MURAT ÖZTEKİN

Kullanılmayan denim pantolonlar, düğmeler, tekstil atıkları ve niceleri… Çöpe gidecek ve çevreye zarar verebilecek malzemelerin hepsi, sanatçı Deniz Sağdıç’ın ellerinde sanata “geri dönüşüyor”… Asla boya kullanmayan ve “Bu benim savaşım” diyen Sağdıç, mavinin binbir tonunda eserler üretiyor; zaman zaman diğer atıkları da atölyesine misafir ediyor. Biz de kendisine kulak veriyoruz…

KENDİMDEN YOLA ÇIKTIM

Tabiatla barışık, yeniden dönüşüme katkı sunan sanat anlayışı son zamanlarda oldukça popüler. Sizi kullanılmış malzemelerle sanat yapmaya iten şey neydi?
Yaklaşık yirmi senedir sanat yapıyorum. Son sekiz senedir ise tüketim çılgınlığı, ileri dönüşüm ve geri dönüşüm gibi konulara kafa patlatmaktayım. İlk olarak kendimden yola çıktım. Dolabımı açtığımda sekiz on adet kot diye bildiğimiz kullanılmayan denim pantolon vardı. Bunları çoğu kişinin yaptığı gibi atacaktım. Fakat durup “Acaba bunlar benim renk paletim olabilir mi?” diye düşündüm ve yola çıktım.

Yola çıktıktan sonra size ne gibi kapılar açıldı?
Çok fazla materyalin çöplerin kenarlarında olduğunu fark ettim. Öte yandan üretilen kıyafetlerin yüzde sekiz kadarının, defolu olarak atık kumaşa dönüştüğünü öğrendim. Böylece bu konuya daha fazla eğilmem gerektiğini anladım. Etrafımdaki insanlardan giyilmeyen kıyafetler toplayıp eserler üretmeye başlayınca farklı firmalardan denimler ve başka tekstil malzemeleri geldi. Nihayetinde pet şişe kapaklarından karton kutulara, alüminyum parçalardan devre kartlarına kadar atık olan, insanların vazgeçtiği her şey benim renk paletimi oluşturdu.

Peki, bu sıra dışı malzemelerle bir eser meydana getirme safhanız nasıl gelişiyor?
Onlara bakıp, nasıl bir hikâyeleri olduğunu düşünüyorum. Aslında ne yapmam gerektiğini bana nesneler fısıldıyor. Her biri kendi hikâyesini yazıyor. Sonra dışarıda rastladığım, internette gördüğüm ya da konuştuğum bir insanın portresini seçiyorum ve çalışıyorum.

ATÖLYEME BOYA SOKMUYORUM

Boyasız yapmakta zorlandığınız çalışmalar olmuyor mu?
Zaten bu benim kendimle savaşım. Bir nesne neyse onu olduğu gibi parçalayarak kullanmaya çalışıyorum. Asla boya gibi şeyleri atölyeme sokmuyorum. Aslında bize dünyada o kadar çok renk skalası sunuluyor ki… Sadece bunu görebilmek gerekiyor.

Geri ve ileri dönüşümle sanatta varmak istediğiniz nokta nedir?
O kadar çabuk beğeniyoruz ve o kadar çabuk vazgeçiyor ki… Ama her şeyden çabuk vazgeçmek, tabiata en çok zarar veren eylem. Benim asıl yapmaya çalıştığım şey ise bir fikir inşa etmek… Elimden geldiğince kullandığım bir nesneden vazgeçmemeye çalışıyorum. Herkesin de bunu yapabileceğini göstermek istiyorum.

Peki, niçin bu kadar çok portrelere odaklanıyorsunuz. Mesela denimlerle soyut eserler üretemez misiniz?
Porte yapmanın sebebi; insanı insana anlatmamın insandan geçtiğini düşünmem. İletişim göz temasından geçiyor ve benim bütün portrelerimde, eserler seyirciye bakıyor.

DENİMLER BANA SERBESTLİK VERİYOR

Denim kullanmanın eserlere orijinallik kazandırdığı malum… Bunun dışında denimler sanata ne katıyor?
Denim beni boyadan, yani sınırları olan tüketim nesnesinden kurtardı. Kumaş, doku ve hacim vererek sanatıma özgürlük sağladı. Böylece başka nesneleri de keşfetme şansım oldu. Şimdi artık diyorum ki: Bana ne getirirseniz getirin, onu bir sanat eserine dönüştürebilirim. Bence denimler dünyanın en demokratik nesneleri; bütün bakış açılarını nötrlüyor.

Ama denim pantolonlar, birçok çevre felaketiyle özdeşleştiriliyor. Bu noktadan bakınca bir sanatçı olarak rahatsızlık duymuyor musunuz?
Bu tekniğe başlarken ben de böyle düşünüyordum. Ama şu an bütün dünyada bir standart üretim mekanizması kuruldu. Gezdiğim fabrikalarda gördüğüm kadarıyla artık lazer teknolojileri ile eskitme yapılıyor ve su tüketimine dikkat ediliyor. İşin böyle olmadığını görmek beni rahatlattı. Ama aksi elbette vardır.

SANATI MANASIZLAŞTIRDILAR

Sanatını bir müddettir galerilerde değil, halkla iç içe sürdürdüğünü ifade eden Deniz Sağdıç, şunları söylüyor: Sanatı farklı anlamlandıran insanlar topluluğu, bana gerçekçi gelmiyor. Tarih boyunca hayatın her an içerisinde olan sanat, insanların idrak edemeyeceği bir noktaya geldi ve anlamsızlaştı. Ben buna karşı çıkıyorum. Bir kütüğü koyup, bunu sayfalarca metin ve bambaşka hikâyeyle anlatırsanız, insanları sanattan uzaklaştırırsınız.