AYNÜLKUDAT HEMEDANÎ

Aynülkudât el-Hemedânî fıkıh, kelam, tasavvuf ve edebiyat sahalarında zirveye ulaşmış müstesna bir dâhi
A- A+

Kelam, tasavvuf, edebiyat ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi. İsmi, Abdullah bin Ebu Bekr Muhammed bin Ali bin Hasan el-Miyanecî es-Sühreverdî el-Hemedanî olup; künyesi, Ebü’l-Mealî’dir. 492 (m. 1098) senesinde Hemedan’da doğdu. 525 (m. 1131) senesinde Hemedan’da idam edildi. Babası Azerbaycan havalisindeki Miyanec kasabasından olduğu için Miyanecî nisbetiyle anılır. Hemedan kadılığı sebebiyle Aynülkudat (kadıların gözbebeği) lakabıyla tanınır. İlk tahsilini Hemedan’da yaptı. Şer’î ilimleri iyi bir şekilde öğrendi. Kabiliyetiyle temayüz etti. Ömer Hayyam ve Muhammed bin Hamaveyh’ten (veya Hamevî’den) kelam, matematik, astronomi ve edebiyat tahsil etti. Daha 21 yaşında iken kelam ilminde Gayetü’l-Bahs adlı eserini telif etti ve fetva vermeye başladı. Hemedan kadısı ve müderrisi oldu.

Bozuk cereyanların ve felsefecilerin fikirlerinin İslam dünyasında cirit attığı bir zamanda, şüpheleri gidermek maksadıyla kelam ilmiyle meşgul oldu. Zamanla buhrana düştü. Nitekim kelam ilmiyle gereğinden fazla meşgul olmanın insanı ya sapkınlığa veya buhrana sürükleyeceği, büyük âlimlerce ifade edilmiş; onlar talebelerini gereğinden fazla kelam ile meşgul olmak yerine, insana dünya ve ahirette fayda verecek birinci ilim olan fıkıh ilmine yöneltmiştir. Aynülkudat da bir türlü düştüğü buhrandan kurtulamıyor; kitap okudukça buhranı artıyordu. Nihayet İmam-ı Gazalî hazretlerinin kitaplarına kavuştu. Dört sene bu kitapları mütalaa etti. Bunlar kendisine yeni bir ufuk açtı. O zamana kadar uğraştıklarının boşuna olduğunu, önünde yepyeni bir yolun uzandığını gördü. Bu da kendisini ümitsizliğe düşürdü. Nihayet İmam-ı Gazalî’nin kardeşi Şeyh Ahmed Gazalî Hemedan’a gelince, Aynülkudat aradığını buldu. Kendisine talebe oldu. Yirmi gün sohbetinde bulundu. Şeyh Ahmed ile Hemedan’dan ayrıldıktan sonra da mektuplaştı. Böylece buhrandan kurtuldu. İmam-ı Gazalî ve kardeşini kendisine rehber edindi. İmam-ı Gazalî’nin üslubuyla Arapça, Şeyh Ahmed’in üslubuyla Farsça eserler yazdı. Şeyh Ahmed’den sonra Şeyh Bereke adında ümmî, yani vehbî ilimle teçhiz edilmiş bir zatın sohbetinde bulundu. Kendisinden manevî olarak çok istifade etti. Öyle ki bu zatın 520 (m. 1126) senesindeki vefatı üzerine, üzüntüsünden aylarca okumayı, yazmayı terk ederek inzivaya çekildi.

Şeyh Ahmed Gazalî’ye talebe olduktan sonra, kelam ilmindeki ihtisası ve meselelerini çözmüş olmanın rahatlığıyla fikirlerini serbestçe ortaya koyması reaksiyona sebebiyet verdi. Hallac-ı Mansur gibi tasavvuf erbabını şathiyeleri (cezbe halinde söyledikleri zahiren şeriata aykırı sözler) sebebiyle değerlendirdi ve bu sözleri tevil ve tefsir etti. Kelam ilminde derinleşmeyen ham sofuların İslamiyete verdiği zararları dile getirdi. Bozuk fikirlerin bunlar sebebiyle yayıldığını söyledi. Hitabeti çok güçlü idi. Bu sebeple genç yaşta şöhreti giderek arttı. Zamanın önde gelen devlet ricali kendisine gidip gelmeye başladı. Hatta Selçuklu devletinin maliye nazırı Azizeddin kendisine talebe oldu. Ayrıca Taceddin Alaüddevle ve Şehzade Cemaleddin Şerefüddevle de kendisine gelip gitmeye başladı.

Şair Senaî Gaznevî ve Şeyh Ebu Said Ebü’l-Hayr ile dostluk kurdu. Zamanının en tanınmış fıkıh, kelam, tasavvuf alimi ve şairi oldu. Aynülkudat’ın elde ettiği bu şöhret ve nüfuz, hasetcileri rahatsız etti. Bunlar, Azizeddin’i rakip gören vezir Kıvamüddin Dergezinî’nin etrafında toplandılar. Aynülkudat’ın söz ve fiillerinden dolayı küfre düştüğünü iddia ettiler. Buna fetva da uydurdular. Zamanın alimlerine Aynülkudat’ın söylediği şeylerle söylemediklerini bir araya getirip okutarak, böyle söyleyen kimsenin hükmünün idam olduğunu tasdik ettirdiler. Vezir, Aynülkudat’ı önce Bağdat’ta hapsettirdi. Ardından Hemedan’a getirterek 525 senesi cemazilahir ayının 7. günü (m. 7 Mayıs 1131) idam ettirdi. Cesedi medresesinin kapısına asıldı. Vefatında 33 yaşında idi. Ahmed er-Ruyanî anlattı: “Aynülkudat’ın öldürülme zamanı yaklaşıp, idam sehpasına getirildiğinde, Şuara suresinin; “Zalimler yakında nereye döndürüleceklerini bilecekler.” mealindeki son ayet-i kerimesini okudu.”

Gençliği, tecrübesizliği ve ateşli karakterinin, Aynülkudat’ı tedbirsiz hareket etmeye sürüklediği anlaşılmaktadır. Buna genç yaşta kavuştuğu yüksek ilmî derece de eklenince hasetçileri ve düşmanları artmıştır. Aynülkudat’ın hapishanede dostlarına hitaben yazdığı müdafaanamesi Şevka’l-Garib’de, kendisinin; “Akıl derecesinin üstünde diğer bir derece daha vardır; Allah kesirdir, küldür; masiva vahiddir, cüzdür, insan, peygamber bile olsa, Allah’ı anlayamaz.” dediği için suçlandığını söyler. Bu sözlerin başı ve sonundaki cümlelerden ayrı ele alınıp değerlendirildiğini, sözlerin tahrif edildiğini, şimdiye kadar gelmiş bütün evliyaların bu sözlerde müttefik olduğunu söyledikten sonra, bunlara etraflı cevaplar vererek Ehl-i Sünnet’e aykırı bir söz söylemediğini beyan etmektedir. Sübkî; “Bu müdafaaname taşa okunsa, çatlatıp su gibi eritirdi.” diyor. Sem’anî onun için; “Abdullah, asrının fazilet sahibi zatlarından idi. Zeka ve üstün halleri, güzel ahlakı darb-ı mesel haline gelmişti. Fakih, fadıl, şiirde meharetli ve ince üsluplu olup, Allahü tealanın ihsanlarına kavuşan, kerametler sahibi bir kimse idi. Tasavvuf yolunda dil ile ifadesi mümkün olmayan şeyleri çok güzel izah eden eserler yazdı.” demektedir.

Eserleri: Aynülkudat, çok sayıda Arapça ve Farsça eser telif etmiştir. Bunlardan dört tanesi günümüze intikal etmiştir. Diğerleri 24 yaşından evvel kaleme aldığı Arapça eserlerdir.
1- Zübdetü’l-Hakaik fî Keşfi’d-Dekaik: Tasavvuf ehlinin sözlerinin yer aldığı Arapça bu eserini 24 yaşında iken birkaç günde kaleme almıştır. Maksadının, tasavvuf ehlini felsefeden ve sapkınlıktan korumak olduğunu söyler. Burada reddetmek gayesiyle filozofların da sözleri yer alır. Düşmanlarının kendisini itham ettiği ibareler de bunlar olmuştur. Eser, İmam-ı Gazalî’ninkine benzer bir üslupla yazılmıştır. Süleymaniye Kütüphanesi’nde yazma nüshaları vardır. Tahran’da 1341 (m. 1962) senesinde basılmıştır.
2- Et-Temhidat: Farsçadır. Bazıları bunun Zübde’nin Farsça tercümesi olduğunu zannetmiştir. Aynülkudat’ın en mühim eseridir. Burada da Ahmed Gazalî’nin Sevanihü’l-Uşşak adlı eserinin tesirleri görülür. Ancak ifadesi daha sade ve açık olduğu için daha fazla itibar kazanmıştır. Bunda müellifin kitabı yazmadan evvel İbn-i Sina’yı okumuş olmasının da tesiri vardır. İman, küfür, marifet, fıtrat ve tasavvuf bahislerini ihtiva eder. Hindistanlı Muhammed Çeştî tarafından şerhedilerek Haydarabad’da 1324 (m. 1906) senesinde basılmıştır. Urducaya da tercüme edilmiştir. İran’da müteaddit defalar basılmıştır. Türkçe tercümesine dair yazmalar Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir.
3- Şekva’l-Garib: Bağdat’ta hapishanede iken yazdığı ve kendisine yapılan ithamları reddettiği bir risaledir. Arapçası; ayrıca Farsçaya, Fransızcaya, İngilizceye tercümeleri basılmıştır.
4- El-Mekatib: Dostlarına yazdığı kelam ve tasavvufa dair mektupları ihtiva eder. Farsçadır. Süleymaniye Kütüphanesi’nde yazma nüshaları vardır. Tahran’da Hicrî 1390’da basılmıştır.
5- Kira’l-asi ila ma’rifeti’l-muran ve’l-e’aşî: Arapçadır.
6- Er-Risaletü’l-Alaiyye: Kelam meselelerini halkın anlayacağı şekilde anlattığı Arapça bir risaledir.
7- El-Müftelez mine’t-tefsir: Sarf ilmine dairdir.
8- Emali’l-İştiyak fî leyali’l-fırak: Edebiyat üzerinedir.
9- Münyetü’l-Heysub: Hindistan menşeli matematik ilmine dairdir.
10- Nüzhetü’l-Uşşak ve Nehzetü’l-Müştak: 1000 beytlik bir şiir mecmuasıdır.
11- Savletü’l-bazi’l-Emun ala İbni’l-Lebun
12- Gayetü’l-Bahs an Me’ani’l-Ba’s: Kelam ve bilhassa peygamberlik bahislerine dair bir eserdir. Arkadaşlarının istifadesi için 21 yaşında iken Arapça olarak yazmıştır.
13- El-Medhal ile’l-Arabiyye ve Riyazatü Ulumihe’l-Edebiyye: Arap edebiyatına dair on cilt olarak yazılması düşünülmüş, ama tamamlanmamış bir eserdir.
14- Tefsiru Hakaiki’l-Kur’an: Tasavvufî bir tefsirdir. On cilt olarak düşünülmüş, ama tamamlanamamıştır.
15- Risale-i Cemalî: Sohbetine devam eden dostlarından Şehzade Cemaleddin Şerefüddevle için yazılmıştır. Peygamberliğin lüzumunu ispat eden ve ayrıca ruh hastalıklarından korunma yollarını gösteren bir risaledir.

Bunlardan başka kendisine nisbet edilen Yezdan-şinaht, Levaih, Gayetü’l-İmkan, Şerhu Kelimati Kısar-ı Baba Tahir, Cavidname gibi eserler varsa da, bunların Aynülkudat’a ait olmadığı sabittir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası