ABDÜLVAHİD BİN ZEYD

Abdülvahid bin Zeyd İslam alimi
A- A+

İlk devir sufilerinden. İsmi Abdülvahid bin Zeyd, künyesi Ebu Uby’dir. Doğum yeri ve tarihi belli değildir. Basra’da Hasan-ı Basrî’nin sohbetlerinde yetişmiştir. Malik bin Dinar’ın vaazlarında o kadar kendinden geçerdi ki, orada bulunanlar onun ağlamasından vaazdan bir şey anlayamazlardı. O, çok ağlayan zahitlerden idi. 177 (m. 793)’de Basra’da vefat etti. Ata bin Ebu Rebah ve Hasan-ı Basrî gibi âlimlerden hadis-i şerif öğrenmiş, kendi döneminde de Veki bin Cerrah, İbn-i Semmak ve Daranî gibi âlimlere rivayetlerde bulunmuştur.

Abdülvahid bin Zeyd şöyle anlatır: “Bir rahibin inziva odasına uğradım. İki defa ‘Ey Rahip!’ diye seslendim, fakat cevap vermedi. Üçüncüde başını çıkarıp, ‘Ey adam, ben rahip değilim. Rahip, Allahü Teala’dan korkan, O’na saygı gösteren, belasına sabredip, kazasına razı olan, nimetlerine şükreden ve onun için tevazu gösteren kimsedir. Ayrıca o, izzet karşısında zilleti kabul eden, kudretine teslim olup heybet ve azametine eğilen, gündüzünü oruç, gecesini ibadetle geçiren, Cehennem’i hatırladıkça uykusundan kaçan kimseye denir. Ben ise saldırgan bir köpeğim; insanlara zarar vermesin diye kendimi buraya hapsettim’” dedi.

Ben de ona sordum: “Ey Rahip! Allahü Teala’yı bildikten sonra insanları Allah’tan uzaklaştıran şey nedir?” Rahip cevap verdi: “Kardeşim! İnsanları Allahü Teala’dan ancak dünya malı ve sevgisi uzaklaştırır. Çünkü dünya isyan ve günah yeridir. Aklı başında olan, dünyayı kalbinden çıkarıp günahlarına tövbe ederek kendisini Allahü Teala’ya yaklaştıracak şeye yönelir.”

Abdülvahid bin Zeyd’in en büyük özelliği şudur: “Allahü Teala’ya karşı olan kusurlarından dolayı çok üzülmez. Ona bütün insanlığın yaptığı ibadet kadar ibadet yapsak, Allah’ın bize verdiği nimetlere karşı ne şükrümüzü yerine getirebiliriz” derdi.

Muhammed bin Abdullah şöyle anlatır: “Bir defasında gördüm ki, Abdülvahid bin Zeyd hazretleri şöyle buyurdu: ‘Kim ki kendi vücudunu haram şeylerden koruyabiliyorsa, o kimse dinini ve güzel ahlakını muhafaza edebilir. Kim ki kendi karınını haram şeylerden koruyamıyorsa, ne dinini ne de güzel ahlakını koruyabilir.’”

Abdülvahid bin Zeyd anlatıyor: “Hacca gitmiştim. Yanımda bir genç sürekli Peygamber Efendimize salat ve selam getiriyordu. Bazı yerlerde okunması daha uygun dua olduğu halde, genç her yerde dua yerine salavat okuyordu. Bu dikkatimizi çekti. Genç şöyle anlattı: ‘Babam ile birlikte hacca gelmiştik. Yol da uyudum. “Kalk baban öldü” dediler. Kalktım, baktım babam ölmüş. Aynı zamanda yüzü de kararmıştı. Ölü ve ayrıca yüzünün kararması beni daha çok üzdü. Bu üzüntü esnasında tekrar uykuya daldım. Bu sırada rüyamda dört siyahînin ellerinde demir kamçılar olduğu halde babama yaklaştıklarını ve tam vuracakları sırada yüzü nurla dolu bir zatın geldiğini ve onlara dönerek ‘Vurmayın!’ dediğini ve eli ile babamın yüzünü sıvazlayarak nurlandırdığını gördüm. ‘Sen kimsin?’ diye sordum. ‘Ben Peygamberim, bana salavat getirdiği için ona şefaat ettim’ dedi. Uyanınca durumu düzelmiş gördüm. Bundan dolayı ben de salavat-ı şerife okumaya devam ediyorum.”

Sa’id bin Yahya el-Basrî şöyle diyor: “Kureyşli bazı kimseler Abdülvahid bin Zeyd’in zikir ve sohbetlerinde otururlardı. Bir gün ona, ‘Fakirleşmekten ve ihtiyaçlar altında kalmaktan korkuyoruz’ dediler. Abdülvahid bin Zeyd bunu duyunca şöyle dua etti: ‘Allah’ım! Onunla dilediğin velilere ikramlarda bulunduğun ve onun bilgisi­ni seçip sevdiğin kimselere ilham ettiğin yüce ismin hürmetine, şeytanın vesvese ve tasallutunu kalbimizden ve bu ashabımızın kalplerinden kesecek bir rızkı bize kendi tarafından ver! Allah’ım! Şimdi, şimdi ver! Sen çok şefkat ve minnet edicisin.’ Allah’a yemin ederim, bu dua yapılınca tavanın çatırdadığını duyduk. Arkasından üzerimize altın ve gümüş paralar dökülmeye başladı. Abdülvahid bin Zeyd, ‘Bu paraları toplayıp alın ve Allah’tan başkasından muhtaç olmayın’ dedi. Müritler paraları aldılar, fakat kendisi ondan bir şey almadı.”

Abdülvahid bin Zeyd, bir gölge altında otururken yanına gelindiyse; “Cenab-ı Hak’tan rızkını bollaştırmasını isteyeyim, zanederim ki bunu yapacak” dediğimde, “Rabbim, kullarının ihtiyaçlarını ve maslahatlarını en iyi bilir” diye cevap verdi. Daha sonra bir avuç çakıl taşını alarak, “Allah’ım! İstersen bunları altına çevirebilirsin” dedi. Allah’a yemin ederim, çakıl taşları onun elinde altın paralar hâline geldi ve Abdülvahid bin Zeyd onları bana vererek, “Bunları sen kullan, bil ki dünya yalnız ahiret için olduğu takdirde faydalıdır” dedi.

Abdülvahid bin Zeyd’e bir ara felç isabet etmişti. Bu hâlde iken bir gün namaz vakti girince abdest almak istedi. “Yakınlarda biri var mı?” diye seslendi. Cevap alamayınca, “Allah’ım! Abdest alana kadar bu felç bağını çöz, ondan sonra yine bildiğini yap” dedi. Bu sözle birlikte felcin geçtiğini hissetti ve kalkıp abdest aldı. Abdestini bitirince yataklara girdi ve tekrar felç geldi.

Abdülvahid bin Zeyd, kırk sene yatsı abdestini kılarak sabah namazını kılan selef-i salihinden idi. Kendisinin şu sözleri meşhurdur: “Bir gece rüyamda kendisinden daha güzel bir varlıkta savur edemediğim bir cariye gördüm. Üzerinde yeşil renkli ipek elbiseler vardı. Bana, ‘Ey Zeyd oğlu, beni daha ciddi bir şekilde iste, ben de seni istiyorum’ dedi ve bir şiir okudu. Bu rüyadan uyanıldıktan sonra, geceleri hiç uyumamaya yemin ettim.”

Abdülvahid bin Zeyd’in sözlerinden bazıları:

“Bir insanın günahları çok ise ve o da iyilikten bahsetse, onunla iyiliğin arasında bir deniz kadar uzaklık vardır.”

“Muhakkak ki her şeyin bir kestirme yolu vardır. Cennet’in kestirme yolu da cihat yapmaktır.”

“Kul için bilerek ve huzur için kıldığı namazın sevabını alacaksın, İslam âlimleri ittifak etmiştir.”

“Eğer nefis, Allah’a karşı yaptığı ibadetlerde isteksizlik ve tembellik hissederse bir süre kuvvetli ve iyi yemekleri yemeyi bırakınız. Tuz ve ekmekle yetinmeye çalışınız. Oruç tutunuz. Bu şekilde yapmanız, vücudunuzdaki bazı yağları eritmek gibi Allah’ı hatırlamanızı artırır.”

“Kulun Allah’a karşı takip edeceği en güzel edep hali, O’nun emirlerinin hepsine tereddütsüz boyun eğerek itaat göstermesidir. Allah Teala onu bu haliyle dünyada bırakırsaydı, bunu kendisine en hayırlı ve sevimli şey olarak kabul etmelidir. Şayet ahirete götürürse (ruhu alırsa), bu da Allah Teala’nın emri olduğunu kabul ederek, yine kendisine en tatlı iş gelmelidir.”

Fudayl bin Iyad, Abdülvahid bin Zeyd hazretlerinden işittiklerini şöyle anlatır: “Ben üç gece üst üste yatarak ‘Ya Rabbi! Benim Cennet’teki arkadaşım kimdir, bana göster’ diye dua ettim. Üçüncü gece rüyamda bana, ‘Ya Abdülvahid bin Zeyd, senin Cennet arkadışın Meymunetü’s-Sevda’dır’ denildi. Ben de ‘Peki o nerededir?’ diye sordum. Kufe’de Benî Fulan kabilesinden olduğu söylendi. Ben hemen kalkıp Kufe’ye gittim ve o kabileyi bulup Meymunetü’s-Sevda’yı sordum. Bana, ‘O, deli birisidir. Bizim birkaç koyunumuzu otlatmaya götürür’ dediler. Ben görmek isteyince, ‘Şimdi falan yerdeki hanın yanındadır’ dediler. Hanın yanına gidince gördüm ki Meymunetü’s-Sevda namaz kılıyor. Yanında bir asası ile üzerindeki cübbesi var. Koyunları orada otluyor ve yanlarında birkaç tane kurt onlara zarar vermeden dolaşıyordu. Beni fark ettiğinde namazını bitirip bana dönerek, ‘Ya İbn-i Zeyd, sen buradan git! Burası senin yerin değildir. Biz seninle daha sonra buradan başka bir yerde buluşacağız’ dedi.

Bunun üzerine ona, ‘Allah sana rahmet etsin. Sen benim İbn-i Zeyd olduğumu nereden bildin?’ dedim. O da, ‘Daha ruhlarımız dünya ya gelmeden ben senin İbn-i Zeyd olduğunu bilirdim’ dedi. Daha sonra ondan bana nasihat etmesini istediğimde, ‘Bir kimse sana bir şey verdiği zaman ona nasıl teşekkür edersin? Peki Allah Teala’nın verdiği bu kadar nimete karşı neden şükretmiyorsun? Sana iyilik yapana o iyiliği ve veren de onu yaratan da Allah’tır. Bu sebeple bütün hamd ve şükürler Allahü Teala’ya yapılmalıdır’ dedi.

Daha sonra kurtların nasıl olup da koyunların arasında onlara zarar vermeden dolaştıklarını sordum. O da bana, ‘Ya İbn-i Zeyd, ben Allahü Teala’ya öyle ibadet ederim ki, benimle onun arasında hiç bir duvar kalmamıştır. Bu yüzden kurtlarla koyunlar arasındaki düşmanlık kalkmış olup, dostluk başlamıştır’ diye cevap verdi.

Abdülvahid bin Zeyd, Tebe-i Tabiîn devrinde Basra’da yetişen âlimler arasında, dünyaya değer vermemesi, devamlı ibadet ve ilimle meşgul olması ve herkese iyilik etmesi ile dikkati çekerdi. Herkes onu sever ve hürmet ederdi. Yaşamı ve hikmetli sözleriyle birçok kimsenin doğru yola girmesine vesile olmuş ve herkese örnek olmuştur.

Ebu Davud ve Tirmizî’nin bildirdiğine göre şu hadis-i şerifleri rivayet etmiştir:

“Her kim şartlarına riayet ederek abdest alırsa, tırnakları da dahil olmak üzere vücudunun bütün azalarından günahları dökülür.”

“Tao’ndan (ve badan) ölen kimse şehittir.”

“Haramla beslenen vücut Cennet’e girmeyecektir.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası