Te be-i tabîî’nin fıkıh, hadis ve kıraat imamlarından. Adı, Abdullah bin İdris bin Yezid bin Abdurrahman bin el-Esved, El-Evdi ez-Zeafirî’dir. Künyesi, Ebu Muhammed el-Kufî’dir. Hicretin 110 (m. 728) veya 120 (m. 738) yılında Kufe’de doğmuş ve 192 (m. 807) yılında orada vefat etmiştir.
Âlim bir aileye mensuptur. İlk tahsilini babasından, sonra amcası Davud’dan almıştır. Ayrıca İmam-ı A’meş, Mansur, Ubeydullah bin Amr, İsmail bin Ebu Halid, Ebu Malik el-Eşcaî, İbn-i Cüreyc, İbn-i İshak, Yahya bin Sa’id el-Ensarî, Malik bin Enes ve daha birçok âlimden ilim öğrenmiştir. Yahya bin Âdem, Ahmed bin Hanbel, Yahya bin Main, İshak bin Rahaveyh, İbn-i Ebu Şeybe ve daha birçok meşhur âlim de kendisinden ilim öğrenmiştir.
İmam Malik onun hem hocası, hem de arkadaşıdır. Meşhur Muvatta adlı hadis kitabında taliken rivayet ettiği bütün hadisleri ondan almıştır.
Abdullah bin İdris hazretleri ilmin her dalında geniş bilgi sahibiydi. Fetva verirken Medine halkının usulüne uyardı. Yani, hadis ehlinin yoluna bağlıydı. Harun Reşid, kendisini kadı yapmak istedi. Ancak bazı sebeplerle, Abdullah bin İdris bunu kabul etmedi. Bunun üzerine halife; “Keşke seni görmeseydim.” deyince; “Keşke ben de seni görmeseydim.” şeklinde karşılık verdi. Bunun üzerine Harun Reşid oğluna hadis okutmasını istedi. O da oğlu cemaatle gelirse, ona hadis okutabileceğini söyledi. Bağdat’tan ayrılacağı sırada halifenin verdiği beş bin dirhemi de reddetti.
Abdullah bin İdris, hadis âlimlerinin ileri gelenlerinden idi. Kendisi güvenilir (sıka) bir âlim olup, rivayetlerinin bir kısmı Kütüb-i Sitte’de yer almaktadır. Osman Darimî diyor ki: “İbn-i Ma’in’e; İbn-i İdris’i mi çok seversin, yoksa İbn-i Numeyrî’yi mi?” diye sordum. O da; “Her ikisi de sıkadırlar (sağlam, güvenilirdirler). Ancak Abdullah bin İdris daha üstün olup, her ilimde sıkadır.” buyurmuştur.
İmam-ı Ahmed bin Hanbel hazretleri buyuruyor ki: “Abdullah bin İdris başkasında bulunmayan, benzeri görülmeyen güzel hasletlere sahip idi.”
İbn-i İdris hazretleri hadis-i şerif rivayetinde çok titiz davranırdı. İbn-i Ammar diyor ki: “İbn-i İdris, konuşurken nağme yapanlardan hadis-i şerif rivayet etmezdi.” Bir defasında biri nağme yaparak bir soru sordu. Bunun üzerine; “Allahü teala Kur’an-ı Kerim’de mealen buyuruyor ki: ‘Az kalsın, söyledikleri sözden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp yere düşecek.’ (Meryem suresi: 90). Siz konuşurken nağme yaptığınız müddetçe bensize hadis-i şerif nakletmem.” diye buyurdu.
Ubade bin Samit’ten şöyle rivayet etti: “Biz Resulullah’a zorlukta, kolaylıkta, neşede, kederde ve başkalarını bizim üzerimize tercih etmesi hallerinde dahi itaat etmek, âmir olan kimselerle emirlik hususunda nizalaşmamak (çekişmemek), her nerede bulunursak bulunalım, muhakkak hakkı söylemek, Allah yolunda hiç bir kimsenin kınamasından ve kötülemesinden korkmamak üzere biat edip söz verdik.”
Hazreti Aişe validemize Peygamberimiz okuduğu bir dua sorulduğunda; Resulullah’ın; “Allahım! Ben bütün yaptıklarımın ve yapmadıklarımın şerrinden sana sığınırım.” diye dua ettiğini buyurdu.
İbn-i İdris hazretleri kıraat ilmin de de büyük âlimlerdendi. İmam-ı Kisaî hazretlerine; “Kur’an-ı Kerim’i en iyi okuyan kimdir?” diye sorulduğunda; “Önce Abdullah bin İdris, ondan sonra Hüseyin el-Câfî’dir.” diye cevap verdi. Kıraati, İmam-ı A’meş ve Nafi bin Ebu Nuaym’dan okumuştur.
Abdullah bin İdris hazretleri Kur’an-ı Kerim’i çok okurdu. Vefat edeceği esnada başucunda ağlayan kızına; “Yavrucuğum! Ağlama. Ben bu evde dört bin hatim okudum.” diye buyurdu.
Güzel ahlak sahibi, çok ibadet eden ve fazilet kaynağı bir kimse idi. Kufe’de ondan fazla ibadet eden bir kimse nin daha olmadığı söylenirdi. Yine Hasan bin Arefe hazretleri buyuruyor ki: Kufe’de İbn-i İdris’ten daha fazilet sahibi kimse görmedim. Ebu Hayse de diyor ki: İbn-i İdris’in bir şiirinde şöyle dediğini işittim:
Sarhoş ediyor, yasak olan içecek,
Haramdır onun azını da içmek,
Sizi korkuturum onu kullanmaktan,
Kurtulmak için tek çare vazgeçmek.
Abdullah bin İdris, zamanının siyasi olaylarına da karışmamış ve bundan daima kaçınmıştır. Hasan bin Rebi diyor ki, bir gün kendisine Harun Reşid’in yazdığı mektup okundu. Bunu duyar duymaz düşüp bayıldı. Bir müddet sonra ayıldı ve; “Ne günahım vardı da bu mektup bana yazıldı.” buyurdu.