AKİL (UKAYL) EL-MÜNBİCÎ

Akîl el-Münbici İslam alimi
A- A+

Şam’da yetişen evliyanın büyüklerinden. Derviş olmak için Ömeriyye’ye giden Akil el-Münbicî, orada derviş değil, mürşit oldu. Sohbetlerinde birçok âlim ve veli yetişti. Adî bin Müsafir bunlardandır. Akil hazretlerinin doğum ve vefat tarihleri hakkında kesin bir bilgi yoktur. Görüştüğü âlimler ve yetiştirdiği talebelerden, onun altıncı asırda vefat ettiği anlaşılmaktadır. Akil el-Münbicî kırkdokuz sene ömür sürdü, Münbic’de vefat etti. Kabri meşhur olup, ziyaret mahallidir.

Büyük âlim Akil’in davranış ve konuşmaları hikmetli idi. Bir gün, Şeyh Mesleme hazretlerinin talebelerinden birkaçı ile birlikte Fırat Nehri kenarına geldiler. Her biri seccadesini su üzerine serip üstüne binerek karşıya geçtiler. Akil el-Münbicî de seccadesini serdi. Üzerine oturmasıyla suya battı ve bir müddet sonra karşı kıyıdan çıktı. Fakat üzerinde en küçük bir yaşlık görülmedi. Talebeler, bu durumu gidip hocaları Şeyh Mesleme hazretlerine arz edince, buyurdu ki: “O, rahmet deryasına dalanlardan biridir.” Bu sebeple ona Gavvas dendi.

Bir gün Münbic’de bir dağ kenarında idi. Yanında da salih, temiz kimselerden müteşekkil bir topluluk vardı. Bunlardan biri; “Sadık bir kul olmanın alameti nedir?” diye sordu. Akil el-Münbicî de; “Sadık bir kul, bu dağa hareket et dese, hareket eder.” buyurdu. O esnada dağ sallanmaya başladı. Yine oradakilerden biri; “Tasarruf sahibi olmanın alameti nedir?” diye sorunca; “Karadaki hayvanlar, denizdeki balıklar toplansınlar dese, derhal toplanırlar.” buyurdu. Daha sözünü bitirmeden dağdan hayvanlar inmeye başladı. Balıkçılar da, Fırat’ın çeşit çeşit balıkla dolduğunu haber verdiler. Onlardan biri tekrar; “Zamanın en üstünü olmanın alameti nedir?” diye sordu. Ukayl hazretleri buna da; “Ayağını şu kayaya vursa, pınarlar fışkırır.” der demez, oradaki kayadan sular fışkırdı ve sonra tekrar eski hâline döndü.

Şeyh Osman bin Merzuk şöyle anlatır: “Akil el-Münbicî hazretleri, Şeyh Mesleme hazretlerinin talebelerinden hâl sahibi onyedi kişi ile beraber bir mağarada oturdular. Her biri asâsını (baston) orada bir yere koydu. O esnada bazı kimseler gelip, bu asaları yerlerinden alıp kaldırdılar ve Akil el-Münbicî’nin asâsını almak istediklerinde onu kaldırmaya muvaffak olamadılar. Bu durumu gören bu salih kişiler, hocalarının yanına dönüp durumu arz ettiklerinde, Mesleme hazretleri; “Asâyı kaldıranlar bu zamandaki Allahü tealanın veli kullarıdır. Kaldırdıkları her asa, sahibinin derecesi kadardı. Fakat Akil’in asâsını kaldıramadılar, çünkü onun derecesi çok yüksekti.” buyurdu.

Akil el-Münbicî, bir gün sefer hazırlığını yapıp evinden çıktığında, kendisini uğurlamak için bekleyen büyük bir topluluğu ve talebelerini gördü ve; “Bak senin için ayakta bekliyorlar.” diye içinden geçirdi. Sonra da ağlamaya başlayarak şu mealdeki şiiri söyledi: “Sizi sevmekte ben haddimi aştım, inandım ki, sizin sebebinizle ben merhamet olunurum. Büyükleri sevmek, seven kerim olmasa bile, onları sevmek sebebi ile ikrama kavuşur.”

Akil hazretleri buyurdu ki: “Marifet odur ki, ona kavuşmakla Allahü teala her şeyden üstün tutulur.”
“Allahü tealadan korkmak, her işin başıdır. Fakat bu herkeste başkadır.”
“Yol ikidir: Ciddiyet, sıkıntıya tahammül. Bir de haddi aşmamak ve beklemektir.”
“Bir kimse kendisi için üstünlük iddia eder veya söz söylemekte ileri giderse, o marifet sahibi olamaz ve Allahü tealayı tanıyamaz.”
“İnsanların iyi taraflarını görmeli, günahlarını araştırmamalıdır.”
“İddiacı, her şeyde kendini ileri sürer ve gösterir. Böyle kişilerden sakınmak lazımdır.”
“Nefsinin arzu ve istekleriyle mücadele eden kimse, Allahü tealaya karşı irfan sahibi olur. Kalben, halktan kurtulursan, Allahü tealayı tevhit etmiş olursun.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası