Kaydet
A- A+

Resulullah Efendimizin amcası Ebu Talib’in oğlu. Hulefa-i raşidinin ve Cennet’le müjdelenen on kişinin dördüncüsü. Resulullah’ın damadı. Ehl-i beytin, Ehl-i âbânın birincisidir. Künyesi, Ebü’l-Hasan ve Ebu Türab’dır. Hiç puta tapmadan Müslüman olduğu veya kendi avret yerini bakmadığı için, Kerremallahü vecheh (Allah yüzünü şereflendirsin); kahraman ve çok cesur olmasından ve dönüp dönüp düşmana saldırmasından dolayı Kerrar (çok tekrar eden); Allahü tealanın aslanı manasına Esedullahi’l-Galib ve Haydar (arslan) lakapları verilmiştir. Ayrıca Allahü tealanın takdirine rıza gösterdiği için Mürteda denildi. Çeşitli hadis-i şeriflerde methedildi. Ehl-i Sünnet’in gözbebeği, evliyanın reisidir. Hicretten 23 yıl önce (m. 599) senesinde Mekke’de doğdu. Annesi, Abdülmuttalib’in vefatından sonra ana ve babadan da yetim olan Peygamber Efendimizi şefkat ve muhabbetle yanında tutup, öz evladı gibi bakmakla şereflenen Fatıma binti Esed bin Haşim’dir.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

İstanbul Ayasofya Camii’nde hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin "Ali radyallahü anh" yazılı levhası.

Hazreti Ali, Ebu Talib’in dördüncü oğluydu. Ebu Talib’in geliri az, ailesi kalabalıktı. O sıralarda Mekke’de kıtlık hüküm sürdüğünden, Peygamber Efendimiz, amcası Abbas’a; “Onun geçim yükünü hafifletelim. Her birimiz bir oğlunu alalım.” teklifinde bulundu. Böyle bir teklif, Ebu Talib tarafından da kabul edilince, Hazreti Ali beş yaşından itibaren Resulullah Efendimizin yanında yaşadı. Resulullah’ın talim ve terbiyesinde yetişerek, o yüce irfan hazinesinin feyzinden kana kana içti. (Abisi Ca’fer de Hazreti Abbas’ın yanında büyüdü.)

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Hazreti Ali, Resulullah Efendimizin evinde O’nun yatağına yatarak Peygamber Efendimizin güvenlik içinde hicret etmesini sağladı. Resulullah Efendimizin evinin bulunduğu yerde şimdi yukarıda görülen kütüphane bulunmaktadır.

Çocuklar arasında ilk defa Muhammed Aleyhisselam’ın peygamberliğini tasdik eden, Hazreti Ali’dir. On yaşındayken bi’setin (Resulullah Efendimize peygamber olduğu bildirilmesinin) ikinci günü imana geldi. Hazreti Ali, bir gün Resulullah ile Hazreti Hadice’nin beraber namaz kıldıklarını gördü. Namazdan sonra; “Bu nedir?” diye sordu. Resulullah Efendimiz de ona şirkin manasını, onun ne kadar kötü, ne kadar alçaltıcı bir şey olduğunu, daha sonra tevhidin manasını anlatarak peygamberliğini açıkladı ve; “Bu, Allahü tealanın dinidir. Seni bu dine davet ederim. Allahü teala birdir. Ortağı yoktur. Lat ve Uzza isimli putlardan uzak durmanı emreder.” buyurdu. Hazreti Ali; “Önce babama danışayım.” dedi. Resulullah Efendimiz ona; “İslam’a gelmezsen bunu kimseye söyleme.” buyurdu. Hazreti Ali ertesi sabah gelip; “Ya Resulallah! Bana İslam’ı öğret.” diyerek, Müslüman oldu. Hazreti Ali, Müslüman olanların üçüncüsüdür.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Hazreti Ali Mescid-i Nebi yapılırken bizzat çalıştı.

Hazreti Ali İslamiyeti kabul ettikten sonraki Mekke devrini teşkil eden on üç seneyi Peygamber Efendimizle birlikte geçirdi. Resulullah’ın yanından hiçbir suretle ayrılmayıp, daima mübarek huzur ve hizmetlerinde bulundu. O’nu can kulağıyla dinledi. Resulullah’ın ibadetlerine iştirak etti. Peygamber Efendimizin yüksek nazarlarına ve muhabbetlerine kavuştu. Kendisinde harikulade haller tecelli edip, Resulullah’ın ilmen ve ahlaken varisi oldu.

Peygamber Efendimiz bi’setin dördüncü senesinde, yakın akrabalarını, hak dine davet için Safa Tepesi’nde topladığında, peygamber olduğunu bildirip iman etmelerini söyleyince, alay edip, hakarette bulundular. Ondan sonra ikinci bir toplantının tertibini Hazreti Ali’ye bıraktı. Hazreti Ali bir ziyafet hazırlayıp, Haşimoğullarını davet etti. Davetliler kırktan fazla idi. Yemekten sonra Peygamber Efendimiz onları tekrar güler yüz ve tatlı dille imana davet edip, peygamber olduğunu bildirdi ve; “İçinizde hanginiz benim kardeşim olmak üzere biat edecek.” buyurdu. Gelenlerden hiç ses çıkmadı. Bunun üzerine orada bulunanların en genci Hazreti Ali ayağa kalktı. Fakat Resulullah Efendimiz onu oturttu. Tekrar kalktı yine oturttu. Üçüncüden sonra Hazreti Ali’ye mübarek elini uzattılar. Davetliler, şaşkınlık içinde dağıldılar.

Peygamber Efendimiz Mekke’de, on üç sene çeşitli eziyet ve sıkıntılara katlanarak imanı bildirmekle meşgul oldu. İlk Müslümanlar, müşriklerin bin bir türlü eziyetlerine uğradılar. Peygamber Efendimiz onları bu işkenceden kurtarmak için, Habeşistan’a ve Medine’ye hicret etmelerine izin verdi. Müslümanlar kafile halinde gizlice Mekke’den ayrıldılar. Daha sonra müşrikler, Darünnedve’de toplanarak, Resulullah Efendimizi öldürme kararı aldılar. Onlar bu hazırlık içindeyken, Allahü teala Resulüne de hicret emri verdi.

Peygamber Efendimiz Hak tealadan hicret emri aldığı zaman, Hazreti Ali’nin de Resulullah’ın yatağında yatacağı, Allahü teala tarafından emredilmişti. Resulullah Efendimiz Hazreti Ali’yi çağırarak, kendi yatağında yatmasını ve bıraktığı emanetleri sahiplerine vermesini söyledi. Hazreti Ali, bu emri tam bir teslimiyetle kabul etti. Hicret gecesi kafirler, Resulullah Efendimizin saadet hanelerinin etrafını sardılar. Hak teala, şeytan dahil hepsine bir uyku verdi. Bunlar uykudayken, Resulullah aralarından geçerek Hazreti Ebu Bekr’in evine geldi ve oradan da Medine’ye hicret ettiler. Kafirler, Peygamber Efendimizin evine hücum ettiklerinde, Resulullah’ın yatağında Hazreti Ali’yi gördüler. Büyük bir şaşkınlık la Ali’yi bırakarak Resulullah’ın takibine koyuldular.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Hazreti Ali’nin büyük kahramanlık gösterdiği Bedr Savaşı’nın yapıldığı yer ve Bedr kuyusu.

Hazreti Ali, Mekke vadilerinden Ebtah’da dikilerek; “Resulullah’da kimin hakkı ver ise, gelsin benden alsın!” diye nida ettirdi. Herkes gelip nişanını söyleyerek emanetini aldı. Bütün emanetlerini sahiplerine teslim etti. Sonra Resulullah Efendimizin emrettiği gibi Medine’ye doğru yola çıktı. Nihayet, Resulullah’a, şişmiş olan ayaklarından kanlar akar vaziyette, Kuba’da yetişti. Gündüzleri saklanıp, geceleri yaya olarak yürüdüğü bu yolculuğun sonunda, Peygamberimizin huzuruna gidemeyecek bir halde idi. Resul-i Ekrem Efendimiz bunu haber alınca, bizzat kendisi teşrif etti. Hazreti Ali’yi görünce, haline acıdı ve sevgili, fedakar amcazadesini kucaklayıp, mübarek eliyle, o hak yolunda binlerce meşakkate katlanmış narin, nazik ayakları okşayarak, kendisi ne afiyeti için dua buyurdu. Hatta Hazreti Ali’nin bu fedakarlığı üzerine; “İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’ın rızası için nefsini feda eder.” (Bekara suresi: 207) mealindeki ayet-i celilenin nazil olduğu rivayet edilir.

Hazreti Ali’nin Medine-i Münevvere’de de hizmeti çok oldu. Mescid-i Nebevî’nin inşaatında çok çalıştı. Bizzat sırtında taş ve toprak taşıdı. Tebük Gazası hariç, Resulullah’ın bütün gazalarında bulundu. Peygamber Efendimiz Bedr Gazası’na hareket ederken, siyah renkli olan iki sancağından birini Hazreti Ali’ye verdi. Bedr havalisine yaklaşıldığında, Resulullah onu, düşmanın ahvalini ve harekatını keşif için gönderdi. Hazreti Ali’nin vaktinde hareket etmesi neticesinde, Eshab-ı Kiram harp meydanının mühim yerlerini ele geçirdiler.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib


Hazreti Ali’nin on altı yerinden yara aldığı Uhud Harbi’nin yapıldığı yer ve Uhud şehitliği.

Hazreti Ali, Bedr Savaşı’nda birçok azılı müşriki ve bu arada Velid bin Ukbe’yi bir kılıç darbesiyle öldürdü. Akşama doğru, iki taraf birbirlerine karıştı. Kum tepesinin üzerinde zırhlara bürünmüş müşriklerden birisi, Sa’d bin Hayseme’yi şehit etti. Hazreti Ali, ona yaklaştı. Müşrik atından indi ve Hazreti Ali ile vuruşmaya başladı. Hazreti Ali, müşrikin darbesini kalkanı ile karşıladı ve müşrikin kılıcı kalkana saplanıp kaldı. Hamle sırası Hazreti Ali’ye gelince, kılıcını müşrikin göğsüne çaldı ve zırhını enlemesine biçti. Müşrik titredi ve sarsıldı. Hazreti Ali o esnada arkasında bir kılıcın parladığını görünce, başını eğdi. Arkada kılıcı parlayan; “Al bu da Abdülmuttalib’in oğlundan!” derken, müşrikin kellesi, miğferiyle birlikte yere yuvarlandı. Hazreti Ali dönüp arkasına baktığında, amcası Hazreti Hamza bütün heybet ve ihtişamıyla ayakta duruyordu.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Hazreti Ali Hayber Kalesi’nin fethinde ağır bir demir kapıyı yerinden söküp kalkan olarak kullanmıştır. Hayber kalesinin bugünkü hali.

Yine bu savaşta Nevfel bin Huveylid ile karşılaştı. Nevfel hakkında Peygamber Efendimiz; “Ya Rabbi! Nevfel bin Huveylid’e karşı bana yardımcı ol! Onun hakkından gel!” diye dua etmişti. Hazreti Ali, kılıcıyla bir hamlede onu öldürdü. Sonra Peygamber Efendimize Nevfel’ı öldürdüğünü haber verdi. Bunun üzerine Resul-i Ekrem; “Allahü ekber.” diye tekbir getirdi ve; “Allahü teala onun hakkında duamı kabul etti.” buyurdu. Hazreti Ali, Bedr’de ayrıca As bin Sa’id’i de katlederek, İslamiyete büyük hizmet etti. Bu savaşa katıldığında yirmi beş yaşında idi. Bedr ganimetlerinden Hazreti Ali’ye; bir kalkan, bir kılıç, bir de deve isabet etti.

Hazreti Ali aynı sene içinde Peygamber Efendimizin mübarek kerimesi Hazreti Fatıma ile evlendi. Böylece Resulullah Efendimizin damadı olma şerefine kavuştu. Nikahlarını Resulullah Efendimiz kıyarak duada bulundular. (Bkz. Fatımatü’z-Zehra)

Hazreti Ali, Bedr Gazası’nda olduğu gibi Uhud’da da büyük kahramanlıklar gösterdi. Müşriklerin alemdarı olan Ebu Sa’d bin Ebu Talha’yı yıktı. Resulullah’ın etrafında, O’nu canla başla müdafaa ederken, Hazreti Fatıma da onun yaralarını sarmıştı. Zira Uhud’da on altı kılıç darbesi almıştı.

Uhud harbinde Eshab-ı Kiramdan birçok kişi şehit düşmüştü. Bu şerefe nail olamadığından dolayı me’yus (üzüntülü) görünen Hazreti Ali’ye hitaben Resul-i Ekrem Efendimiz; “Ya Ali, şehadet senin arkandadır. Bunlar, kan ile boyandığı zaman nasıl sabredecektin?” buyurarak mübarek elleriyle onun başını, sakalını okşamıştı. Hazreti Ali de “Ya Resulallah, şu buyurduğun hal benim hakkımda tahakkuk edince o, sabredilecek şeylerden delil, müjde ve keramet sayılacak şeylerden almış olur.” diye cevap vermiştir.

Uhud Gazası’ndan sonra Hazreti Ali, Resulullah’ın Benî Nadir Yahudileri üzerine gönderdiği orduya katıldı ve Yahudilere yaptıkları hıyanetin hesabını sordu.

Hazreti Ali, Hendek (Ahzab) muharebesinde de büyük kahramanlık gösterdi. Kazılan hendeği geçmek isteyen müşriklerin bu hareketlerini önledi. Müşriklerin en azılıları ile savaştı. Muharebenin iyice şiddetlendiği yirmi ikinci gün, müşriklerin en azılılarından olan Amr bin Abdud, meydana çıkıp er diledi. Müslümanlardan kimse, Amr’ın davetini kabul etmedi. Bir daha meydan okudu, yine ses çıkmadı. Yedi kere böyle oldu. Yedincide Resulullah Efendimiz, Hazreti Ali’yi çağırdı, huzuruna oturttu; “Ya Ali! Benim atıma bin, kılıcımı al, Amr bin Abdud’un önüne yiğitçe, cesaretle var. Onun heybetinden, uzun boyundan endişe etme. Ben, Hak tealadan sana yardım etmesi için, senin elinle Müslümanların, bunun şerrinden kurtulmaları için dua ediyorum.” buyurdu.

Hazreti Ali atına bindi ve kılıcını kuşandı. Avını gözetleyerek giden bir aslan gibi, Amr’ın önüne vardı. “Ya Amr! Senin Kâbe’nin karşısında yemin ettiğini ve Kureyş’ten bir kişi senden iki şey isteyince, birini yaptığını duydum, bu doğru mudur?” buyurdu. Amr; “Evet öyle söz verdim.” dedi. Hazreti Ali; “Biliyorsun ben Kureyş’teyim. Senden iki şey isteyeceğim. Hiç olmazsa birini kabul et. Birinci isteğim; Allah’ın birliğini ve Muhammed Aleyhisselam’ın, Onun Resulü olduğunu ikrar ve tasdik etmendir.” buyurdu. Amr; “Bunu kabul etmiyorum, başka ne istiyorsun?” dedi. Hazreti Ali; “İkinci isteğim; bu iki kuvveti hallerine bırakıp, Mekke-i Mükerreme’ye gitmendir.” buyurdu. Amr; “Bunu kabul ettim, yalnız Ebu Bekr, Ömer ve Osman’ın başlarını keserim.” dedi. Hazreti Ali; “Ey ahmak! Benim başımı kesmeden onların başını nasıl kesersin?” buyurdu. Amr; “Ya Ali! Sen henüz gençsin, dünyanın tadını almamışsın, ben senin başını kesmek istemem.” dedi. Hazreti Ali; “Ben, Allahü tealanın yardımı ve Resulü’nün duası ile senin başını kesmek isterim.” buyurunca, Amr, bu söz üzerine atından inip ona doğru yürüdü. Hazreti Ali de atından indi. Birbirlerine hamle yaptılar. Hazreti Ali bir fırsatını bulup, Amr’ın uyluğunu bir kılıç darbesiyle kopardı. Artık işi bitti, diyerek geriye dönmüş gelirken, Amr, kendi kopmuş bacağını Hazreti Ali’ye fırlattı. Allahü tealanın aslanı hemen geri dönüp, Amr’ın başını da kesti. O anda, İslam ordusunun tek bir sesleri yeri göğü inletiyordu. Hazreti Ali, daha sonra da hendeğe inen Nevfel bin Abdullah’ı yakalayıp öldürdü ve Kureyş ordusunun moralinin bozulmasına sebep oldu. Hazreti Ali, Benî Kureyza Yahudileri üzerine olan seferde, Resulullah Efendimizin sancağını taşıyıp, Benî Kureyza kalesine dikti ve ikindi namazını orada eda etti.

Hicretin altıncı senesinde Hayber Yahudilerine yardıma hazırlanan Benî Sa’d kabilesinin üzerine giderek, onları dağıtıp hezimete uğrattı. Hazreti Ali, Hudeybiye musalahasında, sulh şartlarının yazılmasında vazife aldı.

Hazreti Ali, Hayber Gazası’nda bulunup büyük kahramanlıklar gösterdi. Peygamber Efendimiz bu gazada; “Yarın sancağı, Allah ve Resulünü çok seven birine vereceğim. Allahü teala fethi onunla nasib edecektir.” buyurdu ve ertesi gün sancağı Ali bin Ebi Talib’e verdi. Hazreti Ali, Hayber kalesinin fethinde, kalenin kapısını koparıp, kalkan olarak kullandı. Bu savaşta Hazreti Ali’nin gözleri ağrıyordu. Resulullah onu çağırtarak, gözlerine okuyup, şifa bulması için Allahü tealaya dua edince, gözlerinde bir ağrı ve sızı kalmadı. Bu savaşta, Yahudilerin meşhur pehlivanı Merhab; “Hayber halkı iyi bilir ki, ben, gelip geçmiş bütün harplerde tepeden tırnağa kadar silahlanmış, cesaret ve kahramanlığı ile tanınmış Merhab’ım! Ben, kükreyen aslanları bile mızrak veya kılıcımla delik deşik ederim!” diyerek Müslümanlardan er diledi. Bunun üzerine Hazreti Ali; “Ben oyum ki; anam bana Haydar yani (Arslan) adını takmıştır! Ben, ormanların heybetli görünüşlü aslanı gibiyimdir! Seni bir hamlede yere serecek yiğit bir kişiyimdir!” diye şiir söyleyerek Merhab’ın karşısına dikildi. Bu şiir, Merhab’a o gece gördüğü rüyayı hatırlattı. Rüyasında kendisini bir aslanın parçaladığını görmüştü. Hazreti Ali, Merhab’la karşı karşıya geldiğinde, Merhab’ın tepesine öyle bir kılıç indirdi ki, kılıç, Merhab’ın siperlendiği kalkanını ve demirden miğferini keserek başını ikiye ayırdı. Merhab’ın başına inen kılıcın çıkardığı ses, o kadar fazla idi ki, Hayber karargahında bulunan Ümmü Seleme; “Merhab’ın dişlerine kadar inen kılıcın sesini ben de işittim.” demiştir. Hazreti Ali, o gün Yahudilerin en namlı kişilerinden sekizini öldürdü.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Suriye Şam'da, Hazreti Ali’nin kızı Seyyidet Zeyneb adına yapılmış olan Cami ve Türbe.

Hazreti Ali, Mekke’nin fethinde de bulundu. Peygamberimizin emri ile Kâbe’yi putlardan temizledi. Ayrıca Evs, Hazrec ve Tay kabilelerinin putlarını da Hazreti Ali temizlemişti.

Hazreti Ali, Huneyn Gazası’nda da büyük kahramanlıklar göstererek, dağılmaya yüz tutan ordunun yeniden toparlanmasına sebep oldu. Tebük Gazası’nda bulunmayıp, Resulullah Efendimiz tarafından Ehl-i beytin muhafazası için Medine’de bırakıldı. Gazadan geri kaldığı için üzüldüğünü gören Resulullah Efendimiz; “Harun, Musa’ya (aleyhimesselam) nasıl yakın ise, sen de bana öylesin.” buyurarak gönlünü hoşnut edip, iltifatta bulundu.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Hazreti Ali (kerremallahü vecheh)’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerif yazılı levha.

Resulullah Efendimiz, Hazreti Ebu Bekr’i emir olarak hacıların başında Mekke’ye gönderdiklerinde, hemen arkalarından “Berae” suresi nazil oldu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, bu ayetleri tebliğ için Hazreti Ali’yi memur etti. Hazreti Ali, Mina’da Hazreti Ebu Bekr’e yetişerek, bundan böyle hiçbir müşrikin Kâbe’ye gelemeyeceği ilan edildi.

Daha sonra Hazreti Ali, Resulullah Efendimiz tarafından ordu kumandanı olarak önce Fedek’e sonra Yemen’e gönderildi. Kısa zamanda oradaki kabilelerin Müslüman olmasına, hidayet nurlarına kavuşmalarına vesile oldu.

Resulullah Efendimiz veda haccından döndükten sonra, hastalanıp vefat edince, Hazreti Ali yıkayıp kefenledi. Bu son mübarek vazife de ona nasib oldu. Definden sonra halife seçilen Ebu Bekr’e biat edip, ona devlet işlerinde yardımcı oldu ve kadılık (hakimlik) vazifelerinde bulundu. Hazreti Ömer’in halifeliğine de biat edip, halifenin müşaviri oldu ve hakimliğini yaptı. Hatta Hazreti Ömer buyurdu ki: “Şayet Ali olmasaydı, Ömer helak olurdu.”

Hazreti Osman’ın da halifeliğine biat edip, hilafet işlerinde onun vezirliğini yaptı. Hazreti Osman’ın şehit olmasından evvel, oğullarıyla birlikte onu korumak için gerekli tedbirleri aldı. Hazreti Osman’ın şahadetini duyunca da, oğullarına ve yanındakilere; “Siz yaşar iken onun şehit düşmesine nasıl imkan bıraktınız?” diyerek, üzüntüsünü ve ona olan muhabbetini dile getirdi.

Hazreti Ali, mani olmaya çalıştığı halde bir türlü önüne geçemediği elim şahadet vak’ası üzerine, Hicrî 35 yılının (m. 656) Zilhicce ayında, Medine-i Münevvere’de, halife seçildi. Hazreti Osman zamanında, fitne, Yahudiler tarafından başlatılmış ve halifenin şehit edilmesine kadar varmıştı. Bu durum, Hazreti Ali’nin hilafeti zamanında da devam etti. Hazreti Osman’ı şehit edenlerin cezalandırılması hususunda, Eshab-ı Kiram arasında üç ayrı içtihat oldu. Sahabilerden bir kısmı, tarafsız kalmayı; Hazreti Talha, Hazreti Zübeyr, Hazreti Aişe ve Şam’da bulunan Hazreti Muaviye, suçluların hemen cezalandırılmasını; Hazreti Ali ise, bu hususta acele etmemeyi, adaletin tatbikinde dikkat ve tedbiri elden bırakmamayı, bir başka fitneye sebep olmamayı, suçluları ortalığın durulmasından sonra cezalandırmayı içtihat etmişlerdi.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Irak, Necef'te Hazreti Ali Camii ve Türbesi’nin cepheden görünüşü.

Aişe-i Sıddika, Zübeyr bin Avvam, Talha bin Ubeydullah ve içtihadı bunlara uyanlar ile Aliyyü’l-Mürtaza’nın ordusu, 36 yılında Basra’da karşı karşıya geldiler. İki taraf da birbirlerine elçi göndererek anlaşma kararı aldılar. Anlaşma yapılmasını istemeyen Yahudi dönmesi İbn-i Sebe ve taraftarları, gece her iki tarafa da baskın yaptılar. Karşı tarafın baskınına uğradığını zanneden taraflar, muharebeye tutuştular. Cemel Vak’ası denilen bu hadisede, iki taraftan on bin kişi şehit düştü. Bu hadisede, Aişe-i Sıddika esir alınınca, Hazreti Ali hürmet ve ikram edip, kendi askerleri arasında bulunan kardeşi Muhammed bin Ebu Bekr ile Medine’ye gönderdi.

Cemel Vak’ası’ndan bir sene sonra Sıffin denilen yerde, Hazreti Muaviye’nin ordusu ile yüz günde doksan meydan muharebesi yaptı. Askerlerinden yirmi beş bin, karşı taraftan kırk beş bin kişi şehit oldu. Karşı taraftan gelen sulh teklifini kabul edince, ordusundan yedi bin kişi ayrıldı. Bunlara Harici denildi. Hazreti Ali daha sonra bunların üzerine yürüdü ve perişan etti.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Hazreti Ali’nin sulh şartlarının yazılmasında vazife aldığı Hudeybiye Antlaşması’nın yapıldığı yer.

Eshab-ı Kiram arasındaki muharebeler, mesela Cemel (Deve) ve Sıffin vak’ası, iyi niyetlerle, güzel sebeplerle yapılmış olup, nefsin arzularına göre inat ve düşmanlık ile değildi. Çünkü, onların hepsi büyük müçtehit idi. Kalpleri Peygamber Efendimizin sohbetinde ve mübarek nazarları karşısında temizlenmiş, hırs, kin ve düşmanlık gibi şeyler kalmamıştı. Bunların sulhları da, ayrılık ve muharebeleri de, Hak için idi. Her biri, kendi içtihadına göre hareket etmiştir. İçtihatlarına uymayanlara inat ve düşmanlık etmeyerek, onlardan ayrılmıştır. İçtihadı doğru olanlara iki veya on sevab, isabet etmeyenlere de bir sevab vardır. O halde, doğruyu bulmaya çalışıp da bulamayıp yanılanlarına da doğru olanlar gibi, dil uzatmamak lazımdır. Çünkü, bunlar da sevap kazanmıştır. Bu muharebelerde Hazreti Ali; “Kardeşlerimiz bizden ayrıldı. Onlar kafir, fasık değildir. Çünkü, içtihatlarına göre hareket ediyorlar.” buyurmuştur.

Sevgili Peygamberimiz de; “Eshabıma dil uzatmaktan sakınınız!” buyurdu. Görülüyor ki, Resulullah Efendimizin Eshab-ı Kiramı’nın hepsini büyük bilmek ve hepsini hürmetle, iyilikle anmak lazımdır. Bu büyüklerin hiçbirini fena bilmemeli, kötü sanmamalıdır. Onların birbirleri ile olan muharebelerini başkalarının sulhlarından daha iyi bilmelidir. Kurtuluş yolu budur. Çünkü, Eshab-ı Kiram’ı sevmek, Peygamber Efendimizi sevmek; onlara düşmanlık, O’na düşmanlık olur.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Hazreti Ali’nin babası, Resulullah Efendimizin amcası Ebu Talib’in Cennetü’l Mualla’da bulunan kabri.

Büyük âlim, Ebu Bekr-i Şiblî buyurdu ki: “Eshab-ı Kirama hürmet etmeyen bir kimse Muhammed Aleyhisselam’a iman etmiş olmaz.” Eshab-ı Kiram birbirlerini çok severlerdi. Fetih suresinin son ayetinde bu husus açık olarak bildirilmiştir.

Hazreti Ali, hicretin kırkıncı yılının (m. 661) Ramazan-ı şerif ayının on yedisinde Cuma günü sabah namazına giderken, İbn-i Mülcem adlı bir harici tarafından zehirli bir kılıçla başına vurularak yaralandı. İki gün sonra altmış üç yaşında iken şehit oldu. Teçhiz ve tekfini, oğlu Hazreti Hasan tarafından yapıldı ve namazı eda olunduktan sonra, Kufe’nin kabristanı Necef’e defnedildi.

Halifeliği devrinde zuhur eden fesatçılarla mücadele ettiğinden, beş sene süren hilafet zamanında sükun ve huzur bulamamış, hükümet idaresinde Hazreti Ömer’in yolunu tutmuştur. Memurları murakabe eder, her işin emniyet ve istikamet dairesinde yapılmasını ister, halka karşı şefkat gösterirdi. Yoksulları Beytülmalden geçindirirdi. Her tarafta askerî birer merkez teşkil ettirdi. Beytülmalı muhafaza yolunda gerekli müesseseyi kurdu. Hazreti Ali’nin, İslamiyetin yayılmasındaki hizmetleri büyüktür.

Hazreti Ali, vahiy katiplerindendi. Peygamber Efendimizin mektuplarını da yazardı. Resulullah Efendimiz, Eshab-ı Kiram arasında iki defa kardeşlik akdedilmesini buyurmuşlar, fakat hiçbirinde Hazreti Ali ile bir başkası arasında kardeşlik akdi buyurmamışlardı. Bunun üzerine Hazreti Ali’nin; “Beni unuttunuz mu?” sualine, Peygamberimiz; “Sen, dünyada ve ahirette benim kardeşimsin.” demiştir.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Irak, Necef’teki Hazreti Ali Cami’nin avluya giriş kapılarından biri.

Hazreti Ali’nin şecaat ve kahramanlıkta üstüne yoktu. Düşmanlarıyla çarpışmadan önce İslam’a davet ederdi. Kabul etmezlerse savaşır ve savaşırken de onlara acır ve haddi tecavüz etmezdi. Çok cesurdu. Her yaptığı işi; Allahü tealanın rızası için ve insanlığın iyiliğini düşünerek yapardı. Savaşlarda düşmanlarının ölümüne bile acırdı. Çok şefkatli ve merhametliydi. Bir harpte hasmını altına almış, kılıcı ile boğazlamak üzereyken, düşmanı, var gücü ile Hazreti Ali’nin yüzüne tükürdü. Hazreti Ali, bu hareketi üzerine onu öldürmekten vazgeçti. Ayağa kalkan düşman, niçin öldürmediğini sorunca; “Biraz önce seni, Allah için öldürecektim. Yüzüme tükürünce, kendi nefsim için öldüreceğimden korktum. Nefsimin isteğine uymamak için vazgeçtim.” buyurdu. Hasmı bu hareketine hayran kaldı. İslamiyetin büyüklüğünü anlayıp Kelime-i şehadet getirdi ve Müslüman olmakla şereflendi.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Hazreti Ali Kerremallahü vecheh’in vefatından sonra, Kûfe'deki evinde mübarek naaşının yıkandığı yer.

Hazreti Ali, servet sahibi değildi. Buna rağmen çok cömert, çok kerimdi. Son derece mütevazı, alçak gönüllü idi. Hakkında birkaç ayet-i kerime nazil olmuş; kerem, cömertlik, adalet, merhamet ve diğer yüksek faziletleri övülmüştür. Pek çok hadis-i şeriflerde methedilmiştir.

Hazreti Ali alicenaptı (cömertti), doğru söylerdi. İlmin menbaı, yani kaynağı idi. Dindarları, müttekileri sever, fakirlere yardım ederdi. Hazreti Fatıma’dan; Hasan, Hüseyin, Muhsin ve Ümmü Gülsüm ve Zeyneb isimlerinde beş evladı olmuştur. Muhsin çok küçükken vefat etmiştir.

Resulullah Efendimizin Hazreti Ali ile Hazreti Fatıma, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’i mübarek abaları ile örterek; “İşte, benim Ehl-i beytim bunlardır. Ya Rabbi! Bunlardan kötülüğü kaldır ve hepsini temiz eyle!” buyurdukları bildirilmiştir. İşte bu Ehl-i beyt; Al-i Nebi namıyla, kıyamete kadar her mümin tarafından, her namaz ve duada yad olunurlar.

Hazreti Ali, çok beliğ, fasih konuşurdu. Resulullah’tan sonra, Aliyyü’l-Mürtaza derecesinde beliğ hutbe tertip ve irad eden bir zat görülmemiştir. Arab lisanının ilk kaidelerini koyan zatın da, Hazreti Ali olduğu rivayet edilmiştir. Bir gün Kur’an-ı Kerim’in yanlış okunduğunu duydu; bunun üzerine Arab gramerinin ana hatlarını ortaya koyarak buna mani oldu. Zamanının en kudretli hatiplerinden biri idi. Her nutku bir şaheserdir.

Kur’an-ı Kerim lisanına herkesten daha ziyade aşina idi. Kur’an-ı Kerim’in belagatine, icazına, hakikatlerine herkesten daha ziyade vakıftı. Resul-i Ekrem’den yayılan feyzlerin nurlarına en evvel kavuşan, Hazreti Ali’nin nezih ruhu idi. Hatta bir gün hutbede iken cemaate hitaben; “Sorunuz! Bana ne sorar iseniz, cevabını veririm. Kitabullah’dan bana sorunuz. Vallahi bir ayet yoktur ki, onun gecede mi, gündüzde mi, kırda mı, dağda mı nazil olduğunu bilmeyeyim!” diye buyurmuştu. Bu sebepten, hakkında birçok rivayet olan anlaşılması güç meselelerde, onun rivayeti tercih edilmiştir.

Hazreti Ali, Ehl-i beytten olması sebebiyle, Peygamber Efendimizin sünnetine herkesten daha fazla vakıf idi. Bu hususta herkesin müracaat kapısı idi. Kendisinden 586 hadis-i şerif bildirilmiştir. Bunlardan 20 tanesi, hem Sahih-i Buharî’de, hem de Sahih-i Müslim’de vardır. Bundan başka 9 hadis-i şerif Buharî’de, 15 hadis-i şerif Müslim’de, tamamı da Ahmed bin Hanbel’in Müsned adlı kitabında vardır. Kendisinden hadis rivayet edenler arasında İbn-i Mes’ud, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, Ebu Hüreyre, Bera bin Azib, Ebu Sa’id Hudrî gibi Sahabiler vardır. Ayrıca Şa’bî, Ebü’l-Esved ed-Düelî, Ebu Vail, Zir bin Hubeyş gibi Tabiîn uleması da kendisinden rivayette bulunmuştur. Hazreti Ali’nin kılıcının kınında taşıdığı Peygamber Efendimizden yazdığı bir sahifesi vardı. Bizzat kendisinin bildirdiğine göre bu sahifede savaş, cihat ve diyet gibi fıkha dair hükümler vardı. Bu sahifesi Sahifetü Ali bin Ebu Talib adıyla Kahire’de 1986’da yayınlanmıştır.

Hazreti Ali, Eshab-ı Kiramın en büyük fıkıh âlimlerinden idi. Halledilemeyen konular ona havale edilirdi. Peygamber Efendimiz onu Yemen’e kadı olarak gönderdi. “Ya Resulallah! Ben âlim değilim, kadılık ahkamını bilmem.” dedi. Mübarek elini göğsüne koyup; “Ya Rabbi! Kalbine hidayet, diline doğruluk ver.” diye dua buyurdu. Hazreti Ali buyuruyor ki: “Bundan sonra ben asla iki kimse arasında hüküm vermekten şüpheye düşmedim.” Resul-i Ekrem; “Ya Ali! Benim deveme binip Yemen’e git. Falan dağdaki tepeye geldiğin zaman, üzerine çık. Halkın seni karşıladıklarını göreceksin. O zaman; ‘Ey taşlar, ey ağaçlar! Allah’ın Resulü size selam ediyor.’ diye söyle!” buyurdu. Hazreti Ali oraya gidip selamı tebliğ edince, yer yüzünde bir gürültü, uğultu koptu. Taşlar ve ağaçlar Resul-i Ekrem’in selamına; “Salat ve selam, Allah’ın Resulü nün üzerine olsun.” diye cevap verdiler. O tepede bulunanlar, bu hali görünce, hepsi birden iman ettiler. Son zamanlarda Hazreti Ali’nin fıkha dair bildirdiği rivayetler Mevsuatü fıkhi Ali bin Ebu Talib adıyla Şam’da 1983’de yayınlanmıştır.

Hazreti Ali, tasavvuf ilminin gelişmesinde çok mühim rol oynamıştır. Resulullah Efendimizden gelen feyzler iki yoldan gelmiştir. Birisi sessiz zikri esas alan yol olup Hazreti Ebu Bekr vasıtasıyla bildirilmiştir. Diğeri ise sesli zikri esas alan yol olup o da Hazreti Ali vasıtasıyla gelmiştir. Sesli zikir yapan bütün tarikatların silsilesi Resulullah Efendimizden sonra Hazreti Ali ile devam eder.

Hazreti Muaviye, Hazreti Ali hakkında; “Ali, son derece alicenap bir insandı. Sözün doğrusunu söyler, her davayı hakkaniyetle hallederdi. Ali, ilim ve hikmetin feyyaz bir kaynağı idi. Kendisi dünya ziynet ve gösterişlerinden nefret eder, gecenin karanlığında mescidin mihrabına gelir, düşünür, ibadet eder ve ağlardı. Dindar ve müttekilere; fukara ve muhtaçlara yardımı severdi. Şeytan ve dünya, hiçbir vakit onu aldatamadı.” demiştir.

Bir gün Eshab-ı Kiram, Resulullah Efendimizden Hazreti Ali’yi çok sevmelerinin sebebini sordular. Server-i âlem; “Varın Ali’yi çağırın!” buyurdular. Eshab-ı Kiramdan birisi, onu çağırmaya gitti. Habib-i Ekrem, Ali gelmeden önce Eshabına; “Ey Eshabım! Siz birisine iyilik etseniz, o size karşılık olarak kötülük yapsa ne yaparsınız?” buyurdular. Eshab-ı Kiram; “Tekrar iyilik yaparız.” dediler. Resul-i Ekrem; “Tekrar size kötülükte bulunursa, ne yaparsınız?” buyurunca, Eshab-ı Kiram başlarını aşağı indirdiler, bir cevap veremediler.

Hazreti Ali geldi. Resul-i Ekrem, ona; “Ya Ali! Sen birisine iyilik etsen, o sana kötülük yapsa ne yaparsın!” buyurdular. Hazreti Ali; “İyilik yaparım.” dedi. Resulullah Efendimiz, aynı soruyu yedi kere tekrarladı. Ali hepsinde; “Yine iyilik yaparım.” diye cevap verdi. Sonra ilave ederek; “O kimseye ben iyilik yaptıkça, o bana hep kötülükte bulunsa, yine ben ona iyilik yaparım.” dedi. Bunun üzerine Eshab-ı Kiram; “Ya Resulallah! Hazreti Ali’yi çok sevmenizin sebebini anladık, bu sevgiye layık olduğunu gördük.” dediler ve Hazreti Ali’ye dua ettiler.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Evliyanın reisi, Ehl-i Beyt’in birincisi, Hazreti Ali’nin Necef’teki kabr-i şerifleri. Peygamber Efendimiz; “Ali, kıyamet günü benim yanımdadır. Havz ve Kevser yanında benimledir. Sırat üzerinde benimledir. Cennet’te benimledir. Allahü tealayı görürken benimledir.” buyurdu.

Peygamber Efendimiz bir gün Hazreti Ali’ye buyurdular ki: “Ya Ali! Altı yüz bin koyun mu istersin, yahut altı yüz bin altın mı veyahut altı yüz bin nasihat mı istersin?” Hazreti Ali dedi ki: “Altı yüz bin nasihat isterim.” Peygamber Aleyhisselam buyurdu ki: “Şu altı nasihata uyarsan, altı yüz bin nasihata uymuş olursun.

  1. 1
    Herkes nafilelerle meşgul olurken, sen farzları ifa et. Yani farzlardaki rükünleri, vacibleri, sünnetleri, müstehabları ifa et!
  2. 2
    Herkes dünya ile meşgul olurken, sen Allahü tealayı hatırla. Yani din ile meşgul ol, dine uygun yaşa, dine uygun kazan, dine uygun harca!
  3. 3
    Herkes birbirinin ayıbını araştırırken, sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıplarınla meşgul ol!
  4. 4
    Herkes, dünyayı imar ederken, sen dinini imar et, ziynetlendir.
  5. 5
    Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetirken, sen Hakk’ın rızasını gözet. Allahü tealaya yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara!
  6. 6
    Herkes çok amel işlerken, sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı olmasına dikkat et!”
    Ali Bin Ebu Talib
    Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib
    Ali Bin Ebu Talib
    Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Kûfe'de Hazreti Ali’nin evi olduğu rivayet edilen bina üstte) ve avlusu (yanda).

Resul Aleyhisselam bir hadis-i şerifte; “Fakirlikle övünürüm.” buyurdu. Hazreti Ali bu hadis-i şerifi Resulullah’tan işitince, dünyaya hiç kıymet vermedi. Çok fakir oldu. Mesela bir gün eline bin altın geçse, bir tanesi ertesi güne kalsın demez, hepsini fakirlere dağıtırdı. Resul-i Ekrem, Hazreti Ali’ye cömertlerin sultanı manasına; “Sultanü’l-Eshıya” buyurdular.

Bir gün Ali, Hazreti Fatıma’ya; “Evde yiyecek bir şey var mı?” buyurunca; Hazreti Fatıma evde bir şey bulunmadığını, yalnız altı akçenin varlığını bildirdi ve; “Bu akçeler ile çarşıdan yiyecek al. Bir de Hasan ve Hüseyin meyve istemişlerdi. Biraz da meyve alırsın.” dedi. Hazreti Ali, altı akçeyi alıp çarşıya çıktı. Yolda giderken bir kimsenin, bir Müslümanın yakasına yapışmış; “Ya hakkımı ver veya yürü mahkemeye gidelim.” dediğini ve yakasını bırakmadığını gördü. Borçlu adam; “Bana birkaç gün daha müsaade et.” dediyse de alacaklı; Hayır ben de sıkıntıdayım, bir saat bile bekleyecek halde değilim.” diyordu. Hazreti Ali, bunların çekişmelerini görünce, yanlarına vardı; “Münakaşanız kaç para içindir?” buyurdu. “Altı akçe.” dediklerinde; Hazreti Ali, kendi kendine; “Müslümanı bu sıkıntıdan kurtarayım, nasılsa Hazreti Fatıma’ya bir cevap bulurum.” diye düşündü. Yanındaki altı akçeyi vererek, borçlu Müslümanı sıkıntıdan kurtardı. Bir zaman Hazreti Fatıma’ya ne söyleyeyim diye düşünceye daldı. Sonunda nasıl olsa Hazreti Fatıma kadınların seyyidesi, Resulullah’ın kızıdır, bir şey demez, diyerek eli boş eve döndü. Hazreti Hasan ve Hüseyin kapıya koştular. Babalarının meyve getireceğini ümit ediyorlardı. Elini boş görünce, ağlamaya başladılar. Hazreti Fatıma’ya; “Verdiğin altı akçe ile bir Müslümanı sıkıntıdan kurtardım.” buyurdu. Hazreti Fatıma; “Çok iyi yaptın. Elhamdülillah, bir Müslümanı borçtan kurtarmışsın. Hak teala bize kafidir.” dedi. Fakat, mübarek hatır-ı şerifleri biraz mahzun oldu. Hazreti Ali, üzüntüsünü sezip, iki oğlunun da ağladıklarını görünce, gönlünde bir kırıklık hissetti. Bu elem ile dışarı çıktı. “Bari gidip Resulullah’ın mübarek yüzünü göreyim de, üzüntüm geçsin.” diye düşündü. Zira Resulullah’ın mübarek yüzüne bakan kimsenin her üzüntüsü gittiği gibi, kalbinde sürur ve safa hasıl olurdu.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Medine-i Münevvere’de Hazreti Ali Mescidi. Osmanlılar döneminde yapılan mescidin yerinde daha evvel Hazreti Ali Kerremallahü vecheh’in evinin bulunduğu söylenmektedir.

Bunun için Hazreti Ali, Resulullah’ın tesiri kat’i ve çabuk bir ilaç gibi olan mübarek ayaklarının tozuna yüz sürmeye gitti. Yolda bir kimse gördü. Elinde besili bir deve vardı. Hazreti Ali’ye; “Ey yiğit! Bu deveyi satıyorum, alır mısın?” dedi. Hazreti Ali; “Şimdi param yoktur.” dedi. O şahıs; “Sana veresiye veririm.” dedi. Ali; “Kaça veriyorsun?” buyurdu. O şahıs; “Yüz akçeye veririm.” dedi. Hazreti Ali; “Kabul ettim.” dedi. O şahıs da; “Peki ben de kabul ettim.” dedi. Deveyi Hazreti Ali’ye teslim etti. Ali deveyi alıp biraz gittikten sonra bir adama rastladı. Hazreti Ali’ye; “Bu deveyi bana satar mısın?” dedi. Hazreti Ali; “Evet satarım.” buyurdu. O kimse; “Üç yüz akçeye bana verir misin?” dedi. Hazreti Ali; “Olur, veririm.” buyurdu ve deveyi sattı. Üç yüz akçeyi peşin alınca doğru çarşıya gitti. Yiyecek ve meyveler aldı. Evine girince çocuklar sevindiler. Babalarının getirdiği yiyecek ve meyveleri yemeye koyuldular. Fatımatü’z-Zehra, Hazreti Ali’den bu yiyecekleri nereden aldığını sordu. Hazreti Ali meseleyi anlattı. Yemeklerini yiyip, Allahü tealaya hamd-ü sena ettikten sonra, Hazreti Ali, mübarek zevcelerine; “Ben, Resul-i Ekrem'in sohbetine gidiyorum.” diyerek evden çıktı. Yolda Resul-i Ekreme, yanında Eshab-ı Kiram oldukları halde, rastladı. Resulullah da, Hazreti Ali ve Fatıma’yı görmeye geliyorlardı.

“Ben ilmin şehriyim. Ali kapısıdır” Hadis-i şerif

Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem; “Ya Ali! Deveyi kimden alıp, kime sattın!” buyurdu. Hazreti Ali; “Allah ve Resulü bilir.” dedi. Peygamber Efendimiz; “Ya Ali! Sana deveyi satan Cebrail (Aleyhisselam), satın alan da, İsrafil (Aleyhisselam) idi. Deve de, Cennet develerinden idi. O Müslümanı sıkıntıdan kurtardığın için Hak teala dünyada bire elli hasene (sevap) verdi. Ahirette vereceğinin hesabını ise kendisinden başka kimse bilmez.” buyurdu.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Afganistan'da Mezar-ı Şerif'te bulunan Hazreti Ali Camii. Bölgede Hazreti Ali'nin burada medfun olduğuna inanılmaktadır.

Hazreti Ali namaza durunca, âlem alt-üst olsa haberi olmazdı. Bir harpte mübarek ayağına bir ok gelmiş, demir kısmı kemiğe işlemişti. Bu yüzden çekemediler ve cerraha gösterdiler. Cerrah; “Sana bayıltan bir ilaç vermeden demiri çıkaramayız. Aksi takdirde bunun ağrısına tahammül edemezsin.” dedi. Emirü’l-müminin; “Bayıltıcı ilaca ne lüzum var. Biraz sabredin, namaz vakti gelsin, namaza durunca çıkarın.” buyurdu. Namaz vakti geldi. Hazreti Ali namaza durdu. Cerrah da, Emir hazretlerinin mübarek ayağını yarıp demiri çıkararak yarayı sardı. Hazreti Ali, namazını bitirince, cerraha; “Demiri çıkardın mı?” buyurdu. Cerrah; “Evet çıkardım.” deyince, Hazreti Ali; “Hiç farkına varmadım.” buyurdu.

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Hazreti Ali'nin ibretli veciz sözlerinden derlenerek Nasrullah et-Tayyib tarafından yazılan sülüs nesih levha.

Bir kimse Hazreti Ali’den kaderi sordukta; “Karanlık bir yoldur. Bu yolda yürüme!” buyurdu. Tekrar sorunca; “Derin bir denizdir.” buyurdu. Tekrar sordu. Bu defa; “Kader, Allahü tealanın sırrıdır. Bu bilgiyi senden sakladı.” buyurdu. Hazreti Ali’ye minberde iken, en karışık feraiz bilgilerini sorarlardı. Kağıda, kaleme lüzum kalmadan, hepsini zihninden çözer ve cevabını hemen verirdi.

Radî adında bir şiî tarafından yazılmış Nehcü’l-Belâga adlı kitapta Hazreti Ali’ye ait olduğu iddia edilen bazı söz ve hutbeler bulunmaktadır. Hindistan âlimlerinden Abdülaziz Dehlevî, Tuhfe-i İsnâ Aşeriyye adlı eserinde bu söz ve hutbelerin Hazreti Ali’ye ait olmadığından bahseder.

Hazreti Ali, buğday benizli, orta boylu, uzun gerdanlı, güler yüzlü, iri siyah gözlü, geniş göğüslü, iri yapılı ve sık sakallı idi. Saçını muharebe zamanlarında biraz uzatır ve omuzlarına kadar yayardı. Son zamanlarında saç ve sakalı pamuk gibi beyaz olmuştu. İlim ve amel bakımından en yüksek derecede olduğu halde, Allah korkusundan devamlı ağlardı. Güzel ahlâkın canlı bir timsali idi. Çok hadis-i şerif ile övüldü.

Hazreti Ali hakkında söylenmiş hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:

  • “Kızım Fatıma’yı Ali’ye vermeyi, Rabbim bana emreyledi. Allahü teala her peygamberin sülalesini kendinden, benim sülalemi de Ali’den yaratmıştır.”
  • “Ali, kıyamet günü benim yanımdadır. Havz ve Kevser yanında benimledir. Sırat üzerinde benimledir. Cennet’te benimledir. Allahü tealayı görürken benimledir.”
  • “Münafıkların kalbinde dört kimsenin muhabbeti toplanmaz; Ebu Bekr, Ömer, Osman ve Ali.” (radıyallahü anhüm).
  • “Ehl-i beytim, Nuh’un (Aleyhisselam) gemisi gibidir. Onlara tabi olan selamet bulur. Olmayan helak olur.”

Hazreti Ali’nın, Peygamber Efendimizden rivayet ettiği bazı hadis-i şerifler de şunlardır:

  • “Günah işleyen kimse pişman olur, abdest alıp namaz kılar ve günahı için istiğfar ederse (bağışlanmasını dilerse), Allahü teala o günahı elbette affeder. Çünkü Allahü teala (Nisa suresi 110. ayetinde mealen); ‘Biri günah işler veya kendine zulmeder, sonra pişman olup, Allahü tealaya istiğfar ederse, Allahü tealayı çok merhametli, af ve mağfiret edici bulur.’ buyurmaktadır.”
  • “Üzerinde farz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa, boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse kazasını ödemedikçe, Allahü teala, onun nafile namazlarını kabul etmez.”

Hazreti Ali’nin hikmetli, ibretlerle dolu sözleri çoktur. Gurerü’l-hikem ve dürerü’l-kelim min kelami Ali bin Ebu Talib adlı eserde bu sözleri toplanmıştır. Kalplere tesir eden kıymetli sözlerinden bazıları şunlardır:

“Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz; kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız.”

“Dünya bir cifedir, leştir. Ondan bir şey isteyen köpeklerle dalaşmaya dayanıklı olmalı.”

“Allahü tealaya yemin ederim ki, beni yalnız mümin sever ve bana yalnız münafık buğz eder.”

“İnsanın yaşlanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp, hesapsız Cennet’e girmesinden daha hayırlıdır.”

“Kul ümidini yalnız Rabbine bağlamalı ve kendini yalnız günahları korkutmalıdır.”

“İnsanlar arasında, Allahü tealayı en iyi bilen, O’nu çok seven, tam tazim edendir.”

“Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin hevasına uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıkor, ikincisi ise ahireti unutturur.”

“Kalpler kaplara benzer. Hayırlı olan, hayırla dolu olanıdır.”

“Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır.”

“Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.”

“Kendinize Allah yolunda kardeşler edininiz. Çünkü onlar dünya içinde, ahiret içinde lazımdır. Cehennem ehlinin; ‘Artık bizim için, ne şefaatçiler, ne de candan bir dost yok.’ (Şuara suresi: 100-101) sözlerini işitmiyor musunuz?” Hadîs-i şerîfte de şöyle gelmiştir: “Bir kul, Allah yolunda yeni bir kardeş edindi mi, Allahü teala da Cennet’te onun için bir derece ihdas eder.”

“Müslümanların hayırlısı Müslümanlara yardım eden ve faydalı olandır!”

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Esedüllahi’l-Galib Aliyibni Ebi Talib hazretlerine nisbet edilen Topkapı Sarayı’ndaki kılıç

“İyilik bilmez birisi de olsa, sen iyilik yap! Zira o iyilik, mukabilinde teşekkür edene yapılan iyilikten mizanda daha ağır basar.”

“Arkadaşlarımdan bir grubu toplayıp kendilerine bir ziyafet vermem, benim için bir köle azad etmekten daha sevimlidir.”

“Ahır zamanda bir mümin, halk arasında adını unutturmadıkça rahat edemeyecektir.”

“Sizin hayırlılarınız, günahına gerçekten çok tövbe edenlerdir.”

“Her kim kötüyü yasaklar, fasıka kızar ve Allah’ın yasaklarının hududu çiğnendiği zaman öfkelenirse, Allahü teala da o kulunun lehine öfkelenir.”

“Her fenalıktan uzak kalmanın yolu, dili tutmaktır.”

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Hazreti Ali’nin Kûfe şehrindeki hilafet merkezinin kalıntıları.

“Hayra niyet edince acele et ki, nefsin seni yenip de caydırmasın.”

“Dünya hayatı kimseye baki değildir. Şiddeti de nimeti de geçicidir.”

“İki şey, aklı ve tedbiri bozar. Biri acele etmek, biri de olmayacak şeyi istemek.”

“Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edeb gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.”

“Danışmadan (istişare etmeden) doğruya ulaşılamaz.”

“Tenbellik, insanı vaktinden önce yıpratır.”

“Öksüzü ağlatmak zulümdür.”

“Doğruluk vesiledir, affetmek fazilettir. Cömertlik iyi huydur, şeref meziyettir. Kararlı olmak meta’dır (sahip olunan maldır), kararsız olmak ise zayi olmaktır. Vefakarlık fazilet, sevgi rahmettir, ismet, nimet; ihsan ise fazilettir. Akıl zînet, ahmaklık çirkinliktir. Doğruluk emanet, yalancılık hıyanettir, insaf rahatlık, şer küstahlıktır. Cömertlik riyaset, mülk siyasettir. Emanet îmandandır, güler yüzlülük ihsandır. Fikir gerçeği gösterir. Doğruluk kurtarır, yalan felakete sürükler. Kanaat insanı zengin yapar, zenginlik azdırır. Fakirlik unutturur. Dünya aldatır, şehvet kandırır. Lezzet oyalar, nefsin arzuları alçaktır. Haset yıpratır, nefret çökertir.”

“Yakîn ibadet, iyilik efendilik, şükür ziyadelik, fikir ibadet, aza kanaat züht sahibi olmak, işler tecrübe ile olur. İlim anlamakla, anlamak zeka ile, fetanet basiretle, düşünce rey ile (görüşle), görüş fikirle, muvaffakiyet azîmkarlıkla, azîmkarlık tecrübe ile, fazilet güçlüklerle, sevab meşakkat ile olur.”

“Kendini beğenmek helak olmak, riyakarlık şirk koşmak, cehalet ölüm, tenbellik ziyandır. Şehvetler afet, lezzetler ifsattır.”

“Akıllı kimse, günahlarını tövbe ile örtendir. Cömert, kötülük yapana iyilikle karşılık verendir.”

“İlim; güzel bir mîras, umumî bir nimettir, insaf, ihtilafı giderir, ülfeti getirir.”

“Adalet; îmanın başıdır, ihsanın birleştiği noktadır ve îmanın en yüksek mertebesidir.”

“Âlim; sözü, işine uygun olandır. Âlim ilme doymaz.”

“Takva sahibi kimse, nefsi nezîh, ahlâkı yüce olandır. Züht sahibi olmak, takva sahibi olan kişilerin zînetidir, gece ibadeti yapanların tabiatıdır. Takva sahibi olmak ise, dînin meyvesi, yakinen inanmanın alametidir.”

“Hikmet; akılların bahçesi, ermişlerin mesiresidir (gezi yeridir).”

“Akıllı; şehvetten uzaklaşan, ahireti dünya ile değişmeyendir. Akıllı, yalnız ihtiyacı kadar ve hüccetle konuşur, sadece ahiretinin ıslahı için çalışır. Akıllı, günahlardan sakınır, ayıplardan uzak durur. Cömertlik günahları siler, kalplere sevgi eker.”

“Cahil; dayakla uslanmaz, nasihatlerden payını almaz.”

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Kûfe’deki Hazreti Ali Kalesi’nin avludan görünüşü

“İlim; insanı akla götürür, kim ilim öğrenirse akıllanır, ilim; nefsi, ruhu ihya eder (diriltir). Aklı aydınlatır, cehaleti öldürür.”

“Zulüm; ayakların kaymasına, ni’metin zevaline (elden gitmesine), milletlerin helakine sebep olur.”

“Allahü tealadan başka her şeyden uzaklaşmak, ermişlerin ibadetidir.”

“Müminin gerçek sevgisi, buğzu, bir şeyi alması, yapması ve terki, Allah için olur.”

“Kamil Mümin gizli şükür eder, belaya karşı sabır eder, ümit halinde iken bile korkar.”

“Güzellik sevab güzelliğidir, elbise güzelliği değil.”

“Akıllı kimse, Rabbine ibadetle, nefsin arzusuna karşı gelendir. Cahil kimse, masiyet (günah) işleyerek nefsin arzusuna uyandır.”

“Allah’a vuslat (erişmek), insanlardan uzak durmakla olur.”

“İlim, hikmet semeresidir (meyvesidir).”

“İhtiraslı kimse, bütünüyle dünyaya malik olsa dahi fakirdir.”

“Doğruluk, İslam’ın direği, îmanın desteğidir.”

“Allah için cömertlik, mukarrebînin (ermişlerin) ibadetidir.”

“Allah’ın azabından korkmak, müttekîlerin nişanıdır.”

“Günahlardan sakınmak, tövbekarların ibadetidir.”

“Dînin esası, emaneti yerine vermek, sözünde durmaktır.”

“Haset eden daima hastadır, cimri insan, daima fakirdir.”

“Cennet en hayırlı mal, Cehennem ise en kötü barınaktır.”

“Fazla başa kakma, nefret ateşini körükler.”

“Kanaatkar olmak, boyun eğme zilletinden daha hayırlıdır.”

“İyilik, zincirden bir bağ olup, onu ancak teşekkür veya mükafatlar çözebilir.”

“Mümin, nimetle hata arasında olup, nimete yalnız şükür ve istiğfarla erişilir.”

“Öfke anındaki yumuşaklık (hilm), zalimlerin gazabından korur.”

“Olgunluk üç şeyde gereklidir: Musibetlere sabır, isteklerde iktisad ve isteyene vermektir.”

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Hazreti Ali Kerremallahü vecheh’in rivayeti ve Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin hattı ile Nebiyy-i Muhterem Efendimiz hazretlerinin maddî ve manevî vasıflarının anlatıldığı hilye-i şerif.

“Yumuşaklık, durulmayı çabuk sağlar ve zor olan şeyleri kolaylaştırır.”

“Âlim, cahili hemen tanır, çünkü daha önce o da cahildi. Cahil âlimi tanımaz, çünkü daha önce âlim değildi.”

“Muvaffakiyet ve başarısızlık, nefs ile mücadele etmektedirler. Hangisi galib gelirse, ona hakim olur (tesiri altına alır).”

“Mümin, daima günahlardan kaçınır, beladan korkar ve Rabbinin rahmetini taleb eder.”

“Akıl ve ilim, biri birinden ayrılmayan ve zıd olmayan iki kardeş gibidir.”

“İman ve hayâ, birisi diğerinden kopmayan bir bütündür.”

“İman ve ilim, ikiz kardeş ve birbirinden ayrılmayan arkadaş gibidir.”

“İman bir ağaç gibi olup, kökü yakîn, dalı takva, yaprağı hayâ, meyvesi cömertliktir.”

“Öfke, tutuşturulmuş bir ateş gibidir. Her kim ki öfkesine hakim olursa, onu söndürür ve her kim onu salıverirse, ilk yanan kendisi olur.”

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Ürdün’de Mute güneyinde yer alan dağ. Sıffîn Vak’asının geçtiği yer.

“Arif, kendini bilen, nefsini Allah’tan uzaklaştıracak her şeyden temizliyendir.”

“Ahmaklık, dermanı bulunmayan bir dert, şifası olmayan bir hastalıktır.”

“Allah için kardeş olanların sevgisi, sebebi daim olduğu için devam eder. Dünya için kardeş olanların sevgisi, sebebi devam etmediği için kısa sürer, bir an gelir son bulur.”

“Akıllı kimse; bugünü, dünden hayırlı olandır. Şaki; haline aldanan, emellerinin aldatmasına kanandır. Leîm (alçak), değerinin üzerine çıkınca, eski halini inkar edendir.”

“Allah’a yaklaşmak, Ondan istemekle, ahirete yaklaşmak dünyayı terk etmekle, dünyanın fanî olduğunu, sen onunla kalsan bile, onun sana kalmayacağını bilmekle olur.”

“Dünya, itaat göstermeye değmeyecek kadar küçük ve hakîrdir.”

“Doğruluk, sevimli olanlarda zînet, üzüntülü olanlarda metadır.”

“Büyük insan, dostunun hatasını doğruya çevirir, düşmanın doğruluğunu da hataya çevirir.”

“Cahil kusuru anlamaz, yapılan nasihati kabul etmez.”

“Mahrum ettikten sonra vermek, verdikten sonra mahrum etmekten daha güzeldir.”

“Zaman, bedenleri yıpratır, emelleri yeniler, eceli yakınlaştırır, dilekleri uzaklaştırır.”

“Akıllı, sustuğu vakit tefekkür, konuştuğu vakit zikreder, baktığı vakit de ibret alır.”

“Kendisi amel etmeksizin insanları Allah yoluna çağıran kişi, oksuz yaya benzer.”

“Mürüvvet; insanın, kendisini lekeleyecek şeylerden kaçınması ve güzellik kazandıracak şeylere yaklaşmasıdır.”

“Zenginliklerin en hayırlısı, Allahü teala ile iktifa etmektir. Allah’tan başkasıyle yetinmek, en büyük fakirlik ve şakiliktir.”

“İlmin sonu yoktur. Her ilimden, güzel olanını alınız.”

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Hazret-i Ali'nin Irak Kûfe’de namaza giderken İbn-i Mülcem adlı bir Haricî tarafından başına vurularak yaralandığı makam. Hazreti Ali bu olaydan iki gün sonra şehit oldu.

“Cömertlik ve cesaret, şerefli maksatlar olup, Allahü teala hazretleri bunları sevdiği ve beğendiği kişilere ihsan eder.”

“Sıkıntıya karşı sabretmek, bolluk anındaki afiyetten daha efdaldir.”

“Akıl, nimetlerin en büyüğü, dünya ve ahirette şereflerin en yücesidir.”

“Şerefli insan, azarlandığı vakit kızar, yumuşak davranıldığı vakit yumuşar. Şerefsiz insan ise yumuşak davranışa sert çıkar ve sert davranana karşı da yumuşar.”

“Sükut, sana vakar kazandırır ve seni özür dileme zahmetinden kurtarır.”

“İhtiras, gafillerin kalbinde şeytanların sultanıdır.”

“Hikmet, her müminin kaybettiğidir, onu münafıkların ağzında olsa dahi alınız.”

“İnsandaki cahillik, vücudu yiyen haşereden daha tehlikelidir (zararlıdır).”

“Sa’id kimse, azaptan korkarak inanır ve sevab niyaz eder.”

“Hasetçilerin en ehveni, haset ettiği kişinin elindeki nimetlerin yok olmasını ister.”

“İlim, insanı Allah’ın emrettiği şeylere götürür, züht ise o şeylere erişilmesini kolaylaştırır.”

“Mal, dünyada sahibine ikramda bulunan bir dost gibi olsa da, Allah huzurunda ona ihanet eder.”

“Korkaklık, ihtiras ve cimrilik, Allah’a karşı kötü zannın bir araya getirdiği kötü arkadaşlardır.”

“Mal, harcandığı kadar sahibine ikramda bulunur. Kişinin yaptığı cimrilik kadar ona ihanet eder.”

“Fakih öyle biridir ki, insanları Allah’ın rahmetinden ümitsizliğe düşürmez ve onları Allah’ın rahmetinden yüz çevirtmez.”

“Âlim, öyle biridir ki, insanları Allah’ın rahmetinden dolayı ümit kapısından men etmez ve Allah’ın mekrininden emin olmalarını sağlar.”

“Mal ve çocuklar, dünya hayatının zînetidirler. Salih amel de, dünyadan ahirete götürülen mahsuldür.”

“Cömertlik, güzel methiyeyi, mal sevgisi üzerine tercih etmektir.”

Allah için seven bir kardeş, en yakından daha yakın, anne ve babalardan daha merhametlidir.”

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Taif şehrinin kurulduğu Vec Vadisi’ndeki Hazreti Ali Mescidi.

“Amel eden cahil kişi, yoldan başka yerde yürüyen gibidir. Bu yürüyüşü ona, ihtiyacından uzaklaşmaktan başka bir şey kazandırmaz.”

“İnsan, sözü ile tartılır ve işi ile değerlendirilir. Seni zînet yönünden ağır getirecek şeyi söyle ve kıymetini artıracak işi yap.”

“Yalancı, sözünde suçludur. İsterse delîli kuvvetli ve ağzı laf yapan biri olsun.”

“İnsanlar dünyanın çocuklarıdır, çocukta, yaratılış itibarı ile ana sevgisi vardır.”

“Mümin; yakîn ve takva sahibidir. Münafık ise; küstah tır, yaltakçıdır, aptaldır ve şakidir.”

“Kötü iki arkadaş arasındaki konuşma, ya çoktur veya azdır. Çoğu, zaman öldürücü azı ise yorucudur.”

“İstişare sana rahatlık, başkasına yorgunluktur.”

“Zikr; aklın yoldaşı, kalbin kandili, rahmetin inmesine vesiledir.”

“Halîm olanın ilk mükafatı, bütün insanların ona düşmanına karşı yardımcı olmalarıdır.”

“Dünya müminin hapishanesi, ölüm hediyesi, Cennet de varacağı yerdir.”

“Dünya kafirin Cennet’i, ölüm korkulu rüyası, Cehennem de varacağı son duraktır.”

“Allah’a taatla uğraşmak en kârlı iş, doğru konuşan dil ise, en güzelidir.”

“Gaddarlık, herkes için kötü bir huydur. Şan, şeref sahibi ve büyük zatlar için daha çirkindir.”

“Vefakarlık, emanetin ikiz kardeşidir ve kardeşliğin süsüdür.”

“Takva, dini islah, nefsi muhafaza eder ve mürüvveti süsler.”

“Akıllı; alçak dünyadan el çeken, Cennet-i a’laya göz dikendir.”

“Sabır en güzel huy, ilim en şerefli süs eşyasıdır.”

“Kalplerin gafletine, gözlerin uyanık olması fayda vermez.”

“Müttekî, günahlardan uzak durandır.”

“Sıkıntıya düşmeden önce emniyet tedbirini alan kimse, ayağını sağlam yere basmış olur.”

“İtaat halkın Cennet’i, adalet devletin Cennet’idir.”

“Sabır, insanın başına gelene katlanması demektir. Onu kızdırana karşı da kendisine hakim olmaktır.”

“Korku kaderi değiştirmez, yalnız sevabın yok olmasına sebep olur.”

“İhtiras, rızkı artırmaz.”

“Kârlı olan, dünyayı ahiretle değiştirendir.”

“İnsanlar, bir sayfadaki resimler gibidir, her katlamada biri ortaya çıkar.”

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

Hendek'te yıkılmaktan kurtulan mescitlerden biri de Hazreti Ali Mescidi olup duvarın arkasında görülmektedir.

“Cimri, dünyada kendi nefsine cömert davranmaz, bütün malını mirasçılara vermeye razı olur.”

“Mal, sahibini dünyada yükseltir, ahirette alçaltır.”

“Şehvet (nefsin istekleri), öldürücü afettir, bunun en iyi ilacı, sabırlı olmaktır.”

“Haset, bir dert ve hastalık olup, haset eden veya olunan helak olmadıkça çaresi bulunmaz.”

“Günahlar birer dert olup, devası istiğfardır.”

“Sabır iki kısımdır: Sevmediğin şeye sabretmek ve sevdiğin şeye sabretmek. Sabır, en güzel îman kisvesi ve insanların en şerefli ahlâkıdır.”

“Şek (şüphe), yakîni bozar, îmanı yok eder.”

“Akıllı, iyiliklerini canlandıran, kötülüklerini öldürendir.”

“Tul-i emel (zevk için uzun yaşamayı istemek), serap gibidir, bunu gören aldanır.”

“İyiliği tamamlamak, yeniden başlamaktan daha hayırlıdır.”

“Kendi nefsinden razı olan, aldanmıştır. Ona güvenen, mağrur ve yolunu şaşırmıştır.”

“Gerçek dost, ayıbını görüp sana nasihat eden, gıyabında seni koruyan ve seni kendisine tercih edendir.”

“Ahmaklık; her şeyi fuzuliymiş gibi hiçe saymak ve cahil insanlarla arkadaşlık kurmaktır.”

“Allah için dost olan, kişiye doğru yolu gösteren, fesattan uzaklaştıran ve ibadetlerinde yardımcı olandır.”

“İlim, maldan daha hayırlıdır, ilim seni, sen de malı korursun.”

“Fazilet; çok mal ve büyük işlerle değil, güzel ahlâk ve hayırlı işlerle olur.”

“Takva sahibi kişilerin nefsleri tok, şehvetleri ölü olup, güler yüzlü, hazin kalplidirler.”

“İslamiyet, teslimiyettir. Teslimiyet, yakîndir. Yakîn, tasdiktir. Tasdik, ikrardır, ikrar, edadır (yerine getirmektir). Eda ise ameldir.”

Fazilet, en iyi maldır. Cömertlik, en güzel mücevherdir. Akıl, en güzel zînettir. İlim, en şerefli meziyettir.”

“Adalet, halkın dirliği ve düzeni, idarecilerin süsü ve güzelliğidir.”

“Akıllı kimse; dilini kötü söz ve gıybetten koruyan, mümin; kalbini şek ve şüpheden temizleyendir.”

“İyilikle emretmek, insanların en faziletli amelleridir.”

“İffet; nefsin koruyucusu ve kirlerden paklayıcıdır.”

“Zikir; akılların nuru, nefslerin hayatı, kalplerin kurtuluşudur.”

Sabır iki kısımdır; belaya sabır iyi ve güzeldir. Bundan daha güzeli, haramlara karşı sabırdır.”

“Haramlardan çekinmek, akıllıların şanı, şereflilerin tabiatındandır.”

“Allah korkusundan dolayı gözyaşı dökmek, kalbi nurlandırır. Tekrar günah işlemekten insanı korur.”

“İşlediği günah ile övünmek, o günahı yapmaktan daha kötüdür.”

“Arifin, yüzü nur ve tebessüm, kalbi korku ve hüzün doludur.”

“Dünya; güzel, aldatıcı ve geçici bir serap, çabuk yıkılan bir dayanaktır.”

“Sevgi, kalplerin birbirine yakınlaşması ve ruhların ünsiyetidir.”

“Yumuşaklık, öfke ateşini söndürür. Hiddet ise öfke ateşini körükler.”

“Mümin, baktığında ibret alır. Bir şey verilirse, şükreder. Musibet ve belaya uğrayacak olursa, sabreder. Konuşacak olursa, Allahü tealayı hatırlatır.”

“Cahil, sert kaya, dalı yeşermeyen ağaç, ot bitmeyen yer gibidir.”

“Emanet ve vefakarlık; işlerin doğruluğu, yalan ve iftirada; sözlerin cinayetidir.”

“Akıl, müminin dostu; ilim, veziri, sabır, askerlerinin komutanı ve amel ise silahıdır.”

“Haset edenin sevgisi sözdedir. Kinini işlerinde gizler. Adı dost, fiili düşmancadır.”

“Yumuşak başlı olanlar, en sabırlı, çabuk affedici ve en güzel huylu olan kimselerdir.”

“Allahü tealadan hayâ etmek, insanı Cehennem azabından korur.”

“Gaflet, insana gurur getirir, helaka yaklaştırır.”

“Mümin, dünyaya ibret gözü ile bakar, ihtiyacı için karnını doyurur. Ondan konuşulduğu vakit, nefret ve tenkid kulağı ile dinler.”

“Halis bir ibadet; insanın Rabbinden başkasını istememesi, günahından başka şeyden korkmamasıdır.”

Ali Bin Ebu Talib
Başlık ResmiAli Bin Ebu Talib

"Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır." Hadis-i şerifi.

“Fazilet, gücü yettiğinde affetmektir.”

“Hayâ ve cömertlik, huyların en efdalidir.”

“Kötü insan, hiç kimse hakkında iyi düşünmez. Çünkü o, herkesi kendisi gibi görür.”

“Kamil olan kimse, aklı arzu ve isteklerine galip gelendir.”

“Söz ilaç gibidir. Azı faydalı, çoğu zararlıdır.”

İLK HUTBESİ

Hazreti Ali, kendisine biat tamamlandıktan sonra minbere çıktı. Allahü tealaya hamd ve Peygamber Efendimize salevat okuduktan sonra, şöyle devam etti: “Hiç şüphe yok ki, şanı yüce olan Allahü teala insanları kurtuluşa götüren bir kitap indirdi. Bu kitabında hayrı ve şerri açıkladı, öyleyse hayra sarılın, şerri terkedin. Farzları, Allah için yerine getirin, sizi Cennet’e götürsün. Allahü teala, ihlasa ve Müslümanların birlik ve beraberliğine önem verdi. Müslüman, hak edilen durumlar dışında, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Müslümanlara eziyet vermek, ancak eziyetin vacip olması halinde helal olur. Umumun işini görmek için koşun. Hususiyetle ölmüşlerinize son hizmeti yerine getirin. Zira insanlar önünüzden, kıyamet ise arkanızdan sizi kuşatmıştır. Güçlük çıkarmayınız ki, ayıplarınız gizli tutulsun. Allahü tealanın kullarına kötü davranmaktan kaçının. O’ndan korkun. Üzerinde bulunduğunuz topraklardan ve hayvanlardan sorumlusunuz. Allahü tealaya itaat edin ve O’na isyanda bulunmayın. Hayır gördüğünüzde alın, şer gördüğünüzde terkedin. Bir zamanlar yeryüzünde az ve güçsüz olduğunuzu unutmayın.”

Bir diğer hutbesinde de buyurdu ki: “Şimdi, şüphesiz dünyaya sırt çevirip veda etmek zamanıdır. Muhakkak ki, ahiret yolculuğu göründü. Dikkat ediniz. Siz şimdi amel günlerindesiniz. Arkanızda ecel var. Kim eceli gelmeden önce, şu günlerde, amellerini Allahü tealanın rızasına uygun yaparsa, ameli ona fayda verir. Emeli ise zarar vermez. Kim de bu amel günlerinde, ecel gelmeden önce ahirete hazırlığını eksik yaparsa, ameli boşa gider ve emeli de ona zarar verir. Dikkat ediniz! Cennet’i isteyenleri de, Cehennem’den korkup kaçanları da uyur görüyorum. Dikkat ediniz! Ahiret yolculuğu ile emrolundunuz. Oraya azık hazırlamanıza işaret edildi. Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey; arzu ve isteklerinize tabi olup, uzun emel sahibi olmanızdır.”

Usudü’l-gabe; cilt-1, sh. 91

El-İsabe; cilt-2, sh. 506

Tarih-i Bağdad; cilt-1, sh. 133

Tarihü’l-hulefa; sh. 166

Tezkiretü’l-huffaz; cilt-1, sh. 10

Hulasa-tü Tehzibi Kemal; sh. 232

Şezeratü’z-Zeheb; cilt-1, sh. 19

Tabakat-ı İbn-i Sa’d; cilt-3, sh. 11

Tabakatü’l-Kurra (İbn-i Cezerî); cilt-1, sh. 546

Tabakatü’ş-Şirazî; sh. 41

Tabakatü’l-Kurra li’z-Zeheb; cilt-1, sh. 30

El-İber; cilt-1, sh. 16

En-Nücumü’z-zahire; cilt-1, sh. 119

Tabakatü’l-huffaz; cilt-1, sh. 5

Ravdatü’s-Safa; cilt-2, sh. 135

Hilyetü’l-evliya; cilt-1, sh. 67

El-İstiab; cilt-3, sh. 26

Miftahu’n-necat; sh. 18

İzaletü’l-hafa; cilt-1, sh. 25

Savaiku’l-Muhrika; sh. 115

Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye (Hâl tercemeleri bahsi)

Eshab-ı Kiram; sh. 136, 137, 138, 311

Hak Sözün Vesikaları; sh. 220

Gurerü’l-hikem ve dürerü’l-kelim min kelami Ali bin Ebu Talib (Süleymaniye Kütüphanesi Bağdatlı Vehbi kısmı No: 1685)

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Yayın Tarihi |
İlgili Yazılar
Dört Halife Rehber İnsanlar