Gaziantep velîlerinden. İsmi Mehmed olup, babasının ismi Mehmed Nami Efendi’dir. Babası da âlim bir zat idi. Aydî Baba, 1227 (m. 1812) senesinde Antep’te doğdu. 1282 (m. 1865)’te orada vefat etti. Eski Mezarlığa defnedildi ise de kabri sonraları kurulan Yeni mezarlığa nakledildi.
İlk tahsiline bu vilayette başlayan Aydî Baba sonra, ilim öğrenmek için, Halep, Kayseri ve İstanbul’a gitti. İlim tahsilini tamamlayınca memleketine dönüşünde Kayseri Medresesinde bir süre müderrislik yaptı.
Aydî Baba, bir arkadaşı ile beraber tekrar İstanbul’a seyahate gitti. İstanbul’da Kuşadalı İbrahim Efendi’ye talebe oldu ve ondan Halvetî tarikatını insanlara öğretmek için icazet, diploma aldı. Bu seyahatine, dükkanını ve mallarını satıp katılan arkadaşının bir süre sonra parası bitti ve sıkıntıya düştü. Aklından, “Gül gibi işimi ne diye dağıttım da burada sürünmeye geldim.” diye geçirdi. Bu düşünceleri Aydî Baba’ya malum olunca; ona kucağını açmasını söyledi ve takkesini kucağına ters çevirdi. Takkeden bir sürü para döküldü. Ona; “Haydi Antep’e git de dükkan aç!” dedi. Arkadaşı hatasını anlayıp af diledi ise de, Aydî Baba onu Antep’e geri gönderdi.
Aydî Baba, İstanbul dönüşünde İki şerefeli Camide imamlık yapmaya başladı. Evinin bir bölümünü tekke hâline getirerek insanlara doğru yolu anlattı. Şehrin ileri gelenleri ve halktan pek çok kimse derslerine katıldı. Bir süre sonra Allahü tealanın aşkı ile yanan Aydî Baba talebelerine; “Biz şeyhlik yapıyorduk ama talebe bile olamamışız. Ben size hoca olmaya layık değilim. Eğer halktan uzak olmazsak, Allahü tealaya yakın olamayız.” diyerek şeyhliği, imamlığı ve hatipliği bıraktı.
Antep’in bir mahallesinde bir kadın doğum yaparken çok zor durumda kalmıştı. Yanında bulunan kadınlar, kocasına; “Aydî Baba’ya git de hanımının kurtulması için dua etsin.” dediler. Adam; “O deli ne yapabilir?” diye düşünmesine rağmen Aydî Baba’nın yanına gitti. Durumu anlattı. Aydî Baba gözlerini kapayıp biraz murakabeden sonra; “Git. Nur topu gibi bir oğlun oldu. Allahü teala onu salih kullarından eylesin.” dedi. Adam yine kalben inanmayarak evine gitti. Evdeki kadınlar bir erkek çocuğu olduğunu müjdelediler. Adam, Aydî Baba hakkındaki bu düşüncelerine tövbe etti.
Aydî Baba, Allahü tealanın aşkı ile çok güzel şiirler söyledi. Fakat cezbe hâlinde söylediği bazı sözleri ve davranışları yüzünden tenkitlere uğradı. Bir ara Birecik’e sürgün edildi. Sonra tekrar Antep’e geldi. Dönüşünden kısa bir süre sonra vefat etti.
Aydî Baba, Allahü tealanın aşkı ile Yunus Emre gibi şiirler söylemiştir. Gündüz yazdığı şiirlerinde Aydî, gece söylediği şiirlerinde ise Ayanî mahlasını kullanmıştır. Aydî Baba’nın şiirlerinin toplandığı bir Divan’ı vardır. Yazması, Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar No: 2063’te vardır. Ayrıca 1937’de Gaziantep’te neşr edilmiştir.
Divan’ında hocasının vefatı üzerine yazdığı mersiye şöyledir:
AĞLAYU AĞLAYU
Şeyhim bekaya gitti ben kaldım ağlayu ağlayu,
Aktıkça kan bu dideden sildim ağlayu ağlayu.
Geldi dil deryası cuşa, döndüm ol demek bi-huşa,
İhtiyarsız başım taşa, çaldım ağlayu ağlayu.
Arttı derdim ah ile, göz kan döker dilhah ile,
Ser-ta-kadem eyvah ile, doldum ağlayu ağlayu.
Yandı dil nar-i furkata, sabrolunmaz bu hasrete,
Şimdi deryay-i hayrete, daldım ağlayu ağlayu.
Cismim yanar bu nar ile, gönlüm dolar bu zar ile,
Bağrım fırak-i yar ile deldim ağlayu ağlayu.
Boynum eğüp sünbül gibi feryad edip bülbül gibi,
Aydî iken ben gül gibi, soldum ağlayu ağlayu.
GAZEL
Gör sufiyi kan ağlamadan şad olayım der,
Mahv eylemeden benliğini yad olayım der.
Görmez mi aceb kuşe-i meyhane mukimin,
Virane sıfat olmadan abad olayım der.
Varlık dağını delmeden aşkın teberiyle,
Şirin’i diler laf ile Ferhad olayım der.
Nakşetdi dile aşık olan hüsn-i nigarı,
Zahid kuru dava ile behzad olayım der.
Tob eylamadan başını meydan-ı rızada,
Aydî dahi her san’ata üstad olayım der.