AVN BİN ABDULLAH

Avn bin Abdullah hadis, fıkıh ve kıraat âlimi
A- A+

Tabiîn’in tanınmış hadis âlim ve velîlerinden. Kufe’de yaşamış, abit (çok ibadet eden) bir zatır. Kıraat ilminde şöhret bulmuş; hadis ilminde de sika (güvenilir) bir ravidir. 115 (m. 733) senesinde Kufe’de vefat etti.

Babasından, amcasından, kardeşi Ubeydullah bin Abdullah’dan, Abdullah bin Amr’dan, Yusuf bin Abdullah bin Selam, Şa’bî, Sa’d bin Alaka, Ebu Bürde bin Ebu Musa, Ümmü’d-derda ve daha başka âlimlerden hadis-i şerif rivayet etmiştir. Kardeşi Hamza, Mes’udî, Zührî, Musa bin Ebu İsa, İshak bin Yezid el-Huzelî, Hammad bin Ebu Huleyd el-Müzeni ve Sa’id bin Ebu Hilal de ondan hadis-i şerif rivayet etmişlerdir.

Avn bin Abdullah’ın bildirdiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:

İbn-i Ömer’den bildirmiştir: “Biz Resulullah ile namaz kılıyorduk. Bu sırada birisi geldi: ‘Allahu Ekber kebiran vel hamdülillahi kesiran ve sübhânallahi bukraten ve esilen’ dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz; ‘Bunları kim söyledi?’ buyurunça, o zat; ‘Ben ya Resulallah!’ dedi. O zaman Resulullah da; ‘Ben teaccüp ettim. Bu sözler yüzünden, sema (gök) kapıları açıldı.’ buyurdu. Resulullah’tan bunu duyduğumdan beri bu sözleri hiç bırakmadım.”

Avn babasından, o da İbn-i Mes’ud’dan şöyleleri rivayet etmiştir.

Süleym kabilesinden, Amr bin Abese denilen birisi Medine’ye geldi. Peygamber Efendimizi Medine’de bulamayınca, Mekke’ye gidip Resulullah’ın huzuruna vardı. “Ya Resulallah! Senin bildiğin, benim bilmediğim, fayda veren bir şeyi bana öğret.” dedi. Sonra; “Gece kılınan hangi namaz daha faziletlidir?” diye sordu. Resulullah; “Gece yarısında kılınan namaz daha faziletlidir. Bu saatte Allahü Teala; ‘Dua eden var mı? Kabul edeyim, istiğfar eden (bağışlanmasını dileyen) var mı? Bağışlayayım.’ buyurur ve bu nida sabah fecr doğuncaya (tan yeri ağarıncaya) kadar devam eder.” buyurdu.

Kardeşinden, o da Ebu Hüreyre’den; “Resulullah; ‘Cuma günü öyle bir saat vardır ki, Allahü Teala’dan dileği bulunan kimsenin dileği o saate rastlarsa, Allahü Teala ona dileğini ihsan eder.’ buyurdu” diye rivayet etmiştir.

Şa’bî’den, Nu’man bin Beşir yoluyla rivayet etti: “Resulullah’ı hutbe okurken dinledim. ‘Helal bellidir, haram bellidir. Bu ikisinin arasındakiler şüphelilerdir. Kim ki, şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve şerefini korumuş olur. Kim ki, şüpheli şeylere dalarsa, yasaklanmış otlak etrafında koyunlarını otlatan çoban misali otlağa dalı vermeye yaklaşmış gibi olur. İyi biliniz ki, her padişahın hususi bir otlağı vardır. Yine biliniz ki, Allahü Teala’nın yeryüzünde yasak ettiği otlağı da haram ettiği şeylerdir.’ buyurdu.”

Yusuf bin Abdullah bin Selam bildirmiştir: “Biz Resulullah Efendimiz ile birlikte yürüyoruz. Sonra, orada bulunanların; ‘Ya Resulallah! Hangi amel daha hayırlıdır?’ diye sorduklarını duyduk. Peygamber Efendimiz; ‘Allah’a ve Resulüne iman, Allah yolunda cihat (savaşmak), kabul olunmuş hac.’ buyurdu. Sonra vadide bir ses; ‘Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden Resulullah. (Ben şehadet ederim ki, Allahü Teala’dan başka ilah yoktur. Muhammed O’nun resulüdür.)’ diyordu. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz; ‘Ben şuna şehadet ederim ki, bu sözü ancak müşrik olmayan kimseler söyler.’ buyurdular.”

Avn bin Abdullah, Allahü Teala’yı anma hususunda çok kıymetli sözler söylemiştir. Onun buyurduğundan bazıları şunlardır:

“Her insanın amelinin en üstünü vardır. Benim amelimin en üstünü, Allahü Teala’yı anıp, hatırlamamdır. Allahü Teala’yı anmak, kalbin cilasıdır.”

“Gaflete dalan, Allahü Teala’nın emir ve yasaklarını ve ahireti unutan insanlar arasında Rabbi’ni ananların hali, Allah yolunda savaşanların haline benzer. Allahü Teala’yı ananlar arasında, dünyada dalanların hali, savaş meydanından kaçanların hali gibidir.”

“Allahü Teala yeryüzünde devamlı anılır. Eğer bir saat anılmasa, yeryüzündekiler helak olurdu.”

“Ebüdderda’nın annesi; ‘Allahü Teala’nın anıldığı yerde bulunmaktan, gönlüme daha şifa ve huzur veren ayrıca kendisine kavuşmaya daha layık bir şey bilmiyorum.’ derdi.”

“Sizden öncekiler, ahiret işleriyle uğraşıp, sadece artan zamanlarını dünya işlerine harcardılar. Siz ise bugün hep dünya işiyle uğraşıyorsunuz, eğer zaman kalırsa ahiret işlerini yapıyorsunuz.”

“Allahü Teala’nın emir ve yasaklarına uyunuz. Kim bunlara uyuyorsa, bu onlar için saadettir. Bunlara uymayanlar ise bedbahttırlar.”

“Allahü Teala insanlara çok iyilikler ve hayırlar gönderiyor. Fakat bunları gören azdır.”

“Öldükten sonra, kendisi yüzünden ceza ve mükafat göreceğiniz amel ve işlerimizi düzeltiniz.”

“Yaratmak Allahü Teala’ya mahsustur. İyilikte bulunana teşekkür edilir. Bütün iyiliklerin sahibi Allahü Teala’dır. Öyleyse bu O’na şükür ve kulluk vazifesidir.”

“Hakiki hayat öldükten sonra başlar. Dünya hayatı geçici; ahiret hayatı ise devamlıdır.”

“Allahü Teala’nın affı ile Cehennem’den kurtulur, rahmeti ile Cennet’e girersiniz. Amellerinize göre mertebeniz ve dereceniz olur.”

“İnsanın kendisini, kim olursa olsun başkasından üstün görmesi, kibirli olması için yeterlidir.”

“Allahü Teala’nın beğendiği işleri yaparken mütevazı ve alçakgönüllü olunuz.”

“Allahü Teala, bir kavmi (cemaat, topluluğu) Cennet’ine koyar. Onlara istediklerinden kat kat fazla lütuf ve ihsan da bulunur. Fakat onların üstünde dereceleri yüksek kimseler vardır. Bunlar, onlara bakıp tanırlar. O zaman; ‘Ya Rabbi! Biz bunlarla beraber idik. Onları niçin bize üstün kıldın?’ derler. Bunun üzerine Allahü Teala; ‘Siz, dünyada tok iken, onlar aç idiler. Siz suya kanmış iken, onlar susuz idi. Siz uyurken, onlar gecelerini ibadetle geçirirlerdi.’ buyurur.”

“Fukaha-i kiram (fıkıh âlimleri) şu üç şeyle birbirlerine nasihatte bulunurlar ve mektuplarında onları birbirlerine yazarlar: Birincisi; Kim ahireti için çalışırsa, Allahü Teala ona dünyasını kafi (yeterli) kılar. Kim Allahü Teala’ya karşı kulluk vazifesini yerine getirirse, Allahü Teala da onunla insanlar arasını iyi yapar. Kim içini, kalbini ıslah edip düzeltirse, Allahü Teala da onun zahirini (dışını) düzeltir.”

O birisine şöyle buyurmuştur: “Kim Allahü Teala’dan korkarsa, Allahü Teala, güçlük sırasında ona bir çıkış yolu gösterir; ona, ummadığı yerden rızık verir.”

“Günahlarından vazgeçip, Allahü Teala’ya tövbe edenlerle beraber oturunuz. Çünkü onların kalbi, ince ve yumuşaktır.”

“Allahü Teala bir kimsenin suretini ve rızkını güzel yapar, o da Allah için tevazu gösterirse o, Allahü Teala’nın yakın ve halis kullarından olur.”

“Bir kimseyi övmekte ve yermek acele etmeyin. Çünkü, nice kimseler bu gün seni memnun ve razı edip yarın, kötülük yaparak seni rahatsız edebilirler. Aynı şekilde, bugün ondan memnun olmazsın ama yarın memnun olabilirsin.”

“Takvanın başlangıcı iyi ve güzel niyettir; sonu, tevfiktir (Allahü Teala’nın o kişiyi muvaffak kılması). O insan, bu ikisinin arasındayken tehlikeler ve şüpheler arasında bulunur.”

“Kalbde pas, (günah olmayan) dünya işleriyle fazla meşgul olmaktan meydana gelir. Kalbin temiz ve parlak olması, tövbe ile olur. Kalb böylece, bilinmiş ve parlayan bir kılıç gibi olur.”

“Tövbe eden kimsenin kalbi cam gibi olup, ne isabet ederse, ona tesir eder. Böyle bir kalb, vaaz ve nasihatten istifade eder. Kalpler, incelik ve yumuşaklığa çok elverişlidir. Bu yüzden, kalpleri tövbe ile günahlardan temizleyerek tedavi ediniz. Tövbe edenlerle oturunuz. Çünkü, Allahü Teala’nın rahmeti tövbe edenlere daha yakındır. Nice kimseler vardır ki tövbesi sebebiyle Cennet’e girer.”

“Tövbe eden insan, dünyada ne zaman günahlarını hatırlasa, o günahlar gözü önüne geldikçe, çok pişmanlık duyar ve; ‘Onu niçin yaptım?’ diye üzülür.”

“İnsan, bir daha yapmamak için günahlarının üzerinde ciddi yet ve önemle durursa, bu onun, günahlarını terk etmesine vesile olur.”

“Kişinin günahına pişmanlık duyması, tövbenin anahtarı ve tövbeye giden bir yoldur.”

“İnsanın, bir günahı terk etmek için gayret göstermesi, iyilik ve hayır yapmaktan daha faydalıdır.”

“İbadetlere devam ettiği, haram olan kan dökmediği müddetçe Allahü Teala kulunun günahlarını örter.”

Avn bin Abdullah, babasının evden çıkarken; “Bismillahi tevekkeltü aleyllah la havle vela kuvvete illa billahi.” dediğini rivayet eder.

Bir gün birisi gelip, Avn bin Abdullah’ın babasına; “Ben münafık olmaktan korkuyorum.” diye endişe ettiğini söylediğinde o da; “Eğer münafık olsaydın, bundan korkmazdın.” buyurmuştur.

“Allah için, bir birini seven iki kişiden en üstünü, sevgisi daha çok olandır.”

“Ahiret ile ilgili amel (iş) insanın gönlüne rahatlık ve huzur verir. Allah için olmayıp, ahirette de fayda temin etmeyen dünya işi ise, insana gam ve keder verir, huzursuz eder.”

“Şeytan, insanların kalbine düğümler atar. Birbirlerine selam verirlerse, bu düğüm çözülür, yok olup gider. Selam vermezlerse o düğüm olduğu gibi kalır.”

“Halî, senden daha iyi bir insana bakmak istiyorsan, namaz kılana bak.”

“Hasta sahibinin, hastasını o halde görmeyi istemediği gibi, Allahü Teala da kulunu günah üzere görmekten hoşnut olmaz.”

“Birisi, salih kimselerle oturup kalkar, onlarla beraber olurdu. Daha sonra onlarla oturup kalkmayı terk edip, onlardan ayrıldı. Geceleri rüyasında ona; ‘Bak! Sen onları terk ettin. Fakat senden sonra onlar yetmiş defa mağfiret olundu (bağışlandı)’ denildi.”

“Ebüdderda’nın hanımına; ‘Ebüdderda’nın en üstün ameli ne idi?’ diye sordum. Bana; ‘Tefekkür eder, Allahü Teala’nın kudret ve azametini, büyüklüğünü düşünür ve her şeyden ibret alırdı.’ dedi.”

“Babanın hayatta iken görüştüğü kimse ile görüş ve ziyareti ne git. Çünkü, babanın dostunu ziyaret etmen, babanı kabrinde ziyaret yapmak gibidir.”

Avn bin Abdullah hazretleri oğluna; “Ey oğul! Takvaya iyi sarıl. Eğer, bugünün dünden, yarının da bugünden daha hayırlı olmasını temin edebilirsen, bunu yap. Namaz kılarken, veda edip ayrılacak olan kimsenin namaz kılışı gibi kıl. Çok ihtiyaç peşinde koşmaktan ve özür dilemek zorunda kalacağın işi yapmaktan sakın.” diye nasihatte bulundu.

Ebu Fahite’den bildirilmiştir: “Resulullah’a salat getirdiğiniz zaman bunu güzel yapınız. Çünkü salatınız belki O’na arz olunur.” deyince orada bulunanlar; “Öyleyse bize nasıl salat getireceğimizi öğret.” dediler. O da; “O zaman Allahüm mec’al salavati ke ve rahmete ke ve berekate ke ala seyyidi’l-mürselin ve imami’l-mütekkin ve hatemi’n-nebiyyin, Muhammed’in, abdi ke ve Resulike, Allahüm meb’as huma kamen mahmuden yagbî tuhu-l-evvelun ve-l-ahirun, Allahümme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed. Kema salleyte ala İbrahim ve ala ali İbrahim inne ke hamidun mecid. Allahümme barik ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed. Kema barekte ala İbrahim ve ala ali İbrahim inne ke hamidun mecid.” dedi.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası