İstanbul’da yaşayan büyük velilerden. Doğum tarihi ve yeri belli değildir. Esas isminin Ali olduğu rivayet edilir. 971 (m. 1564) senesinde vefat etti.
Aynî Dede denilmesinin sebebi şöyle anlatılır:
İbrahim Paşa isminde bir zat bir rüya gördü. O rüyayı Aynî Dede’ye tabir ettirdi. Aynî Dede de tabirini yaparken İbrahim Paşa; “Aynî’dir dedem, aynîdir.” diyerek tabiri beğendi. Ondan sonra Aynî Dede lakabı ile şöhret buldu.
Küçük yaşta terzilik mesleğini öğrenmeye başladı. Bir kış günü ustasının evine su almaya gitmişti. Bu sırada bir grup çocuk, garib bir dervişi kartopuna tutmuşlardı. Aynî Dede onları; “Bir garip dervişi niçin incitirsiniz?” diyerek kovaladı. Gönlü kırık derviş; “Berhudar ol kardeş. Senin gönlünde merhamet eserleri var.” dedi. Aynî Dede hemen koşup annesinden iki kış armudu getirip verdi. O zat; “Ben seni oğul edindim. Lazım olduğum zaman beni Bursa’da bulursun.” dedi.
Aynî Dede sanatını öğrenip diploma aldıktan sonra İstanbul’a gitmek üzere bir arkadaşıyla yola çıktı. İstanbul’a varıp hayranlıkla gezerken içinden Bursa’ya gitme arzusu geçti. Arkadaşına veda ederek yola çıktı. Bursa’da dolaşırken, merkebe binmiş bir dervişin çocuklar tarafından alaya alındığını gördü. Dikkatlice bakınca bu dervişin, daha önce görüştüğü ve çocukların elinden kurtardığı derviş olduğunu anladı. Oranın yabancısı olduğu için çocuklara mani olamadı. O zat şehir dışına çıkınca Aynî Dede yanına gitti. O zat Aynî Dede’yi görünce; “Ey oğul! Hoş geldin. Burada durma İstanbul’a git. Ayasofya Camii yanındaki dergahda Sünbül Sinan Efendi’nin hizmetine gir. Kapısında kalbini aşk ateşiyle dağla. Ona varıp Bursa’daki derviş beni size gönderdi, de!” dedi.
Aynî Dede bu söz üzerine yola çıktı. İstanbul’daki dergahı buldu. Durumu Sünbül Sinan Efendi’ye anlatınca talebeliğe kabul edildi. Hocası onun olgunluğa ermesi ve mânen yetişmesi için çalıştı. Kısa zamanda Aynî Dede tasavvufun yüksek derecelerine kavuştu.
Bu sırada Deysuka isimli bir kasabada Nasuh Paşa isimli bir zat, geceleri uyanıp göklere, yıldızlara bakar, bunlardaki incelikleri düşünürdü. Kalbinde yumuşaklık hâli meydana gelir, ömrünü boşa geçirdiğine ağlar ve Allahü tealadan rahmetine kavuşturmasını niyaz ederdi. Yine böyle bir gece yalvarırken, gaibden bir ses; “Allahü teala senin günahlarını affetti. Gelecek sene şu simada, şu alametli hak dostlarından biri gelip sana hak yolu gösterir.” müjdesini verdi.
Bir gün Aynî Dede rüyasında Peygamber efendimizi gördü. O’na; “Deysuka’ya git. Şu alamette, şu hâlde olan Nasuh Paşa isminde bir fakire doğru yolu göster.” buyurdu. Sabah olunca Aynî Dede; “Bu ne hâldir?” diye hayretle düşündü. Ertesi gece yine rüyada; “Niçin hemen gitmedin?” diye ikaz edildi. Sabah olunca yol hazırlığını yapıp hocasından izin alarak yola çıktı. Deysuka’ya vardığında, önce o zatı, âlimler ve salihler arasında aradı, fakat bulamadı. Sonra araştırmaya devam etti. Yine bulamadı. Ona; “Bu vasıflı bir kimse var, fakat ibadet ve diyanet ile pek alâkası yoktur. Ondan bahsetmeye bile değmez.” demelerine rağmen Aynî Dede o zatın çağırılmasını istedi. O zat gelip Aynî Dede’yi görünce; “Ey efendim! Teşrif ettiniz mi? Sana emredilen sözü yerine getirdin, demek!” dedi ve Aynî Dede’nin ellerine sarıldı. Aynî Dede; “Beni nereden tanıdın?” diye sorunca o zat olanları hemen anlattı.
Aynî Dede derhal ona yapacağı hizmeti yerine getirdi. İbadet ve taatla ilgili öğreteceklerini ona öğretti. O zat gücü nisbetinde rızkını kazanmak için çalışıp boş zamanlarında da Aynî Dede’nin sohbetlerine devam ederdi.
Bir gün o zat Aynî Dede’nin sohbetine vaktinde gelemedi. Aynî Dede, merak edip evine gitti. Niçin gelmediğini sorduğunda, o zat; “Efendim! Bugün sohbeti ihmal ettiğim sanılmasın. Vücudumda hiç takat ve kuvvet kalmadı. Gözüm ve gönlüm başka âlemi seyretmekte. Bütün âlem gül bahçesi gibi olup ahiret kokusunu duydum. Bir Yasin-i şerif okusanız da ruhum tertemiz olsa, gönlüm açılsa.” dedi. Aynî Dede Yasin-i şerif okumaya başladı. Daha okuma bitmeden o zat ruhunu teslim etti.
Defin işlerini tamamladıktan sonra memleketine dönüp insanların Allahü tealanın rızasına kavuşmaları için çalıştı. Onlara Allahü tealanın emirlerini ve yasaklarını anlattı.
Bir gün Aynî Dede sevenleriyle kırlara doğru çıkıp dolaşırken, sağanak halinde yağmur yağmaya başladı. Bu sırada; “Dostlarımızın bizim yüzümüzden sıkıntı çekmesi layık değildir.” dedi ve bir daire çizdi. Hepsini dairenin içine aldı. Böylece hiç biri ıslanmadı.