MURAT ÖZTEKİN

2015’ten 2020 başına kadar toplam 178 yerli film çekildi. Yakın tarihte vizyona giren bu filmler arasında gişe rekorları kıran ve çok konuşulan eserlerin yanında yine adından daha az söz edilen kaliteli yapımlar oldu. Biz de evden ayrılamadığımız koronavirüs günlerinde seyredecek film arayanlar için son beş senenin dikkatlerden kaçan, vizyonda hak ettiği rağbeti görmeyen bazı filmlerini derledik...

ANONS
∂ 2017 yapımı “Anons”, film festivallerine damgasını vursa da popüler olmamış bir darbe filmi (Gişe rakamı: 155 bin). Yönetmen Mahmut Fazıl Coşkun’un Talât Aydemir’in 1963 yılında giriştiği başarısız darbe teşebbüsünü işlediği filmi, Türkiye’nin yakın tarihinden absürt bir hikâye sunuyor. Darbe bildirisini İstanbul Radyosundan anonslatmak isteyen bir grup askere odaklanılan eserde, bu ülkenin her dönem başına bela olan askerî vesayetin yıkımlarına kara komik  bir cepheden bakılıyor. Tek gecede geçen film, müthiş bir görselliğe de sahip...

SAF
∂ Yönetmen Ali Vatansever’in imzasını taşıyan “Saf” filmi, kentsel dönüşüm ve mültecilik problemlerini harmanlayarak insana dokunan bir hikâye anlatıyordu. Ama gişede sadece 68 bin kişi teveccüh gösterdi filme… Hikâye şöyle: Uzun zamandır işsiz olan Kâmil, Fikirtepe’de Suriyeli bir mültecinin yerine işe başlıyor. Ancak bu işi alışı etrafındakilerin kendisini yargılamasına ve ruhunda başka dönüşümlerin yaşanmasına sebep oluyor. Film, sıradan hayatlar üzerinden şehirleşmenin problemlerine çok yönlü olarak bakıyor. Eserde sessiz ama tesirli oyunculuk performansları var...

GÜVERCİN  HIRSIZLARI

∂ Şimdilerde çektiği “Tutunamayanlar” adlı TV dizisiyle adından söz ettiren genç yönetmen Osman Nail Doğan’ın 2018 yapımı “Güvercin Hırsızları”,  festivallerde aldığı mükâfatlara rağmen sinema salonlarında az görülenlerden... Güvercin hırsızı aylak bir gencin, yetim bir çocuğa sahip çıkma hikâyesi üzerinden ilerleyen film, taşradaki enteresan hayatlara bizi ortak ediyor. Yönetmenin kendi çocukluğundan çok fazla iz taşıyan eser, siyah ile beyaz arasındaki tonları deşerken fazla merhametli olabiliyor! Filmde Anadolu insanın hayatından özenle süzülmüş çok fazla kesit var...

BUĞDAY
∂ Semih Kaplanoğlu’nun 2017 yapımı “Buğday”ı da vizyonda hak ettiği gişenin çok altında kalan (33 bin kişi) filmlerindendi. Siyah beyaz olarak çekilen eser, aslında tabiatı bozmanın neticelerini yüzümüze vuran konusuyla koronavirüs günlerine en çok uyan filmlerden biri. Dünyanın değişip tohum kıtlığının yaşandığı bir gelecekte geçen filmde, şehirden ölü topraklara kaçan Prof. Erol Erin’in yolculuğu dinî referanslarla işleniyor. “Buğday” Türk sinemasında eşine az rastlanır kalitedeki bilim kurgu eserlerinden biri olarak parlıyor...

RÜYA
∂ Anadolu coğrafyasında geleneksel olan ne varsa filmlerine taşıyan yönetmen Derviş Zaim’in mimariyi merkezine aldığı 2016 yapımı “Rüya”sı da son beş senenin kenarda kalan filmlerinden... Geleneksel mimariyi performans sanatıyla bugüne taşımaya çalışan genç bir kadın olan Sine, hiç istemediği hâlde amcasının işlerine el atmak mecburiyetinde kalır. Böylelikle garip bir suç hikâyesinin içerisine dâhil olan kadın, cami projesiyle hayalini kurduğu performansı bizzat yaşamaya başlar. Ana karakterini farklı oyuncunun canlandırdığı film, mimarideki keşmekeşliği sıra dışı anlatımlarla tartışıyor.

ABLUKA
∂ Yönetmen Emin Alper’in 72. Venedik Film Festivali’nde ödül almasına rağmen popüler kitleye çok ulaşmayan filmi “Abluka” da geride bıraktığımız beş senenin dikkat çekenlerinden… İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde geçen distopik filmin merkezinde muhbirlik yapması şartıyla hapisten tahliye edilen bir adamla belediye için köpek öldüren kardeşi var. Kültür Bakanlığının destekleriyle çekilen film, her ne kadar abluka altındaki bir semtten abartılı politik tasvirler sunsa da, özellikle 1990’ların Türkiye’sini hatırlatması bakımından dikkate şayan.