ALİ BİN RABBAN TABERÎ

Ali bin Rabban et-Taberî İslam alimi
A- A+

Abbasîler zamanında yetişmiş büyük tıp âlimi. İsmi, Ali bin Rabban Taberî olup, künyesi Ebu Hasan’dır. İbn-i Rabban Taberî ismiyle de meşhurdur. İsmi Ali bin Zeyd ve Ali bin Sehl olarak veren kaynaklar da vardır. 153 (m. 770) senesinde Taberistan’ın Merv şehrinde doğdu. Dindar bir Hıristiyan olduğu hâlde hakiki muhabbet ve sosyal adaleti İslamiyet’te görünce, genç yaşta Müslümanlığı kabul etmişti. Yahudî olduğu nu bildiren kaynaklar da vardır. 250 (m. 864) senesinde Samarra’da vefat etti. Vefatı için başka tarihîler de vardır.

Ali bin Rabban, küçük yaşta babası tarafından yetiştirildi. Yunanca, Süryanice, İbranic e ve Arapça’yı gereği gibi öğrendi. Babası da tıp âlimi olup, Merv şehrinin sayılı şahsiyetlerinden ve devlet erkânından idi. Özellikle tıp ve fen bilimlerine karşı çok alaka duyardı. İnsanların ruh ve beden sağlığı ve saadeti üzerinde titremesi sebebiyle, büyük muallimanların da Rabban unvanı verildi. Böyle bir babanın tâlim ve terbiyesinde yetişen Ali bin Rabban, daha sonraki çalışmalarında; matematik, felsefe, astroloji gibi ilim dallarında da kendini yetiştirdi. Bu dönemde, zamanının seçkin bilginlerinden olan amcası Ebu Zekkar Yahya bin Nu’man’ın yakın ilgi ve yardımlarını gördü.

Ali bin Rabban, tahsili ni tamamladıktan sonra, Merv’de tabipliğe başladı. Ebu Bekr Râzî onun talebesiydi. Râzî, eserlerinde üstadını hürmetle anmakta, tıp ve eczacılığa dair ondan nakiller yapmaktadır.

Müslümanlara hizmet için ihlasla çalıştı. Gerek dini, gerekse tıbbi konularda insanları aydınlatmaya çalıştı. Bir ara ilim öğrenmek için Bağdat’a gitti. Firdevsü’l-hikme adlı kitabını telife başladı. Bu sıra da 210 (m. 825) senesinde Taberistan’a vali tayin edilen Mazyar bin Karin’in kâtibi oldu. 225 (m. 839) senesinde Mazyar bin Karin’in vefatı üzerine, Samarra’ya gitti. Halife Mutasım, kendisini saraya çağırıp, devlet yazışmalarını yürüten divan-ı inşaya memur tayin etti. Halife Mutasım vefat edince, vazifesinden ayrıldı. Samarra’da yaşayıp muhtemelen doktorluk yaptı. 235 (m. 850) senesinde Firdevsü’l-Hikme adlı eserini tamamladı.

Ali bin Rabban, tıp, hikmet ve dillerde vukufu sebebiyle Halife Mütevekkil nezdinde itibar kazandı. Saraya alındı. Halifenin doktoru, hatta nedimi oldu. 240 (m. 855) senesinde, yetmiş yaşlarına iken halifenin telkinleriyle İslamiyete girerek Müslüman oldu. Nitekim Ed-Dîn adlı eserinde bu konuya dair der ki: “Öncelikle beni hidayete eriştirdiği için Allah’a şükrederim. Sonra İslamiyeti bana cazip hâle getirerek, beni ona davet eden, Cennet nimetleriyle beni teşvik eden, Cehennem azabıyla beni korkutan, bunu bütün insanların iyiliği için yapıp karşılığını ise yalnızca Allah’tan bekleyen, Allah’ın kulu ve halifesi olan, Emîrü’l-Müminîn Cafer el-Mütevekkil’e teşekkür ederim. Allah ömrünü uzun etsin!”

İslamiyeti kabul ettikten sonra, Ali bin Rabban’ın halife nezdindeki itibarı arttı. Hıristiyanlığı bu sebeple terk ettiği ni düşünecek olanlara karşı, İslamiyetini niçin kabul ettiği ni anlatan Er-Red kitabını kaleme aldı.

Halife Memun, Mutasım ve Vası k Mütezile itikadında olup, Ehl-i Sünnet’e çok ağır muamele yapıyordu. Halife Mütevekkil ise dinine çok bağlı ve Ehl-i Sünnet itikadında idi. Seleflerinin siyasetini tamamen değiştirdi. Mütezile, Şiâ ve diğer bidat fırkalarını yasakladı. Ehl-i Sünnet’i serbest bırakıp, önceki devirde bunlara yapılan kötü muameleleri telafi etti. Valilerine mektup yazıp, Kur’an-ı Kerim’de bildirildiğine göre Allahü Teala’nın İslamiyeti diğer dinlere üstün kıldığını beyan edip; Müslümanlar dışındaki dinlerden memur istihdam etmemelerini istedi. Müslümanlarla gayrimüslimlerin kılık kıyafetlerinde birbirinden ayrılmasını emretti. İslamiyetin, diğer dinlere olan üstünlüklerini ilmî bir şekilde kaleme alması hususunda Ali bin Rabban’ı teşvik etti. O da 241 (m. 855) tarihinde Ed-Dîn ve’d-Devle adlı eserini telif etti. Bu kitapta, İslamiyet, öncelikle Hıristiyanlık, ardından da Zerdüşt ve Brahma dinleriyle mukayese edilip üstünlükleri vurgulanıyordu. Bu dinlerin Allah katında makbul olmadığı, delillerle ispat ediliyordu.

Ali bin Rabban, Halife Mütevekkil’in öldürülmesinden kısa bir müddet sonra vefat etti. Bu tarihi, ekseri kaynaklar 250 (m. 864) olarak verirler.

Eserleri: Ali bin Rabban Taberî birçok eser yazdı. İbn-i Nedîm, El-Fihrist adlı eserinde onun medikoterapi ile ilgili dört kitabının ismini zikretmektedir. İbn-i Ebu Usaybiâda, Uyünü’l-Enbâ adlı eserinde, onun dokuz eserine yer vermektedir. Her iki kaynak da onun, Ed-Dîn ve’d-Devle adlı mühim eserini zikretmemişlerdir. Bilinen eserlerinden bazıları şunlardır:
1- Ed-Dîn ve’d-Devle: Kelam ilmine dair olup, eserde İslamiyetin üstünlükleri anlatılmaktadır.
2- Tuhfetü’l-Müluk
3- Keraşşü’l-Haşve
4- Kitabu Menâfi’i’l-Edviye: İlaçların tedkiki hakkında dır.
5- Kitabu’n fi’l-Emsal ve’l-Edeb ala mezhebi’r-Rum ve’l-Arab
6- Kitabu İrfaku’l-Hayat
7- Kitabu Hıfzı’s-Sıhha: Sıhhatin korunması usulleri hakkında dır.
8- Kitabu’n fi’l-Hacamat: Kanal aldırmanın sıhhat açısından faydaları ve tıbbi önemi ile ilgilidir.
9- Kitabün fi Tertibi’l-Agdiya: Gıdaların hazırlanması ve kullanılışı ile ilgilidir.
10- Firdevsü’l-Hikme: Genel halk sağlığı ve tababet sanatı hakkında dır.
11- Kitâbu’l-Lü’lû: Tıp tarihi ne dair dir. Ayasofya kütüphanesinde 3724 numarada yazma nüshası mevcuttur. Tamamı yirmi varaktır. Firdevsü’l-Hikme, Er-Red ale’n-Nasâra ve Ed-Dîn ve’d-Devle adlı eserleri neşrolunmuştur. Kitabu’l-Lü’lû ile Kitabu Hıfzı’s-Sıhha adlı eserlerinin el yazma nüshaları mevcuttur. Kaleme aldığı eserlerin çoğunu Müslüman olduktan sonra telif etmiştir.

İbn-i Rabban’ın en çok tanınan eseri, Firdevsü’l-Hikme’dir. Ansiklopedik mahiyette olan bu eseri ni, 850 senesinde tamamlamıştır. Bu eser, 1928 senesinde M. Siddikî ve Prof. Gibb tarafından Berlin’de neşredilip, ilim âlemine takdim edildi. 1981 senesinde Karaçi’de yeniden basıldı. Yedi ana bölümde tanzim ettiği eserdeki ilmî ve sistematik tanzim özelliği, ilim adamlarını hayran bıraktı. Bunlar da otuz makaleye ayrılmıştır. Bu alt bölümler, üç yüz altmış babdan meydana gelmiştir. Eserinde kendinden önceki devirlerde yetişen ünlü tabiplerin eserlerinden de istifade etti. Özellikle dördüncü kısımda, yaygın olan hastalıklar üzerinde durdu ve bunlar hakkında teferruatlı bilgiler verdi. Bu yüzden, bu bölüm, eserin en kıymetli ve orijinal kısmı olarak değerlendirildi. Bunun yanında eser, tıp ve eczacılık tarihi hakkında da fevkalade dikkate şayan bilgiler ihtiva etmektedir. Bu sebeple, tıp ve eczacılık tarihi alanında başlıca müracaat kaynaklardan biri oldu.

Eserin yedi ana bölümü şu konuları ihtiva etmektedir:
Birinci bölüm: Bir makaledir. Bu bölümde ilim ve felsefe üzerinde durulmakta, kainat nizamı incelenmektedir.
İkinci bölüm: Beş makaledir. Cenin ve doğumu, insan uzuvları ve vazifeleri, ruh ve beden münasebetleri, muhtelif mizaçlar ve çocuk terbiyesi, mevsimlere göre alınacak tedbirler, yolculuk hâlleri ve askerlikle ilgili sağlık konuları ele alınmıştır.
Üçüncü bölüm: Bir makale olup, gıdalar ve çeşitleri anlatılmaktadır.
Dördüncü bölüm: On iki makale olup, eserin en geniş muhtevalı kısmıdır. Bu bölümde önce hastalıkların genel tasnifi ve tanımı yapılmakta, belli başlı hastalıklar ayrı ayrı incelenmekte, bunların sebepleri, ilaçları gösterilmekte, insan vücudu tepeden tırnağa gözden geçirilip, tetkik edilmekte, son makalede de kanal aldırma konusu üzerinde durulmaktadır.
Beşinci bölüm: Bir makaleden ibaret olup, güzel koku ve renkler tetkik edilip, faydaları zikredilmektedir.
Altıncı bölüm: Altı makaleden meydana gelmiştir. Özellikle tıbbi maddeler ve zehirler üzerinde bilgi verilmektedir.
Yedinci bölüm: Dört makaledir. Bu bölümde muhtelif şehirleri ve iklimleri, su ve rüzgarları, en sonunda da gezegenleri ve yıldızları incelemektedir. Hint tıp kitaplarından bir hülasa zikrederek eseri ne son vermektedir.

İbn-i Rabban Taberî’ye göre, bir hastanın gerçekte davisi nin sağlanabilmesi için; hasta, ailesi ve tabip ortaklaşa gayret göstermelidir. Bunun için de mümkün olan en iyi imkânlar seferber edilmelidir. Bu sebeple de öncelikle tabip, bizzat şu beş hususa mutlaka riayet etmelidir. Bunlar, kendisinde melek hâline gelmiş olmalıdır:
1- Daima hastasını nasıl huzura kavuşturabileceğini, onun ruh ve beden sağlığını ne surette temin edeceğini düşünmelidir.
2- Hastasını, görünen ve görünmeyen rahatsızlıklardan, zararlar dan korumalı. Gıdalarını dikkatle seçmek ve onu şifaya kavuşturup, acılarını dindirebilmek için bütün gayretini sarfetmelidir.
3- Üstün ahlak seviyesine ulaşmalı, gayesi; zengin fakir herkese hizmet olmalıdır.
4- Bütün insanlığın, diğer sanat ve mesleklerden daha fazla tıbbı ve tabiplere muhtaç bulunduğu şuurunda olmalıdır.
5- Tıp ve ona bağlı ilim dallarının bütün çağlar boyunca çok yüksek değer ve kıymet ve itibar gördüğünü, ehemmiyetinin gözden hiç ırak tutulmadığını ve tutulamayacağını iyi bilmelidir.

Bütün bunlara ilave olarak, tabip; çalışma ve hizmetlerinde sırf Allahü Teala’nın rızası için yapılması gereken ne ise onu gözetmeli ve uygulamalıdır.

Ali bin Rabban Taberî bu eserini daha sonra kendisi Süryanice’ye de tercüme etmiştir.

Ed-Dîn ve’d-Devle fî İsbatı Nübüvvetin-Ne bî Muhammed Aleyhisselam adlı eserinde Hıristiyanlık akidesini delilleriyle reddedip; mukaddes metinlerde Hazreti Muhammed’in müjdelerini ispatlamaktadır. Kitap, mukayese li dinler tarihi bakımından çok değerli dir. İncil’i ve indirildiği dil olan Süryaniceyi bilen bir kişi tarafından yazılması değerini artırmaktadır. Kitap, bir giriş, on bölüm ve bir son sözden müteşekkildir. Girişte, Cahiliye Arapları nın ve Ehl-i Kitabın, Hazreti Muhammed hakkındaki müjdelerini nasıl sakladıklarını uzun uzadıya anlatır. Müslümanlığa karşı olanların da yandıkları sebepleri dört grupta ele alır: Birinci grup, Hazreti Peygamberin peygamberliği hakkında şüphe si olanlar dır. İkinci grup, mevcut siyası ve sosyal statülerini kaybetmekten endişe duyanlardır. Üçüncü grup, alışkanlık ve gelenekten kopamayanlardır. Dördüncü grup ise zeka ve anlayışı kıt olanlardır. Müellif, bu kitap ile, birinci gruptakileri hedef aldığını söyler. Hıristiyanların, Hazreti İsa’dan sonra peygamber gelmeyeceğine dair inançlarının batıl olduğunu ispatlamaya çalışır. İlk kısımda İslam dininin, bütün ilahî dinler gibi tevhid inancına dayandığını anlatır. İkinci kısımda, İslam dini ve emirlerinin üstünlüğünü ayet ve hadislerle gösterir. Üç, dört ve beşinci kısımda, Hazreti Muhammed’in mucizelerini anlatır. Altıncı kısımda, Hazreti Muhammed gibi ümmî bir zâtın, böylesine beliğ bir metni yazamayacağını söyler ve Kur’an-ı Kerim’i bu bakımdan diğer kitaplarla mukayese ederek üstünlüğünü vurgular. Yedinci kısımda, İslamiyetin kısa bir zaman zarfında yayılışını bir üstünlük olarak gösterir. Sekizinci kısımda, Eshab-ı Kiram’ın, zühd, takva ve başka cihetler ile, Hazreti Musa ve Hazreti İsa’ya inananlardan üstünlükleri anlatılır. Dokuzuncu kısımda, Hazreti Musa ve Hazreti İbrahim’in müjd eledikleri peygamberin ancak Hazreti Muhammed olduğu, aksi takdirde diğer peygamberlerin de peygamberliklerinin şüpheye düşeceğinden bahseder. En uzun kısım olan son kısımda, Kitab-ı Mukaddes’ten Hazreti Muhammed ile alakalı kısımları sıralar; İslamiyetin kurban, sünnet, yemin gibi hükümlerine yapılan tenkitler cevaplandırılır. Son sözde, Yahudîlik, Hıristiyanlık, Mecusîlik ile ve zındıkların akideleri hakkında bilgi verilir. Eser, 1920’de A. Mingana tarafından yayınlanan bir makale ile dünya efkar-ı umumi sine tanıtılmıştır.

Er-Red ale’n-Nasâra adlı eserinin yazma nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nin Şehid Ali Paşa kısmında 1628 numarada kayıtlıdır. Kırk beş varaktır. Eseri ni yazılış tarihi 235-239 (m. 849-853) yılları arasındadır. A. Halife ve W. Kutsch tarafından Melanges De L’Universite Saint Joseph’in 1959’da yayınlanan 36. cildinin 5. sayısında tahkikli olarak neşrolunmuştur. Bu kitap Hıristiyanlığa reddiye mahiyetinde hem müstakil ve hem de bir muhtedi tarafından yazılan ilk eserdir. Ali bin Rabban, kitabın girişinde bu kitabı dünyalık kazanmak için yazmadığının altını çizer. Ayrıca sözlerinin Hazreti İsa’nın şahsına karşı olmadığını hassasiyetle belirtir. Bu kitabı okuyan Müslümanların bu din de oldukları için saadet duyacakları nı; Hıristiyanların ise ya Müslümanlığı seçeceklerini, ya da ömürlerinin sonuna kadar dinlerden şüphe edeceklerini söyler. Kitap beş kısımdan müteşekkildir. Hıristiyanlık hükümleri nin esas­sızlığını vurgulayan sualler ve cevaplar yer alır. Bu kitap, kendisinden sonra gelenlere bir kaynak teşkil etmiş; hatta İmam-ı Mâturîdî, Kitâbü’t-Tevhid adlı eserinde onun istidlallerinden faydalanmıştır. Kitap, Hıristiyanlar tarafından da tanınmış; hatta sonraki asırlarda bazı Hıristiyan müellifleri, ona karşı reddiye yazmaya teşebbüs etmiştir.

Ali bin Rabban Taberî’nin kıymetli sözlerinden bazıları da şunlardır:

“Uzun uzadıya devamlı deney yapmak; aklı artırır, keskinleştirir, anlayışı derinleştirir.”
“Tekellüf, zoraki iş yapmak, pişmanlık doğurur.”
“Sözlerin en kötüsü, birbiri ni tutmayan, tenakuzlu sözlerdir.”
“Selamete kavuşmak, her muradın ve emelin zirvesidir.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası