ABDULLAH BİN REVAHA

Şair-i Resulullah İslam alimi
A- A+

Peygamber Efendimizin, eshabı içinde çok sevdiği şairlerden. İsmi Abdullah, künyesi Ebu Muhammed, unvanı Şair-i Resulullah’tır. Nesebi, Abdullah bin Revaha bin Sale be bin İmru’l-Kays bin Amr bin İmru’l Kays el-Ekber bin Malik el-Asgar bin Sale be bin Ka’b bin Hazrec bin Haris bin Hazrec el-Ekber’dir. Annesi, Kebşe binti Vakıd bin Amr bin İtnabe’dir. Onun hanedanı Haris bin Hazrec’dir. Hazreti Abdullah’ın babasının ceddi ile annesinin ceddi birleşmektedir.

Hazreti Abdullah bin Revaha, ikinci büyük Akabe biatında Müslüman oldu. Peygamber Efendimiz ikinci Akabe gecesinde, Evs ve Hazrec kabilelerinden gelenlere hitaben Kur’an-ı Kerim okudu. Onları İslam’a davet ve teşvik ettikten sonra buyurdu ki:
“Yüce Rabbim için şartım: Ona hiçbir şeyi eş, ortak koşmaksızın ibadet etmeniz, namazı kılmanız, zekâtı vermenizdir. Kendim için istediğim de: Allahü tealanın Resulü olduğuma şehadet etmeniz, kendinizi, çocuklarınızı ve kadınlarınızı koruduğunuz şeylerden beni de korumanızdır.”

Abdullah bin Revaha; “Böyle yaptığımız zaman bize ne var?” diye sordu. Peygamber Efendimiz; “Cennet var.” buyurdu. Orada bulunanlar bu daveti kabul edip; “Ya Resulallah! Sana nasıl biat edelim, söz verelim?” dediler. Peygamber Efendimiz;
“Allahü tealadan başka ilah olmadığına ve benim Resulullah olduğuma şehadet getirerek, namazı kılacağınıza, mallarınızın zekâtını, sadakasını vereceğinize, neşeli ve neşesiz zamanlarınızda sözlerimi dinleyeceğinize, emirlerime tamamıyla boyun eğeceğinize, darlıkta da varlıkta da muhtaçlara yardımda bulunacağınıza, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmaksızın, Allah yolunda Allah için hakkı söyleyeceğinize, iyiliği buyurup kötülüklerden sakındıracağınıza biat etmeli, bana kesin söz vermelisiniz.” buyurdu.

Bunun üzerine, orada bulunanlar Peygamber Efendimize biat ettiler. Abdullah bin Revaha; “Biz, Allahü tealadan ve O’nun Resulünden geleni kabul ettik...” dedi. Medineliler tekrar; “Ya Resulallah! Sana yaptığımız bu taahhüt karşısında bize ne var?” diye sordular. Peygamber Efendimiz; “Allahü tealanın rızası ve Cennet var.” buyurunca, onlar da; “Razı olduk ve kabul ettik.” dediler.

Peygamberimiz; “İçinizden 12 kişi seçiniz. Onlar her hususta kavimlerinin benim yanımda temsilcisi olsunlar. Hazreti Musa da İsrailoğullarından 12 temsilci almıştı.” buyurdu. Bunun üzerine, Hazrecliler 9, Evsliiler de 3 temsilci çıkardılar. Hazreclilerin temsilcileri arasında Abdullah bin Revaha da vardı. Bu temsilciler, Medinelilerin ileri gelenlerinden, bilgili, akıllı ve okur yazar olanlardandı. Bu temsilciler, temsil ettikleri topluluklara İslam’ı anlattılar, onları da biata hazırladılar. Abdullah bin Revaha, Harisoğullarına nakib tayin edildi.

Hicretten sonra, Abdullah bin Revaha ve Mikdad bin Esved arasında kardeşlik tesis edildi. Abdullah bin Revaha, Bedr Muharebesi’nde ve diğer muharebelerde bulunmuştur.

Bedr Muharebesi bitip zafer elde edilince, Peygamber Efendimiz, Abdullah bin Revaha ile Zeyd bin Harise’yi müjdeci olarak Medine’ye gönderdi. Pazar günü kuşluk vakti, Akik mevkiine gelince ayrıldılar. Abdullah bin Revaha bir taraftan, Zeyd bin Harise başka bir taraftan Medine’ye girdiler. Ev ev dolaşıp zaferi bildiriyorlardı.

Abdullah bin Revaha;

Ey Ensar cemaati,
size müjdelerim ki,
sağ ve selamettedir,
Allah’ın Peygamberi.
Müşrikler öldürüldü ve esir edildiler,
var esirler içinde,
çok şöhretli kişiler.
Rebia ve Haccac’ın oğulları bittamam,
öldürüldü Bedr’de,
Ebu Cehl bin Hişam

diyerek yüksek sesle zaferi müjdeliyordu.

Asım bin Adiy; “Ey İbn-i Revaha! Söylediğin gerçek mi?” diye sordu. Abdullah bin Revaha;
“Evet, vallahi gerçektir! İnşaallah, yarın Resulullah da elleri bağlanmış bulunan esirlerle birlikte gelir, gelecektir!” buyurdu.

Abdullah bin Revaha Hendek Gazvesi için Medine’de hendekler kazılırken, teşvik edici şiirler söyleyerek Eshab-ı Kiram’ı coşturmuş, çalışmaları hızlandırmıştır. O zaman özetle şunları söyledi:
“Ya Rabbi! Senin lütuf ve inayetin olmasaydı, biz ne hidayete erer ne sadaka verebilir, ne de sana niyaz ve ibadet edebilirdik. Ya Rabbi! Sen bize gönül rahatlığı ver. Müşriklerle karşılaştığımız zaman, bize sabır ve sebat ver. Bizi fitnelerden koru.”

Abdullah bin Revaha 6 (m. 627) yılında Hudeybiye Musalahasına katılarak Biat-ı Rıdvan’da bulundu. Yahudilerin Reisi Ebu Rafi’nin katlinden sonra Yahudilerin başına, Esir bin Züram geçmiş, Müslümanların aleyhinde tahriklere başlamıştı. Esir bin Züram, Gatfan kabilesini, Müslümanlar aleyhinde harekete geçirmek teşebbüslerinde bulunuyordu. Resulullah Efendimizin bu hareketten haberdar olarak, hicretin altıncı senesi Ramazanında, Abdullah bin Revaha’yı otuz kişinin başında Hayber tarafına göndermiş, Abdullah da Esir bin Züram’ın bütün ahvalini uzun uzadıya tetkik ederek vaziyeti Peygamber Efendimize bildirmişti. Esir bin Züram’ın vücudunu kaldırmak lazım geldiğini anlatmış, bunun üzerine Hazreti Peygamber, onu bu işle vazifelendirmişti.

Abdullah bin Revaha, maiyetindeki otuz kişi ile birlikte hareket ederek, Esir bin Züram’ın yurduna doğru yürüdü. Hazreti Abdullah, Esir bin Züram’ın makamına vardıktan sonra, onu Medine’ye davet etti. Esir bin Züram da daveti kabul ederek, her Müslümana karşı bir kişi olmak üzere otuz kişi alarak yola çıktılar. Esir, yolda bir müddet ilerledikten sonra aklına birtakım şüpheler gelip, Medine’ye gitmekten ise Hayber’e dönmenin daha iyi olduğunu zannederek gerilemeye başladı. Abdullah bin Revaha, onun bu halini gördükten sonra ona;
“Ey Allah’ın düşmanı! Ne diye geriliyorsun?” dedi.

Esir, şüpheye düştüğünü söyleyince iki taraf arasında şiddetli bir cenk başladı. Esir bin Züram ile maiyetindekilerin hepsi imha edildi.

Abdullah bin Revaha, Hayber’in fethinde Resul-i Ekrem’in maiyetinde bulunmuş, daha sonra Hudeybiye antlaşmasının olduğu yıl yapılamayan umre haccını yapmak üzere Mekke’ye gitmişti. Peygamber Efendimiz, Kusvâ adındaki devesinin üzerinde bulunduğu ve devenin yuları Abdullah bin Revaha’nın elinde olduğu halde ve sadık arkadaşları da çevrelerinde, kılıçlarını kuşanmış bir şekilde yürüyerek Mekke’ye girdiler.

Müşriklerin ileri gelenleri; yürekleri kin, hınç ve kıskançlıkla dolu olarak, Peygamber Efendimizi gözetlemek için Handeme, Kuaykıan Dağı’na çıkmışlardı. Mekke’li erkek, kadın, çocuklar da Peygamber Efendimizle eshabını seyretmek için Darünnedve’de sıralanmışlardı.

Abdullah bin Revaha, Kusvâ’nın yularını çekerek Peygamber Efendimizin önlerinde yürümekte ve:
Ey kâfirler çekilin,
Peygamber’in yolundan,
Ki Allahü teala,
O’na gönderdi Kur’an.
Her hayır ve iyilik vardır O’nun dininde,
Bu din için ölmektir,
en hayırlı ölüm de.

Gerçek Resulullah’tır,
kabul ettim yürekten,
Her sözüne inandım,
kabul ettim şimdi ben.

Ey kâfirler!
Kur’an’ın,
Allahü tealadan,
İndiğini siz inkâr eylediğiniz zaman,
Nasıl indirdik ise,
darbeleri aniden,
Ve nasıl ayırdıksa,
başınızı gövdeden.
Onun manasına da inanmazsanız eğer,
İner aynı şekilde başınıza darbeler.

diyerek kâfirleri kötüleyici şiirler söylemekteydi ve devamla:
Başlarım o Allah’ın,
mübarek ismiyle ki,
Yoktur O’nun dininden,
başka din-i hakiki.

Ve yine başlarım ki,
ismiyle o Allah’ın,
Muhammed hem kulu ve hem Resulüdür
O’nun.

diye yine şiir okurdu.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası