Sanki bozuk plaktı: "Kendine gel Abdullah Osman! Kendine gel!.." deyip duruyordu.
Yeşil yumuşak çimenlerin üzerine oturdu. Gözlerinden birbiri ardı sıra yuvarlanan billur yaşları arasından kırık anahtara baktı... baktı...
Yerdeki çimenlerin sarı yeşil parıltısı gözlerini kamaştırıyordu. Bahçe duvarını saklayan mor leylaklardan etrafa hafif serin bir koku yayılıyordu.
Abdullah Osman'ın aklı başında mıydı?
4 X 4'ü yok diye anasını babasını üzen, kendisi için alınan arabayı tekmeleyerek, anahtarını kıran genç gitmiş, yerine başka biri gelmişti.
"Aklını başına topla Abdullah Osman!" dedi, başka bir şey demedi.
Sanki bozuk plaktı: "Kendine gel Abdullah Osman! Kendine gel!.." deyip duruyordu. Bir mecnun gibiydi...
Dertlerim çok diye, ağlayıp durma!
Ağlatırsa Mevlâ’m yine güldürür.
Nice dertli kondu göçtü buradan,
Ağlatırsa Mevlâ’m yine güldürür.
Hakk’ın cemalini görmeyi dile,
Günlerini geçir Hakk’ın zikriyle,
Darlığa düşsen de, lütfeder yine,
Ağlatırsa Mevlâ’m yine güldürür.
Dertten derde sokma garip başını,
Akıtsa da gözden kanlı yaşını,
Kerimdir düzeltir kulun işini,
Ağlatırsa Mevlâ’m yine güldürür.
Yunus senin gözlerinde çok hâl var,
Geçip gideceğin daha çok yol var.
Haydi, gece gündüz Mevlâ’ya yalvar,
Ağlatırsa Mevlâ’m yine güldürür.
***
HAMAL
Halid Bin Velid hazretlerine; ''Filan kişi senin hakkında çok kötü şeyler söylüyor!'' demişler.
Halid Bin Velid, (radIyallahü anh) mühimsemez bir tavırla "Kendi amel defteridir, istediğini yazar ne karışalım…" demiş!
Yetkin dedik, ham çıktı,
Tok girenler aç çıktı,
Onu adam sanmıştık,
Koynundan bir haç çıktı!
***
Uzun yaz günleri ve öğlen vaktı. Yaprak kıpırdamıyor. Göz kamaştıran Güneş tam tepede…
Nar bir küreden sağanak sağanak dökülen kızgın huzmeler, beton yığını şehrin üzerine üzerine yağıyor…
Her taraf kavruk kavruk kavruluyor âdeta…
Herkes dışarı çıkmaya cesaret edemezken o ekmeğinin peşinde... Hiçbir mâni onu çalışmaktan alıkoyamıyor. Pek kararlı ve bir o kadar da azimle loş ve dar bir sokaktan geçiyor. Yol da, sokak da bitmek nedir bilmiyor; gittikçe de uzuyor sanki. O gidiyor sokak gidiyor... Adımları kısalıyor, yol aksine uzuyor... O cüceleşiyor, kısalıyor, mesafe; inadına uzandıkça uzanıyor. Bazen de sokağın daha daraldığını, kendinin irileştiğini, genişlediğini; yollara sığmayacağını düşünüp kahırlanıyor, nefesi kesiliyor. Her hâliyle yollara, sokaklara fazla geliyor. Her geçtiği yer ona mâni üzerine mâni çıkarıyor; ya daralıyor ya uzuyor…
DEVAMI YARIN

