Hadis, kıraat ve Şafiî fıkıh âlimi, vaiz. Künyesi Ebu Sa’id olup ismi Abdülvahid bin Abdülkerim bin Hevazin’dir. Ebü’l-Kasım Kuşeyrî hazretlerinin iki oğlundan biridir. 418 (m. 1027) yılında doğdu. İslamiyete yapmış olduğu hizmetlerden dolayı, Rüknü’l-İslamla kabı verildi. 494 (m. 1101) yılında vefat etti. Nişabur’da babasının yanına defnedildi.
Babası İslamî ilimlerde söz sahibi olup, zamanının ileri gelenlerinden olması, Ebu Sa’id Abdülvahid’in küçük yaşta dinimizin temel bilgilerini öğrenip, ilim tahsiline başlamasına vesile oldu. Nişabur, Rey, Bağdat ve Hemedan gibi ilim merkezlerini dolaştı. Başta babası Ebü’l-Kasım Kuşeyrî olmak üzere, Ebü’l-Hasan Ali bin Muhammed Tırazi, Ebu Sa’d Abdurrahman bin Hamdan Nasrevî, Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah Şirazi, Ebu Abdullah Muhammed bin İbrahim Müzekkî, Kadı Ebüt-Tayyib Taberî, Maverdî, Ebu Bekr bin Bişran, Ebu Yala bin Ferra ve daha birçok âlimden ilim öğrendi.
Babası huzurunda bulunur, söylediklerini yazar, iki defa hac etti. Hicaz’da İslam âleminin çeşitli memleket ve şehirlerinden gelen âlimlerle görüşüp, onların ilimlerinden istifade etti ve taliplerine ders verdi. Hadis ve fıkıhta zamanının en ileri gelen âlimlerinden oldu.
Ömrü boyunca, insanlara emr-i maruf yapmadığı zamanlarda; yürürken, otururken, bir şeyin üstünde giderken, hep Kur’an-ı Kerim okurdu. Ömrünün sonlarına doğru Nişabur’a gelip yerleşti. İmamü’l-Haremeeyn’den sonra Cami-i Menîî’de Müslümanlara vaaz ve nasihatle vazifelendirildi. Her Cuma değişik mevzularda okuduğu hutbeleri, Müslümanlar dikkatle dinlerler ve çok istifade ederlerdi. Vefat edinceye kadar, on beş yıl bu hizmeti ifa etti. Cemaatı çok kalabalık olur, herkes durumuna, kabiliyetine göre istifade ederdi. Cemaatin içerisinde, Arapça bilmeyen Türkler ve İranlılar da bulunmasına rağmen, hutbeyi Arapça okur, Arapça okunmayan hutbenin kabul olmayacağını bildirirdi. Vaaz ve nasihatlarını herkesin anlayacağı dilde söyler, Müslümanların dinlerini daha iyi öğrenmelerine gayret ederdi.
Ömrü boyunca ilim öğrenmek ve öğretmek ve Allahü teala’nın emir ve yasaklarına tâbi olarak rızasını kazanmak için çalıştı. Yazmış olduğu şiirlerde de Allahü teala’nın emir ve yasaklarına riayet edip, Resulüne tâbi olmanın ehemmiyetini anlattı. Bu güzel şiirleri, insanların dilinden düşmezdi. Yıllarca dilden dile, gönülden gönüle nakledildi.
Nasihatlarından birçok kimse istifade etti. Sohbetlerinde nice insanlar tövbe edip salihlerden oldu. Oğlu Hibeturrahman ve Ebu Tahir Sincî, talebelerinin meşhurlarından dır.