ABDÜLKERİM BİN ALİ BİN EBU TALİB EL-RAZÎ

Abdülkerim er-Râzî / Ebu Talib İmam-ı Gazalî hazretlerinin yetiştirdiği büyük fıkıh âlimlerinden biri
A- A+

İmam-ı Gazalî hazretlerinin yetiştirdiği fıkıh âlimlerinden. İsmi, Abdülkerim bin Ali bin Ebu Talib er-Razî olup; künyesi, Ebu Talib’dir. Herat’ta tasavvuf büyükleri arasında yaşardı. Faris’te (İran’da) 522 (m. 1128) senesinde vefat etti. 521 veya 523’te vefat ettiği de rivayet edildi.

İslam âlimlerinin büyüklerinden olan Ebu Talib er-Razî, fıkıh ilmini İmam-ı Gazalî hazretlerinden öğrendi. Onun İhyau ulumiddin isimli meşhur eserini ezberledi. İlim öğrenmek için Bağdat ve başka yerlere gidip, oralarda bulunan âlimler ile görüştü. Ebu Bekr bin el-Hadıbe ve İmamü’l-Hüseyin bin Mes’ud el-Ferra ve başka zatlardan ilim öğrendi. Herat tarihçisi olarak bilinen Ebu Nasr el-Famî ve başka zatlar da kendisinden ilim öğrenip rivayetlerde bulundular.

İbnü’s-Sem’anî diyor ki: “İmam hazretleri (Ebu Talib er-Razî), zarafet sahibi, ince nazik tavırlı, temiz, nezih, iffetli ve namuslu idi. Haram ve şüphelilerden çok sakınan, istikamet sahibi, dosdoğru bir zattı. Hüsn-i sîret sahibiydi. Hâl ve gidişatı çok güzeldi.”

Yine İbnü’s-Sem’anî, Ebu Nuaym Abdurrahman bin Ömer el-Asfer el-Bamencî’nin şöyle anlattığını naklediyor: “İmamü’l-Hüseyin bin Mes’ud el-Ferra hazretlerinin yanında fıkıh öğreniyordum. Onun yanından ayrıldıktan sonra, memleketim olan Bamein’e döndüğümde yanıma fıkıh âlimlerinden biri geldi. Aramızda ilmî konularda müzakerede bulunduk. Bir meselede takılıp cevabını bulamadık. Bazıları, bu meselede birbirine uymayan şeyler söylediler. Nihayet ben kalktım. Hocam, İmamü’l-Hüseyin hazretlerinin bulunduğu Merverruz şehrine gitmek üzere, yaya olarak yola çıktım. Sabah vakti hocamın bulunduğu yere vardım. Huzurundaki talebelere ders okutuyordu. Abdülkerim er-Razî hazretleri de, imamların büyüklerinden olduğu hâlde, teberrüken hocam İmamü’l-Hüseyin’in yanında oturuyordu. Ders bitinceye kadar bekledim. Ders bitti. Talebeler çıktılar. İçeride iki imamdan (Hocam İmamü’l-Hüseyin ve Abdülkerim er-Razî’den) başka kimse kalmayınca, içeri girip selam verdim. Hocam selamıma cevap verdi. Fakat başını kaldırmadı. Bana iltifat etmedi. Oturup, takıldığımız fıkhî meseleyi kendilerine arz ettim. Hocam; ‘Fıkıh, müşkülleri hâlletmekten başka bir şey değildir.’ buyurdu ve sualimi cevaplandırdı. Ama hâlâ gönlü hoş değildi.

Abdülkerim er-Razî de buyurdu ki: ‘Fıkıh âlimleri ve tasavvuf ehlinin, kendilerine mahsus şartları ve hususiyetleri vardır. Bir talebe, fakih (fıkıh âlimi) olan hocasının sözüne (anlattığı bir meselede) “Niçin?” diyebilir. Bu itiraz da hocasına hoş gelir. Ama tasavvuf mütehassısının terbiyesinde yetişen bir talebe, asla hocasına itiraz edemez. Teneşir tahtası üzerinde, gasilin (cenaze yıkayan kimsenin) elinde meyyit (ölü) gibidir.’ dedi. Sonra da hocama hitaben; ‘Şimdi senin fıkıh âlimlerinin şartlarından olarak onun itirazını kabul etmen ve onu affetmen gerekir.’ buyurdu. Bunun üzerine hocam benden razı oldu. Beni yanına yaklaştırdı. Ben de ellerini öptüm. Beni kucakladı. Bu hâlde memleketime döndüm.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası