İRFAN ÖZFATURA

Benzin ve plastik kokan küçücük bir tayyare ile çıkmıştık yola. Koltuk araları bunaltacak kadar dar bir Tupolev’di, uzun süre alçaktan uçup yükselebildi, anlaşılan bavul tacirleri sıkı yüklenmişlerdi bagaja.
Küçük bir hava alanında yakıt ikmali yapıp devam ettik, gecenin bir vakti indik Ufa’ya. Yer gök buz, sanki Sibirya. Kaşlarınız, bıyıklarınız donuyor. Ertesi gün şehri gezdik, Belaya’ya (Ak Irmak) bakan bir tepede devasa bir heykel. Öyle böyle değil, apartman boyunda. Sordum “Kim bu?”, “Nasıl bilmezsin” dediler, “Salavat Yulay.”
Bilmiyordum. “Ha bu o mu” deyip vermedim bozuntuya.
Neyse döndük geldik, diaları yıkamaya verdik. Rahmetli Kemal Çapraz da kendi makarasının peşinde, mandalın birini söktü, “Aaa bu Salavat” dedi, “Kim gitti Ufa’ya?”
Oturduk, Salavat’ı anlattı bana.

DAĞ, NEHİR, OVA
Efendim Başkurtlar Volga ile Ural Dağları arasında yaşar. Yer yer bozkır, yer yer orman. Ihlamur çok, bu yüzden balları dünya çapında. Bizim bildiğimiz ballar gibi sarı ve sıvı değil, krem renginde ve krem kıvamında. Girdiği yarışmalarda ikinci olmamış daha.
Başkurtlar dört milyon civarında. Sayımı Ruslar yaptığına göre kesin daha fazla.
Değişik bir Türkçeleri var, üç beş gün kalınca kelimeler aşina geliyor kulağınıza. Altın Orda sayesinde İslam’la tanışmış, seve seve aramıza katılmışlar (12 yy.) Hanefi Maturidiler, tasavvufa meyilleri var.
O yıllarda Rus Knezi Yaroslav, Altın Orda’ya bağlı. Verir vergisini, oturur paşa paşa.
Ancak Timur Han, Toktamış Han’ı önce Kondurca’da (1391) sonra Terek’te (1395) yener devlet sarsıntı yaşar. Bir darbe de Kırım Hanı Mengli Giray’dan alınca elleri düşer iki yana. Moskova Knezi III. İvan cesarete gelir,  ilk defa Altın Orda karşısına çıkar. Bu savaşı kazanır ve o hızla Kafkas Hanlıklarına saldırmaya başlar. İşgal, ilhak, yağma...
Ömür boyu askere alma, hadsiz vergi, ibadete baskı, mala mülke el koyma. Türkleri asimile etmeye çalışır, şeytanın aklına gelmeyecek planlarla.

ÇARDAN DOST...
Bölgenin en güçlü şehri Kazan. Tatarlar zaman zaman Moskova’yı sıkıştırırlar hatta. Ancak mirzalar birbirleriyle uğraşır, güçsüz kalırlar.
Süyum Bike zarif, kibar, hatırnaz bir melikedir, hainlerden hesap soramaz. Harp darp prenseslere göre değildir, asker başında bahadır ister, yoksa...
Çar Korkunç İvan fırsatı kaçırmaz, büyük bir orduyla gelir. İngiliz istihkâmcılar lağımla surları patlatırlar. Açılan gedikten oluk oluk katil akar.
Kazan’daki 536 camiden, 418’ini yıkar, sütunları, mermerleri götürür, Moskova’daki kiliselerde kullanırlar, Hanbike’nin akıbeti hazin olur, esir alır, Moskova’ya yollarlar. Oğlunu vaftiz edip Ruslaştırmak isterler ama çocuk hastalanıp ölür. Bu sevinci yaşatmaz onlara.
Ardından Astrahan’ı boyunduruğa alırlar. Bir bakmışsın Volga, İdil, Ural havzasına ulaşmışlar,  iki adım ötesi Hazar.
Sonra döner Sibirya Hanlığı’na yüklenirler, ardından Türkistan’ı bunaltırlar. Yesi, Hive derken Buhara. Bir yandan kaleler kurar bir yandan göçmen taşırlar. Türk’ün dilini, töresini, alfabesini değiştirir, devşirmeye çalışırlar.

SIRA BAŞKURTLARDA
Kazan düşünce sıra Başkurtlara gelir. Güzelim Türk yurdunda Moskof, ferman okutmaya başlar (1557).
Eskiden Türkistan’da ilim vardır. Hakanlar, aksakallara danışırlar. Hanlar lalasız kalınca ufak pencerelerden bakar, büyük resmi okuyamazlar.
Başkurtlar savaşçıdır, iyi ata biner, attıklarını vururlar. Ruslar onları hoyratça kullanır, cenge cidale yollar. Koş oraya, koş buraya, biteviye angarya, sanki uşakları var.
Kardeşlerimiz her 20 senede bir kıyama kalkar. Kırılırlar, bir daha...
Yegefet Batır ayaklanmasını “Kusem Akay-Aldar Tarhan”, “Karasakal-Baybulat” ve “Batırşa” isyanı izler. Hepsi de kanla bastırılır.

BIÇAK  KEMİĞE DAYANINCA
Salavat Yulay Orenburg’un Tekey köyünde doğan bir Başkurttur (1754). Babası Yulay Aznalin, Şeytan-Közey oymağının lideridir, nispeten varidatlı ve imtiyazlıdırlar.
Temmuz 1768... Bir grup Leh muhalif, Rus birlikleri tarafından takip edilince Osmanlı topraklarına sığınırlar. Ruslar hududu aşar, yakar yıkar Osmanlı da Rusya’ya savaş açar. Rus birlikleri zor durumda kalır. Takviye olarak Yulay Aznalin’i yollarlar, Yulay yanına aldığı üç bin Başkurt süvarisi ile Polonya’ya girer, savaşın seyri değişir bir anda. (Osmanlının da Lehleri arkaladığını biliyor muydu acaba?)
Ruslar bu hizmetten ziyadesi ile memnun kalır, Orenburg’da köyler araziler verirler ona. Türk’ün yurdunu Türk’e bağışlar, ihsanda bulunurlar güya. Oğlu Salavat’ı da subay yapar, rütbeler takarlar omzuna.
Derken Rus madenciler tapulu arazilerine çöker, fikrini bile sormadan fabrika kurarlar. Yulay, sanayici Yakov Tverdyshev aleyhine dava açsa da bir Rus, Türk’e karşı kaybetmez asla.

PUGAÇEV’İN ARDINA
O günlerde Yemelyan Pugaçev adlı bir Kosak, ayaklanma başlatır (1773). Başkurtlar da katılır, Yayık havalisinde toprak baronlarına ve rejime kafa tutarlar. Rus köylüleri ve fabrika işçileri de gelir yanlarına.
Ufa Valisi, Salavat Yulayev’i çağırır. “Git dağıt şunları! Kesinlikle acıma!”
Salavat 1.200 atlısıyla bölgeye gelir. Berdi köyündeki Berdek Kalesi’ne yerleşir. Vali operasyon beklerken “Benim yerim halkımın yanı” der, isyancılara katılır. Hatta civar eşrafa da mektuplar yazar, ayaklanmayı yayar. Krasnoufimsk Kalesi’ni zapt eder, Çelyabinsk Kalesi’ndekiler burnunu çıkaramaz olurlar. Kanzafar Usay’ın birlikleri de dâhil olunca iyice güçlenir, fabrikaları kuşatırlar. Çar, isyanın bu kadar yayılacağını tahmin etmemiştir. Meşhur General Aleksandr Bibikov’u yollar. Düzenli ordunun topları vardır, önce başarı sağlasa da General ölür, müdahale yarım kalır. Ruslar çekilir, direniş şiddetlenir. Bunun üzerine havaliye gelen General Michelson Çariçin, isyan lideri Pugaçev’i yakalar. Moskova’ya götürüp asarlar.
Salavat Yulay’a parlak vaadlerde bulunurlar, teslime yanaşmaz. İyi de gâvur bitesi değildir, kır kır nereye kadar? Neticede Ruslar onu ve babasını düşürürler tuzağa (25 Kasım 1774).
Salavat’ın burnunu keser, alnını kızgın demirle dağlar, götürüp Baltık kıyısındaki Rogervik (Estonya’nın Paldisky) zindanına kapatırlar.
Salavat, içeride kendini zikre ve şiire verir, mısraları da oku gibidir, hedeften şaşmaz. Yirmi beş sene işkence gördükten sonra şehit olur ve kara haber ulaşır yurduna.

ÇEVİR KAZI YANMASIN
O günlerde çocuklara Salavat adı koymak yasaklanır. Yayık Nehri’nin adını Volga, Yayık havzasını da Ural yaparlar.
II. Katerina devlet terörünü nispeten yumuşatır, cami ve medrese yapmalarına karışmaz “Orenburg Ulema Meclisini” kurarak bir parmak bal çalar Müslümanların ağzına.
Çünkü iplerin koptuğunu görmüştür, zemin kaymaktadır altlarından.
Baskı ve zulüm yine artacak, Başkurtlar başkaldıracaktır tekrar. Hanedan, Şubat 1917’de yıkılır, bu sefer kızıl çarlar oturur koltuğa.
Komünistler propagandayı bilir, Salavat’ı kahramanlaştırırlar. Sözüm toprak ağalarına karşı dövüşmüştür de filan. Şiirler, destanlar, piyesler, filmler, romanlar... Hatta Salavat’ın 250. doğum gününü (2004) resmî törenlerle kutlar. Kasaba ve caddelere ismini verir, müzesini açar ve o heykeli dikerler Ufa’ya.
Hâlbuki Lenin ve Stalin’in Türklere yaptığını...
Mevcut iktidar da onların yolunda.
(Bkz. Kırım. Şekil 1/A)

PETRO’DAN SONRA...
I. Petro tehlikeli bir çardır, Rusya’yı bir dünya devleti yapabilmek için her yolu dener. Para gerektikçe halkın ümüğünü sıkar. Ev, arazi vergisi yerine kafa saydırtır. Bebelerden, dedelerden haraç aldırtır. Bırakın sağlık, imar ve eğitimi, adalet yoktur, hâkimler hâkim zümreye yaranırlar. Türklerin yanı sıra Don Kosaklarının da sabrı taşar. İvan İsayeviç Bolotnikov (1607), Stenko Rasin (1670) silaha sarılırlar. Bilahare Kondrati Bulavin, fitili yakar (1707).
Çarlık “Bunlar niye isyan ediyor acaba” diye sormaz, aksine baskıyı artırır, tuz basar yaraya. III. Petro zevk düşkününün tekidir. Prusya ile anlaşır, barış imzalar. Askerî harcamaları azaltır. Balolor tertipler; içkiler, orkestralar... Aristokratlara görülmemiş imtiyazlar verir, buna rağmen bir saray darbesiyle devrilir; yerine II. Katerina...