Kaydet
a- | +A

Hamal ne cevap vereceğini düşünürken kan ter içinde kaldı. Ve bütün bir gece melekler sordu o kıvrandı, melekler sordu o kaçacak delik aradı…

Melek sorguya devam etti:

“Sen bir daha söyle bakalım. Kazandığının ne kadarını yedin, ne kadarını biriktirdin?”

“Vallahi” dedi hamal: “Umumiyetle hep tasarruf ettim! Zaman oldu yarı yarıya biriktirdim… On aldıysam beş sakladım, beş yedim. İki kazandıysam, birini kenara attım.”

“Olmadı” dedi melek. “Bu iş hiç olmadı! Sen hem kendinin hem de çoluk çocuğunun boğazından kısmışsın! Hem kendi nefsine, hem de onların nefislerine zulmetmişsin! Bu günahtır bilmez misin?”

Hamal ne cevap vereceğini düşünürken kan ter içinde kaldı. Ve bütün bir gece melekler sordu o kıvrandı, melekler sordu o kaçacak delik aradı… Nihayet sabah oldu ve mezarı açıp onu dışarıya çıkardılar.

Hamal baktı, kadı efendi dâhil bütün şehir kabrin başına toplanmış. Hatta merasim için mehter takımı bile hazır bekliyor.

Kadı, kendisini can havliyle mezardan dışarıya atan hamala:

“Aferin hamal efendi! Hiç kimsenin cesaret edemediği bir işi yaptın, sağ-salim çıkmaya da muvaffak oldun. Sıra bizde... Sana bırakılan büyük malı-mülkü vererek vazifemizi yapacağız. Böylece mükâfatını da alıp faydasını göreceksin. Artık zenginsin! Hayırlı olsun, mübarek olsun.”

Bu konuşmanın üzerine etrafı dolduran halk “Yaşasın yeni ağamız! Helal olsun!” tezahüratı yaparak destek verdi, gıpta ettiler.

İnsanların coşkulu hâllerine şaşkın ve boş gözlerle bakınan hamal birden:

“İstemem! İstemem! Vallahi istemem!” diye bağırıp oradan kaçmaya başladı. “Ben, sabaha kadar bir iple bir küfenin hesabını veremedim! Onca servetin hesabını nasıl veririm?!. Kim isterse ona verin! Hesabını da alan versin!” diyerek insanlardan kaçarken ayağı bir çalıya takılıp düştü ve o korkuyla uyandı...

Uzandığı duvar dibinden sırılsıklam kan ter içinde doğrulan hamal; bir “oh!” çekerek alnına biriken terleri silip derin bir nefes aldı. Duvar dibinde, yana devrik duran küfesine ve bir ucu yola kadar uzanan ipine baktı, baktı…

Kızgın ateş topu güneş hâlâ tepedeydi. Başını gökyüzüne doğru uzatıp gözlerini kıstı. İçten ve aşkla “Bismillah” çekti, küfesini yeniden sırtladı. “Elhamdülillah! Allahım her şeyin hayırlısını ver” diyerek işine yürüdü...

Gelmişiz dünyaya, elde olmadan,

Elde olmadan da, gideriz bir gün.

Kimi elli, kimi otuz dolmadan,

Ecel gelir gelmez, ölürüz bir gün.

Dünya bir tarladır, eken biçecek,

Herkes bu diyardan, bir gün göçecek,

Ecel şerbetini, er geç içecek,

Ne ekmişsek onu biçeriz bir gün.

Boşa gün geçirme, nerede deden?

Hakikati öğren, henüz ölmeden!

Elbet inkâr eden, ağlar gülmeden,

Haramı helâli biliriz bir gün.

Hesabı sorarlar, günü gelince,

Adım atmış mısın, yerli yerince,

HOCA defterinde inceden ince,

Yazılanları tam, görürsün bir gün.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR