Peygamber Efendimiz’in elçilerinden olan Sahabi. Künyesi ve nesebi, Ebu Ümeyye Amr bin Ümeyye bin Huvelid ed-Damrî’dir. Bedr civarında yaşayan Benî Damre kabilesindendir. Peygamberimizin amcası Haris’in torunu Sühayle binti Ubeyde ile evlendiği için onun soyundan gelenler Kureyş’in Benî Abdüşems koluna mensup sayılmışlardır.
Amr bin Ümeyye Bedr ve Uhud savaşlarında müşriklerin safında yer almıştır. Uhud Savaşı’ndan hemen sonra Müslüman oldu.
Müslüman olduktan sonra Necd’e gönderilen irşat heyetinde bulundu. Bu kâfilenin Bi’ri Ma’ûne’de pusuya düşürüldüğü sırada binek hayvanlarını otlattığı için katliamdan kurtuldu.
Katliamı haber vermek için Medine’ye dönerken Benî Âmir kabilesinden iki kişiyi yolda öldürdü. Ancak bunlar Müslüman olmuşlardı. Bu sebeple bunların diyetleri ödendi.
Peygamberimiz Aleyhisselam; Amr bin Ümeyye ile Cebbar bin Sahr el-Ensârî’yi Hubeyb bin Adî ile arkadaşlarının cesetlerini getirmeleri için Mekke’ye gönderdi.
İbn-i Hişam’ın güvenilir ilim adamlarından rivayetine göre, Amr bin Ümeyye der ki: “Hubeyb ve arkadaşlarının şehadetlerinden sonra, Resûlullah Aleyhisselam beni Mekke’ye gönderdi ve benimle birlikte Ensar’dan bir zâtı da (Cebbar bin Sahr) gönderdi ve bize; ‘Gidiniz de, Ebu Süfyan bin Harb’i öldürünüz!’ buyurdu.
Arkadaşım ile birlikte yola çıktım. Benim binit olarak devem vardı. Arkadaşımın devesi yoktu, kendisinin ayağı da rahatsızdı. Onu da deveme bindirdim. Ye’cec’e kadar vardık. İki dağ arasında, ağaçlık bir yerde devimizi bağladık. Biz de dağın yamacında siperlendik. Arkadaşıma: ‘Kalk, Ebu Süfyan’ın evine varalım. Ben öldürmek için ona saldırırım. Eğer aramızda çarpışma olduğunu görür veya herhangi bir şeyden korkarsan, sen hemen dönüp devene atla, Medine’ye kavuş, Resûlullah Aleyhisselam’ın yanına var, olanı biteni ona haber ver! Sen şimdi benim yanımdan ayrıl, beni kendi hâlime bırak! Ben bu şehri çok iyi bilirim, içeri içinde cesaretle, bacakları sıvayarak gezebilirim!’ dedim.
Birlikte Mekke’ye girdik. Kartal kanadını andıran hançerim yanımda bulunuyordu. Onu, bana karşı gelen insanı öldürmek için hazırlamıştım. Arkadaşım, bana; ‘Kabe’yi yedi defa tavaf edip iki rekatta tavaf namazı kılmak suretiyle işe başlasak olmaz mı?’ dedi. Kendisine: ‘Ben Mekkelileri senden daha iyi bilirim. Onlar karanlık basınca, evlerinin çevresine su serpeler, orada otururlar.’ dedim.
Nihayet, Kâbe’ye vardık. Onu yedi kere tavaf ettik. İki rekatta tavaf namazı kıldık. Tavaftan sonra Kâbe’den çıktık. Kureyş topluluklarından bir topluluğun yanından geçerken, içlerinden bir adam beni tanıdı ve en yüksek sesle: ‘İşte! Amr bin Ümeyye!’ diyerek bağırdı.
Bunun üzerine, Mekkeliler üzerimize üşüştüler ve; ‘Vallahi, Amr hayra gelmemiştir! O hiçbir zaman kötülükten başka bir şey için gelmez!’ dediler ve beni ve arkadaşımı aramaya koyuldular.
Arkadaşıma; ‘Koş haydi! Korktuğum şey başımıza geldi işte! Artık Ebu Süfyan’ın yanına varmaya yol bulmak mümkün değil! Sen hemen kendini kurtarmaya bak!’ dedim. Hızla koşarak dağa çıktık. Mekkeliler de dağa çıkmaya ve bizi aramaya başladılar. Biz dağın tepesine doğru yükselince, bizi yakalamaktan ümitlerini kestiler. Biz de, geri dönüp, dağda bir mağaraya girdik. Mağaraya girince, mağaranın ağzını taşlarla kapatıp izleyicilerden gizlendik. Gecemizi mağaranın içinde geçirdik. Bizi izleyenler, yakalamaktan âciz kalınca, geri döndüler.
Arkadaşıma; ‘Vallahi, onlar bizi bu gece ve gündüzün akşamına kadar arayacaklardır.’ dedim.
Mağarada bulunduğumuz sırada, atı için ot biçen Osman bin Malik bin Ubeydullah, mağaramızın kapısına kadar gelip dikildi. Arkadaşıma; ‘Vallahi, bu, Malik’in oğludur! Eğer o bizi görecek olursa, muhakkak Mekkelilere haber verir; yakalanır ve öldürülürüz!’ dedim. Hemen yanına çıkıp, kendisini neme’nin altından hançerledim! Osman bin Malik hançerlenince öyle bir çığlık kopardı ki, çığlığı Mekkelilere duyuldu.
Arkadaşıma; ‘Yerinde dur, hiç kımıldama!’ dedim. Mekkeliler sesi takip ederek Osman’ın bulunduğu yere kadar geldiler, onu ölmek üzere buldular. ‘Vah senin başına gelen! Kim vurdu sana?’ dediler. ‘Amr bin Ümeyye!’ dedi ve öldü. Mekkeliler bulunduğumuz yeri ondan öğrenmek imkânını bulamadılar. ‘Vallahi, biz zaten onun hayır için gelmediğini biliyorduk!’ dediler. Ölen adamlarıyla uğraşmaları, bizi aramaya devam etmelerine engel oldu. Ölüyü oradan yüklenip götürdüler. Arkadaşıma; ‘Akşama kavuşursak, kurtulduk demektir!’ dedim.
Mağarada iki gün bekledik. Bizi aramaları sona erince, geceleri mağaradan çıkıp Ten’im’e vardık. Hubeyb’in asıldığı darağacı Ten’im’de bulunuyordu. Arkadaşım, bana; ‘Hubeyb’i darağacından indirmek istemez misin?’ dedi. ‘Nerede dir o?’ diye sordum. Arkadaşım; ‘İşte, o, şu gördüğün yerdedir!’ dedi. ‘Olur! İndireyim onu darağacından! Yalnız, sen bana müsaade et ve yanımdan uzaklaş!’ dedim.
Hubeyb’in cesedini bekçiler kuşatmışlardı, bekliyorlardı. Bekçilerin yanından geçerken, onlardan biri; ‘Vallahi, bu geceki gibi, Amr bin Ümeyye’nin yürüyüşüne benzeyen bir yürüyüş daha görmedim! Eğer kendisi Medine’de olmamış olsa, muhakkak bu odur, derdim.’ dedi. Kendi kendime; ‘Amr bin Ümeyye odur işte!’ dedim. Ensârî arkadaşıma; ‘Eğer sen bir şeyden korkarsan, hemen deveye giden yolu tut, onun üzerine atla, Resûlullah Aleyhisselam’a kavuş, olan bitenleri ona haber ver!’ dedim.
Ben de hemen darağacının yanına vardım. İpleri çözdüm. Hubeyb’in cesedini sırtıma aldım. Vallahi ben kırk arşın adım yürümemiştim ki, ardıma düşen bekçiler gelip bana kavuştular! Cesedi hemen yere bıraktım. Cesedin yere düştüğü zaman çıkardığı sesi hâlâ unutmamışımdır! Sonra, cesedin üzerine, ayağımla çabukça toprak ittim. Sanki yer onu yutuvermişti. Bekçiler beni yakalamak için arkamdan hızla takip ettiler. Ben Safra yolunu tutunca, yoruldular, geri döndüler. Arkadaşım devenin yanına varıp üzerine bindi, Peygamber Aleyhisselam’a kavuştu. İşimiz hakkında kendilerine bilgi verdi. Ben de, yürüyerek Galil’e geldim.
Daha sonra Mekke yolunda bir menzil olan Arc’a geldim. Sonra, Mekke ile Medine arasında sarp ve yokuş yerdeki Rakube yolunu tuttum. Medine’ye iki gecelik uzaklıkta ve Müzeyne’lere ait bir yer olan Nakî’a indim. Resûlullah Aleyhisselam’ın neler yaptığığını öğrenmek maksadıyla Kureyş müşriklerinin Medine’ye yolladıkları Mekkelî iki adama Nakî’da rastlayıp kendilerini tanıdım ve; ‘Ben sizi esir edeceğim!’ dedim. Bana; ‘Biz mi esir olacağız sana?’ dediler. Hemen onlardan birini okla vurup öldürdüm ve ötekine; ‘Esir ol!’ dedim. Esir olunca, ellerini sıkıca bağladım, Medine’ye geldim. Medine’de Ensar’ın yaşlılarından bazıların yanlarından geçip giderken, onlar; ‘İşte, vallahi Amr bin Ümeyye!’ dediler. Çocuklar onların sözünü işitince, geldiğimi Resûlullah Aleyhisselam’a koşup haber verdiler. Ben esirimi yayımın kirişiyle baş parmağından sıkıca bağlamıştım. Peygamber Aleyhisselam, onu görünce, mübarek azı dişleri görününceye kadar gülümsedi. Sonra, benden, bütün olan bitenleri sordu. Ben de kendilerine naklettim. ‘Hayra eresin!’ diyerek bana hayır dua etti.
Peygamber Efendimiz hicretin yedinci yılında Amr bin Ümeyye’yi Habeşistan Meliki Necâşî’ye elçi olarak gönderdi. Peygamberimiz Necâşî’ye kendisini İslamiyete davet eden bir mektup yazmıştı. Peygamberimiz Aleyhisselam, Habeş Necâşî’sine gönderdiği, Muhammed Resulullah mührü ile mühürlü mektubunda şöyle buyurdu:
“Bismillâhirrahmânirrahîm
Bu, Peygamber Muhammed’den, Habeşlerin ulusu Necâşî’ye yazılan yazıdır:
Doğru yola tâbi olanlara; Allah’a ve Allah’ın Resûlüne iman edenlere; Allah’tan başka hiç bir ilah olmadığına, O’nun şeriksiz bir tek ilah olduğuna, kendisinin hiç bir eş ve oğul edinmediğine, Muhammed’in de O’nun kulu ve resûlü olduğuna şehadet getirenlere, selam olsun!
Ben seni Allah’ın davetiyle (İslamiyete) davet ediyorum! Ben O’nun Resûlüyüm! Sen Müslüman ol ki, selamete eresin! “Ey Ehl-i Kitab! Geliniz: Bizim aramızla sizin aranızda eşit ve ortak bir sözde (kelime-i tevhidde) birleşelim de, Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim ve O’na hiç bir şeyi şerik koşmayalım! Allah’ı bırakıp da, bir birimizi rabler edinmeyelim!”
Eğer bu davetten yüz çevirirsen, Hıristiyan kavminin ve balisenin üzerindedir! Senin temelli selamette olmanı diler, sana olan nimetinden dolayı Allah’a hamd-ü sena ederim ki, O’ndan başka ilah yoktur! O Meliktir, Kuddûstür, Selâm’dır, Mümin’dir, Müheymin’dir! Şehadet ederim ki; İsa bin Meryem, Allah’ın çok temiz, iffetli, dünyadan el etek çekmiş olan Meryem’e ilk attığı Ruh ve Kelimesidir ki, Meryem böylece ona gebe kalmış, Yüce Allah onu Ruhundan nefhedip yaratmıştır.
Nasıl ki, Âdem’i de, Kudret Eliyle ve nefhiyle öyle yaratmıştı. Ben seni, bir olan, eşi ortağı bulunmayan Allah’a ve O’na ibadet ve tâata, bana tâbi olmaya ve Allah’tan getirip tebliğ etmiş olduğum şeylere iman etmeye davet ediyorum. Çünkü, ben Allah’ın Resûlüyüm! Amcamın oğlu Ca’fer’i, bazı Müslümanlarla birlikte sana göndermiştim. Yanına geldikleri zaman, zulmü bırak, onları ağırlamaya bak! Ben seni ve askerlerini Yüce Allah’a ibadet ve tâata davet ediyorum. Sana gereken tebliğatı yapmış, öğüdü vermiş bulunuyorum. Öğüdü mü kabul ediniz! Doğru yola uyanlara selam olsun!”
Amr bin Ümeyye, Habeş ülkesine gittiğinde, adamların Necâşî’nin huzuruna küçük bir kapıdan eğilerek girdiklerini gördü. Kendisinde, kapıya kadar vardı. Hemen oradan geri döndü. Amr bin Ümeyye’nin bu davranışı oradakilerin ağırlığına gitti. Amr bin Ümeyye’yi hırpalamak, tartaklamak istediler. Necâşî, Amr bin Ümeyye’ye: “Seni küçük kapıdan içeri girmekten alıkoyan nedir?” diye sordu. Amr bin Ümeyye; “Bizler Peygamberimize böyle yapmayız! Onun yanına, eğilerek girmeyiz!” dedi. Necâşî; “Doğru söyledin!” dedi ve adamlarına da; “Serbest bırakınız onu!” diye emir verdi.
Amr bin Ümeyye, Peygamberimiz Aleyhisselam’ın mektubunu Necâşî’ye sunduktan sonra, şöyle hitap etti:
“Ey Eshame! (Necâşî’nin adı budur.) Bana düşen söylemek, sana düşen dinlemektir. Sen bize ne kadar şefkat ve nezaket gösterdinse, bizim de sana o derece güvenimiz olmuştur. Biz senden hangi hayrı ve iyiliği ummuşsak, muhakkak ona kavuşmuşuzdur. Biz senden hiç bir zaman hiç bir hususta hiç bir korku ve endişe duymamış; daima emniyet ve güven içinde bulunmuşuzdur. Zaten, biz senden, “Sizinle bizim aramızda, İncil, reddolunmaz bir şahit, haksızlık etmez, bu yolda kesip aralayıcı hüküm verir bir hâkim olsun! Şu kadar ki, Yahudilerin İsa bin Meryem hakkındaki davranışları gibi, sende şu ümmi peygamber hakkında kötü davranmaya sın!” diye bir hüccet ve teminatda almış bulunuyorduk.
Peygamber Aleyhisselam elçilerini ayırıp hükûmdarlara yolladığı zaman, ben, o elçilerin kendileri için ummadıkları şeyi senden umduğum ve onların korktukları şey hakkında ben senden emniyet içinde bulunduğum halde, geçmişteki hayır ve iyiliklere göre ecir ve mükâfat bekleyerek gelip huzuruna çıkmış bulunuyorum!” dedi.
Necâşî, Peygamberimiz Aleyhisselam’ın mektubunu Amr bin Ümeyye’den alınca, gözlerine sürdü. Öpüp başına koydu. Hemen tahtından indi, tevazu göstererek yere oturdu ve Müslümanlığını açıkladı. Şehadet getirdi ve; “Eğer yanına kadar gitmeye imkân bulsaydım, muhakkak giderdim! Allah’ı şahit tutarak söylerim ki: O, Kitap Ehli olan Yahudilerle Nasrânîlerin geleceğini bekleyip durdukları ümmi peygamberdir!
Musa Aleyhisselam, ‘Mereke be biner!’ diyerek İsa Aleyhisselam’ın geleceğini müjdelediği gibi; İsa Aleyhisselam da, ‘deveye biner!’ diyerek Muhammed Aleyhisselam’ın geleceğini öylece müjdelemiştir! Gözle görmek, bu müjde haberinden daha tatmin edici, daha içe sindirici değildir! Fakat, ne yapayım ki, Habeşlilerden pek az yardımcılarım vardır. Yardımcılarımın çoğalmasını ve kalplerin İslâmiyete ısınmasını bekliyorum.” dedi.
Necâşî, Muhacir Müslümanların yol hazırlıklarının görülmesini, düzenlenmesini ve Amr bin Ümeyye ile birlikte iki gemiye bindirilmelerini adamlarına emretti. Ümmü Habibe ile Peygamberimizin nikahlarını kıyıp hediyeler ve diğer Müslümanlar ile Medine’ye gönderdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam; Mekkelilerin kuraklık, kıtlık ve ihtiyaç içinde kıvrandıklarını haber alınca, Mekke’ye Amr bin Ümeyye ile arpa, altın veya altınla hurma çekirdeği gönderdi.
Bunların, Ebu Süfyan bin Harb ile Safvan bin Ümeyye bin Halef ve Süheyl bin Amr’ın her üçüne teslim edilmesini emir buyurdu.
Safvan’la Süheyl bin Amr, bunları almaktan kaçındı. Fakat, E
bu Süfyan hepsini teslim alıp Kureyşlilerin fakirlerine dağıttı ve; “Allah kardeşimin oğlunu hayırla mükâfatlandırsın! Çünkü, o, akrabalık hakkını gözetti!” diyerek, duyduğu memnunluğu dile getirdi.
Amr bin Ümeyye, Huneyn Gazvesi’ne ve Taif muhasarasına ve Tebük seferine katıldı. Hâlid bin Velid ile Dûmetü’l-Cendel’e gönderildi. Burada Ükeydir’in esir alındığı haberini ve ganimetleri Medine’ye getirdi. Yine Yemen’de Benî Hanife kabilesine elçi olarak gönderildi.
Hazreti Muaviye devrinde yaklaşık 60 (m. 679-80) yılları civarında Medine’nin Harratin mahallesinde vefat etti. Cahiliye devrinden beri zekâsı ve atılganlığıyla tanınmıştır. Yirmi kadar hadis rivayet etmiştir. Oğulları Ca’fer, Abdullah, Fazl ve diğer bazı âlimler kendisinden hadis rivayet etmişlerdir.