İRFAN ÖZFATURA

Gazetemizi ziyaret eden Orman Genel Müdürlüğü Dış İlişkiler, Eğitim ve Araştırma Dairesi Başkanı Mehmet Koç ve Bölge Müdürü Mümin Döngez zihnimizi meşgul eden mevzularda açıklamalarda bulundular.

Sorduk: Kıymetli orman arazileri var, birilerinin burayı ele geçirme ihtimali var mı acaba?
- Biz asker ve jandarma gibi devlet ciddiyeti olan, mevzuatı bulunan ve ilmî çalışan bir müesseseyiz. 182 yıllık bir geçmişimiz var, hiçbir baskıya boyun eğmeyiz. Planlarımız asırlıktır, politikacı, bürokrat kimse dediğini yaptıramaz. Bilhassa Ege’de, Akdeniz’de körfezler yandı mı hemen site, turistik tesis yapacaklar diye şayia çıkar. Bunların tamamı şehir efsanesidir, orman kanununun geçiş üstünlüğü vardır. Diğer mevzularda suçun ispatlanması lazımdır ama biz zabıt tuttuk mu şahıs suçsuzluğunu ispatla mükelleftir. Çünkü dağın başındasın, korumaya kollamaya dönük bir yapımız var, orman ancak kendi kanunu ile kalır ayakta.

- O zaman orman köylüsü nefes bile alamaz.
-Orman teşkilatı istese adım attırmaz ama bakın görün ki, hayvanı da ormanda tavuğu da... Veysel Bey “Biz devlet ormanından millet ormanına geçtik” derken koruma ve kullanma dengesini kastetmişti. Sürdürülebilir orman yönetimi de bunu gerektiriyor.

- Bizde özel orman az galiba?
-Evet ormanlarımızın %99 nispetinde devletindir.

- Peki Avrupa’da?
-%30 civarında, gerisi sahipli mal. Bir farkımız da bizim ormanlarımız doğaldır onlarınki sonradan dikme yetiştirme.

- Ormancı istese inisiyatifini kimseden yana kullanamaz mı?
-Ben 20 yıllık bir memurum sadece bir plan dönemini görebildim. Hâlbuki o plan 100 yıl boyunca takip ve tatbik ediliyor. Orman 30, 60, 90 yıl sonra nerede olacak? Bunlar adım adım ilerliyor. Ben Mehmet Koç olarak ormana müdahale edemem, daha evvel hazırlanmış planı uygularım. Müfettişler gelir yerinde inceler bizzat.

MADENCİLER İNCELEMEYE ALINIR
- O zaman orman köylüsü de disiplin altında.

-Aksine onlara sahip çıkıyoruz. Orman havzasına bakarsan çatılarda “ORKÖY’ güneş enerjisi panelleri görürsünüz. Orman köylüsüne süt sığırcılığı, bağcılık, arıcılık, halıcılık, trüf mantarı üretimi öğretiyor ve ufak sermayeler veriyoruz… Rakamlar mütevazı ama bereketli oluyor, borçlar %97 nispetinde geri dönüyor, nokta atışı yapıyoruz çarçur edilmiyor.

- Az ve öz veriyorsunuz o zaman.
- Evet bir inek, on kovan, iki halı tezgâhı gibi mesela...

- Peki ya o ormanlarımızı mahveden maden şirketleri?
-Madenciler önce müracaat eder ruhsat alırlar, sonra incelemeye tabi tutulurlar. Acaba altındaki maden mi değerli, yoksa üstündeki orman mı? Havalide endemik bitkiler, nesli kesilen nebat ve tohum yatakları var mı? Uygun görülürse Çevre ve Şehircilik Bakanlığına havale edilir. Nasıl işleyecek kimyasal kullanacak mı? Neticede bütün kurumlar fikrini açıklar ve ÇED raporu çıkar. Bazı madenlere galeri usulü çalışma izni verilir yer altına indirilir, ağaç kesmek zorunda kalmazlar.

- Mermer ocakları kademe kademe açıyor ama.
-Evet ama onların altında zaten toprak yok, kaya. İşi biten madenci bölgeyi ağaçlandırmak ve yeşil bırakmak mecburiyetinde.

- Bir de şu karşı ateş mevzuu...
- Ateşi su söndürür ama karşı ateş daha tesirlidir aslında, yangın orada çarpışır, çöker ve biter. Bu, uzmanlık isteyen bir iş, bakıyorsunuz yangın şu sırtı aşarsa felaket olacak. İş makineleri ile bir hattı kazıyor, açıyorsunuz; arazözler gelip arkasında mevzileniyor. Ve mühendis arkadaşımız alıyor benzin bidonunu eline, suni bir yangın hazırlıyor. Karşı ateş sıkıntılı bir mevzu. Köylüye de anlatamazsın üzerine yürür, linçe kalkar.

YANGINA ÖLÜMÜNE DALIYORLAR
- Dünya devletleri bizim yangın mücadelemizi nasıl buluyor?

-Zemin ve bitki örtüsü Türkiye’ye benzeyen Fransızlar “Bizde araç ve malzeme daha fazla ama sizin kadar muvaffak olamıyoruz” diyorlar. Kaç yangın çıkmış ne kadar ağaç kaybedilmiş bunlar raporlarda var. Onlarda personel yangına girmiyor, “Can güvenliğim yok” diyor, geri duruyor. Bizde ise “Gitmeyin” diyoruz, “Oğlum bak arkan uçurum, bırak”, durduramıyorsun, ölümüne dalıyor.

- Can kayıpları neden olur?
-En tehlikelisi yön değiştiren rüzgârdır, araziyi bilmeyen yabancıları araya alır. Bu güne kadar 118 kardeşimizi kaybettik, Silahlı Kuvvetler ve Emniyet’ten sonra en fazla şehidi olan kurum biziz. Genel Müdür’ümüz üç hafta evine gidemedi, kolay değil, bütün gün arazide ateş duman altında.

- Peki ya ABD, Avustralya’da?
-Avustralya yangınları çok yıkıcı, sıcak mevsimlerde geniş alana yayılabiliyor. ABD’li ise hadiseye dolar gözlüğüyle bakıyor. Buraya ne kadar harcanacak? Şu kadar. İyi de kendisi kaç para? Masraf fazla çıkarsa “Koyver yansın o zaman” diyorlar. Kuşmuş, kurtmuş, geyikmiş, kertenkeleymiş, böcekmiş umurlarında değil, duygusal davranmıyorlar. Hâlbuki orman; suyun, gıdanın sigortası. Olmadan olmaz...

KİMSE KAÇAK KESİM YAPAMAZ
- Eskiden kaçak kesim çok olurdu...

- Beş bin yeni eleman aldık, kadromuz güçlendi, artık kimse eline balta alamaz.

- Tomruk paraları size kaldı o zaman...
- Para kazanmak gibi bir derdimiz yok, zaten ihaleye çıkıyor, açık artırmada değerini buluyor. Kasaya az girmiş çok girmiş, ilgilenmiyoruz onunla.

- Söndürme tayyarelerimiz yeterli mi peki?
-Türk Hava Kurumunun tayyareleri eski ve bakımsızdı, kiralama yoluna girdik. Bilhassa pilot sıkıntısı var. Evet hava müdahalesi güzel fotoğraf verse de iş karada biter. Piyade girmeden savaş kazanılmaz.

- Peki yanan sahalar kaç sene sonra tekrar yeşillendiriliyor?
- Yanan bölge ertesi sene mutlaka ağaçlandırılmış olur. Lakin örtü yangınlarında yeni fidelere gerek yoktur, orası zaten yeşillenecektir kendi başına.