Tilki, oldum olası kurttan nefret ediyordu. Şimdi de eline düşmüştü. Tilki bu, yine yapacağını yaptı. Kurda bir oyun oynayacağı için çok keyiflendi.
Bunları duyan kurt, hedefine iyice yaklaşmış muzaffer komutan edasıyla yiyeceği köylüye döndü:
- İşte görüyorsun! Ben söylemiyorum içinizden birileri anlatıyor… Kaçamazsın artık! Hakikat ortada!
- Anlaşmıştık! Üçüncüye de soralım, sonra ne icap ediyorsa onu yapalım! Yiyeceksen o zaman ye!
Diyen Köylü de son bir çabayla zaman kazanmaya çalışıyordu. Kritik bir bekleyişteyken üçüncüsü geldi.
Bu sefer karşılarına kızıl parlak tüylü bir tilki çıkmıştı.
Kurt ile köylü, başlarından geçenleri, bu hususta yaptıkları tartışmalarını anlattılar tilkiye. Merakla dinleyen tilki, bıyıklarını sıvazladı, düşünür gibi yaptı. Oldum olası kurttan nefret ediyordu. Şimdi de eline düşmüştü. Tilki bu, yine yapacağını yaptı. Kurda bir oyun oynayacağı için çok keyiflendi.
“Her şeyi anladım da” dedi tilki “Bu küçücük torbaya sen nasıl sığdın kurt?” Kurt, olup bitenleri yeniden tek tek sıralasa da tilki “Görmem lazım…” dedi, inanmamazlık yaptı. Devamında “Kurt kardeş boşuna anlatma! Gözümle görmeden inanmam…” dedi, son noktayı koydu.
Bülbül etmez güle naz,
Gidenler çok, gelen az.
Hoca, mezarlığa bak!
Ağlayan çok gülen az.
İşin sonuna geldiğini düşünen kurt, istemeye istemeye yeniden köylünün torbasına girdi. Bu arada tilki, köylüye işaret ederek torbanın ağzını sıkıca bağlamasını istedi. Torba bağlanınca kendini emniyete alan tilki, köylüye döndü: “Ben yapacağımı yaptım sıra sende. Senin canına kastedene ne edeceksen et!” dedi, bir taşın üzerine çıkarak seyretmeye başladı olup bitenleri...
Köylü, eline kocaman bir taş aldı ve “Beni yemeye kalktın ha nankör mahluk!” diyerek torbanın içindeki kurdun neresine denk gelirse gelsin vurmaya başladı. Zavallı hayvan per perişan oldu. Ne ettiyse de köylünün elinden kurtulamıyordu. Bayıldı kaldı.
İşini bitiren köylü kahraman edasıyla alnına biriken terlerini silerken tilkiye döndü:
- Sana minnettarım! Beni bu zalim kurttan kurtardın!
- Benim için bir zevkti.
Epey şakalaşıp ayrılma vakti geldiğinde o an köylünün gözü, tilkinin parlak kürküne takıldı. Bu kürkü satarsa alacağı parayı düşündü ve tilkinin bir zayıf anında hiç beklemeden elindeki taşı kafasına vurup oracıkta öldürdü.
Sonra da torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürttü: “Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan bir şey yokmuş meğer…”
Köylü, tilkinin parlak derisini yüzüp sattıktan sonra evine döndü. Kapının önündeki akasya ağacının altına sırtüstü uzandı, gökyüzünü seyretmeye başladı. Ayaklarını yukarı kaldırdı bir ileri bir geri salladı. Ağzına aldığı yabani otu çiğniyordu, başından geçenleri düşünürken. Sırtında yırtık bir keten gömlek, bacağında ahır ve ezilmiş yeşil ot kokan bir pantolon vardı. Başını az bir şey evinden yana döndürüp uykulu gözlerle hanımına baktı. Ağzındaki otu kenara çekerek “İNSANOĞLU ÇİĞ SÜT EMMİŞ derlerdi inanmazdım…” dedi, ağzındaki otu dudağının öbür yanına itip gözlerini kapadı...
DEVAMI YARIN

