ABDÜLKERİMZADE MEHMED EFENDİ

Muhammed bin Abdülvehhab Alim ve şair
A- A+

Irak’ta yetişen son devir muhakkik alim ve muftilerden. İsmi Abdulkerim bin Muhammed bin Fatih el-Halidi Kurdi Muderris’tir. 1323 (M. 1902) yılında Irak’ta Suleymaniye Bolgesinde Tekye Koyunde doğdu. Babası cok kucukken vefat ettiği icin annesi ve amcasının himayesinde buyudu. Kucuk yaşta koyunde tahsile başlayıp Kur’an-ı Kerim’i hatmetti. Sarf ve nahiv okudu. Sonra Şeyh Alaeddin bin Omer Ziyaeddin bin Osman’ın Durud Hangah’ına girdi. Nahiv, mantık, edebiyat, munazara, fıkıh ve astronomi ilimlerini okudu. Molla Mahmud Balik’in derslerine devam etti. Sonra Mevlana Halid-i Bağdadi Hangah’ına girip Allame Omer Karadaği’den fen ve din ilimlerini okudu ve 1344 hicri senesinde buyuk bir meclis huzurunda Karadaği’den icazet, diploma aldı. Biyare şehrinde 1347-1371 tarihleri arasında muderrislik yaptı ve 45 talebeye icazet verdi. 1373 senesinde El-Hac Han Mescidine muderris tayin edildi. Sonra Kerkuk’te Cemil Tekkesine tayin edildi. 1379’da Bağdad’da Cami-i Ahmedi’ye tayin edildi. Sonra Hazreti Şeyh Ali Camii’ne tayin edildi. Malezya’dan Cezayire ve Fas’a kadar dunyanın her yerinden talebeler kendisine ders okumaya geldi.

1393 senesinde emekli oluncaya kadar ders okutmaya devam etti. Bu esnada dunyanın sayılı universitelerinden heyetler ziyaretine geldi. Sonra Bağdad’da Abdulkadir Geylani tekkesinde ders okutmaya devam etti. Afifuddin Geylani Prof. Mustafa ez-Zelmi, Dr. Muhammed Ali Karadagi, Abdulmelik Suğdi, Ahmed Kebisi, Dr. Rafi’ er-Rufai meşhur talebelerinden bazılarıdır.

1426 (m. 2005) yılında Bağdad’da vefat etti. Vefat ettiğinde 50 kiloyu gecmiyordu. Dunyanın her tarafından talebe yetiştiren ve Irak’ta fetvalarına guvenilen muttaki bir zat idi. İslami ilimlerin her birinde ihtisas sahibi idi. Abdulfettah Ebu Gudde onun icin zamanımızın İmam-ı Şafii’si idi demektedir. Telif ettiği kitapların ağırlığı kendi ağırlığından kat kat fazla idi. Abdulkerim Muderris hazretleri Nuru’l-İslam kitabında buyuruyor ki:

İslam’ın nurlarından biri de Peygamberlerin ve secilmiş kulların iman edenlerden buyuk gunah işleyenlere şefaat edeceğine inanmaktır. Hususiyle Peygamber Efendimizin şefaat edeceğine dair Kur’an-ı Kerim’de deliller vardır. Nitekim ayeti kerimelerde mealen buyruldu ki: “Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile!” (Muhammed Suresi: 19) ve “İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir?” (Bakara suresi: 255). Eğer şefaat caiz olmasaydı onun izin vaktini kendisine bağlamazdı. Zira muhal olan (olmayacak şey) bir vakte, bir şarta bağlanmaz.

Yine ayet-i kerimede mealen buyruldu ki: “Allahü tealanın rızasına kavuşmuş olanlardan başkasına şefaat etmezler. Onlar Allah korkusundan titrerler.” (Enbiya suresi: 28) Yani şefaat edecek olanlar ancak Allahu tealanın rızasına kavuşanlara şefaat edeceklerdir.

Yine Allahu teala bazı kafirlerin diliyle şöyle buyurur: “Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var, ne de yakın bir dostumuz.” (Şuara suresi: 99-100). Eğer gunahkar Muslumanlara şefaat olmasaydı kafirlerle Muslumanlar arasında fark olmazdı.

Sunnete gelince; Cabir radıyallahu anhın rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Ümmetimden büyük günahı olanlara şefaat edeceğim.” Bu hadis-i şerifi Tirmizi ve Ebu Davud rivayet etmişlerdir ve meşhurdur. Zaten şefaat konusundaki hadis-i şerifler manen mutevatirdir.

Şefaatin var ve caiz olmasının hikmeti, şefaatcilere ikram ve onları şehitlerin derecesine yukseltmektir. Allahu teala ikram ve ihsanını gunahkar muminlere onlar vasıtasıyla ulaştırmaktadır. Allahu tealanın gunahkarları şefaatsiz bağışlaması da caizdir. Bunun vaki olduğunu Allahu teala mealen şöyle haber vermektedir: “Allahü teala dilediğini affeder, dilediğine de azap eder.” (Bakara suresi: 284). Bununla beraber Allahu tealanın şefaatle muminleri affetmesi daha evla ve ustundur.

Şefaate karşı cıkanlar şu mealdeki ayet-i kerimeyi delil getirmektedir: “Zalimlerin ne bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır.” (Mumin suresi: 18) Bu ayet-i kerime şefaatin aleyhine delil olamaz, zira burada şefaat olunamayacağı bildirilenler kafirlerdir. Ehl-i sunnetin bildirdiği şefaatin Muslumanlara olduğudur.

Avf bin Malik’in bildirdiği hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Rabbimden bir elçi gelip ümmetimin yarısının Cennet’e girmesi ile, şefaat etmem hususunda muhayyer olduğumu bildirdi. Ben Allahü tealaya şirk koşmadan vefat edenlere şefaat etmeyi seçtim.”

Yine; “Önce en yakın akrabanı inzar et, uyar” mealindeki ayet-i kerime nazil olunca Peygamber Efendimiz akrabalarını toplamış ve “Ey Haşimoğulları, kendinizi Cehennem ateşinden koruyunuz! Ey Abdülmuttaliboğulları, kendinizi Cehennem ateşinden koruyunuz! Ey Fatıma, kendini Cehennem ateşinden koru, zira ben sizi Allah’ın azabından kurtarabilecek hiç bir şeye malik değilim. Şu kadar var ki sizlerin bir hısımlığınız var. Ben hısımlık suyu ile sulayıcıyım.” buyurmuştur. Buradaki hitabın kafirlere olduğu acıktır. Zira kafire şefaat yoktur. İslam’a girenlere Peygamber Efendimizin böyle bir hitabı yoktur. Fatıma-ı Zehra validemize olan hitap ise, Allah’dan korkmasını izhar icindir. Allahu tealanın izni olmadan kimsenin elinde bir şey yoktur. Allahu tealanın azabıyla korkutmak ve yuksek derecelere kavuşması icin teşvik vardır. Bu hitabın cevaz yonunden veya vuku bulma yonunden şefaatin olmadığına dair bir manası yoktur. Şefaatin hak olmasında insanları gunah işlemeye teşvik ve cesaretlendirme yoktur. Zira kimin kime nasıl ve ne zaman şefaat edeceği malum değildir. İnsaf sahiplerine bu durum acıktır.

Hadis-i şeriflerde bildirildiğine gore Resulullah Efendimizin beş ceşit şefaati vardır.

  1. 1
    Makam-ı Mahmud olarak bilinen buyuk şefaattir. Bu da kıyamet ehlini hesap ve hukum korkularından rahatlatmaktır. Buhari’nin İbn-i Omer’den rivayet ettiği hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “İnsanlar (Peygamberlerin ümmetleri olarak) cemaat cemaat toplanırlar. Herkes birbirinden ister. Kıyamet günü gelince insanların yüzünde et kalmaz. Güneş insanlara bir mızrak boyu yaklaşır. Bu durumda iken insanlar hüküm verilmesi için Âdem Aleyhisselama, sonra Musa Aleyhisselama ve en son olarak da Muhammed Aleyhisselama gelirler.”

Abdullah bin Salih rivayetinde şu fazlalık vardır: “(Muhammed Aleyhisselam) insanlar için hüküm verilmesi hususunda şefaat ve delalet etmek için divan-ı ilahiye kadar gidip (Hacet) kapısının halkasını tutar. İşte o anda Allahü teala O’na Makam-ı Mahmud’u ihsan eder ve mahşer halkının hepsi Hatemü’l-enbiyaya hamd ederek minnettarlıklarını arz ederler.”

Bu hadis-i şerif senet ve peygamber isimlerinden bazılarının isimleri kısaltılarak alındı. İbn-i Hacer Askalani Buharî şerhinde diyor ki: “Kapının halkası’ndan murad Cennet’in kapısıdır, yani yakınlıktan mecazdır. Makam-ı Mahmud Peygamber Efendimize mahsus buyuk şefaattir. O da kıyamet ehlini hesap korkusundan ve beklemekten kurtarmaktır.”

Fethu’l-bari’de Kitabu’r-rikak bolumunde şöyle der: “Ubey bin Ka’b’in bildirdiği hadis-i şerifte buyruldu ki: “Sonra benden razı olunması için hamdü senada bulunurlar. Sonra bana söz verilir. Sonra da ümmetim Cehennem’in üzerine kurulmuş olan sırata uğrayıp (salimen) geçer.” O anda Resulullah Efendimiz Sırat uzerinde olur.

  1. 1
    Gunahkar muminlerin Cehennem’den cıkarılması hususunda şefaattir. Buhari’nin Kitabu’r-rikak’ın sonunda rivayet ettiği hadis-i şerifte buyruldu ki: “Bunun üzerine insanlar bana gelirler. Ben Rabbimin huzuruna izin isterim. O’nu görünce hemen secdeye kapanırım. Allahü teala dilediği kadar beni bu vaziyette bırakır. Sonra Allah tarafından bana: “Başını kaldır! İste, sana verilir; söyle, sözün dinlenir; şefaat et, şefaatin kabul olunur!” buyurulur. Ben secdeden başımı kaldırır ve Rabbimin bana öğreteceği bir tahmid ile Rabbime hamd ederim. Sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır tayîn buyurur. Sonra ben insanları ateşten çıkarır ve Cennet’e girdiririm. Sonra döner yine evvelki gibi secdeye kapanırım. Böylece nihayet üçüncü yâhut dördüncü defada: “Yâ Rabbi! Ateş içinde Kur’ân-ı Kerimin hapsettiklerinden başka (yani ebedilik vacip olanlardan başka) kimse kalmıyor!” derim.”

Katade: Bu “Kur’ân-ı Kerim’in hapsettikleri” sozunun yanında, yani uzerine “Hulud” (yanı ebedilik) vacip olanlar sozunu soylerdi.

  1. 1
    Gunahları sebebiyle Cehennem’e girmesi gereken muminler hakkındaki şefaattir. Boylece Cehennem’e hic girmezler.
  2. 2
    Bir kısım muminlerin hesapsız Cennet’e girmeleri hususundaki şefaattir. Hadis-i şerifte buyruldu ki: “Ümmetimden yetmişbin insanın Cennet’e gireceğini Rabbim bana vaat etti. Bunlara hesap ve azap yoktur. Her bin kişi yetmiş bin kişi ile beraberdir.” (Tirmizi)
  3. 3
    Cennet ehlinin bazılarının derecelerinin yukselmesi hakkındadır. Peygamber Efendimizin şefaatinden sonra Allahu tealanın razı olduğu kimseler de şefaat edeceklerdir. Ayet-i kerimelerde mealen buyruldu ki: “O gün Rahman’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğundan başkasının şefaati fayda vermez.” (Taha Suresi: 109) Mufessirler buyurdu ki: “Sozunden maksat, sozu ve itikadı La ilahe illallah olanlardır.”
Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası