Hindistan’da yetişen İslam âlimlerinin büyüklerinden. Babası, Şemseddin Muhammed’dir. 988 (m. 1580) tarihinde Siyalkut’ta doğdu. İmam-ı Rabbanî hazretlerinin sınıf arkadaşı, talebesi ve müridi idi. Hocaları, Mevlana Kemaleddin-i Keşmirî Hindistan’ın büyük Hanefî âlimidir. Fıkıh, kelam ve daha birçok ilimde çok yükseldi. İmam-ı Rabbanî hazretleri ile Kemaleddin-i Keşmirî’nin derslerinde bulundu. 1067 (m. 1657) senesi Rebiulevvel ayının onikinci günü, Hindistan’ın Siyalkut şehrinde vefat etti.
Hulasatü’l-eser kitabının sahibi buyuruyor ki:
“Mevlana Abdülhakim-i Siyalkutî, Hindistan’ın allamesi ve bütün ilimlerde imam idi. Bu beldede, ilimde müşkülü olanların tercümanı idi. Âlimlerin en büyüklerinden ve onların seçilmişlerinden olduğu herkesçe bilinirdi. İtikatta sırat-ı müstakim üzere olup dosdoğru olan yolda idi. İnsanları daima Hakk’a davet eder, din-i İslam’ı sultanlara, emirlere açıkça tebliğ etmekten hiç çekinmezdi. Hint Sultanı Harem Şah Cihan zamanında, âlimlerin reisi oldu. Sultan, onun reyine, fetvasına başvurmadan hiçbir konuda karar vermezdi. Zamanındaki Hint âlimlerinden hiçbir kimse, ilimde onun yükseldiği dereceye varamadı. Bütün faziletleri, üstünlükleri kendinde toplamış, nihayete ulaşmıştı. Her ilimde mütehassıs ve zamanının bir tanesiydi. Gençliğinde ve yaşlılığında ilim öğrenmeye ve fetva vermeye devam etti. İlimdeki ince meseleleri hemen hâllederdi. İlmin her şubesinde derin hakikatlere vâkıftı. Sayısız eser telif etti. Tefsir-i Beydavî’den, Bakara suresinin bir kısmına yaptığı haşiyeyi görüp mütalaa etmiştim. Onda ince ve derin bahisler vardı. Bundan başka eserleri de vardır. Onun üstünlüğü bildirdiklerimizden daha çok olup her yerde meşhur olmuştu.”
Mevlana Abdülhakim-i Siyalkutî, İmam-ı Rabbanî hazretlerine çok tazim ve hürmet ederdi. İnkar edenlerle çok mücadele ederdi. Ona yazdığı mektuplarında “Müceddid-i elf-i sani” diye hitap ederdi. Ona bu ismi evvel söyleyen budur dediler. İnkar edenlere karşı; “Büyüklerin sözlerine, maksatlarını anlamadan itiraz etmek cahilliktir. Böylelerin sonu felakettir, ilim ve feyiz kaynağı, irfan menbaı üstad Ahmed’in sözlerini reddetmek, bilmemezlik ve anlamamazlıktandır.” buyururdu.
İmam-ı Rabbanî hazretlerinin yüksek talebelerinden Muhammed Haşim-i Keşmî, Zübdetü’l-makamat adındaki kitabında şöyle anlatıyor:
“Bir zamanlar kalbimden şöyle geçmişti. Eğer Allahü teala, bu asrın âlimlerinin en büyüklerinden birine, Hazreti İmam’ın (yani İmam-ı Rabbanî’nin) ‘Müceddid-i elf-i sani’ yani ikinci bin yılının kuvvetlendiricisi olduğunu bildirse, bu mânâ tamamen kuvvetlenirdi. Birgün, bu düşünce ile Hazreti İmam’ın huzuruna gittim. Bu fakire (yani Muhammed Haşim Keşmî’ye) hitap ederek buyurdular ki: ‘Birçok kıymetli kitaplar yazan, aklî ve naklî ilimlerde Hindistan’da bir eşi bulunmayan Abdülhakim-i Siyalkutî’den mektup aldım.’ Bunu söyleyip tebessüm ettiler ve devamla buyurdular ki: ‘Mektuplarının bir yerinde bu fakiri methedip; “Müceddid-i elf-i sani” diye yazıyor.’”
Mevlana Abdülhakim bir gece rüyada, Hazreti İmam’ın kendisine; “Ey Resulüm! Sen, Allah de! Sonra onları kendi oyunlarına bırak!” (En’am suresi: 91) ayet-i kerimesini okuduğumu görmüştü. Bu rüyayı gördükten hemen sonra Hazreti İmam’ın huzurlarına gelip onların yoluna bağlandı. Hakiki ve ihlas sahibi talebelerinden oldu. Huzurlarına gelmeden evvel; “Ben, Hazreti İmam’ın üveysîsiyim.” diye söylerdi. Yani onların ruhaniyetleri beni terbiye ediyor derdi. Abdülhakim-i Siyalkutî de bu hadiseyi bizzat kendisi şöyle anlatır:
“İmam-ı Rabbanî hazretlerini eskiden bilirdim ve severdim. Fakat kendisine bağlanıp talebesi olmamıştım. Bir gece rüyamda, En’am suresinin 91. ayet-i kerimesini okuyup kalbime teveccüh eyledi. O anda kalbim zikretmeye (yani Allah, Allah demeye) başladı. Uzun zaman böyle zikrederek, çok şeyler hâsıl oldu. Üveysî olarak onların bâtınından feyiz aldım. Ben, Ahmed’in (yani İmam-ı Rabbanî’nin) üveysîsiyim. Sonra sohbetlerine de kavuştum.”
Eserleri:
Abdülhakim-i Siyalkutî çeşitli ilim dallarında eserler yazdı. Eserlerinden bazıları şunlardır:
1 Haşiye ala Tefsiri’l-Beydavî: İstanbul’da 1270’te basılmıştır.
2 Zübdetü’l-efkar veya Ta’likat ala Haşiyeti’l-Hayalî li Şerhi’l-Akaid li’n-Nesefiyye’ye Hayalî’nin yaptığı şerhe ta’likattır: 1308’de İstanbul’da basılmıştır.
3 Haşiyetün ala Haşiyeti Abdülgafur el-Lari ale’l-Fevaidi’d-Diyaiyye fi’n-Nahvi: Eser nahivle ilgili olup 1308’de İstanbul’da basılmıştır.
4 Hâşiye ala tahriri’l-kavaidi’l-mantıkiyye, Eserin tasavvurat ve tasdikat kısımları ayrıca basılmıştır.
5 Zadü’l-Lebib.
6 Mutavvel Haşiyesi: 1893’de İstanbul’da basılmıştır.
7 Ed-Dürretü’s-Semine fi İsbati’l-Vacibi teala.
8 Hâşiye ala Şerhi Celaleddin ed-Devvanî ala Akaidi’l-Adudiyye: Eser Siyalkuti ale’l-Celal, diye de bilinir. 1271’de İstanbul’da basılmıştır.
9 Hâşiye ala şerhi’l-Mevakıf. Eser 1311’de İstanbul’da basılmıştır.