"Susmakta haklısın! O zaman ben de sana KIZILDERİLİ bir babayla oğlu arasındaki imtihandan bahsedeyim arkadaş!"
- Ne yani dünya medeniyetine karşı mısın? Sonra “bizim medeniyetimiz" dediğin neyimiz var ki? İki çadırda ömür süren dört davarın çobanları...
- O mevzuları karıştırma! Bir de ecdada, üç kıtaya yedi asır medeniyet götürmüş o şanlı ecdada laf tokuşturma! Neyimiz yok ki? Sevgili Peygamberimizin yaşadığı numune hayatları yetmez mi? O eşsiz hayâ, edep, muhabbet timsali mektupları, Eshab-ı kiramın, evliyanın, âlimlerin yazdıkları sayısız şaheserler var. Benimkisi de iş mi yani? Nereden bileceksin ki!
- !!!
- Susmakta haklısın! O zaman ben de sana KIZILDERİLİ bir babayla oğlu arasındaki imtihandan bahsedeyim arkadaş! Benim misalim de Şarktan değil, Garptan yani Batı kaynaklı. Sana, okuyucular da yabancı gelmez!
- Neymiş o?
- Buyur işte…
- Dinliyorum!
Hamaratı işte gör!
Sadakati düşte gör!
Dostların düşman olur,
Bir kerecik düş de gör!
ERKEKLİĞE GEÇİŞ imtihanı,
Cherokee Kızılderilileri; oniki onüç yaşına gelen erkek çocuklarını ERKEKLİĞE GEÇİŞ imtihanına tabi tutarlarmış.
Bir gün bir baba; yaşı gelmiş oğlunu yanına çağırmış. "Evlat, artık erkek olduğunu ispatlama vaktin geldi. Bunun için imtihan edileceksin. Umarım muvaffak olursun!" deyip onu ormanın derinliklerine götürmüş.
Bir ağaç kütüğüne oturtup oğluna:
“Bak evlât; atalarımızdan bize devredilen ananelerimiz var; bunlardan biri de “erkekliğe geçiş” imtihanı… Vaktin geldi, imtihan edileceğin yer de burası. Ben de burada imtihan olmuştum. Babamın bana yaptığı gibi önce gözlerini bağlayacağım. Bu vaziyette güneş doğana kadar hiç kıpırdamadan, bağırıp çağırmadan kütüğün üzerinde tek başına sabahlayacaksın. Güneşin ilk ışıkları göz bağının aralıklarından süzülmeye başlayınca da imtihanını tamamlamış olacaksın. Bu arada yerinden kalkmayacaksın, ağlayıp sızlamayacaksın, hele gözünün bağını çözmeye çalışmayacaksın. Bunlardan birini yaptığında imtihanı kaybetmiş sayılacaksın. Muvaffak olduğunda çocukluktan çıkıp 'erkek' olarak kabul edileceksin... Diğer mühim bir şart da; bu gece burada yaşayacaklarını kimselere anlatmamandır. Bunlar erkekliğin sırrıdır ve kanunlarımızca da yasaktır. Her erkek çocuk böyle bir geceyi tek başına yaşar. Muvaffak olmaya bak, yoksa bir ömür hor ve hakir görülür, aşağılanır, itibar edilmez, itilir, kakılır sürünür gidersin. Sıra sende! Hadi evlat göreyim seni!..”
Baba; bir taraftan nasihatlerini yaparken beri taraftan da oğlunun gözlerini bağlamış, kütük üzerine oturtmuş.
İş sanıldığı kadar da kolay değildi. Henüz bıyıkları terlemiş bir çocuğun vahşi bir ormanda geceyi tek başına geçirmesi olacak şey miydi? Tabii olarak çocuk çok korkmuştu. Vınlayarak esen rüzgârın uğultusu, vahşi hayvanların ulumaları, ince kalın seslerle bağırışmaları dayanılacak gibi değildi. Duydukları korkunç şeylerdi. Sağdan soldan çıkan çatırtılar, çıtırtılar, belli belirsiz hırıltılar, yaklaşan, uzaklaşan ayak sesleri, daha neler neler…
DEVAMI YARIN

