AÇIKBAŞ MAHMUD EFENDİ

Açıkbaş Mahmud Efendi İslam alimi
A- A+

Onbirinci asırda Anadolu’da yetişen evliyadan. İsmi Mahmud olup babası Aziz Mahmud Urmevî’nin kardeşi Ahi Mahmud Efendi’dir. Dedesi Koç Baba diye meşhur olan Ahmed Efendi bir tarikat büyüğü idi. Mahmud Efendi meczup olup başı açık gezdiği için Açıkbaş lakabıyla anılmıştır. 1010 (m. 1601) yılında Diyarbakır’da (Amid) doğmuştur. 1077 (m. 1666) senesinde Bursa’da vefat etti. Daye Hatun Camii’nin haziresine defnedildi.

Diyarbakırlı olan Açıkbaş Mahmud Efendi küçük yaşından itibaren, zamanın âlimlerinden ilim tahsil etti. Valilerle sohbetlerde bulundu. Birara Mardin Şehri voyvodası (Reis, subaşı, ağa gibi bir makam. Sonradan kaymakamlık makamına eş olmuştur.) oldu. Fakat bunlardan huzur bulmayarak tasavvufa yöneldi. Memuriyetten ayrılarak Diyarbakır’a döndü. Nakşibendiyye yolu büyüklerinden “Urmiye Şeyhi” diye bilinen amcası Mahmud Efendi’nin sohbetlerinde bulundu. Ona talebe olup tasavvuf dersleri aldı. İlimde ve tasavvufta yüksek derecelere ulaştı. İçinde bulunduğu tasavvufî hâlin verdiği bir cezbeye kapılarak 1048 (m. 1638) tarihinde memleketinden ayrıldı.

Mısır’a ve başka beldelere gitti. Gittiği yerlerde büyüklerin kabirlerini ve mübarek makamları ziyaret etti. Âlimlerin ve evliyanın sohbetlerinde bulundu. Bir müddet sonra 1050 (m. 1640) tarihinde İstanbul’a geldi. Burada Nakşî tekkelerinde zikir ve ibadetle meşgul oldu. Sonra Bursa’ya yerleşti. Bursa’da Nakşibendî-i Atik Tekkesi’nde irşada başladı. 1663’te Bursa’da Ebu İshak Vakfı’ndan üç akçe yevmiye ile Molla Arap Camii’ne hatip tayin edilmiştir.

Aynı zamanda Daye Hatun Camii ve çoğunlukla da Ulucami’de ve bazı büyüklerin evlerinde toplanarak sohbet etmiş, vaaz vermiştir. Bu toplantılarında Şeyh Seyyid Ali Hemedanî’nin (v.786/1385) tertip ettiği ve hadislerde geçen duaları ihtiva eden eseri Evrad-ı Fethiyye’yi okumaya devam etmişlerdir. Şöhreti her tarafa yayıldı. İnsanlar uzaktan ve yakından sohbetlerine koşup istifade ettiler. Bazı kendisini çekemeyenler tarafından şikayet edilmiş ve İstanbul’a çağrılmıştır.

Burada kendisi için hazırlanan zehiri Bismillah diyerek içmiş ve zehir vücudundan ter yoluyla atılmış ve bu durumu görenler onun büyüklüğünü anlayarak izzet ve ikramla geri göndermişlerdir. Padişah Dördüncü Mehmed Bursa’ya geldiğinde kendisi ile sohbet etmiştir. Oniki ilimden bahseden bir eser yazarak veziriazam Köprülüzade Ahmed Paşa’ya hediye etti. Veziriazamın ve zamanın padişahının iltifat ve ihsanlarına kavuştu.

Resmî bazen de Acizî mahlaslarıyla Arapça, Farsça ve Türkçe olarak pekçok şiir yazdı. Şiirlerinde daha çok dünyanın fanî ve kendisinin de garib olduğunu anlatır.

“Bu âlem-i fanide ne mirim ne emirim,
Üftade-i vadi-i fena merd-i hakirim.
El-minnetü lillah ki olup can ile bende,
Meydan-ı muhabbette nazar-kerde-i pirim.
Bariye şükür malik-i gencine-i razım,
Yok sim ü zerim gerçi bu dünyada fakirim.”

beyitleri buna örnektir.

Açıkbaş Mahmud Efendi’nin vefatından sonra yerine biraderi Kasım Efendi’nin oğlu Mahmud Efendi geçip talebe yetiştirdi. O da vefat edince oğlu Mustafa Efendi geçti.

Eserleri: İlmiyle amel eden, güzel ahlak sahibi kamîl bir velî olan Açıkbaş Mahmud Efendi’nin kıymetli eserleri de vardır. Bu eserlerinin başlıcaları şunlardır:

1- Güzide: Türkçe olup tecvide yani Kur’an-ı Kerim’i okuma ilmine dairdir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar Kitaplığı No: 3436’da kayıtlıdır. Yirmidokuz bab (bölüm) üzerine yazılmış olan bu eser pek kıymetlidir.
2- Evrad-ı Fethiyye: Farsçadan tercüme edilmiş bir eserdir. Nakşibendiyye büyüklerinden Muhammed Hemedanî’nin topladığı, dua, zikir ve virdleri ihtiva eden eserin şerh ve tercümesidir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi H. Hayri - H. Abdullah Kısmı No: 146’da kayıtlıdır. 59 varaktır.
3- Risale-i Nurbahşiyye: Emir Sultan hazretlerinin mensub olduğu Nurbahşiyye tarikatının evrad ve silsilesini açıklayan bir risaledir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi H. Hayri - H. Abdullah Kitaplığı 146. numarada kayıtlı bir mecmua içindedir.
4- Arapça, Farsça ve Türkçe olarak yazılmış olan şiir mecmuası.

Açıkbaş Mahmud Efendi’nin eserleri yazma olup hiçbirisi basılmamıştır.

Açıkbaş Mahmud Efendi buyurdu ki:

“Layıkıyla ibadetin yokluğu, layıkıyla marifetin yokluğuna sebeptir. Layıkıyla marifetin yokluğu, layıkıyla zikrin yokluğuna sebeptir. Layıkıyla zikir, layıkıyla marifete bağlıdır. Yani layıkıyla marifet olmayınca layıkıyla zikir olmaz. Layıkıyla zikrin yokluğu ise layıkıyla şükrün yokluğuna sebeptir. Layıkıyla zikir layıkıyla şükre bağlıdır. Yani layıkıyla zikir olmazsa layıkıyla şükür olmaz.

Bu üçünden her birisi sonrasına bağlıdır. İbadetlerin layıkıyla olmadığı, marifetin layıkıyla olmadığı yönündendir. Bir kimse iyi bilmeyince iyi ibadet etmez. Marifetin layıkıyla olmadığı, zikrin layıkıyla olmadığı yönündendir. Zikrin layıkıyla olmadığı, şükrün layıkıyla olmadığı yönündendir. Bir kimse layıkıyla şükretmezse zikri yerinde olmaz.”

Açıkbaş Mahmud Efendi’nin, Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı No: 3563’te kayıtlı olan beş varak olarak günümüze ulaşmış olan şiirlerine şunları örnek olarak verebiliriz:

“Halimi ağlar isem âlemi seylab tutar,
Kıssayı söylersem gözlerimi hâb tutar.
Harem-i kûyını tavaf eden eyâ Kâbe-i hüsn,
Yüzünü kıble görür kaşını mihrab tutar.
Cevheri göricek ey dürr-i girân-mâye-i sinin,
Lebb-ü dendânını la’l-i dürr-i sîrâb tutar.
Ben zâifin yüzüne sepmek içün elde müdâm,
Merdüm gözlerimin şişe-i güllâb tutar.
Gözleridir dîl-i hastaya ölen canlar çün,
Lebb-i cân-bahşî revân birdir cüllâb tutar.
Dîl-i miskîni bend etmeye dîvâne sıfat,
Halka halka saçı zinciri ile güllâb tutar.
Bezm-i aşkında gamın nakl edüben Resmî müdam,
Leblerin yâdına âb-ı ayn-i nâb tutar.”

“Sâkî sun imdi ki îyd-i sıyamdır,
Vakt-i safâ ve îys-u dem nûş-u câmdır.
Şol irdin ki âb-ı hayata Hızır gibi,
Hakî Resmî cur’ası yuhyi’l-izâmdır.
Ferdây-ı îyd-ı sohbeti yârân müştefik,
Bir zer rûz-u saat ferhunde kâmdır.
Hani gözün acemî okursa çeker feten,
Mahmûr-i hâb feten-i mest-i müdâm.
Tûbâ misali arsa salar mayesin müdâm,
Kad ki aceb kıyamet-i serv-i kıyâmdır.
Didim nedir bu zülf-ü rûh ey mah-ı rûh,
Didi ki sünbül sanem subh-u sâmdır.
Kimdir kapımda Resmî etmeden demiş Habîb,
O, bu fakire hod sebep ihtirâmdır.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası