi Müslümanların galibiyetiyle neticelenip, 14 Eshab-ı Kiram şehit oldu. 70 müşrik öldürüldü. Mekkeli müşrikler bu yenilgiyi unutamamış bir yıl sonra tekrar Medine'ye hareket etmişlerdir.

Uhud'da iki ordu yine karşılaştı. Uhud Gazası hicretin üçüncü senesinde vukubuldu. Bu muharebede fedakarlık gösterenlerin en meşhurları arasında Hazreti Zübeyr de bulunuyordu. Uhud muharebesi başlarken, müşriklerden deve üzerinde bir adam meydana çıktı. Çarpışmak için er diledi. Herkesin kendisinden çekindiğini, geri durduğunu görünce, dileğini üç kere tekrarladı. Bunun üzerine Hazreti Zübeyr bin Avvam, başına sarı bir sarık sararak meydana yürüdü. Birden devenin üzerine sıçrayıp, kafirin boğazına sarıldı. Deve üzerindeki bu mücadele devam ederken, Peygamber Efendimiz; “Onu yere düşür.” buyurdu. Hazreti Zübeyr bin Avvam o müşriki yere düşürdü. Üstüne çöküp boynunu kesti. Peygamber Efendimiz; “Eğer, Zübeyr, onun karşısına çıkmasaydı, halkın çekindiğine, sakındığına bakıp, ben çıkacaktım.” buyurdu.

Teke tek mücadelelerden sonra savaş iki tarafın hücumuyla başladı. Hazreti Zübeyr bin Avvam ve Mikdad bin Esved, müşrik süvarilerini karşılayıp, bozguna uğrattılar. Hazreti Zübeyr bin Avvam ve Mikdad bin Esved, biner süvariye denk tutulurdu. Hazreti Zübeyr bin Avvam, müşriklerin sancaktarı olan Kilab'ı öldürdü ve 7 arkadaşı ile Peygamber Efendimiz'in yanında şehit oluncaya kadar ayrılmamak üzere yemin ettiler. Müşriklerin okçuları, Peygamber Efendimizi ok yağmuruna tutunca, Eshab-ı Kiram Peygamber Efendimizi ortalarına aldılar. Atılan oklar Peygamber Efendimiz'in sağından solundan geçiyor, ya önüne düşüyor veya arkasından aşıp geçiyordu. Mekkeli müşrikler Resulullah'ı her yandan kuşattılar. Hazreti Zübeyr bin Avvam ve arkadaşları, Peygamber Efendimiz'in etrafında pervane gibi dönerek, gelen oklara, kılıçlara vücutlarını siper ettiler. Pek çok Eshab-ı Kiram çarpışa çarpışa şehit oldu.

Düşman gerilemişti, zafere yaklaşılmıştı. Zafer sevinciyle yerlerini terk eden sahabenin bulundukları yerden, düşman süvarileri saldırıya geçti ve Peygamber Efendimize kadar sokuldular. Peygamberimiz yaralandı. Eshab-ı Kiram hemen toplandı, neticede savaş tekrar Müslümanların lehine döndü. Muharebe bitmişti. Peygamber Efendimiz'in vefatı şayiası Medine'ye ulaşınca, Hazreti Safiyye Hatun hemen Uhud'a hareket etti. Uhud meydanına gelince, oğlu Hazreti Zübeyr'i ve Hazreti Ali'yi görüp, önce Resulullah'ın halini sordu. Hazreti Ali “Hamdolsun iyidir.” deyince ferahladı. Fakat Hazreti Safiye; “Bana onu göster.” deyince, Hazreti Ali, Peygamber Efendimizi işaretle gösterdi. Peygamberimiz yaralı idi. Peygamberimiz'in sağ olduğuna şükretti.

Hazreti Safiyye, baba-anne bir kardeşi olan, Hazreti Hamza'nın durumunu da görmek istiyordu. Peygamber Efendimiz Hazreti Safiyye'nin gelmekte olduğunu görünce, Hazreti Zübeyr bin Avvam'a; “Anneni geri çevir, kardeşinin cesedini görmesin.” buyurdu. Zübeyr bin Avvam; “Anneciğim! Resulullah geri dönmenizi emrediyor.” deyince, Hazreti Safiye; “Eğer ona yapılanı bana göstermemek için geri döneceksem, zaten ben kardeşimin cesedinin kesilip biçildiğini öğrenmiş bulunuyorum. O, bu musibete Allah yolunda uğramış bulunuyor. Biz Allah yolunda bundan daha beter olanlarına da razıyız. Sevabını Allahüteala'dan bekliyeceğiz. İnşaallah sabredip, katlanacağız.” dedi. Hazreti Zübeyr bin Avvam, gelip bunu bildirince; Peygamberimiz; “Öyle ise bırak görsün.” buyurdu. Hazreti Safiyye, Hazreti Hamza'nın cesedinin yanına oturup sessizce ağlamaya başladı. Onunla, Peygamber Efendimiz de sessizce ağladılar.

Hazreti Zübeyr bin Avvam anlatır: “Annem yanında getirdiği iki hırkayı çıkarıp; “Bunları, kardeşim Hamza için getirdim. Onu bunlara sarınız.” dedi. Hazreti Hamza'yı kefenlediler ve Hazreti Ebu Bekr, Hazreti Ömer, Hazreti Ali ve Hazreti Zübeyr bin Avvam kabre indirdiler. Aynı kabre, onun gibi şehit olan, Hazreti Abdullah bin Cahş'ı da defnettiler. Uhud'dan dönüşte, Peygamber Efendimiz yolda münafıklardan Ebu Azze el-Cumehi'yi yakaladı. Resulullah onu Bedr'de esir etmişti. Sonra onu lütfederek öldürmemişti. O ise sözünde durmayarak Uhud'a gelmişti ve şöyle dedi: “Ya Resulallah! Beni bırak.” Resulullah da şöyle buyurdu: “Vallahi bundan sonra artık sen Mekke'de ellerini okşayıp Muhammed'e iki kere hile ettim diyemeyeceksin. Ey Zübeyr, boynunu vur.” Oda boynunu vurdu.

Hicretin 5. (m. 626) yılında Yahudilerin fesadı ve devamlı tahrikleri ile bütün müşrik Araplar, Mekkeli müşrikler ile birleşerek Medine'ye kadar gelip Peygamber Efendimize saldırdılar. Peygamberimiz, müşriklerin geleceklerini haber alıp, Medine'nin etrafına hendek kazdırdılar. Hazreti Zübeyr'in oğlu Abdullah şöyle anlattı: “Biz çocuk idik ve savaş esnasında Peygamberimiz'in hanımlarının bulunduğu yerdeydik. Hazreti Seleme'nin oğlu Amri lenöbetleşe birbirimizin omuzuna çıkıyor ve muharebeyi seyrediyorduk. Ben arkadaşımın omuzuna çıktıkça babam Zübeyr bin Avvam'ın harbettiğini görüyordum.”

Hazreti Cabir bin Abdullah derki: “Hendek günü iş ağırlaşınca Resulullah; “Bize, Benî Kureyza'nın hâlini öğrenip gelebilecek bir kişi yok mu?” diyesordular. Zübeyr bin Avvam; “Ben, gider, öğrenir gelirim.” dedi. Gidip onların hâlini öğrenip geldi. Yine işler ağırlaşınca Resulullah; “Bize, Benî Kureyza'nın hâlini öğrenip gelebilecek bir kişi yok mu?” diyesordular. Yine Zübeyr bin Avvam; “Ben, gider, öğrenir, gelirim.” dedi. Gidip onların hâlini öğrenip geldi. Ve; “Ya Resulallah! Onları, kalelerini tamir, harp tâlimleri ve manevraları yaparken gördüm. Ayrıca, hayvanlarını derleyip toparlıyorlardı.” Şeklinde arzetti. Bunun üzerine Resulullah; “Her peygamberin bir havarisi (samimi dostu) vardır. Benim havarim Zübeyr'dir.” buyurdu. Benî Kureyza Yahudilerinin hâllerini gözetlemek ve öğrenmek üzere, Peygamber Efendimiz'in gönderdiği kişilerin ilki Hazreti Zübeyr bin Avvam idi.

Hendek Savaşı'nda da müşrikler bozguna uğradılar. Medine'de oturan Yahudiler, Eshab-ı Kiram'a arkadan saldırarak anlaşmayı bozdular. Peygamberimiz de savaştan sonra, onları Medine'den çıkardılar. Yahudiler Hayber Kalesi'ne toplandılar. Peygamberimiz Hendek Savaşı'ndan sonra Hayber üzerine yürüdüler. Hayber'de, meşhur Yahudi Cengaveri Merhab kaleden çıkarak er diledi. Hazreti Ali çıkarak Merhab'ı öldürdü. Merhab'ın katlinden sonra Onun oğlu Yasir, babasının intikamını almak için meydana çıkarak; “Bana karşı gelecek var mı?” diye bağırdı. Hazreti Zübeyr, hemen atını sürerek onu karşıladı ve ikisi de şiddetli bir muharebeye tutuştular. Oğlunun bu hareketini seyreden Hazreti Safiyye, Resul-i Ekrem'e yaklaşıp; “Ya Resulallah! Oğlum şehit mi oluyor?” diye sordu. Resul-i Ekrem de; “Hayır.” buyurdu. Resul-i Ekrem'in bu beyanından birkaç dakika sonra Hazreti Zübeyr, hasmının kellesini uçurdu. Zübeyr bin Avvam Hayber Savaşı'nda da büyük kahramanlıklar gösterdi. Neticede Hayber kalesi de alındı.

Bundan sonra Mekke'yi fethetmek için hazırlıklar yapıldı. Peygamber Efendimiz'in, Mekke'yi fethetmek için hazırlık yaptığını bildiren bir mektubun, bir kadın vasıtası ile, gizlice Mekke'ye gönderildiğini Cebrail Aleyhisselam haber verdi. Sare adındaki bu kadın, bu mektubu, başına yerleştirdikten sonra, üzerinden saçlarını bölükler halinde örerek mektubu gizledi ve Kureyşlilere teslim etmek üzere yola çıktı. Peygamber Efendimiz, Hazreti Ali, Hazreti Zübeyr ve Mikdad bin Esved'e; “Acele gidiniz! Hah bahçesine vardığınızda, orada, yanında bir mektup bulunan hayvan üzerinde bir kadın bulacaksınız. Mektubu ondan alınız ve bana getiriniz! Kadını, serbest bırakınız. Mektubu vermek istemezse, boynunu vurunuz.” buyurdu. (Hah; Medine ile Mekke arasında bir yer olup, Medine korularındandır.)

Hazreti Ali ve arkadaşları, durmadan at koşturarak Hah bahçesine vardılar. Kadın orada idi. Hazreti Ali kadına: “Yanında götürmekte olduğun mektup nerede?” diye sordu. Kadın: “Benim yanımda mektup falan yok” dedi. Kadının eşyalarını aradılar, mektubu bulamayınca geridönecek oldular. Hazreti Ali “Resulullah bize, senin yanında mektup olduğunu söyledi. Ya mektubu çıkarırsın veya tepene kılıcı indiririm.” buyurdu. Kadın yeminler ederek, inkara devam ettiyse de, Hazreti Ali ve arkadaşlarının işi sıkı tuttuğunu anlayınca, Kadın: “Yüzünü başka tarafa çevir.” dedi. Hazreti Ali yüzünü çevirince kadın mektubu çıkardı. Kadını emir gereğince serbest bıraktılar. Mektubu Peygamber Efendimize getirdiler.

Fetih hazırlıkları tamamlanınca, hicretin sekizinci senesinde Resul-i Ekrem'in kumandasında hareket eden binlerce Mücahid Mekke'ye doğru ilerledi. Hazreti Zübeyr, bu hareket esnasında Resul-i Ekrem'in sancağını taşıyordu. Peygamberimiz askerlerini Zi Tuva denilen yerde bölüklere ayırdı. Bir kısmını Zübeyr bin Avvam'ın emrine vererek Mekke'ye Kuda tarafından girmelerini emir buyurdular. Mekkeli müşrikler Mekke'yi harpsiz teslim ettiler.

Mekke'nin fethinden sonra Huneyn Vadisi'nde Hevazin müşrikleriyle savaşıldı. Bu savaşta Hevazin kabilesi mağlup olarak geriye çekilmeye başladı. Kabilenin ileri gelenlerinden Malik bin Avf gitti ve iki dağ arasında yüksek bir mevzide arkadaşlarına: “Durunuz ki zayıflarınız yürüsün ve geride kalanlar bize yetişsinler.” dedi. Hezimete uğrayanlar gelip onlara kavuşuncaya kadar orada durdular. Malik, gelenlere sordu: “Geriye bakın neler görüyorsunuz.” Onlarda: “Uylukları uzunca bir süvari görüyoruz mızrağını omuzu üzerine koymuş ve başına bir kırmızı sarık bağlamıştır.” Bunun üzerine Malik bin Avf şöyle dedi: “İşte o, Zübeyr bin Avvam'dır. Putlara yemin ederim ki elbette o size ulaşır. Onun için yerinizde sıkı durunuz ayrılmayınız.” Hazreti Zübeyr bin Avvam, o iki dağ arasındaki tepelik yerin dibine vardı, Hevazinliler onu gördüler. Yetişip, onlara saldırdı, oradan çıkartıp uzaklaştırıncaya kadar onlarla cenk etti.

Zübeyr bin Avvam, Taif Muhasarasına, Tebük seferine ve Veda Haccı'na da iştirak etmiştir. Mısır'ın kalbi olan Fustat şehrini zaptetmek için Amr bin As, Hazreti Ömer'den dört bin kişilik kuvvet istediğinde Hazreti Ömer Ona dört kişi göndermiştir ki, bunlar: Zübeyr bin Avvam, Mikdad bin Esved, Ubade bin Samit ve Mesleme bin Muhalled'dir. Zübeyr bin Avvam, yedi aylık muhasaradan sonra Fustat şehrini zaptetmeye muvaffak olmuştur. Sonra İskenderiyye üzerine yürüyerek burasının da alınmasında büyük rol oynamıştır.

Zübeyr bin Avvam, Hicretin 36. (m. 656) tarihinde yapılan Deve vakasında Hazreti Ali tarafında olmayıp, Hazreti Aişe'nin ordusunda çarpıştı. Hazreti Talha da Hazreti Ali'nin karşı tarafında bulundu. Sonra harpten çekilen Hazreti Zübeyr, namaz kılarken İbn-i Cermuz tarafından şehit edildi. Şehit olduğunda 67 yaşında bulunuyordu. Hazreti Ali, Hazreti Zübeyr'in vefatına çok üzülmüş olup, cenaze namazını bizzat kendisi kıldırdı.

Hazreti Zübeyr bin Avvam, orta boylu, beyaz tenli, zarif bir kimse idi. Gür saçlı, seyrek sakallı ve esmer tenli idi. Emanete son derece riayet eder, hassasiyet gösterirdi. Nitekim, birçok sahabe, mallarından başka, çocuklarını da Zübeyr bin Avvam'a emanet ederlerdi. Ticaret ve ziraat ile meşgul olurdu. Medine'nin en zenginlerinden sayılırdı. Medine etrafındaki arsalardan başka Basra, Kufe ve Mısır'da da bir hayli emlakı vardı. Etrafındaki fakirlerin hepsinin maişetini temin etmek hususunda büyük gayretler sarfetmiştir. Borç para isteyene borç para verir, cihada gitmek isteyenleri Allah rızası için teçhiz ederdi (donatırdı). Bütün servetine ve zenginliğine rağmen, o, son derece sade yaşardı; sade giyinir, sade yemek yer ve ziynet eşyasına iltifat etmezdi. Ancak, silahına hassasiyet gösterirdi. Bu itibarla kılıcının kabzasını gümüşten yaptırmıştı.

Zübeyr bin Avvam beş defa evlendi ve bu evliliklerinden on sekiz çocuğu oldu. İlk hanımı, Esma binti Ebu Bekr idi. Ondan, Abdullah, Urve, Münzir, Hadicetü'l-Kübra, Ümmü'l-Hasan ve Aişe isimli çocukları doğmuştur. İkinci hanımı, Ümmü Hâlid bin Sa'id idi. Ondan da, Hâlid, Ömer, Hatibe, Sevde ve Hind isimlerindeki çocukları olmuştur. Üçüncü hanımı, Rebab binti Uneyf'tir. Ondan Mus'ab, Hamza ve Remle isimlerindeki çocukları olmuştur. Dördüncü hanımı ise, Zeyneb binti Beşir idi. Ondan da Ubeyde, Cafer ve Hafsa isimlerindeki çocukları oldu. Nihayet beşinci hanımı, Ümmü Gülsüm binti Ukbe olup ondan yalnız Zeyneb isminde bir kızı olmuştur. Hazreti Zübeyr bin Avvam'ın çocukları içinde Abdullah'ın, Medine'de doğan ilk muhacir çocuğu olduğu için hususi bir yeri vardı. Bu yüzden Hazreti Zübeyr bin Avvam, servetinin üçte birini ona vermişti.

Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları:

“Birinizin ipi alıp odun yüklenerek satması ve Allah'ın onun yüzünü ak etmesi dilencilikten hayırlıdır. İstediği kimseden bir şey alsın veya almasın böyledir.”

“Bilmediğini hadis olarak söyleyen, Cehennem'de azap görecektir.”

“Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” Hadis-i şerif.

HİCRÎ 2. ASRIN ÂLİMLERİ

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası