Seneler sonra; tesadüf bu ya… o, evimizi tutuşturan, canımızı yakan zalim komşumu; Şırnak’ta gördüm. Bir sokak başında perişan vaziyetteydi.
Gözünü kan bürümüş, kin ve nefret dolu komşumuz o gece, bir elinde benzin bidonu, diğer elinde silah; hem sağa-sola ateş ediyor, hem de yuvamızı tutuşturmaya, ocağımızı hepten söndürmeye, bizleri diri diri yakmaya çalışıyordu. Komşum olacak o adamın ABD askerlerinden daha düşmanca hâlini tarif etmeme kelimeler kifayetsiz kalır. Kanlı gözleri yuvasından fırlamış, bütün kuvvetiyle naralar atıyor, burada yazamayacağım en galiz küfürleri savuruyordu! Sanki çıldırmış gibiydi!
“Artık Saddam yook!”
“Diktatörülük bittiiii!
“Zalime de, taraftarlarına da hayatı zindan edeceğiz!
“Yakacağız, yıkacağız!”
“Saddam’ı öldüreceğiz!”
“Onu sevenleri de öldüreceğiz!!!”
"Sonunuz geldi!"
"Hadi çıksanıza dışarı! Ödlekler!.."
“Pislikleeer!”
Daha ne küfürler, ağza alınmayacak sözler! Aman Allahım!
Nefesim kesilmiş, betim-benzim solmuş, dudaklarım kurumuş vaziyette olup bitenleri anlamaya çalışırken, kin ve nefret dolu gözlerle zafer sloganları atanlar da gittikçe çoğalıyordu. Sokağa dökülenler, âdeta ABD’nin gelişini bir bayram havasında hoplayarak, zıplayarak sevinçle karşılıyordu. İçim yanarak sadece; “ne kadar da ABD hayranımız varmış! Ah zavallılar” dedim, ağladım, ağladım. Fazla acıya dayanamamış olmalıyım ki bayılmışım. Uyandığımda... "Keşke uyanmasaydım, ben de ölseydim" dediğimi hatırlıyorum. Zaten beni de "öldü" diye bırakmış gitmişler...
Büyük sözü tutmalı,
Tembelliği atmalı,
Dostlar der, huzur için,
Çok uyanık yatmalı.
***
Bu korkunç harpte; canım hayat arkadaşımı ve üç ciğerparemle birlikte binbir emek vererek kurduğum yuvamı, iş yerimi, akrabalarımın çoğunu, pek kıymet verdiklerimi ve en mühimiyse; hayallerimi, şahsiyetimi, huzur ve saadetimi kaybetmiştim! Kelimenin tam manasıyla artık bir HİÇTİM! Çaresiz, son bir çırpınışla komşu, dost devlet Türkiye’ye sığındım.
Ayakta kalmıştık lakin acı, ıstırap dolu, pek de alışık olmadığımız bir hayata mahkum olmuştuk. Sultanlıktan köleliğe... Buna bile razıydık, çünkü “BETERİN BETERİ” vardı.
Yazık ettin canına,
Girdin mazlum kanına,
Yaptığın bu zulümler,
Elbet kalmaz yanına.
***
Seneler sonra; tesadüf bu ya… o, evimizi tutuşturan, canımızı yakan zalim komşumu; Şırnak’ta gördüm. Bir sokak başında perişan vaziyetteydi. Mecalsiz, ayakta zar-zor duruyordu. “Aaa… bizim o hain komşuya nasıl da benziyor” dedim, dikkatle baktım; tek ayağı yoktu, üstü başı kir-pas içinde; “Kaç gündür açım, ne olursunuz bir ekmek parası” diyerek yalvarıyor, dileniyordu ve taa kendisiydi!
Gayr-i ihtiyarı, o gidip de geri gelmeyecesi geceyi hatırladım. Tüylerim dikken diken olmuş, burnumdan soluyordum; yine de “oh olsun” demedim! “La havle” çekip yanına yaklaştım. DEVAMI YARIN

