AHMEDÎ

Ahmedî İslam alimi
A- A+

Ondördüncü asırda Anadolu’da yetişen büyük divan şairi. İsmi, İbrahim bin Hızır, lakabı Taceddin’dir. Peygamber Efendimize olan sevgisinden Ahmedî mahlasını kullanmış ve bu şekilde şöhret bulmuştur. Doğum tarihi ve yeri ihtilaflıdır. Çeşitli kaynaklarda, Amasya’da, Uşak’ın Sivaslı köyünde ve Kütahya’da doğduğu zikredilmiştir. Vefatında seksen yaşından fazla olduğu için, 734 (m. 1334) senesinde doğduğu tahmin edilmektedir. 815 (m. 1413) senesinde, bir rivayete göre Kütahya’da bir rivayete göre de divan katipliği yaparken Amasya’da vefat etmiştir.

Ahmedî, Anadolu’da temel dini bilgileri öğrenmekle kalmamış, aynı arzu ile Mısır’a gitmiş ve meşhur Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden Hidaye şarihi Ekmeleddin Babertî’nin derslerine devam etmiştir. Uzun bir tahsilden sonra hadis, tefsir, fıkh, tıb ve matematik ilimlerinde, şiir ve edebiyatta söz sahibi olmuş, Molla Fenarî ve Hacı Paşa ile arkadaşlık yapmıştır. Hocası Babertî’nin işaret ettiği üzere, ömrünü hekimlikle geçirmiştir.

Ahmedî, yüksek din ilimleri yanında; hikmet, matematik ve tıbda da ihtisas sahibi idi. Anadolu’ya döndüğünde âlimlere hürmet ve saygıda kusur etmeyen Germiyanoğullarının hizmetine girerek Süleyman Şah’ın müşaviri, hocası ve doktoru oldu. Süleyman Şah nazım ve şiire çok düşkün olduğu için, şiirle uğraşmak mecburiyetinde kaldı. Yazdığı şiirleri Süleyman Şah’a takdim ederek iltifatlarına kavuştu. Güzel nasihatlarıyla, Anadolu birliğinin ve adil bir idarenin kurulmasına yardımcı oldu. Germiyanoğulları toprakları Osmanlılara verilince, Ahmedî, bölgeye vali tayin edilen Şehzade Yıldırım Bayezid’den de iltifat gördü ve ona sohbet arkadaşlığı yaptı.

Ankara savaşından sonra Timur Han’ın yanına gitti. İlmi ve çok beğenilen sohbetleriyle Timur Han’ın yakınları arasına girdi. Daha sonra Anadolu’ya geri döndü. Süleyman Çelebi’nin yanına giderek, saraya yerleşti. Eserlerinin büyük bir kısmını Süleyman Çelebi’nin yanında iken yazdı. Süleyman Çelebi’nin vefatı üzerine Ahmedî, Mehmed Çelebi’ye intisab etmiş ve bu hükümdara da şiirler yazmıştır.

Ahmedî, ondördüncü asır divan şiirinin kurucusu ve üstadı sayılır. Şiirlerinde, zamanın dinî hayatını işlemiş, çok iyi bildiği tasavvuf kültüründen istifade etmiş ve günlük hayata da yer vermiştir. Sanat yönü kuvvetli olan şair, divanına göre mesnevîlerinde kuru kalmıştır. Mesnevîlerindeki sosyal konular, tarih bilgileri, bu eserlere sadece bir sanat eseri çehresi değil, aynı zamanda ilmî ve ansiklopedik hususiyet de kazandırmıştır.

Türk şiirinde Hoca Dehhanî ile başlayan, zamanın içtimaî hayatında önemli hadiseleri şiirde işleyişler, Ahmedî’de zengin bir şekilde devam etmiş ve edebiyatımızda divan şiirinin kurucuları arasında yer almıştır. Kendisini yakından tanıyan İbn-i Arabşah onun hakkında; “Kelimat-ı şerifesi lezzette ibn-i Nübate’nin kelimatına muadil ve mümasil olup neşesi kemal-i zarafeti üzere idi. İskendername nam kitabından gayri Müsannefat-ı adide-i güzidesi vardır.” demektedir.

İran şairlerinden de etkilenen Ahmedî, hüsnü hat ve resimle de ilgilenmiş ve bu san’atkarlara şiirlerinde yer vermiştir. Tenkit fikri Ahmedî’nin başlıca hususiyetidir. Bu itibarla devri ile kendinden önceki şairleri tenkitten geri kalmamıştır.

Şiirinin gücünü kelime hazinesinin zenginliğinden alan ve gerçek bir söz ustası olan Ahmedî, zamanının Hassan’ı ayarındadır. Bazan kendini Hassan’ın zıddı olan ve ahmaklığı ile meşhur Bahul’a da benzetir.

Ahmedî’nin divan şiiri üslubu daha çok İran şiir örneklerine uyularak meydana gelmiştir. Şiirlerinde bir nasihatçı durumunda da görünen şair, Zerdüştlüğe benzetilen Yunan felsefesini kötülemiş ve iltifat etmemiştir. Ayrıca, doğru ve iyi anlamak için aklın, ilmin ve fikrin birlikte hareket etmesini istemiştir.

Yunus gibi şiirler de yazan şair, cimrilere kızar. Biriktirilen malı, serveti, parayı, yılana ve ejderhaya benzetir. Eğer bunlar bu dünyada harcanmaz ve yerlerine verilmezse, yarın kıyamet günü yılan ve ejderha olup sahibini yiyeceğini söyler. Ayrıca gelip geçici dünyanın hiç birşeyinin ebedi diyar olan ahiret gibi olamayacağını, bu yüzden dünyaya gönül verilmemesini şiirlerinde anlatmaktadır.

Dünyayı ahiretin tarlası gören Ahmedî; madde alemini, mana alemine ulaşmak için bir köprü gibi kullanmaktadır. O, nefsi, baskı altında değil, kontrol altında tutmak gerektiğine inanan şairdir. Ahmedî, bir din âlimi, bir tasavvuf ehli ve şair olarak en önemli ibadetin gençlikte yapılacağını söylemiş, gençlikle yaşlılık arasındaki fiziki durumu mukayese ederek şiirlerinde gençliği ilkbahara, yaşlılığı sonbahara benzetmiştir.

Vatan sevgisini körükleyen hadiseler içinde yaşadığından ve Moğolların yaptıkları zulüm ve işkenceleri gördüğünden; başta gaza olmak üzere bu konularda şiirler de yazmıştır. Bu konuları işlerken padişahlara da nasihatlar vermiştir.

Ahmedî, tenkitçi bir kişiliğe sahip olduğundan, devri şairleri arasında fazla sevilmemiştir. Şiirlerinde Gülşehrî, Yunus Emre ve Aşık Paşa’nın tesirleri hissedilmekte, Nizamî, Kemal Hocendî, Süleyman Savecî gibi şairlerin tesirinde kaldığını bizzat kendisi ifade etmektedir. Kendisinden sonra yaşayan Şeyhî, Hatiboğlu, Hayatî, Münirî, Fuzulî, Kemalpaşazade ve Bakî gibi şairler onun etkisinde kalmışlardır.

Eserleri: Ahmedî’nin yazmış olduğu eserlerden bazıları şunlardır.

1- Divan: Sanat bakımından en kıymetli eseridir. Dokuzbin beyte yakındır. Bilinen yazma nüshalarının sayısı altı-yedi civarındadır.
2- Cemşid ü Hurşid: Beşbin beytten meydana gelen büyük bir mesnevidir. Eser 1403 senesinde İran şairi Selman’ın aynı ismi taşıyan eserinden faydalanılarak yazılmıştır. Hikaye tekniği bakımından çok kuvvetlidir.
3- Osmanlı Tarihi: Müstakil bir eser olmayıp, İskendername’ye ilave edilmiş üçyüzotuzdört beytlik bir bölümdür. Bu tarih, Osmanlı müellifleri tarafından yazılarak zamanımıza kadar ulaşan Türkçe ilk Osmanlı tarihidir. Küçük, muhtasar ve manzum bir vakayiname çehresi taşımakla birlikte, bize, büyük devletin temellerine dair bazı önemli bilgiler vermektedir.
4- Tervihü’l-ervah: Tıb, astronomi ve matematik ilimleri ile ilgili onbin beyti aşan ilmî ve edebî bir mesnevidir. Tıbbın çeşitli bahislerine, teşrihe, teşhise ve tedaviye dair geniş bölümleri olan bu eser, yazarın, tababet alanındaki geniş bilgisini göstermektedir. Bu eseri dokuz ay gibi bir sürede yazmıştır.
5- Mevlid: Bu eseri de İskendername içinde olup altıyüzonbeş beytten meydana gelmiştir. Peygamberimizin doğumu, peygamberliğinin belirtileri, Nuşirvan’ın oğlunun hükümdarlığı, Hüsrev-i Perviz’in hükümdarlığı, Peygamberimizin peygamberliği, mucizeleri, miracı, vasıfları, Hendek savaşı gibi konular, bölümleri meydana getirmektedir.
6- Bedayiu’s-sihr fî Sanayi’i’ş-şi’r: Emir Süleyman’a sunulan bu eser, edebî sanatlara dairdir. Reşidüddin Vatvat’ın Hadayıku’s-sihr adlı eserini değiştirerek yazmıştır.
7- İskendername: Büyük İskender’in hayatına, idealine, fetihlerine dair tarihlerden, rivayetlerden, destanlardan toplanmış bilgilerle meydana getirilmiş, büyük bir manzum hikayedir. 8754 beytten meydana gelen eser, lisan bakımından da sade olup ondördüncü asır Türkçesi ile yazılmıştır. Bu yönü ile de dil ve kültür bakımından önemli bir eserdir. Eser, devrin doğu tarihi hakkında bilinen en doğru ve en zengin şekliyle yazılmıştır. Ahmedî eserini bir hadiseler ve maceralar şeridi halinde bırakmamış, ona; fikrî, ahlakî ve terbiye edici bir hüviyet kazandırmıştır. Kendi devrindeki ve daha önceki bir çok sosyal ve ahlakî düşünceleri işlemiş, Kur’an-ı Kerim, hadis, astronomi, matematik, hikmet, tıp gibi ilimlere ait çeşitli bilgileri eserine yerleştirmiştir. Emir Süleyman’a sunulan İskendername, Ankara’da aslına uygun bir şekilde basılmıştır. Yazma nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi 921 numarada kayıtlıdır.

Ahmedî’nin ayrıca Mirkatü’l-edeb (Farsça sözlük), Mizanü’l-edeb ve Mikyasü’l-edeb (Arab ve Fars grameri ile ilgili kasideler) isimli eserleri de vardır. Bu yönü ile dilci bir şair olarak da görünür.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası