BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > EYVAH! Çocuğum okula başlıyor

EYVAH! Çocuğum okula başlıyor

Ailelere büyük görevler düştüğünü söyleyen eğitimciler, “Çocuğunuza okul konusunda pozitif fikirler yükleyin. İlk izlenimlerin olumlu olması onların gözlerindeki kaygı ve endişeyi yok eder” ifadelerini kullandı.



HAFTAYI BEKLEYİN Önümüzdeki hafta ebeveynlerin negatif duygularının öğrencinin eğitim hayatına etkileri ve ebeveynlerin aşması gereken endişe ve kaygılarını ele alacağız. Böylelikle, aslında okulun hayatınıza yeni stresler değil yeni heyecan ve mutluluklar katacağını keşfedeceğiz. Çocuğun toplumsallaşma sürecinin en önemli basamağıdır okul. Şimdiye kadar hep aile bireyleri ve ailenin yakınları ile geçirilen ömrüne yeni bir sayfa açılacaktır. Bu açılan sayfa ile beyaz sayfanın boşluğunu dolduracak olan minik yüreklerin korkuları, heyecanları, alışma dönemleri; sırtlarına yükledikleri kocaman çantalarla, ağır ama heyecanlı adımlarla ve öğretmenlerinin ilk bakışı atmalarıyla başlar. Okul kelimesi geçtiğinde çocuğunuzun gözlerinin içine bakın, o pırıltılı heyecanın yanında kaygı, endişe ve korku yıldızları parlayıp sönüyorsa yazıyı okumaya devam edin. KOLAYLIKLA AŞILABİLİR Çoğu çocuk için sancılı bir süreç olan okula başlama dönemi; aile, aile efradı ve öğretmenin de antibiyotik rolü üstlenmesi ile kolaylıkla aşılabilecek bir dönemdir aslında. İlk defa kendi güvenli, eğlenceli ve alışıldık ortamından ayrılıp tekil bir birey hâlini alacağı kurallı sosyal bir ortama girecektir. Dolayısıyla çocuğun ilk zamanlar huzursuz, uyumsuz ve hırçın olması normaldir. Bu noktada en önemlisi şefkat, sabır ve sevgiyle çocuğunuza yeni ortamın ona getirecekleri hakkında sevecen bilgiler vermektir. Unutmayın ki okul hakkında çocuğunuzun sahip olacağı olumlu veya olumsuz izlenimler kolay kolay silinmeyecektir. Dolayısıyla okul hakkında ne kadar pozitif hisler beslerse ortama adapte olması da o kadar çabuk olacaktır. Okula alışmasını sağlamak adına bir diğer faaliyet de öğretmeniyle işbirliği yapmaktır. Bu süreçte, öğretmenine çocuğunuz hakkında bilmesi gereken her türlü bilgiyi vermek, çocuğunuzun yararına olacaktır. Okula başlayan çocuğun edinmesi gereken sorumlulukları ve disiplini, öğretmeninden öğrenmelisiniz. Böylelikle okul ile ev ortamı arasında senkronize/paralel bir ortam geliştirip çocuğunuzun okul başarısını artırmasına da yardımcı olmuş olursunuz. Sınıfta ailesini ARAYABiLiR Çocuğunuz, okulla tanıştığı ilk haftalarda kendini güvensiz hissedebilir. Bu sebeple yanında aile resmini veya oyuncaklarından birini götürmek isteyebilir. Buna anlayış göstermekte fayda var. Yine ilk zamanlarda yemek yeme, giyinme, defterlerini düzenleme gibi konularda sıkıntı yaşayabilir ve kendini yetersiz hissedebilir. Bu durumda evde bu yeteneklerini geliştirecek şekilde sevgi ve sabırla çeşitli uygulamalar yapabilirsiniz. Kendine güvenmesini sağlayacak birkaç övücü cümle kurmayı da ihmal etmeyiniz. Eğer çocuğunuzu disiplinli ve kurallı bir aile ortamında yetiştirdiyseniz şanslısınız. Ortama daha çabuk uyum sağlayacaktır. Lakin çocuğunuz disiplinden uzak ve kurallarında dengesizlik olan bir ortamda yetişmişse yeni kurallara bağlanmakta zorluk çekecektir. Her iki durumda da ailenin tüm bireyleri buna “Bugün de gitmeyiversin canım!” diyen büyükanneler de dâhil kararlı, tutarlı, dürüst ve net tavır sergilemelidir. Çocuğunuzun okula alışmasını sağlamak adına yapılabilecekler bu yazılanlarla sınırlı değil. Çocuğunuzla birlikte sizin de yeniden okullu olacağınızı düşünürsek, sizlerin de çocuğunuz adına beslediğiniz kaygıları yenmeniz gereklidir. PENCERELER Utku Öztürk / Emre Erdoğan utku.ozturk@ihlaskoleji.com “Tweetçi” PopStarAjdarr Justin Bieber’ın “never say never” şarkısından esinlenerek, “nevar şey nevar” şarkısını yapmayı düşünüyorum... beyinsiz_adam Eskiden filozof olmak kolaymış. Lafın basitliğine bak: “Düşünüyorum o halde varım.” Bugün Descartes bunu twitterda yazsaydı tek Retweet almazdı. kararidvan Sınıfta: 2+2= ? Ev ödevi: 72x5-8= ? Sınavda: 522(2x?y)+982,523 resulertas Tehlikenin farkında mısınız? 18.457.185 tatil fotoğrafı facebooka yüklenmek üzere yola çıktı. erdilyasaroglu Bu hafta Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma, toplu sendromunu yaşadık. AsafVodvil “İncir Reçeli”nin bugünlerde bu kadar konuşulduğunu annem duysaydı, “ben yapsam, yemezsin ama...” diyerekten beni azarlardı kesin. yunusgunce doğada hiçbir canlı, başka bi canlıyı, bi kadının başka bi kadını “süzdüğü” gibi süzemez. istiklalAkarsu Antalya’da sokak köpeği bir kadını tecavüzden kurtarmış. Sonra da açıklama yapmış: Şimdi o tecavüz eden insan ben de hayvanım di mi, peki. OrhanGunesh Bilinmeyen bir numarayı aramak 5dk’sı 0,50TL; mesaj atıp “kimsin?” demek 0,46TL; 11880’i aramak 3,50TL.. Saflık paha biçilemez.. Kramponnet Galatasaray Sercan Yıldırım ile transfer görüşmelerine başladığını Reina ve Sortie’ye bildirdi. tekerleklibavul Uyandıktan sonra ruhun en az bir saat daha uyuduğunu düşünüyorum. Sadece beden hareketler yapıyor aylak aylak. iceridekiadam Twitter’ın en güzel yanlarından bi tanesi; henüz akrabaların gelmemiş olmasıdır. musmulafaruk Çeyrek altın 180TL, benzinin litresi 4,42TL olmuş. Çeyrek altın takacağın arkadaşının düğün konvoyuna arabanla katılmak paha biçilemez musmulafaruk Amerikan Tıraşı: Batının iyi yanları alalım üstler uzun kalsın. istiklalAkarsu Bu twiti RT eden 1., 50. ve 100. kişiler size hediye yok, ama 39.’ya döner+ayran hediye. LÜGATİ’T UYDURUKÇA Bin yıllık Türk-İslam tarihinde aşağıdaki uydurukça kelimelerin hiçbiri yoktu. UYDURUKÇA X TÜRKÇE Olanak X İmkân Olanaklı X Mümkün Görkem X İhtişam Evrensel X Cihanşümûl Oran X Nisbet KALEMİN YAZDIKLARI Para ile insan ilişkisi aynen şöyledir: İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın. [Goethe] HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY -GREYFURT- Greyfurt, İngilizce “grapefruit” kelimesinden gelir ve “altıntop” anlamındadır. Bu anlamını hayli karşılıyor aslında. Altın gibi sürekli bir değer yükselişinde olmasa da çok değerli bir meyve greyfurt. > Antikanser: Son zamanlarda yapılan araştırmalarda, greyfurdun lycopene ve liminoids maddelerini içerdiği ve bu maddelerin de birçok kanser türüne karşı koruyucu vasıfta olduğu kanıtlanmıştır. > Çok kıymetsiz (!) bir meyve: 1 adet greyfurt aşağı yukarı 80 miligram C vitamini içerir. Bu miktarda C vitamini ile greyfurt, diş eti kanaması çekenlere şifa olur ve bu sıkıntıyı ciddi nispette azaltır. Yine içerdiği C vitaminiyle akne tedavisinde etkilidir ve sivilce oluşumunu azaltır. Vücutta oluşan yaranın iyileşmesini hızlandırır, sindirim sistemini dengeler, kabızlığa iyi gelir, nikotinin vücuttan atılmasına da yardımcı olur. > Aman dikkat: Bazı ilaçları kullanan kişilerin greyfurt tüketmeleri sakıncalıdır. Özellikle kolesterol ilaçlarını, alerji ilaçlarını, antidepresan ve antihipertansiferi kullanan hastaların buna dikkat etmelerinde yarar var. Greyfurt, karaciğerimizdeki sitokrom p450 denilen enzimi işlevsiz hâle getirir. Bu enzimin normaldeki vazifesi ise karaciğer ve bağırsakta, dışarıdan aldığımız ilaçları zararsız hâle getirerek vücuttan atmasıdır. BİLİYOR MUYDUNUZ? 600 yıl boyunca 3 kıtada hüküm süren ecdadımız, hükmettiği hiçbir memlekette sömürge hareketlerinde bulunmamıştır. Buna Macaristan İlimler Akademisi tarafından yayımlanan belge çok güzel bir vesikadır. Bu belgede, Osmanlı Devleti’nin Macaristan’a hâkim olduğu devirlerde, Macar halkından yıllık 21 milyon akçe vergi toplayıp aynı zamanda da Macaristan’a 21 milyon akçelik yatırım yaptığı yazılıdır. Herhalde bu küçük örnek dahi, Osmanlı Devleti’nin “emperyalist” bir devlet anlayışının olmadığının kanıtıdır. PAYLAŞIM MERKEZİ Tuhaf Fobiler Geçen haftaki en garip fobilerin ilk beşiyle devam ediyoruz: 5-Akustikofobi/Melofobi: Akustikten anlaşılacağı üzere müzik fobisidir. Melofobikler müzik duymaktan veya müziğin bir parçası olmaktan korkarlar. Bu arada, bazı deneylerde müziğin aslında “ruhun gıdası” olmadığı, beyni uyuşturduğu kanıtlanmıştır. Melofobinin kökünde bu da yatıyor olabilir. 4- Çimmefobi/Ablütofobi: Kişinin yıkanmaktan korkmasıdır. Bu kişiler sadece yıkanmaktan değil, suyun kendisinden, temizlenmekten, suyla ilgili her şeyden çekinirler. 3-Zamanfobi/Kronofobi: Zamanın geçmesi veya daha genel anlamıyla “zamanın kendisinden” korkmaktır. 2- Fobofobi: İsminden de anlaşılacağı gibi “herhangi bir fobi sahibi olma” fobisidir. Kişi, hiç fobisi olmadığını düşünür ve bir gün fobi sahibi olabileceğinden korkar (Aslında bu onun fobisidir.) 1- Pantofobi: Her şeyden korkmaktır. Bazı araştırmalarda bu fobi, kişinin “ne olduğu belirsiz bir varlıktan mütemadiyen korkmak” olarak da geçmektedir. Etkiliyorum İbrahim Cebeci icebeci@ihlaskoleji.com Huzursuzluk evleri Milletçe, asırlar önce huzurun ve mutluluğun kaynağını aile olarak belirlemişiz; bu müesseseyi kurmak, korumak için de çok büyük emek sarf ediyorduk. Fakat huzur ve mutluluk bazılarını rahatsız mı etti ne, bir anda ailelerin temeline dinamit koyulmaya başlandı. “Seviyeli bir ilişkimiz var” seviyesizliğine düşenler mi dersiniz, alkol-uyuşturucu batağına batanlar mı dersiniz, intihar edenler mi dersiniz, anasını-babasını kesenler mi dersiniz, bebeklerini cami avlularına veya karakolların civarına bırakanlar mı dersiniz... Ne derseniz deyin sonuç hep, ailelerin dağılmasına, o da büyük bir huzursuzluğa sebebiyet veriyor. Ailelerin temel taşı, en kıymetli varlıklarımız, anne ve babalarımız... Dünyaya gelmemize, büyümemize; iş ve eş, dolayısıyla aile sahibi olup adam olmamıza vesile olan kıymetli insanlar... Günümüzde ise onları bir eşya gibi düşünüp sanki onlara bir son kullanma tarihi belirleyip vakit gelince huzursuzluk evlerine göndermek! Anne ve babamızın boyunlarına sarılarak, “Dünyanın en değerli varlığına...” notuyla hediyeler verip iltifatlar yağdırmak... Para kazanarak, iş sahibi olup onları sevindirmek... Böylece onlara değer verdiğimizi hissettirmek... Veeeeee, onları hiç ama hiç lâyık olmadıkları yere göndererek insanlığımızın icabını (!) yerine getirmek... “Seni saraylarda yaşatacağım!” hayallerinin; seni en lüks, en güzel, en manzaralı huzurevlerinde yaşatacağım hayal kırıklıklarına dönüştürmek... Netice-i kelam: “Yazıklar olsun!” yaftasına ömür boyu maruz kalmak... Vefasız evlatlar! Kendimize gelelim. Kendimiz için reva görülmesini istemediğimiz hayatı, “Dünyanın en değerli varlıklarına” reva görmeyelim. Huzurlu bir hayat yaşamak istiyorsak huzurevi adı verilen huzursuzluk evlerini, bizim için yüreklerini yufkaya çeviren merhamet abidesi fedakâr insanların açık mezarı hâline getirmeyelim. Hayatta ölüm acısını bir kere tadacak olan insanları huzursuzluk evlerinde her gün öldürmeyelim. Oraları sadece kimsesi olmayan yaşlılar için idame edelim. Sadece bayramlarda hatırladığımız huzur evlerindeki huzursuz ve mutsuz insanları son bir kez ziyaret ederek son ziyaretimizde onlara asıl bayramı yaşatalım. Onları, hayalini kurdukları sıcak yuvamıza götürerek onlara bizzat kendimiz hizmet edelim. Kolay mı? Onların bizi büyütüp bugünlere getirmesi belki çok zor oldu; fakat bizlerin onlara bakması o kadar zor değil! Onlara kan kusturup “Kızılcık şerbeti içtim!” dedirtmeyelim.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT