AHMED İZZET EFENDİ

Çal Müftüsü Ahmed İzzet Efendi İslam alimi
A- A+

Çal müftüsü. Milli mucadele mücahidlerinden. Denizli’nin Çal ilcesine bağlı Suller küyünde doğdu. 1372 (m. 1952) yılında orada vefat etti.

Kucuk yaştan itibaren ilim tahsiline başladı. Once koyunde, sonra da Denizli’de ilim tahsiline devam etti. Bu yıllara dair hayatı hakkında fazla malumat yoktur. Onun hakkında bilinenler daha cok Anadolu’nun işgali yıllarına aittir.

17 Şaban 1338 (m. 15 Mayıs 1919)’da İzmir’in işgali ile memleketin acılar icine duştuğu yıllarda Ahmed İzzet Efendi Cal’da muftu olarak vazife yapmaktaydı. Halkın ne yapacağını şaşırdığı o karanlık gunlerde pekcok defa Carşı Camii şerifinde, hukumet binası onundeki meydanda dini nutuklar soyledi. Halkı mukavemete teşvik etti. Kendisine gelenleri umitsizliğe kapılmadan teşkilatlanmaya sevketti.

Kaymakam Fazlı Gulec ise; “Muftu Efendi, şer’an uzerine duşen vazifeyi yapmıştır. Bu babta benim de hakk-ı kelamım vardır. Beni dinlerseniz ordularımız dağılmış, silahı elinden alınmıştır. Askerlerimiz cepheleri bırakmıştır. Bu sebeple Muftu Efendinin soylediklerini yapmak, duşmanı gazaplandırmaktan, neticede ise onların ayakları altında perişan olmaktan başka bir işe yaramayacaktır.” diye ona karşı cıkıyordu.

Bunlara karşılık Ahmed İzzet Efendi kendi ifadesiyle sozlerini şoyle nakletmektedir: Gozlerimiz gorerek, bedenimizde can varken, kendimizi ve mukaddesatımızı duşmanın yed-i habisine, kirli eline terk ve vatana ayak basmalarına tahammul edemeyeceğimizi, behemehal mudafaa tertibatı almamız lazım geldiğini, silahsız ve vasıtasız da olsa evvela bizleri sonra evlad-u iyalimizi şehid etmeden memleketimize duşman giremeyeceğini, hatta hepimizi şehid etseler bile, Allahu tealanın izni olmadan duşmanın bu topraklara ayak basmasının mumkun olamayacağını soyledim.

Ancak fikir birliği tam hasıl olmadığı icin bu hareket bir muddet icin neticesiz kaldı. Ahmed İzzet Efendi kendi koyu olan Suller’e gitti. Bu sıradaki halini ise şoyle anlatmaktadır: Bir muddet koyumde kaldım. Burada kendi kendimi hesaba cektim. Kalbim bana; “Bu bapta sen haklısın, ısrar et, cenab-ı Hakk’ın vaadi yerini bulacaktır.” diyordu.

Ahmed İzzet Efendi bundan sonra fiilen duşmana karşı koyma hareketine katıldı. Once Ali Kurt koyune gitti. Burada 25-30 kişilik bir ceteye sahib olan Dede Efe’yi duşman uzerine harekete gecmeye ikna etti. Buradan Denizli’ye geldi. Muftu Ahmed Hulusi Efendiyi gorerek kendisine fikirlerini anlattı. Ahmed Hulusi Efendi cok memnun olarak kendisini tebrik etti. Sonra mutasarrıf Faik Oztırak’la gorüştu. Faik Beyin; “Caresiz vaziyetteyiz. Boyle bir durumda bir kaymakam, bir mutasarrıf ve bir vali ne yapabilir?” sozleri uzerine fevkalade celallenen Ahmed İzzet Efendi; “Faik Bey! Kaymakamlık, mutasarrıflık ve valilik, milletle kaimdir. Millet cayır cayır yanmaya başladı. Biz buna seyirci kalamayız. Ne yapacaksanız yapınız. Ben kudretim nisbetinde bu uğurda bir vazife almaya geldim.” cevabını verdi.

Ahmed İzzet Efendi bundan sonra duzenli birlikler kuruluncaya kadar teşkil ettiği milis kuvvetleriyle bizzat savaşlara katıldı. Ahmed Hulusi Efendi ve Demirci Mehmed Efe ile birlikte hareket etti. Yunanlılara ağır kayıplar verdirdi. Elinde tufek olduğu halde birliklerinin en onunde carpışmalara iştirak etti. Namaz vakitlerinde emrindekilere namazı kıldırıyor sonra yine en onde ileri atılıyordu. Bu hali ile bolge halkının gonlunde taht kurdu. Yediden yetmişe herkesin sevgisini, saygısını kazandı.

Bu savaş esnasında Ahmed İzzet Efendinin koyu de yağma ve tahrib edilenler arasındaydı. Koyu basan işgal birlikleri Ahmed İzzet Efendiyi aramışlar, bulamayınca evleri ve değirmenlerini ateşe vermişlerdi. İşgalin kalkmasından sonra Mahalli hukumet Ahmed İzzet Efendinin zararını on bin altın olarak tespit etti. Bu vakayı haber aldığı zaman Ahmed İzzet Efendi şoyle demiştir: “Bu kadar serveti ve hatta canı feda etmeden davayı tahakkuk ettirmek ve Allahu tealaya tam kulluk etmiş olmak mumkun değildir. Onemli olan vatan ve milletimizin, namus ve mukaddesatımızın kurtulmuş olmasıdır.”

Ahmed İzzet Efendi, Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra omrunu buyuk bir tevazu ve feragat hissi icinde yaşayarak gecirdi. Muhitinin ve cevresinin fakir insanlarına karşı butun varlığını sarfederek hizmete koştu. Yardımlarıyla bircok kabiliyetli gencin, okuyup yetişmesini sağladı. 1952 yılında ebedi aleme göçtü.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası