Sultanü’l-ulema Hace Nizameddin Evliya’nın yetiştirdiği Hindistan evliyasının büyüklerinden. İsmi Osman, lakabı Siraceddin olup Ahî Sirac diye meşhurdur. 758 (m. 1357) yılında Bengal’de Pain şehrinde vefat etti.
Daha gençlik yıllarında, Hace Nizameddin hazretlerinin sohbetlerinde bulunarak yetişen Ahî Sirac, ayrıca Mevlana Fahreddin-i Zerradî’den sarf öğrendi. Mevlana bu talebesini çok sevdiğinden, onun için sarf bilgilerini yazıp topladı. Bu eserine Osmanî ismini verdi. Ahî Sirac, bundan sonra Mevlana Rükneddin’in huzurunda; Kafiye, Mufassal, Kudurî ve Mecma’ü’l-bahreyn adlı eserleri dikkatlice okudu. Bunları da bitirdikten sonra tekrar Hace Nizameddin Evliya’nın huzuruna gelerek, üç sene daha kalıp tasavvuf yolunda kemale geldi. Hace hazretlerinin sohbetleri bereketiyle, tam bir olgunluğa kavuşup icazet ve hilafet almakla şereflendi. Hocası, Ahî Sirac’a kitaplarından ve elbiselerinden bazılarını yadigar olarak verip onu, insanları irşat etmek, doğru yolu göstermek üzere memleketi olan Luknov’a gönderdi. Gittiği yeri, velayet (velilik) güzelliği ile süsleyip aydınlattı. Hace Nizameddin onun için; “O, Hindistan’ın aynasıdır.” buyurmuştur.
Ahî Sirac irşat ile vazifelendirilip Luknov’a gelince ilme susamış olanlar etrafında toplanmaya başladılar. Ahî Sirac, hocası Hazreti Hace’ye layık bir talebe idi. Ondan aldığı yüksek ilimleri, feyiz ve bereketleri etrafına yaymaya başladı. Çok talebe yetiştirdi. Binlerce kişi ondan istifade edip ilim öğrendiler.
Şeyh Hüsameddin-i Mankpurî, Melfuzat isimli eserinde, Ahî Sirac hazretlerinin sözlerini ve menkıbelerini zikretmektedir. Bu kitapta bildirildiğine göre bir gece dervişlerden bir zat, Ahî Sirac hazretlerine misafir olmuştu. Yatsı namazından sonra Ahî Sirac yatağına uzandı. Misafir olan derviş ise namaz kılmaya başladı. Bir taraftan da böyle büyük bir zatın gece uyumasına hayret ediyordu.
Sabah olduğunda, Ahî Sirac hazretleri kalkıp abdest almadan, birlikte sabah namazını kıldılar. Misafir olan derviş, Ahî Sirac’ın bütün gece zikirle meşgul olup uyumadığını, ilk zamanda anlayamadığından bu hale çok hayret ederek; “Allah, Allah! Ne garip iştir! Bütün gece yattınız. Sabahleyin ise abdest almadan namaz kıldınız.” dedi.
Ahî Sirac; “Siz ibadetle meşgul oluyorsunuz. Bizim ise kıymetli bir malımız (ruhumuz) vardır. Büyük ve azılı bir düşman da (nefsimiz) onun peşinde olup onu öldürmek için gayret etmektedir. Biz o kıymetli malımızı korumak, düşmana teslim etmemek için uyumuyor, bekçilik ediyorduk.” dedi.
Bu sözleri hayretle dinleyen misafir derviş, o zatın büyüklüğünü böylece daha iyi anlamış oldu ve; “Eğer âşık mescitte görünmezse de onun kalbi daima namaz iledir” mealinde bir beyt söyledi.
Rivayet edildiğine göre Ahî Sirac hazretleri, vefatına yakın zamanda kabir gibi bir yer kazıp hocasının huzurundan ayrılırken kendisine verdiği elbiselerini oraya koydu. Üzerini de aynen kabir gibi yaptı ve buna da “Elbiseler mezarı” denildi. Vefat ettiğinde, elbiseler mezarının ayakucuna defnedilmesini vasiyet etti. Bir müddet sonra vefat etti. Talebeleri vasiyeti yerine getirip hocalarını elbiseler mezarının ayakucu tarafında hazırladıkları bir kabre defnettiler.
Yetiştirdiği talebeleri içinde en ileride olanlarından biri de Alaeddin Ebu Ali Kalender’dir. Hidayetü’l-hak adlı bir eseri vardır.