MURAT ÖZTEKİN

İsmail Acar, Türk resim sanatının yaşayan en tanınmış isimlerinden biri. Eserleri Madonna gibi Amerikan pop ikonları dâhil birçok tanınmış koleksiyoncunun evini süslüyor. Acar’ı ön plana çıkaran şey ise Batılı dünyaya dönük eserlerinde İslam sanatlarından yoğun izler kullanması; hatta bu konuda birçok sanatçıya liderlik yapması… Acar bugünlerde çalışmalarına daha ziyade Beyoğlu’nun arka sokaklarından birinde, büyük bir apartmanı kaplayan atölyesinde devam ediyor. Sanatçıyla birlikte dolaştığımız tarihî apartman, âdeta bir müze gibi; her bir katında yüzlerce İsmail Acar eseri var, her bir çekmece ve kapıdan sanat fışkırıyor. Biz de bir köşeye oturup söyleşiyoruz kendisiyle…

∂ Covid-19 pandemisi sizin için biraz daha zorlu geçiyor sanırım. Geçenlerde Fransa’nın Bordeaux şehrindeki şatonuz soyuldu, eserleriniz çalındı…
Evet, çalınan eseler de bulunamadı. Ama bu tip olayları sık yaşıyorum. Daha evvel Balat’ta bulunan atölyem de soyulmuştu, burada her ay kapı tokmaklarımızı çalıyorlar. Allah can sağlığı versin.


FRANSIZLARA TÜRK SANATI

∂ Şatoyu bir sanat merkezi gibi kullanma niyetiniz varmış sanırım… Fransa’da ne yapmayı düşünüyorsunuz tam olarak?
Şatoda bir “İsmail Acar Yaz Sanat Okulu” kuracağız. Bunun yanında orada bir  kütüphane ve galeri de açacağız. Türkiye’den ve dünyadan birçok sanatçıyı ağırlayacağız. İleriki senelerde de bir sanatçı evi olarak şato müzeye dönüşecek. Fransa topraklarında ütopik bir proje...

∂ Önceden Türk ressamlar Fransa’da okur Türkiye’ye gelip onlar gibi resim yaparlardı. Siz ise Fransızlara resim öğreteceğinizi söylüyorsunuz. Maksadınız nedir?
Sonuçta kendi sanatımızı ve kültürümüzü sınırlarımızın dışına taşıyacağız. Amacım oranın tarihî dokusunu kullanıp kendi kültürümüzle Batı kültürünü buluşturacağımız bir alana çevirmek. Bu proje, iki kültür açısından verimli olacak. Sonra Türkiye, Fransa’da iyi tanıtılamıyor.

∂ Bu durumda Türk sanatçıların mesuliyeti yok mu?
Sanatçının etki alanı çok güçlü ama maalesef bizim sanatçılarımız çok millî olamadı. Millî olmadıkları için, mesela Fransız okullarında okudukları zaman bir Fransız gibi düşünmeye başladılar. Ülkelerini küçümsemeye, hatta ülkesi aleyhinde hareket etmeye yöneldiler. Biz Batılılaşma ile çağdaşlaşma arasında ayrımı iyi fark edemedik. Yargı da her zaman Türk aydınını cezalandırdı. Yani hukuk da onları bu yöne itti.

∂ Siz böyle bir sanat dünyasında, geleneklerle nasıl bağ kurabildiniz?
Bizim öğrencilik yıllarımızda güzel sanatlar fakültesinin sanat tarihi dersinde Mimar Sinan okutulmuyordu. Çağdaş sanat eşittir Batı sanatı anlayışı vardı. Sanatçılarımız her gün Boğaz’a bakıyor ama Paris’in Eyfel’ini, New York’un gökdelenlerini çiziyordu. Çok şaşırmıştım; bütün bunlar beni düşünmeye sevk etti.


BESMELE YAZDIM, MUSEVİLER ALDI

∂ Ne yaptınız peki?
Daha üniversitede okurken lokal olmayan bir şeyin evrensel olamayacağını gördüm. Camiler, kubbeler, Boğaz, Osmanlı ve Roma efsanelerinden ilham aldım. Göğsümü gere gere gelenekten beslenerek sanatımı yaptım. Sonra yaptığıma “Yeni Muhafazakârlık” dedim ve bir manifesto olarak yayınladım. Bunun Batı’da bir karşılığı oldu. Nar çizip üzerine besmele yazdım. Benzer tabloları dindarlardan çok Museviler ve Amerikalılar satın aldı.

∂ Gelinen noktada artık geleneksel dünya, çağdaş sanatın içerisinde ötekileştirilmeden var olabiliyor mu?
Bugün biraz da politikayla irtibatlı olarak bazı çağdaş sanatçılar eserlerinde hat ve çini kullanıyorlar. Hâlbuki bazıları hayatında hiç yapmış değiller. Bu da bir moda oldu, maksadını aşmaya başladı. Ötekileştirme ise insanın olduğu her yerde bir şekilde devam ediyor ama sanki biraz dengelenmeye başladı.

∂ Peki hâlâ odaklanmak istediğiniz bir sanat tekniği var mı?
Sinemayı sanatsal olarak kullanmak isterdim. Kendi hikâyemi, sanatsal bir tarzda, tamamı bir tablo gibi, film yapmak isterim. Çünkü etki gücü kuvvetli.

PANDEMİ AKILLARI BAŞA GETİRDİ
Acar “Pandemi sanat dünyası için ne gibi değişimlere yol açtı?” sorumu şöyle cevaplıyor: Pandemiden önce sanat camiası şaha kalkmıştı. Eserler çok yüksek fiyatlara satılmaya başlanmıştı. Sanatçılar da bu amaca şartlanıyordu. Fazla materyalist bir dünyaya kayış vardı. İyi oldu demeyeceğim ama pandemi biraz sanatçının aklını başına getirdi. Fakat diğer taraftan genç sanatçıların bütün kaynakları kesildi. Başlangıçta durumlar kötüydü ama bu sıkıntılı hâl ileride çok pozitif bir duruma evrilecektir.

KÖYLÜ ÇOCUĞUYUM
∂ İsmail Acar “Size sosyete ressamı diyenler oluyor. Bu tabir sizi rahatsız ediyor mu?” soruma şu cevabı veriyor: Benim sadece Türk sosyetesinden değil dünya sosyetesinden de çok arkadaşım var. Ancak ben bunun için özel bir çaba içerisinde olmadım; şartlar beni oraya götürdü. Rençper denilen köylü bir aileden geliyorum.

Etem Çalışkan: Hitler ressam kalsa milyonlar ölmezdi Etem Çalışkan: Hitler ressam kalsa milyonlar ölmezdi Sanatın önemine değinen Etem Çalışkan “Malumunuz Hitler de resim yapıyordu. Eğer Hitler ressam olarak kalsaydı, belki de II. Dünya Savaşı yaşanmayacaktı” diyor.